Korkularımız ve sosyal fobi | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Korkularımız ve sosyal fobi

ziruh

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
22 Kas 2007
Mesajlar
5,245
Puanları
113

Korku, insan organizmasının psikolojik ve fiziksel bü­tünlüğünü tehdit eden, içten ve dıştan gelen uyarılara karşı gösterilen doğal bir tepkidir.

İnsanın kişisel bazı istek ve arzulan, toplumsal yargılar ve baskılardan dolayı yerine getirilemez. Bir kısım arzular zaten bi­linç dışıdır; sürekli benliği zorlamaya ve bilinç düzeyine çıkma­ya çalışır. Bu dürtüler, çevresel baskılardan dolayı kişiyi sıkıntı ve korkuya sevk eder. Bazen benliğin savunma mekanizmaları dev­reye girerek, istek ve dürtüleri korkulan bir nesneyle yer değiş­tirir. Böylece "fobi" dediğimiz korkularımız ortaya çıkar...

Bir de çok açık olarak diğer bir insandan, hayvandan veya herhangi bir durumdan gelen tehlike ve saldırı ile karşılaşıla­bilir. Bu durumda kişilerin korku duymaları çok doğaldır, in­san bu pozisyonda ya bu tehlikeden uzaklaşmaya, kaçmaya, ya savaşmaya ya da teslim olmaya meyleder.

Yeni ve yabancı olan her şey insana ürküntü verir. "Dep­rem, sel, fırtına, gök gürültüsü" Olaylar, kazalar da insanları korkutur.

Çocukluk dönemi korkuların daha fazla yaşandığı ve algı­landığı bir kesittir. Küçük çocuklar gerçekle hayali ayırt ede­medikleri ve hep somut düşündüklerinden dolayı çok korkar­lar. Bu yüzden onları torbacıyla, hortlakla, cinle, periyle korkutmamak gerekiyor.

İnsanoğlu içinden ve çevresinden gelen korkularla edip onları yene yene olgunlaşır.

Bedensel ve zihinsel yetenekler arttıkça korkularla baş etme daha kolaylaşır.

Bireyin ebeveynlerinin korku düzeyleri, nelerden korktuk­ları, bireyin kişiliğinde belli oranlarda yer eder. Çevresel şart­lar da çocukları korkak ve ürkek şekillendirebilir.

Korkular, olaylar, durumlar ve objeler, kültürel özelliklere göre de değişir.
Fobisi olan kişide fobi nesnesiyle karşılaşıldığında anksiyete (bunaltı) belirtileri ortaya çıkar. Ki bunlar:

• Göğüste ağrı ve büyük bir sıkıntı.
• Taşikardi (kalbin yerinden fırlayacakmış gibi hızla çalış­ması).
• Titreme ve sarsılma, bazen bayılacakmış gibi olma.
• Nefes darlığı, boğazda düğümlenme, boğulma hissi.
• Baş dönmesi, düşecek veya bayılacak korkusu.
• Terleme.
• Kızarma, ateş basması.
• Bunaltı, karın ağrısı.
• Elinde olmadan bir şeyler yapma korkusu.

Yukarıdaki belirtiler, esasında panik nöbetlerinde ortaya çı­kabilen belirtilerdir. Fakat panik nöbeti (panik bozukluğu has­talığına bağlı olan nöbetler) herhangi bir fobi nesnesi olma­dan ortaya çıkar. Çoğunlukla da bir kalp krizi gibi değerlendi­rip kardiyologlara veya dâhiliyecilere gidilir. Yapılan tahlil­lerde, çekilen kalp elektrolarında, ekokardiyogramlarda hiç anormallik saptanmaz. Çoğu kere bu hastalara "Bir şeyin y°K kafayı takma" denir. Oysa hastanın bir şeyi vardır ve kafası doğal olarak takılmaktadır... Bu bir şey, psikiyatrik bir has­lıktır ve panik nöbetleri iyi bir tedaviyle üç-dört haftada kontrol altına alınabilmektedir. Psikiyatriste ulaşana kadar gereksizonlarca tetkik yapılmakta, bir sürü zaman kaybı olmak ta, korku ve panik daha da artmakta ve zamanla "agorafobi" dediğimiz tablo ortaya çıkmaktadır.

Nedir Agorafobi?
Kaçmanın zor olabileceği (ya da sıkıntı verebileceği) ya da panikatağı olması durumunda yardım sağlanamayabileceği yerlerde/durumlarda bulunmaktan korkma, "agorafobi" ola­rak tanımlanmaktadır. Agorafobi yalnız başına çok az görülür. Daha çok panik bozukluğu hastalığıyla beraberdir. Agorafobi­nin temelinde olası panikatakların rolü vardır. Kişi herhangi bir yerde panik nöbeti geçirme ve oradan çıkamama, tıkanıp kalma, hiçbir seçeneğinin olmaması korkusuyla hareket edi­yor ve hayatında kısıtlılıklar ortaya çıkıyorsa, agorafobi başla­mış demektir.

Bu insanlar trenlere, otobüslere, vapura, uçağa binemez­ler. Bazen büyük sıkıntılarla, anksiyete ile seyahat edebilirler. Agorafobili insanlar kapalı/karanlık/kalabalık mekânlarda da bulunmaktan kaçınabilirler.

Zamanla dört duvar arasına sıkışıp, mesleki ve sosyal ha­yatını kaybeden insanlar olarak karşımıza çıkabilirler. Tabii ki aklı başında olan bu insanlarımız geldikleri bu noktada ciddi depresyon da geliştirebilirler. Çünkü "başına bir şey gelebile­cek" korkusuyla herhangi bir sosyal faaliyette bulunamayıp hayatın içinden âdeta çekilmekte, hayatları sıfır noktasına gelmektedir. Pek tabii ki bütün agorafobiler böyle değildir, fa­kat her zaman bu riski taşırlar.

Fobiler içerisinde en sık görülen agorafobi olmakla beraber, özellikle bizim toplumumuzda "sosyal fobi" de çok yay­gındır. Toplumda herhangi bir ortamda bulunurken, konuşur­ken, bir iş yaparken bu kişilerin yüzü kızarır, elleri titrer terlerler. Sosyal fobisi olan insan sanki kendisini küçük düşü­recek bir şey yapacakmış gibi bir düşünce içerisindedir. Bun dan dolayı da bu kişiler toplum içine girmekten kaçınırlar.Girmek zorunda kaldıklarında ise yukarıda belirttiğimiz belirti­ler ve sıkıntı ortaya çıkar.

Ülkemizde çocuk yetiştirme biçiminde bastırma ve sınırsız taat yöntemi benimsendiğinden, insanlarımız sosyal fobiye çok yatkındır.

Sosyal fobik insanlar tedavi olmadıkları. takdirde, al­kol/uyuşturucu bağımlısı olabilirler. Toplumdan sürekli kaçın­dıkları için sosyal ve mesleki hayatları felç olur. Depresyon ge­çirebilirler, intihar edebilirler...

Sosyal Fobinin Tedavisi
Sosyal fobi, tedavi edilebilen bir bozukluktur. Tedavide analitik, davranışçı ve biyolojik yöntemler söz konusudur. Psikiyatrist benimsediği ekole göre tedaviyi yürütür. Son zaman­larda sosyal fobinin ilaçlarla tedavisinde büyük yol alınmıştır. Bugün için ilacın yanı sıra davranışçı yöntemler bir arada ba­şarıyla uygulanmaktadır. Tedavinin ilerleyen aşamalarında ki­şinin öz güvenini artırıcı uğraşılar/hobiler tedaviyi kalıcı hâle getirmeye yardımcı olur...

Dr.Nihat Kaya
 
Üst