Kimler için ibâdet ettinse... | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Kimler için ibâdet ettinse...

bulut_bey79

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
28 Eki 2006
Mesajlar
12,118
Puanları
0
Web sitesi
3422unitedstates.spaces.live.com
Kimler için ibâdet ettinse...
02.08.2010

İbâdet; kulluk etmek, tapınmak, insanın kendini aşağılaması, alçaltması demektir. İbâdet, Allahü teâlânın rızâsına kavuşmak için yapılır. Başkasının muhabbetine, ihsânına kavuşmak için yapılan ibâdet, ona tapınmak olur. Hadis-i şerifte; (Dünyâda riyâ ile ibâdet edene, kıyâmet günü, ey kötü insan! Bugün sana sevap yoktur. Dünyâda kimler için ibâdet ettin ise, sevâplarını onlardan iste denir) buyuruldu.

Her işte, nefsin arzûlarına uymak, nefse tapınmak olur. Nefsine uyan, küfre veyâ bidat sâhibi olmaya yâhut fıska yani harâm işlemeye başlar. Zira nefse uymak, İslâmiyyete uymaya mâni olur.

Bir kimse, hep nefsinin istekleri peşinde koşar ve nefsinin istediklerine kavuşabilmek için her şeyi yapıyorsa, bu kimse, nefsinin esiridir, kölesidir ve nefsine tapmaktadır. Herhangi bir kimsenin sözlerine uyarak, İslâmiyyetin dışına çıkmak, onun sözlerini, kitap ve sünnetten üstün tutmak, o kimsenin kölesi olmak ve ona tapınmak demektir. Bunun için insân, neyin esiri, kimin kölesi ve kulu olduğuna dikkat etmelidir. Ebû Ali Dekkâk hazretleri, nasihat isteyen birisine hitaben; “Sen kimin esiri ve mülküysen onun kulusun. Eğer nefsinin esiri ve mülkü isen nefsinin kulusun. Eğer dünyânın esiriysen, dünyânın kulusun ve kölesisin” buyurmuştur.

Şakîk-i Belhî hazretlerinin tövbe etmesine, bir putperest sebep olmuştur. Ticâret için Türkistan’a gittiğinde merak sebebiyle puthaneye girer ve bir puta, isteklerini yana yakıla anlatan putpereste hitaben;

- Seni ve her şeyi yoktan var eden, alîm ve kudretli bir yaratanın var. Sana hiçbir fayda ve zararı olmayan puta tapacağına Allahü teâlâya ibâdet et der. Bunun üzerine Putperest;

- Eğer söylediğin doğru ise, O, sana senin memleketinde rızık vermeye kâdirdir. Mâdem öyledir, niçin tâ buralara kadar geldin? deyiverir. Şakîk-i Belhî hazretleri, bu söz üzerine derin düşüncelere dalar ve Belh şehrinin yolunu tutar. Yolda bir Mecûsi ile yolculuk yapar. Mecûsi, Şakîk-i Belhî hazretlerinin tüccar olduğunu öğrenince;

- Eğer kısmetin olmayan bir rızık peşindeysen, kıyâmete kadar gitsen onu ele geçiremezsin. Şâyet kısmetin olan bir rızık peşindeysen onun arkasında koşmana lüzum yoktur. Çünkü sana ayrılan rızkın seni bulur der.

Bu söze Şakîk-i Belhî hazretleri hayran kalır. Dünyâya karşı meyli azalır ve âhiret için çalışacağına söz verir. Bu düşünce ile Belh şehrine gelir. Belh’de ise müthiş bir kıtlık vardır. İnsanlar yiyecek bir şey bulamazlar. Bu yüzden kimsenin yüzü gülmemektedir. İnsanlar bu halde iken, Şakîk-i Belhî hazretleri, çarşıda neşeli bir köle görür ve ona;

- Ey köle, herkes üzüntü içindeyken, senin neşene sebep nedir? diye sorar. Köle;

- Niçin üzüleyim. Benim efendim zengin bir kimsedir. Beni aç, çıplak bırakmaz ki! der. Şakîk-i Belhî hazretleri, bu söz karşında; “Aman yâ Rabbi! Az bir dünyâlığı olan şu zenginin kölesi böyle neşeli. Halbuki, sen bütün canlıların rızıklarına kefil oldun. Biz niçin gam ve keder içinde olalım” diyerek yüzünü âhirete çevirir ve İbrâhim Edhem hazretlerinin sohbetlerine başlar, Ondan feyz alarak olgunlaşır.

Ebü’l-Abbâs-ı Mürsî hazretleri buyuruyor ki:
“Evliyâlık yolunda bulunan bir kimse, ortaya çıkmak, meşhûr olmak, herkes tarafından tanınmak isterse, şöhretin kölesi olur. Gizli kalmayı, bilinmemeyi isteyen, gizliliğin kölesi olur. Kim de Allahü teâlâya kul olmak arzusunda ise ve başka bir niyeti yoksa, bunun için, meşhûr olmak ile gizli kalmak aynıdır.”

Netice olarak insan, ya kendisi gibi yaratılmış olan bir varlığın esiri, kölesi, kuludur veya her şeyin sahibi, yaratanı olan Allahü teâlânın kuludur. Tercih insana bırakılmıştır. Herkes, dünyada yaptığı tercihe göre, âhirette hesap verecektir. Peygamber efendimizin buyurduğu gibi:
(Allahü teâlâ buyuruyor ki: Benim şerîkim, ortağım yoktur. Başkasını bana ortak eden, sevaplarını ondan istesin... İbâdetlerinizi ihlâs ile yapınız! Allahü teâlâ, ihlâs ile yapılan işleri kabûl eder.)
osman ünlü makale
 
Üst