• Reklamsız versiyon için ÜYE OL

kibir şaşkınlığı...

NehiR

mütebessim :)
İhvan Üyesi
Katılım
16 Haz 2006
Mesajlar
2,708
Beğeniler
16
Puanları
0
Yaş
35
#1


Küçük bir fâre kocaman bir devenin yularını kapmış, eline almış, kurula kurula gidiyordu. Deve, kendi huyu, uysal tabiatı yüzünden, onunla yol alıp giderken fâre, kendi küçüklüğünü göremeden:
"- Meğer ben ne müthiş bir pehlivanmışım, develeri sürükleyebilecek bir yiğitmişim!" diye böbürleniyordu.
Gide gide bir nehrin kenarına geldiler. Nehri gören fare, kibrinin şaşkınlığı içinde donup kaldı. Onun kibrinin farkında olan deve ise, mânidar bir şekilde:
"- Ey dağda, ovada bana arkadaşlık eden! Neden durakladın? Neden böyle şaşırıp kaldın? Haydi, yiğitçe nehrin içine gir. Sen benim kılavuzum, öncüm değil misin? Yol ortasında böyle şaşırıp kalmak, sana yaraşır mı?" dedi.
Mahcup düşen fâre, kekeleyerek şöyle cevap verdi:
"-Arkadaş! Bu su pek büyük, pek derin bir su; boğulurum diye korkuyorum."
Deve suyun içine girip:
"- Ey kör fâre! Su diz boyu imiş, korkmana gerek yok!" dedi.
Fâre çaresiz ve mahcup itirafına devam etti:
"- Ey hünerli deve! Nehir sana göre karınca, bize göre de ejderha gibidir. Çünkü dizden dize fark vardır. Benimki gibi yüz tane diz üst üste koysak ancak senin bir dizin eder."
Bunun üzerine akıllı deve, fâreye şu nasîhatte bulundu:
"- Öyleyse, gurur ve kibire aldanıp bir daha terbiyesizlik etmeye kalkma; haddini bil! Sana olan hoş görüş ve müsâmahama kapılıp şımarma; çünkü Allâh, şımaranları sevmez!..
Var git; sen, kendin gibi fârelerle boy ölçüş!"
Artık iyiden iyiye gerçeği anlayıp utanmış bulunan fâre:
"- Tevbe ettim, pişman oldum. Allah için olsun şu öldürücü, şu boğucu sudan beni geçir!" diye yalvardı.
Böylece deve, yine merhamet edip ona acıdı da:
"- Haydi! Sıçra da hörgücümün üstüne çık, otur! Bu sudan geçmek veya başkalarını geçirmek benim işimdir. Zîrâ vazîfem, senin gibi yüz binlerce âcize hizmetten ibarettir." dedi ve fareyi nehrin öbür tarafına geçirdi.
 

emmargah

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
17 Haz 2006
Mesajlar
3,348
Beğeniler
5
Puanları
0
#2
çünkü Allâh, şımaranları sevmez

buna hayranım Allah kibirlerinenleri yerin dibine geçirirken tevazu sahiplerini en iyi derecelere getirir.ne güzel dimi ne şanslıyız.nasıl da güzel Rabbimiz var.Allah inanmayanlara da yada sapıtanlara da nurunu göndersin inşallah...
 

İntifada

Asistan
İhvan Üyesi
Katılım
10 Ara 2006
Mesajlar
215
Beğeniler
0
Puanları
0
#3
Rabbim haddimizi bilmeyi nasip etsin..

kibir hasletinden uzak eyle bizi Allah'ım..

Allah razı olsun inşaallah..
 

Amine1

Doçent
İhvan Üyesi
Katılım
11 Eki 2006
Mesajlar
1,228
Beğeniler
0
Puanları
0
Yaş
24
#4
çok Güzel Ve Ders Verici Bir ğaylaşim Sağolun Rabbim Razi Olsun :)
 

balamir

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
6 Kas 2006
Mesajlar
96
Beğeniler
0
Puanları
0
Yaş
47
#5
Allah bizlerden çok büyük olan dağları yaratmış
Allah bizleri kibirlenenlerden eylemesin
 

ozlem_tns

Doçent
İhvan Üyesi
Katılım
19 Ocak 2007
Mesajlar
586
Beğeniler
0
Puanları
0
#6
çağımızın hastalığı kibir...kimde yokki...burunlar sürtene kadar tabii...
 

nevrah

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
14 Ocak 2007
Mesajlar
907
Beğeniler
3
Puanları
0
#7


Allah teala bu belâdan bizleri muhafaza etsin. Âmin


Kibir, bele bağlanmış tas gibidir. Onunla ne yüzülür ne de uçulur....H.Bayram Veli



 

NehiR

mütebessim :)
İhvan Üyesi
Katılım
16 Haz 2006
Mesajlar
2,708
Beğeniler
16
Puanları
0
Yaş
35
#8
"Yeryüzünde kibir ve azametle yürüme! Çünkü sen asla yeri yaramazsın ve boyca da dağlara erişemezsin." (İsra Sûresi 37-38)
 

hafsa

SABIR DOSTU
İhvan Üyesi
Katılım
19 Nis 2007
Mesajlar
3,057
Beğeniler
335
Puanları
0
Yaş
37
#9
"Bil ki, bakır, altın olmadıkça bakırlığını bilmez. Gönül de mânevî kıvâma ulaşmadıkça hatalarını görmez, süflîliğini anlamaz. Ey gönül! Nefsin kibir ve gurur çukurundan kurtul da sen de bakır gibi iksîre hizmet edip bir altın hâline gel! Gönülleri kuşatan sevgiliye hizmet et!.."
"Bu sevgililer, gönül sahibi olanlardır. Gece ile gündüz birbirinden nasıl çekinir ve ayrılırsa, onlar da dünyadan öyle çekinir, öyle kaçıp dururlar..."
Bütün bu anlatılanlar gösteriyor ki, "benlik" ve "iddiâ"nın girdiği yerde mevkî ve rütbenin putperestliği başlar, orada aslâ rahmet tezâhür etmez. Zîrâ benlik ve iddiâ, rûhânî hayâtın kanseridir.
Benlik ve iddiânın kaynağı ise, insanın, ilâhî kudret karşısında kibirlenmesidir. Yani büyük bir sahrada bir kum tanesi bile olmamasına rağmen bu mevkîini unutarak elindeki, Allâh'ın ihsan ettiği birtakım emânet imkânlara aldanmak sûretiyle kendisini büyük görmesi, kibirlenmesidir. Kibir ise, hiç şüphesiz insana, onu olduğundan daha güçlü, hünerli ve kabiliyetli gösterir. Oysa mahlûkâtta ne kadar güç varsa, Cenâb-ı Hakk'ın ihsân ettiği güç değil midir? Bu hakîkati idrâk edemeyenlere çok yazık! Nitekim Firavun ve Nemrud'un ilâhlık iddiâsına kadar varan kibirleri ve neticede ilâhî intikâma dûçâr olmaları mâlûmdur.
Onun için Cenâb-ı Hak, Rasûlullâh -sallâllâhü aleyhi ve sellem- ve ashâbına, bilhassa büyük zaferlerden sonra dâima tevâzu ve teslimiyet telkin buyurmuş ve onların nefsânî bir böbürlenme içine girmelerine mânî olmuştur. İslâm'ın var oluş mücâdelesi olan Bedir muzafferiyeti hakkında, mü'minlere, onların ihlâslarına göre önce bin, sonra üç bin, daha sonra beş bin melek gönderdiğini beyân buyurmuş ve:
"(Rasûlüm!) Attığın zaman sen atmadın, Allâh attı!.." âyetini inzâl eylemiştir.
Bu yüce ve ilâhî terbiye neticesinde Rasûlullâh -sallâllâhü aleyhi ve sellem- ve sahâbe-i kirâmın hâli, bütün ümmete ebedî bir örnek teşkil etmektedir. Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-, Mekke'yi fethinde, o gün aslında içine girdiği şehirden çok gönülleri fethetmişti. O mübârek beldeye girerken de zafer işaretleriyle değil, şükrân hisleri içinde ve devesi üzerinde secde hâlinde idi.
İşte bütün bu yüce hâller:
"Nefsini bilen Rabbini bilir!.." düsturunu tâlim etmektedir.
Zîrâ kendi hâl ve mevkiini bilen her kul, ona göre hayat sürer, yâni yaratıcısını ve onun yüce emirlerini idrâk ederek yaşar. Yoksa hikâyede geçen fârenin deve karşısında şımarması, onun kendi cüceliğinden habersiz oluşundandır. Nitekim kendini bilince devenin gücünü de idrâk etmiştir. Yine bir karınca da, eğer fil ile güreşmeye kalkarsa, bu da onun kendi acziyetinin farkında olmamasından dolayıdır. İşte insan da, eğer Rabbine kulluk etmiyor ve kibir, gurur bataklığında geziyorsa, o da kendisinden haberdar değildir, âdetâ ilâhî azamet karşısında bir körebe oyununun içindedir, demektir. Onun için en mühim mesele, kendimizi tanımak ve böylece Rabbimizi tanımaktır...


osman nuri topbaş
 

NehiR

mütebessim :)
İhvan Üyesi
Katılım
16 Haz 2006
Mesajlar
2,708
Beğeniler
16
Puanları
0
Yaş
35
#11
teşekkürler hafsa güzel eklenti için..

gökçekız sana da teşekkürler yorumun için...
 
Üst