• Reklamsız versiyon için ÜYE OL

Kimsesizler Mezarlığı

gulibikcin

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
30 Mar 2011
Mesajlar
973
Beğeniler
92
Puanları
0
#1
Kimsesizler MezarlığıOysa ne güzel başlamıştı bu hikaye... Münih'e tahta bavulla geldiğinde yıl 1961, kendisi de 21 yaşında bir delikanlıydı... Kabı kabına sığmayan, cevval bir gençti22 Mayıs 2013 Çarşamba 14:48Zor nefes alıyordu... Her tarafı kasılmış vaziyette yatağında iki büklüm yatmaya çalışyordu... Konuşmaya dahi mecali yoktu... Odasında tek başına ölümü mü bekliyordu ne? Gerçi hayattan umudunu keseli yıllar olmuştu... Artık hiçbir şeyden lezzet almıyor, bu 'Kimsesizler Yurdunda' günlerin geçmesini bekliyordu.Oysa ne güzel başlamıştı bu hikaye... Münih'e tahta bavulla geldiğinde yıl 1961, kendisi de 21 yaşında bir delikanlıydı... Kabı kabına sığmayan, cevval bir gençti... Çok çalıştı... Hatta ek işlere bile gitti... Türkiye'den kendi memleketinden güzel bir kızla evlendi... 3 çocuğu olmuştu... Çok mutluydu... Çocuklarını ve eşini Almanya'ya aldırmıştı...Yıllar akıp geçti... Oğlanlar büyüdü ve evlendiler... Fakat bu mutluluk pek de fazla uzun sürmedi. İlk olarak eşini bir hastalık dolayısıyla kaybetmişti... Çok sarstı onu bu ölüm... Neredeyse hayata küsmüştü... Oğulları bu durumu pek anlamak istemedi... Hele gelinleri, kendisine düşman gibiydi...Evde istenmiyordu sanki... Sankisi de ne... Ama yine de dişini sıkmak zorundaydı... Neticede kaldığı evin sahibi öz oğluydu... Ama bir gün aldığı haberle adeta ölmüş, yerin dibine girmişti adeta... Gelini soğuk bir sesle ona, artık bu saatten sonra kendisinin istenmediğini, ona yaşlı ve kimsesizler yurdunda yer ayırtıldığını ve orada yaşaması gerektiğini söyledi...Müthiş sarsılmıştı. Bir kaç yıl önce geçirdiği kalp krizinden dolayı zaten zor nefes alıyordu... Yarı felçliydi... Yine de pek belli etmemeye çalışmıştı üzüntüsünü... Çaresiz bir şekilde çıkmış ve kimsesizler yurdunun yolunu tutmuştu... On yıldan beri oradaydı...Artık yaşı 80'e gelmiş, tuvaletini dahi yardımsız yapamıyordu... On yıldan beri kendi oğulları dahil, kimsecikler ziyarete gelmemişti... Kendisini çok yalnız hissediyordu... Bazen ağlamak istiyordu doya doya... Ama onu da beceremiyordu... Gözleri hep kapıdaydı... Bayramda olur ya, yolunu şaşıran bir Türk gelirde, bir iki sohbet ederdi diye... Türkçe konuşmayı da çok özlemişti...Gözlerini hafifçe açtı... Daldığı rüyadan geri gelmişti... Sancıları vardı... Sesi mi kısılmıştı ne... Bir şeyler söylemek istemiş ama laflar bir türlü istenilen kıvamda çıkmamıştı ağzından... Bir an irkildi... Ölüyor muydu ne? Gerçi ölmek onun için çok da önemli bir mevzu değildi ama, burada yalnız bir şekilde ölmek çok ağırına gidiyordu...Kapının açıldığını hissseti sanki... Hayır olamaz... Bu gördüğü doğru olamazdı... Kapıda bir Papaz elinde İncil ile yanına yaklaşıyordu... Herhalde son yolculuğunda kendisine eşlik edecekti...Son bir güçle doğrulmak istedi... 'Ben Müslümanım, benim son anlarımda bana lütfen Hoca yollayın' demek istiyor lakin bir türlü dile getiremiyordu... Lanet olsundu böyle kadere...Papaz kendi dinince okumaya başlamıştı... 'İm Namen des Vaters und des Sohnes und des Heiligen Geistes...' Gerçi önemli değildi... Dua her dinde duaydı... Ama onu üzen, kendi dininden birisinin yanında olmamasıydı... Türkçeyi duymayalı yıllar olmuştu... Ya dini telkinler... Of Allahım Of...Allah'ın huzuruna böyle varmak istemiyordu... Zorluklarla başını kaldırdı... Ağlıyor muydu ne? İki damla yaş yanaklarına doğru süzüldü... Son bir hamleyle dilini oynattı... 'Eşhedü enla ilahe illallah... Gerisini getirememiş başı yatağa düşmüştü... Bir hayat da böyle noktalanmıştı... Bir damla gözyaşı ile birlikte... Son bir cümleyi getirmek istiyordu... Ama olmadı... Aldılar cansız bedenini, Kimsesizler Mezarlığına' gömülmek üzere..O esnada Münih'te bilmem kaç dernek, kaç camii, önemli işler peşindeydi... Kimi Balo, kimi plaket, kimi de 5 yıldızlı otelde yapacağı şölenle ile ilgili son hazırlıkları yapıyordu... Önemli panellerde önemli adamlar (!) konuşma yapacak ve vatan kurtaracaktık... Kimsesizler yurdunda kalan bilmem kaç yaşlının esamesi mi okunurdu artık... Yaşlılar yurdunda kalan o kadar çok birinci kuşaktan insan var ki... Ama tabii onlara bayramda da olsa bir ziyaret etmek o kadar fiyakalı değil galiba... Çünkü onlar 5 yıldızlı otellerde yatmıyor, Ziyaretlerde havalı nutuklar atılmıyor, Gazeteciler boy boy resimler çekmiyordu...Yüzleri sararmış, dudakları çatlamış bir halde, kapıya saatlerce bakan bu insanların, ahı sizleri tutar mı bilmem... Ama ben bu satırları gözyaşlarıma hakim olamayarak yazıyorum... Yaşlılarına sahip çıkmayan bir topluluğun ferdi olmak istemiyorum açıkçası... Utanıyorum...Onların yeri mi? Kimsesizler mezarlığı ne güne duruyor... Kimsesizler olarak geldiler, kimsesizler olarak yaşadılar... Kimsesizler olarak gömüldüler... Nereye mi?Kimsesizler Mezarlığına...Yuh olsun bize... Yuh..
 

fas

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
31 Ağu 2009
Mesajlar
2,581
Beğeniler
321
Puanları
0
#2
Kimsesizler MezarlığıOysa ne güzel başlamıştı bu hikaye... Münih'e tahta bavulla geldiğinde yıl 1961, kendisi de 21 yaşında bir delikanlıydı... Kabı kabına sığmayan, cevval bir gençti22 Mayıs 2013 Çarşamba 14:48Zor nefes alıyordu... Her tarafı kasılmış vaziyette yatağında iki büklüm yatmaya çalışyordu... Konuşmaya dahi mecali yoktu... Odasında tek başına ölümü mü bekliyordu ne? Gerçi hayattan umudunu keseli yıllar olmuştu... Artık hiçbir şeyden lezzet almıyor, bu 'Kimsesizler Yurdunda' günlerin geçmesini bekliyordu.Oysa ne güzel başlamıştı bu hikaye... Münih'e tahta bavulla geldiğinde yıl 1961, kendisi de 21 yaşında bir delikanlıydı... Kabı kabına sığmayan, cevval bir gençti... Çok çalıştı... Hatta ek işlere bile gitti... Türkiye'den kendi memleketinden güzel bir kızla evlendi... 3 çocuğu olmuştu... Çok mutluydu... Çocuklarını ve eşini Almanya'ya aldırmıştı...Yıllar akıp geçti... Oğlanlar büyüdü ve evlendiler... Fakat bu mutluluk pek de fazla uzun sürmedi. İlk olarak eşini bir hastalık dolayısıyla kaybetmişti... Çok sarstı onu bu ölüm... Neredeyse hayata küsmüştü... Oğulları bu durumu pek anlamak istemedi... Hele gelinleri, kendisine düşman gibiydi...Evde istenmiyordu sanki... Sankisi de ne... Ama yine de dişini sıkmak zorundaydı... Neticede kaldığı evin sahibi öz oğluydu... Ama bir gün aldığı haberle adeta ölmüş, yerin dibine girmişti adeta... Gelini soğuk bir sesle ona, artık bu saatten sonra kendisinin istenmediğini, ona yaşlı ve kimsesizler yurdunda yer ayırtıldığını ve orada yaşaması gerektiğini söyledi...Müthiş sarsılmıştı. Bir kaç yıl önce geçirdiği kalp krizinden dolayı zaten zor nefes alıyordu... Yarı felçliydi... Yine de pek belli etmemeye çalışmıştı üzüntüsünü... Çaresiz bir şekilde çıkmış ve kimsesizler yurdunun yolunu tutmuştu... On yıldan beri oradaydı...Artık yaşı 80'e gelmiş, tuvaletini dahi yardımsız yapamıyordu... On yıldan beri kendi oğulları dahil, kimsecikler ziyarete gelmemişti... Kendisini çok yalnız hissediyordu... Bazen ağlamak istiyordu doya doya... Ama onu da beceremiyordu... Gözleri hep kapıdaydı... Bayramda olur ya, yolunu şaşıran bir Türk gelirde, bir iki sohbet ederdi diye... Türkçe konuşmayı da çok özlemişti...Gözlerini hafifçe açtı... Daldığı rüyadan geri gelmişti... Sancıları vardı... Sesi mi kısılmıştı ne... Bir şeyler söylemek istemiş ama laflar bir türlü istenilen kıvamda çıkmamıştı ağzından... Bir an irkildi... Ölüyor muydu ne? Gerçi ölmek onun için çok da önemli bir mevzu değildi ama, burada yalnız bir şekilde ölmek çok ağırına gidiyordu...Kapının açıldığını hissseti sanki... Hayır olamaz... Bu gördüğü doğru olamazdı... Kapıda bir Papaz elinde İncil ile yanına yaklaşıyordu... Herhalde son yolculuğunda kendisine eşlik edecekti...Son bir güçle doğrulmak istedi... 'Ben Müslümanım, benim son anlarımda bana lütfen Hoca yollayın' demek istiyor lakin bir türlü dile getiremiyordu... Lanet olsundu böyle kadere...Papaz kendi dinince okumaya başlamıştı... 'İm Namen des Vaters und des Sohnes und des Heiligen Geistes...' Gerçi önemli değildi... Dua her dinde duaydı... Ama onu üzen, kendi dininden birisinin yanında olmamasıydı... Türkçeyi duymayalı yıllar olmuştu... Ya dini telkinler... Of Allahım Of...Allah'ın huzuruna böyle varmak istemiyordu... Zorluklarla başını kaldırdı... Ağlıyor muydu ne? İki damla yaş yanaklarına doğru süzüldü... Son bir hamleyle dilini oynattı... 'Eşhedü enla ilahe illallah... Gerisini getirememiş başı yatağa düşmüştü... Bir hayat da böyle noktalanmıştı... Bir damla gözyaşı ile birlikte... Son bir cümleyi getirmek istiyordu... Ama olmadı... Aldılar cansız bedenini, Kimsesizler Mezarlığına' gömülmek üzere..O esnada Münih'te bilmem kaç dernek, kaç camii, önemli işler peşindeydi... Kimi Balo, kimi plaket, kimi de 5 yıldızlı otelde yapacağı şölenle ile ilgili son hazırlıkları yapıyordu... Önemli panellerde önemli adamlar (!) konuşma yapacak ve vatan kurtaracaktık... Kimsesizler yurdunda kalan bilmem kaç yaşlının esamesi mi okunurdu artık... Yaşlılar yurdunda kalan o kadar çok birinci kuşaktan insan var ki... Ama tabii onlara bayramda da olsa bir ziyaret etmek o kadar fiyakalı değil galiba... Çünkü onlar 5 yıldızlı otellerde yatmıyor, Ziyaretlerde havalı nutuklar atılmıyor, Gazeteciler boy boy resimler çekmiyordu...Yüzleri sararmış, dudakları çatlamış bir halde, kapıya saatlerce bakan bu insanların, ahı sizleri tutar mı bilmem... Ama ben bu satırları gözyaşlarıma hakim olamayarak yazıyorum... Yaşlılarına sahip çıkmayan bir topluluğun ferdi olmak istemiyorum açıkçası... Utanıyorum...Onların yeri mi? Kimsesizler mezarlığı ne güne duruyor... Kimsesizler olarak geldiler, kimsesizler olarak yaşadılar... Kimsesizler olarak gömüldüler... Nereye mi?Kimsesizler Mezarlığına...Yuh olsun bize... Yuh..
çok etkilendim gerçekten ne kadar acı bi son
ALLAH cümlemize hayırlı evlatlar hayırlı ölüm nasip etsin...
 
Üst