Kissa Dan Hisse

Ebu Computer

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
11 Haz 2013
Mesajlar
22,190
Puanları
83
Nesi meşhur...

Kömbe içli köfte ve mumbar dolması...

Başka ne var...





 

Büşra

'ana hura!!
İhvan Üyesi
Katılım
18 Ağu 2007
Mesajlar
22,521
Puanları
113
Kayısı ...
Orada ki kayısının yeşili bile çok tatlıdır ..

off olsa da yesek
 

Ebu Computer

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
11 Haz 2013
Mesajlar
22,190
Puanları
83
Vaktin birinde deliler otobüs ile nakil edilirken Malatya'da mola vermişler.

Otobüsün şoförü nasıl olduysa kapıyı açık bırakınca 45-50 tane deli anında Malatya'ya dağılıvermiş.

Şoförü almış bir telaş, sonra utana sıkıla doktora delilerin kaçtığını anlatmış. Doktor:

- Otobüsün direksiyonunu sök Malatya sokaklarında düt düt diye gez deliler arkana takılır toplanır... demiş.

Şoför doktorun dediğini yapıp elinde direksiyon Malatya sokaklarında gezmeye başlamış.

Bir deli iki deli derken yavaş yavaş deliler peşine takılmaya başlamış.

Otobüsün yanına geldiğinde doktor sormuş:

- Durum nasıl toparlayabildin mi delileri. Otobüs şoförü cevap vermiş:

- 45 deli kaybetmiştik 345 deli topladım...

Buda böyle bir kıssadan hisse...

 

Büşra

'ana hura!!
İhvan Üyesi
Katılım
18 Ağu 2007
Mesajlar
22,521
Puanları
113
Akıllı olup dünyanın kahrını çekmektense deli olurum dünya benim kahrımı çeksin ...
 

Ebu Computer

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
11 Haz 2013
Mesajlar
22,190
Puanları
83
Sultan Alparslan 27 bin askeriyle Bizans topraklarında ilerlerken, keşfe gönderdiği askerlerden biri huzuruna gelip telaşla:


- 300 bin kişilik düşman ordusu bize doğru yaklaşıyor, der.


Alparslan hiç önemsemeyerek şöyle der:


- Bizde onlara yaklaşıyoruz...
 

Ebu Computer

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
11 Haz 2013
Mesajlar
22,190
Puanları
83
Bir profesör konferans vermek için bir şehre gitmiş. Belirlenen saatte salona girmiş fakat ne görsün? Salonda yalnızca bir kişi oturmakta... Profesör bir an gururuna yediremeyip gitmeye yeltemiş... Ancak bunun kendisini dinlemeye gelen kişiye saygısızlık olacağını düşünüp vazgeçmiş. Gidip kürsüdeki yerini almış fakat önce bir sorayım diye düşünmüş; "Acaba bu kişi tek başına beni dinlemek ister mi?".

Profesör adama sormuş:

- Beyefendi gördüğünüz gibi salon boş. Ama siz bana ve fikirlerime değer verip buraya kadar zahmet etmişsiniz. Siz anlatmamı isterseniz ben konferansı yalnızca sizin için de sunarım. Ne dersiniz?


Adam cevap vermiş:


- Vallahi efendim ben anlamam! Ben seyisim. Ahıra bir at gelse de yem veririm, yüz at gelse de yem veririm!


Profesör mesajı almış. Hatta biraz da aşka gelip kürsüye çıkmış. Anlattıkça anlatmış... Anlattıkça anlatmış... Normalde iki saatlik konuşma hazırlamışken bu hızla üç saat anlatmış... Dört saat anlatmış... Beş saat anlatmış... Nihayetinde konuşmasını bitirip adama sormuş:


- Beyefendi nasıl buldunuz konuşmamı? Beğendiniz mi?


Adam cevap vermiş:


- Vallahi efendim ben anlamam! Ben seyisim. Ahıra bir at gelse de yem veririm, yüz at gelse de yem veririm! Ancak... Ahıra bir at gelirse diğer doksandokuz atın yemini de o ata vermem!...
 

PUTKIRAN

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
21 Eki 2009
Mesajlar
3,228
Puanları
63
Hz.Hamza :
Sayıları bizden fazla ama yinede adil bir savaş olacak biz onları görüyoruz onlar bizi.Gözümün gördüğü hiç bir şeyden korkmam..




 

Ebu Computer

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
11 Haz 2013
Mesajlar
22,190
Puanları
83
Zürafanın dünyaya gelmesi zorlu bir iştir.Yavru zürafa annesinin rahminden yaklaşık 3 metrelik bir yükseklikten aşağı düşer ve bu düşüş genellikle sırt üstü olur.Yeni doğmuş zürafa,birkaç saniye içinde yüzüstü dönerek ayaklarını vücudunun altına alır.

Dünyaya ilk defa işte bu şekilde dururken bakar,sonra da doğum sıvısının son kalıntılarını yüzünden ve kulaklarından silkeler.

Şimdi,annesinden alacağı sert ama bir o kadar da şefkatli hayat dersine hazırdır artık! Anne zürafa bebeğinin üzerine eğilir.

Bir dakika kadar bekler ve sonra ilk bakışta çok mantıksız görünen bir şey yapar:Bebeğini ön ayaklarıyla tekmelercesine dürterek onu ayağa kalkmaya zorlar. Yavru zürafa ayağa kalkmadığı takdirde bu zorlu süreç defalarca tekrarlanır. Ayakta durma mücadelesi çok önemlidir.

Yavru zürafanın yorgunluğu arttıkça anne onu tekrar tekrar tekmeleyerek çabalaması için uyarır.

Nihayet,yavru zürafa titrek bacaklarının üzerinde ilk defa ayakta durmayı başarır. Daha sonra anne zürafa başka ilginç bir şey yapar:

Onu yeniden tekmeleyerek yere düşürür.

Niye mi dersiniz?Ona nasıl ayağa kalktığını hatırlatmak için! Vahşi hayatta bebek zürafalar için en güvenli yer annelerinin yanı ve sürüleridir;dolayısıyla,sürüden ayrılmamaları için,mümkün olan en kısa sürede ayağa kalkmaları gerekir.

Aslanlar,sırtlanlar,leoparlar ve vahşi av köpekleri genç zürafaları büyük bir keyifle takip ederler ve eğer anne zürafa yavrusuna nasıl ayakta kalacağını öğretmezse,yavru zürafaları bu yırtıcı hayvanlara yem olması işten değildir. Bu,biraz sert ama anne şefkatiyle dolu bir hayat dersi.

Peki,biz insanlara bakan yönü nedir diye sorarsanız, “insanların hayatlarında hep peşinden koşacakları ve onları ayakta tutacak bir gayeleri ve düşleri vardır."

Elbette ki,insanların gayesine ulaşması kolay olmaz,bazen sert engellerle karşılaşır.

Ama görünüşte sert ve çetin gibi görünen bu şartların altında, aslında insanı kuvvetlendiren ince bir şefkat vardır.

Sonuç olarak ;Düşmeyen yok ki, önemli olan kalkmayı ve devâm etmeyi bilmek.
 

Büşra

'ana hura!!
İhvan Üyesi
Katılım
18 Ağu 2007
Mesajlar
22,521
Puanları
113
Rivayet o dur ki ,ormanlar kralı aslan bir gün çok aç bir şekilde ormanda dolaşır..
Bir zaman yürüdükten sonra karşısına üç öküz çıkar ..
Aslan kendi kendine düşünür...Ben bu üçüyle baş edemem ...
Derken ikisiyle arkadaş olur ve tek kalan öküzü yiyerek karnını doyurur...
Bir süre sonra karnı yine acıkır ...Öküzlerden birinin yardımıyla diğer öküzü de yer ..
Tek öküzle hayata devam ederken bir gün aslan dönüp der ki
-Gel bakalım birlikte yanyana yürüdüğün arkadaşlarını sattın bir gün beni de satarsın ..
ve afiyetle karnını doyurur ....


hisse : menfaat gün gelir kişinin hayatına mal olur ...
 
Üst