Kissa Dan Hisse

ahlâl_

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
28 Haz 2010
Mesajlar
29
Puanları
3
Hic duydunuz mu Hârût ile Mârût´un hikayesini?
Onlar gökyüzünden Babil´e indirilmi$ Meleklerdi,
öncesinde Insanoglunu Hakka $ikayet etmi$lerdi:

Kötüydü Insanlar, onlar ise iyiydi.

Hikayenin sonunda, mahvolmasin diye ahiretleri,
dünyadaki azabi secmi$lerdi.

Ben söyleyeyim size kissadan hisseyi:

Güvenme, ne kendine ne ameline ey Insan!
Peri$an olurdu halin, rahmetinden mahrum biraksaydi Yaradan.

Sende bir nefis var;
birakmaz yanina kâr
öyle ki, Melekler bile olur günahkar.


Özgül Altuntas
 

ArZu

GülenAy
İhvan Üyesi
Katılım
7 Haz 2006
Mesajlar
30,610
Puanları
0
Web sitesi
www.arzuzum.blogcu.com
Hic duydunuz mu Hârût ile Mârût´un hikayesini?
Onlar gökyüzünden Babil´e indirilmi$ Meleklerdi,
öncesinde Insanoglunu Hakka $ikayet etmi$lerdi:

Kötüydü Insanlar, onlar ise iyiydi.

Hikayenin sonunda, mahvolmasin diye ahiretleri,
dünyadaki azabi secmi$lerdi.

Ben söyleyeyim size kissadan hisseyi:

Güvenme, ne kendine ne ameline ey Insan!
Peri$an olurdu halin, rahmetinden mahrum biraksaydi Yaradan.

Sende bir nefis var;
birakmaz yanina kâr
öyle ki, Melekler bile olur günahkar.


Özgül Altuntas
teşekkürler güzel paylaşımın için :gul...
 

ArZu

GülenAy
İhvan Üyesi
Katılım
7 Haz 2006
Mesajlar
30,610
Puanları
0
Web sitesi
www.arzuzum.blogcu.com
Bir Gelincik Hikayesi



Günün birinde uzaklarda bir köyde çocuğu doğmadan kocası ölmüş ve tek başına yaşayan hamile bir kadın kendisine arkadaş olması için dağda yaralı olarak bulduğu bir gelinciği evinde beslemeye başlar.Gelincik vefalıdır. Kadının yanından bir an bile ayrılmaz. Her ne kadar evcil bir hayvan olmasa da zamanla oldukça uysallaşır. Birkaç ay sonra kadının çocuğu doğar. Tek başına tüm zorluklara göğüs görmek ve yavrusuna bakmak zorundadır.

Günler geçer ve kadın bir gün birkaç dakikalığına da olsa evden ayrılmak zorunda kalır. Gelincikle bebek evde yalnız kalmışlardır. Aradan biraz zaman geçer ve anne eve gelir. Gelinciği ve kanlı ağzını görür.

Anne çıldırmışçasına gelinciğe saldırır ve oracıkta hayvanı öldürür. Tam o sırada içerideki odadan bir bebek sesi duyulur. Anne odaya yönelir. Ve odada beşiği, beşiğin içindeki bebeği ve bebeğin yanında duran parçalanmış bir yılanı görür.

 

ArZu

GülenAy
İhvan Üyesi
Katılım
7 Haz 2006
Mesajlar
30,610
Puanları
0
Web sitesi
www.arzuzum.blogcu.com
Güven



Zamanın birinde yaşlı bir adam ve dünyada tek sahip olduğu varlık olan, çok ama çok güzel bir atı varmış. Adam bir gün atıyla beraber bir yolculuğa çıkmış, yolculuk sırasında bir yerde dinlenirken yanına bir adam gelmiş ve ondan biraz ekmek ve su istemiş. Adam da bohçasında ne var ne yoksa beraber yiyebileceklelerini söylemiş. Oturmuşlar beraberce yemeklerini yemişler aynı kaptan su içmişler ve aralarında güzel bir muhabbet etmişler. Yemek ve muhabbetten sonra dinlenmek için biraz uzanmışlar. Aradan zaman geçmiş, atın sahibi olan adam uyanmış bir de ne görsün, ne yemeği kalmış, ne suyu, ne de o çok sevdiği dünyalar güzeli atı var, hepsini almış gitmiş o çok güvendiği adam.
Yaşlı adam hiçbir şey söylemeden biraz bakmış boşluğa ve şöyle demiş:
-Ne ekmeğimi böldüğüme yanarım,
Ne suyumu böldüğüme,
Ne o çok sevdiğim atımı götürdüğüne,
Hani o içimdekini götürdün ya…
.


Mehmed Beşir Parlakoğlu
 

Büşra

'ana hura!!
İhvan Üyesi
Katılım
18 Ağu 2007
Mesajlar
22,521
Puanları
113
İlk zamanlarda lanetlik şeytan insanlar arasında öz çehresiyle serbestçe dolaşabiliyordu.

Bir gün gerçek mü'minlerden biri yanına yaklaşarak şeytanı denemek istedi. Mü'min, "Ey Şeytan, ben seni çok seviyorum. Aynı senin gibi olmak için ne yapmak gerek? Bana söyler misin?" diye söze girişti. Lanetlik şeytan bir av yakaladığından emin söze başladı. Önce, "Hayret!" dedi. "Bugüne kadar benim gibi olmak isteyen bir kişiyle karşılaşmamıştım. Sen nasıl istiyorsun bunu? Ne mutlu sana! Seni candan tebrik ederim."

Sonra da kendisi gibi olabilmenin yolunu şöyle gösterdi:

"İlk işin namazı terk etmek olacak. Sonra da eğriye, doğruya boyuna yemin edeceksin."

Bütün bunları can kulağıyla dinlemiş görünen mü'min ortaya atılarak, "Ey Şeytan!" dedi. "Ben Allah'a namazımı terk etmeyeceğim, asla dilimi yemine alıştırmayacağım diye erkek sözü verdim. Sözümden beni kimse caydıramaz."

Birden oltaya düşürülerek kandırma ve avlama usulleri meydana çıkarılmak istendiğini anlayan Şeytan başına kaynamış su dökülmüş gibi şaşırıp kaldı. Bunun üzerine lanetlik şeytan:

"Şimdiye kadar senden başka kimse beni tuzağa düşürüp de insanları nasıl kandırıp avladığımın usullerini öğrenememiştir. Fakat bundan böyle öz çehremle insanlar arasında dolaşmıyacağım ve hiç kimseye de kandırma metodlarını (usulllerini) açık etmeyeceğim." diye and içti.

alıntı
 

Büşra

'ana hura!!
İhvan Üyesi
Katılım
18 Ağu 2007
Mesajlar
22,521
Puanları
113
Bir Baba, Birgün oğluna ''Her Kırdığın İnsan İçin Şu Tahtaya Çivi Çak ''Demiş''....!
Oğlu, Babasının Dediğini Yapmış..Sonra Bakmiş Ki Tahta çivilerle dolmuş Taşmış...
Sonra Babası ''Şimdi Kırdığın insanların gönlünü al, Her aldığın gönül İçin Bir Çiviyi Sök'' Demiş...
Çocuk Babasının Yanında Çivileri Söküp Geri gelmiş Ama Tahta delik Deşikmiş..
Ve Baba evladina şöyle Demiş.!
''İnsan kalbi Bu Tahta Gibidir oğlum, Kırdığın kalbi düzeltirsin Fakat İzi kalır''.
 

ArZu

GülenAy
İhvan Üyesi
Katılım
7 Haz 2006
Mesajlar
30,610
Puanları
0
Web sitesi
www.arzuzum.blogcu.com
Mutluluk Size Çok Yakın



Mevlânâ Hazretleri’nin oğlu Sultan Bahâeddin Veled, şu hâtırasını nakleder:
“Birgün bana büyük bir ruh bezginliği ve iç sıkıntısı gelmişti. Beni bezgin ve sıkıntılı gören babam:
“–Birinden mi incindin de böyle sıkıldın?” dedi. Ben de:
“–Bilmiyorum ki bu ne hâldir?” dedim. Babam kalkıp eve gitti, bir müddet sonra baktım ki kurt postunu çevirip başına geçirmiş, çocukları korkuttukları gibi “Bu! Bu! Bu!” diyerek yanıma geliyor. Babamın bu hoş hareketi sebebiyle beni bir gülme tuttu ki anlatamam. Hemen yere kapanarak ayaklarını öptüm. Babam:
“–Bahaddin! Eğer bir güzel ve latif sevgili sana sıkı sıkıya bağlansa, dâima seninle şaka, şenlik etse ve birdenbire yüzünün şeklini değiştirip gelse ve sana “Bu! Bu! Bu!” dese ondan hiç korkar mısın?” buyurdu. Ben de:
”–Hayır, korkmam” dedim. Bunun üzerine babam:
“–Seni sevindiren, seni sevinç ve neşe içinde tutan sevgili, seni üzen ve kendisinden sıkıntı duyduğun aynı sevgilidir. Hep O’dur, hep O’ndandır ve hep O’ndan feyizlenirsin. O hâlde niçin boş yere üzgün duruyor, sıkıntının elinde âciz kalıyorsun?” buyurdu.
Babamın bu hareketi ve sözleri üzerine derhal hâlim değişti, taze gül gibi açılıp ferahladım. Ömrüm boyunca da başka gam yüzü görmedim ve üzülmedim, dünyanın gamı kederi yanıma yaklaşmadı.”


(Ahmed Eflâkî, Ariflerin Menkıbeleri)
 

türkü

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
18 Tem 2007
Mesajlar
4,961
Puanları
113
böyle bir baban olsun, sonra şems-i tebrizi'ye alakası ve vaktinin çogunu onunla geçiriyor diye kıskandı, o yüzden, ortalıktan kayboldugu kimbilir öldürüldügü bile söylendigi zaman seni suçlasınlar..söylenenleri haklı çıkarsan bile anlaşılamamış ol felan..hani meyve dibine düşer? mevlana derenin dibindeymiş belli ki su gelip/alıp götürmüş..onunda kusuru yokmuş bu işte :p
 

Yüzde bir

Doçent
İhvan Üyesi
Katılım
18 Haz 2011
Mesajlar
663
Puanları
63


HIZIR VE ÇOBAN

Çobanın biri ömrü boyunca dilinde O nun adı hep Hızır'ı ararmış.
Birgün oturduğu ağacın dibinde sopasıyla toprağı karıştırır halde iken Hızır çobana rastlamış, selam vermiş ve hasbihale başlamış.
Çoban karşısındakinin Hızır olduğunu bilmeden derdini anlatmaya başlamış.
Hızır çobanın elinden sopasını alıp;
"Şimdi Hızır olsaydı bu sopayı böyle uzatırdı"
demiş ve sopa uzamaya başlamış,
"Şimdi Hızır olsaydı bu sopayı böyle kısaltırdı"
demiş ve sopa küçülmeye başlamış,
Çoban can havliyle davranıp sopayı elinden aldığı gibi söylenerek, hızla Hızır'ın kafasına indirmiş.
"Oynama sopamı kıracaksın"
 

Büşra

'ana hura!!
İhvan Üyesi
Katılım
18 Ağu 2007
Mesajlar
22,521
Puanları
113
Allah Korkusu

Uçurumda yürürken aşağı bakılmaya korkulur. Sebebi açıktır. Herkes bunu kendisine göre yorumlayabilir. Birisi ölmekten korktuğu için, birisi korkunç olduğu için, birisi yüksek olduğu için, birisi, birisinin olduğunu bildiği için, kimisi de ölüme hazır olmadığını düşündüğü için korkar. Lakin kendisini ölüme hazırlamak için hiçbir gayret sarf etmez. Bununla sadece kendisini kandırır. Kim bile bilir ki bunu. Belki bu yazıyı yazarken ya da okurken hayatı son bulur. Ama bunu düşünüp de kendisini hazırlayabiliyorsa ölüme, bile bile yürür uçurumun kenarından. Ama bu bilinsin ki oda korkuyor. İzlendiğini bildiği ve bu canın ona emanet verildiğini bildiği için. Çünkü o bilir ki bu can onun değil. Bunları ona veren birisi var. İşte o her şeye kadir olan, her şeye gücü yeten, bütün yaratılmışın sahibidir. O Allah’tır.



Emrah Savaş / Kahta - Yaş: 17
 

cemaliii

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
24 Ağu 2009
Mesajlar
4,393
Puanları
113
Haccacı Zalim; Hasan Basri Hz. lerini korkutmak için bütün maiyetiyle vaaza gelmişler, mübarek hiç futur etmeyerek derse devam edince Haccac demiş ki:"dünyada er isterseniz Hasan'ı görün".
 

cemaliii

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
24 Ağu 2009
Mesajlar
4,393
Puanları
113
Şeyh Mansur bin Ammar Kaddesallahuül aziz meşayihin hukemasından ve bu taifenin Sadat ve ulemasından idi. Horasan ve Irak'ta meşhur idi. Tevbesinin sebebi:Birgün yolda giderken bir pare kağıt üzerinde Besmele-i şerifi yazılı gördü. Dört yana bakıp bir yere koyamadı. O Allah adını yuttu. O gece düşünde gördü ki Cenab-ı Hak :"Sen bizim adımıza hürmet eyleyip aziz tuttun. Biz de seni dünya ve ahrette aziz tutar ve ilim ve hikmet kapılarını açarız." Buyurdu.
 

Büşra

'ana hura!!
İhvan Üyesi
Katılım
18 Ağu 2007
Mesajlar
22,521
Puanları
113
Dedikodu

Bir kadın komşusu hakkında dedikodu yapıp duruyordu.

Birkaç gün içinde bütün köy dedikoduyu duydu.

Dedikodunun kurbanı derinden yaralandı ve incindi.

Dedikoducu kadın daha sonra yaptığından pişman oldu ve çok üzüldü.

Hatasını nasıl tamir edeceğini sormak için bilgeye gitti.

"Pazara git" dedi bilge."bir tavuk al ve onu kestir.Eve dönerken tüylerini yol ve yol boyunca yere at."

Nasihatin garipliğine şaşırsada denileni yaptı kadın.

Ertesi gün bilge bu defa şu tavsiyede bulundu;

"şimdi git ve tüm attığın bütün tüyleri topla ve bana getir"

Kadın aynı yolu izledi ama umutsuzluk içinde gördüki,rüzgar bütün tüyleri uçurup götürmüş.
Saatler süren arayışın sonunda elinde sadece bir kaç tüyle dönebildi.

"Görüyorsun"dedi yaşlı bilge "Onları yere atmak mümkün ama geri toplamak imkansız.Dedikodu da öyle.
Dedikodu yapmak ne kadar kolaysa,dedikoduyla işlediğin hatayı telafi etmen o kadar zordur."


alıntı
 

Kaptan

Mecra Yazarı
Yazar
Katılım
9 Ocak 2012
Mesajlar
14,761
Puanları
113
MİLLETÇE KÖTÜMSER MİYİZ? (Gerçek Hikaye)

Büyük gazetelerimizin birinde yönetici semineri veren uzman Türklerin dünyada en kötümser milletlerden biri olduğunu iddia etmiş. Peşinden küçük bir test yapmış. Bitişik sözcüklerden oluşan aşağıdaki cümleyi birkaç saniyeliğine gösterip yöneticilerden okumalarını istemiş:

"THEGODISNOWHERE"

Katılımcıların hepsi bu cümleyi: "THE GOD IS NO WHERE" diye okumuş. Yani "Tanrı hiçbir yerde değildir" seklinde. Uzman acı aci gülümsemis... "Tam bekledigim gibi" diye mirildanmis. Bati ülkelerindeki seminerlerde katılımcılar bu cümleyi söyle okurlarmış: "THE GOD IS NOW HERE" Yani: "Tanrı şimdi burada"...

i9703 cihazımdan Tapatalk kullanılarak gönderildi
 

Kaptan

Mecra Yazarı
Yazar
Katılım
9 Ocak 2012
Mesajlar
14,761
Puanları
113
TEMEL TAMİRATTA

Amerika'ya göçen Temel, birikimleri ile bir otomobil tamirhanesi açmıştı. Birgün kaputu açmış, motorun silindir başlıklarını sökerken, dünyaca ünlü kalp cerrahi Dr. De Bakey'nin içeri girdiğini gördü. Doktor mercedesine bir göz atmasını istiyordu. Temel : "Siz ünlü doktor De Bakey'siniz değil mi" diye sordu.. "Evet" dedi, doktor. Temel simsiyah ellerini bir beze sildi ve hafif bir tebessümle sordu : "Sayın ünlü doktor, burada ne yaptığıma dikkatle bakın, lütfen.. Ben de kalpleri açıyorum. Kapakçıkları dışarı çıkarıyorum, temizliyor, düzeltiyorum, bozulanların yerine yenilerini takıyorum. İşimi bitirdiğimde, bu bebek bir tazı gibi koşmaya başlıyor.. İkimiz de temelde ayni işi yaptığımız halde, siz nasıl olup milyarlar kazanıyorsunuz da, ben meteliğe kurşun atıyorum?.." De Bakey iyice yanına geldi Temel'in.. Eğildi ve kulağına fısıldadı : "Simdi bu anlattıklarını motor çalışırken yap bakalım!.."

i9703 cihazımdan Tapatalk kullanılarak gönderildi
 

alitufan2003

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
27 Ağu 2013
Mesajlar
1,370
Puanları
0
Tarla Kıssası:
Davut Aleyhisselâm’ın zaman-ı saâdetlerinde şöyle bir hadise cereyan etmişti.
Bir koyun sürüsü geceleyin bir tarlaya girdi. Başlarında çoban olmadığı için, tarlada ekin namına hiçbir şey bırakmadılar. Sabah olunca tarla sahibi ile koyun sahibi arasında anlaşmazlık çıktı ve mahkeme olmak üzere Davut Aleyhisselâm’a geldiler.

Tarla sahibi ‘Ey Allah’ın peygamberi! Bunun sürüsü geceleyin benim tarlama girip yayılmışlar, hiçbir şey bırakmamacasına yiyip bitirmişler. Bu husustaki hükmünü bize bildir!” dedi.
Davut Aleyhisselâm herkesin gözü önünde olan bu hadise hakkında hükmünü verdi. Tahrip edilen ekinlerin kıymetinin koyunların kıymetine denk olduğunu göz önüne alarak, koyunların tarla sahibine tazminat olarak verilmesini söyledi. O anda orada hazır bulunan küçük yaşlardaki oğlu Süleyman Aleyhisselâm söze karıştı. “Ben hükme memur olsaydım, her iki taraf hakkında daha menfaatli şeyle hükmederdim.” dedi ve kendi görüşünü beyan etti. “Ekin tarlası koyun sahibine verilmeli. Onlar ziyandan önceki haline gelinceye kadar tarlanın bakımını üzerlerine almalıdırlar. Koyunlar da tarla sahibine verilmeli. Tarlası eski bakımlı hale gelinceye kadar bu koyunların yünlerinden, sütlerinden ve yavrularından istifade ettirilmelidir. Sonra her ikisi, sahibi bulunduğu şeyleri eski sahiplerine iade ederler.” buyurdu.

Bu hususla ilgili olarak Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde şöyle buyurur:
“Davut ve Süleyman’ı da an!
Bir zaman kavmin koyunlarının yayıldığı bir ekin tarlası hakkında hüküm veriyorlardı. Biz onların hükmünü görüp bilmekte idik.”
(Enbiyâ: 78)

Bu meselede Davut Aleyhisselâm bir çözüm yolu bulmuş, fakat oğlunun içtihadı daha makul olduğu için onu beğenmiş ve kendi görüşünden vazgeçmişti. Her iki taraf da bu hükme râzı oldular.
İşte bu hükmü Süleyman Aleyhisselâm’a ilham eden Allah-u Teâlâ idi.
Âyet-i kerime’sinde şöyle buyurur:
“Biz Süleyman’a bu meselenin hükmünü belletmiştik.
Biz onların her birine hüküm ve ilim verdik.”
(Enbiyâ: 79)




BU KISSA'DAN BİZE DÜŞEN HİSSE:
Verilen bir hükmün isabetsiz olduğu anlaşıldığı takdirde ondan vazgeçip, doğru olanı hükmetmenin lüzumu belirtilmiş...



 

lafons7275

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
19 Şub 2013
Mesajlar
21,533
Puanları
83
Tarla Kıssası:

,




BU KISSA'DAN BİZE DÜŞEN HİSSE:
Verilen bir hükmün isabetsiz olduğu anlaşıldığı takdirde ondan vazgeçip, doğru olanı hükmetmenin lüzumu belirtilmiş...



Bu kıssadan asıl alınması gereken hisse, peygamberleri sadece postacı gören @çelebiler ve @Havas gibilerin büyük yanlışta olduğudur. Çünkü bu kıssada Peygamberlerin, Allah namına vahiy beklemeden hüküm verdiklerini ve bu hükme ümmetlerinin itiraz etmeden uyduklarını görmekteyiz.

ha biz görüyoruz da körler nasıl görecek o da ayrı mesele...
 

çelebiler

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
4 Ocak 2013
Mesajlar
7,255
Puanları
63
Bu kıssadan asıl alınması gereken hisse, peygamberleri sadece postacı gören @çelebiler ve @Havas gibilerin büyük yanlışta olduğudur. Çünkü bu kıssada Peygamberlerin, Allah namına vahiy beklemeden hüküm verdiklerini ve bu hükme ümmetlerinin itiraz etmeden uyduklarını görmekteyiz.

ha biz görüyoruz da körler nasıl görecek o da ayrı mesele...
Gecenin neşe kaynağı oldun yine harcama bu yeteneği buralarda...
 
Üst