Keşif kavramı

fakiri

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
14 Ocak 2007
Mesajlar
15,970
Puanları
0
KEŞİF KAVRAMI

Bir şeyi örten perdeyikaldırarak açığa çıkarmak anlamına gelen keşif kelimesi, tasavvuf literatüründeayrı bir öneme sahiptir. Mutasavvıflara göre keşif, belli rizayat ve mücâhedesonucu bir takım kabiliyet ve melekelerin iyice geliştirilmesi ve rûhî bazıgüçlerin meydana

çıkarılması demektir. (Serrâc, Lüma, s. 339;Kelâbâzî, Taarruf, s. 154; Cürcânî, Ta’rifât, s. 184;NecipTaylan, "Bilgi", DİA., VI, 160)Keşif, akıl ve duyularla ulaşılamayan bazı bilgileri kalp gözüylegörmeyi, sezgi aracılığıyla kavramayı ifade eder. Keşif yoluyla kazanılan bubilgiye marifet, irfan, ilm-i mükâşefe, ilm-i bâtın gibi adlar verilir.Mutasavvıflara göre en üstün bilgilere keşif yoluyla ulaşılır. (Serrâc’ın bu konudaki görüşleri için bk. Lüma, (çev. H. KâmilYılmaz, İslâm Tasavvufu),s. l6-l7) Akıl ve nakil vasıtalı olarak bilgi verdiği halde keşif, insanadoğrudan bilgi sağlar. Bu bilgiler okuma ve yazma ile değil, ancak amel veibadet sonucu meydana gelir. (Gazâlî, İhyâ, III, 23. Gazâlî burada "Belli YollardanOkuyup Öğrenmeden Tasavvuf Erbabının İddia Ettiği Şekilde Marifet SahibiOlmanın Mümkün Olduğunu İfade Eden Şer’î Deliller" başlığı altında âyet,hadis ve toplumdaki müşâhedelere yer vermiştir. Ayrıca bk. Ahmet Özalp,"Keşif", Şamil İA., III, 348) Sûfiler, buanlayışlarına Kur'an ve sünnetten deliller de getirmişlerdir. “Biz ona tarafımızdan ilm-i ledün öğrettik”,(Kehf (18), 65)“Eğer takva üzere olursanız Allah (Azze ve Celle) size hakkıbâtıldan ayıracak bir kuvvet verir”(Enfal (8), 29)âyetleri ile,“Müminin firasetinden sakının. Zira o Allah (Azze ve Celle)'ınnûruyla bakar”(Tirmizî, Tefsiru'l-Kur’an(15), 6. Münâvî, bu hadisin şerhinde detaylı bilgiler vermektedir.Feyzu'l-kadîr,I, 142-144 )hadisi vedaha başka âyetlerle hadisler bu yolla kazanılan bilgilerinvarlığına işaret olarak kabul edilmiştir. Sûfilerin bu anlayışlarına karşılık kelâmcılarınçoğunluğu, keşfi bilgi kaynağı olarak görmemiştir. Çünkü keşfin herkestarafından kullanılması ve kontrol edilmesi mümkün değildir. Buna karşılıkGazâlî, (ö.505/1111) Fahreddin Râzî (ö.606/1209), ve Âmidî (ö.631/1233) gibibazı kelâmcılar, keşifle kesin bilgiler elde edilebileceği kanaatindedirler. İbnTeymiyye (ö.728/1327) ise, velilerin keşifleri konusunda kelâmcılardanbazılarının bunu inkâr ettiği, bazılarının da keşfi kabul konusunda aşırıgittikleri, en tutarlı yolun orta yol olduğu görüşündedir. (İbn Teymiyye, Mu’cize, s.57) Keşfin en önemli temsilcilerinden olan İbn Arabî (ö.638/1240)’yegöre Allah (Azze ve Celle)’ı bilmeye götüren yollar, keşif ve akıl ile istidlâlyoludur. Birinci yol olan keşif yoluyla meydana gelen ilim, zaruri bir ilimdir.Kişi bunu şüphe götürmeyecek bir şekilde, hem delille hem de zevk yoluylahissedebilir. Bu ilm-i ilâhiyi bir tecelli ile elde edenler, resûller, nebilerve bazı velilerdir. İkinci yol olan akıl yolu ise, birinci yolun altındadır.Delille görüş sahibi olan kişinin deliline bazen olumsuz bir şüphe girebilir.Böylece o şüpheyi tespitte ve hak olan yönü bulmakta zorlanır. (İbn Arabî, Fütûhât, I, 198, 319) Çağdaş âlimlerden Musa Cârullah Bigiyef (ö.1368/1949) de bilgi eldeetme yollarının bilinenden bilinmeyenin çıkarılması olan akletme, nakil vekeşif şeklinde üç kısma ayrıldığını söylemiş, bunlar arasında keşfin, vahiy veilhamın Allah (Azze ve Celle) katından olması sebebiyle kesin ve gerçeğe uygunbir bilgi türü olduğunu belirtmiştir. (Bigiyef, Kitâbu’s-sünne, (çev. Mehmet Görmez), s. 92) Bazılarına göre de keşif,içtihad gibi yalnız sahibini bağlar.( Uludağ, "Batın İlmi", DİA., V, 189; Özalp,"Keşif", Şamil İA., III, 348 ) Tahlil ettiği dinî bilgilerde ehl-i zâhir, ehl-i bâtın diyerekzâhirbâtın ayırımına giden, ilim öğrenme yollarında ahz-ı zâhir-ahz-ı bâtınkategorisinde dikkat eden Osmanlı âlim ve mutasavvıflarından İsmail HakkıBursevî (ö.1137/1725) de hadis âlimlerini iki gruba ayırmış, hadislerin tespitive onlarla amel etme konusunda sûfiyyenin kabul ettiği prensipleri en açıkşekilde ortaya koymuştur. Bursevî'nin “ehl-i âsâr” ve “ehl-i isâr” dediği buâlimlerin özelliklerini tanımak, keşifle hadis rivayeti hakkında bize detaylıipuçları verecektir. Âsâr, eser kelimesinin çoğulu olup haber mânasına gelir. İhtilâflarbir yana eser, aynı zamanda hadisçiler (muhaddisler)e göre hadisle eşanlamlıdır. Buna göre eser veya âsâr, Hz. Peygamber’den rivayet olunanhadislerdir. (Kâsımî, Kavâid, s. 61; Subhi Salih, Ulûmu’l-hadis, (trc.M. Yaşar Kandemir, Hadis İlimleri ve Hadis Istılahları), s. 7) Ehl-i âsâr, Bursevî'ye göre;“Erbâb-ı nakl ve haber olanlardır.”(Bursevî, Ferah, I, 178 ) Yani,hadisleri veya daha geniş bir ifadeyle haberleri nakil ve rivayet edenleredenir. Ehl-i âsâr denilen râvilerin ve muhaddislerin yegane gayeleri, Hz.Peygamber (s.a.)’den gelen bu din mirasını toplayarak sağlam bir şekildekaydetmektir. Nitekim Bursevî bunu,“Erbâb-ı zâhir hadisleri tashih eyleyip kitaplarında derc ve mâadâyıterkederler”( Bursevî, Ferah, I, 178) cümlesiyle belirtmiştir. Gerçekten de ehl-i âsâr denilen buinsanlar yüklendikleri sorumlulukları büyük bir itina ve titizlikle ifâ etmeye,meydana getirdikleri hadis mecmualarında hadisleri bir elemeye tâbi tutaraksahihini zayıfından, sağlamını çürüğünden ayırmaya ve senedleriyle birlikteeserlerine almaya çalışmışlardır. Hadisçiler (muhaddisler)in bu ilmî tutum veanlayışlarına karşılık aynı düşüncenin diğer ilim mensupları için de geçerliolduğu söylenemez. Bursevî'ye göre, biraz önce de belirttiğimiz gibi zahir ehliolanların, ya da onun tabiriyle ehl-i âsârın tespitleri belli ölçülere kadarbir değer taşımakla birlikte bir haberin fî nefsi'l-emr, yani gerçekten Hz.Peygamber’e ait olup olmadığı, ancak ehl-i îsâr denilen keşif sahibi velilerinkeşifleriyle açıklığa kavuşur. Bursevî'ye göre bu zâtlar,

Hakk'ı bütün masivâ üzerinetercih ettiklerinden kendilerine bu isim verilmiştir. Bunlara “Evhadîler” de denilir. (Bursevî, Ferah, I, 178-179)

Hakk'a mensup olan bukullar, keşf-i bâtın ve ilhâm-ı rabbânî sahibidirler. Erbâb-ı bâtın olan buinsanlar, bir haberin sıhhatini tespitte ashâb-ı zâhirin mütevatir ve meşhurhadislerde mirac-ı cismânî ettikleri gibi, onlar da mirac-ı rûhanî ederler.Haber-i âhâd da bu kapsama dahildir. Onlar, haber-i vâhide keşif ve yakîni deekleyerek bu haberlerle amelde bulunurlar.

Bursevî'nin konu ile ilgilisözlerinin devamı şöyledir:“Bu taifenin mezhepleri budur ki, bir haber Kütüb-i Sitte'de sebtolunmuş bile olsa onunla amel hususunda cânib-i gaybe mürâcaat edip ayan beyânve keşf-i bürhân zam ettikten sonra fiile şurû ederler. Kütüb-i Sitte'ningayride olduğu surette dahi böyledir.” (Bursevî, Ferah, I,179) Bursevî’ye ait olan bucümleler hadislerle amel konusunda sûfilerin temel anlayışlarını göstermesiaçısından önemli tespitlerdir. Buna göre ehl-i isârın, yani keşif sahibi olanlarıngerek ümmetin kabûlüne mazhar olan birinci derecedeki Kütüb-i Sitte olsun,gerekse bu altı hadis kitabının dışındaki eserler olsun, bu eserlerdekihadislerin gerçekten Hz. Peygamber tarafından

söylendiğinin tespitedilmesinde gayb âlemine mürâcaat ettikleri iddia edilmekte, doğrudan doğruyakeşfen Resûl-i Ekrem'in rûhaniyetine başvurdukları belirtilmektedir. Böyle birşeyin mümkün olup olmadığını tespit etmek hadis ilmi açısından imkân dahilindegörünmemektedir. Hadisçiler (muhaddisler) Kütüb-i Sitte’de ve diğer eserlerdebulunan bir takım

rivayetleri Bursevî’niniddia ettiği gibi keşif yoluyla değil, bizzat muhaddisler tarafındanoluşturulan hadis usûlü tekniklerine göre cerh ve ta’dile tâbi tutmuşlardır. Buhadisler içinde mecrûh sayılan, hattâ hükmü kaldırılan, kendisiyle ameledilmeyen bir takım rivayetler

vardır. Hadis kaynaklarındahadisler üzerinde yapılan bu tür ilmî tartışmaların sayısız örneklerimevcuttur. Bu örnekler hadis kitaplarında gayet açık ve net olarak zikredilmiş,olduğu gibi ümmetin istifadesine sunulmuştur. Ama aynı durum keşif yoluylaalındığı belirtilen hadisler için söz konusu değildir. Beş on hadisin dışındakeşif yoluyla nakledildiği belirtilen haberlere rastlanamamaktadır. Halbûki butür rivayetlerin de tespit edilmesi, eleştirilmesi, bir yarar da görülüyorsakitaplara kaydedilmesi gerekir. Bu mesele geçmişte olduğu gibi günümüzde deesrarını korumaktadır. Bursevî tarafından ileri sürülen ehl-i îsârın Kütüb-iSitte ve diğer eserlerdeki hadislerle amel prensiplerinden onların yüzyıllardır

tasavvufî eserlerde tenkitkonusu olan, çoğu kibâr-ı mutasavvıfe sözleridir şeklinde iddialara maruz kalanrivayetlere bakış tarzlarını da anlamamız mümkün olmaktadır. Bu kapsama girenbazı rivayetlerin her türlü eleştirilere rağmen tarihten günümüze kadartasavvuf kitaplarında

zikredilmesi muhtemelen burivayetlerin keşif yoluyla sabit olduğu ihtimalini akla getirmektedir. Bunundoğal sonucu olarak da hadislerin tashihi için gayb âlemine başvurulan biranlayışta mutasavvıfların eserlerindeki hadisler için yapılacak itirazlarafırsat verilmeyecek, bu usûl manevî bir baskı unsuru olarak kullanılacaktır.Bursevî, genellikle keşfin yanılmazlığından keşifte vehim ve hayalinbulunmadığından bahsetmektedir. (Bursevî, Kenz-iMahfî, s. 2 ) Halbûki meşhurmutasavvıf Ebû Nasr es-Serrâc (ö.378/988)’ın Lüma’ında verdiği bilgilerebaktığımızda kalp kaynaklı bilgilerde de değişik ihtimal ve ihtilâflarınbulunabileceği sonucuna varmak mümkündür. Serrâc bu konuda, hal sahibi ve gönülehli kimselerin durumlarına ve bilgilerine göre çıkardıkları bir takım bilgilerolduğunu, onların Kur'an ve hadisin zâhirinden bâtınî mânalar, hikmetler vesırlar çıkardıklarını, bu hükümlerde zâhir ehlinin görüş farklılığı gibideğişik fikirler öne sürdüklerini ifade etmiştir. (Serrâc, Lüma, s. 111) İbn Arabî(ö.638/1240) de keşifle elde edilen bilgilerin yanılmaz kesin bilgiler olduğunusavunmasına rağmen, keşif sahibinin keşfedilen şey hakkında vereceği hükmünbazen yanlış olabileceğini belirtmiştir. (Kurt,Endülüs’de Hadis ve İbn Arabi, s. 577) Buna göre mükaşif, doğru bir keşif görmekle birlikte tabir caizsebu keşfini yorumlamada, keşfin neye delâlet ettiği konusunda hüküm vermedehataya düşebileceği anlaşılmaktadır.

Bursevî de bu noktanınfarkındadır. Bir taraftan ateşli bir şekilde keşfi savunmasına rağmen diğertaraftan; “Pes, keşifte ihtilâl-i azîmvardır ki, rütbe-i şeriat o makûle ihtilali götürmez” (Bursevî, Kitâbü’n-Netice, I, 365) diyebilmektedir. Demek kikeşif de izafî, itibarîdir. Yani, mükaşiflerin durumuna göre değişebilmektedir.O halde hakiki keşifle hayali keşfin

arasını ayırmak, velilerdennakledilen keşifler konusunda kesin bir sonuca varmak o kadar da kolaydeğildir. Bunun son derece zor ve çetrefilli olduğu gayet açıktır. Belki bukarışıklıktan dolayı olacak ki Bursevî, keşifle amel noktasında fazla birtaassuba gitmeyi doğru bulmaz. Büyüklere hüsn-i zan besleyen, onların söz vefiillerine muvâfakat

gösterenlerin bundan dolayısevap kazanacaklarını, fakat gönlünde bir şüphe ve tereddüt hasıl olanlarınise; “Şüphe veren şeyleri şüphevermeyen şeylere bırakmayı” (Tirmizî, Sıfatü'l-kıyame 60;Nesâî, Eşribe 50; Müsned, I, 200 )tavsiye eden hadisgereğince,

zâhir hal ne ise onasarılmayı tavsiye etmektedir. (Bursevî, Ferah, I, 179) Demek ki zâhir olanherkesin anlayabileceği, doğruluğu test edilebilir bilgiler ilim adına daharahat sunulabilmekte, gerektiği zaman savunması yapılabilmektedir. Bursevî,hadis tespit yollarından biri olarak gördüğü keşif meselesinde tamamıyla yalnızsayılmaz. Gerek mutasavvıflardan ve gereksediğer ilim adamlarından, keşfin kabul edilmesi meselesinde aynıkanaatı paylaşanlar olmuştur.

KEŞFİ KABUL EDENELER :

1-İbn Arabî
2-Sadruddin Konevî
3-İmam-ı Şa'rânî
4-İbn Hacer el-Heytemî
5-Abdülaziz ed-Debbâğ
6-İsmail b. Muhammed el-Aclûnî

("Üç Muhammed adlı kitaba yapılan Reddiye'den alıntıdır...)
 

ilke

Paylaşımcı
İhvan Üyesi
Katılım
6 Kas 2017
Mesajlar
533
Puanları
28
Bir tarafta Dr.Ebubekir, diğer tarafta ;

KEŞFİ KABUL EDEN :
1-İbn Arabî
2-Sadruddin Konevî
3-İmam-ı Şa'rânî
4-İbn Hacer el-Heytemî
5-Abdülaziz ed-Debbâğ
6-İsmail b. Muhammed el-Aclûnî

Acaba sayın Doktor burada listelenmiş şahsiyetlerin çarığında bir toz olabilir mi?
 

ilke

Paylaşımcı
İhvan Üyesi
Katılım
6 Kas 2017
Mesajlar
533
Puanları
28
Konuyu açan üye, belli ki Sayın >Doktor gibi KEŞFİ delil kabul etmeyen Mustafa İslAmoğluna yapılan bir reddiyeden alıntıladığı keşfe dair metni buraya nakletmiş ! Şimdi, şu enteresan duruma bakınız ! Sayın Doktorla , Mustafa İslamoğlunun görüşleri taban tabana zıttır ve biribirlerine yaptıkları reddiyeler havada uçuşmuştur ! Ama, gelin görün ki, Keşfi konusunda sırt sırta vermişler ve bu konuda aralarında hiç su sızmıyor ! Neden acaba ?..
 
Son düzenleme:

Kaptan

Mecra Yazarı
Yazar
Katılım
9 Ocak 2012
Mesajlar
14,699
Puanları
113
Ya dede, yanlış yanlıştır doğru da doğru. Kimden gelirse gelsin bu böyledir. Bir konuda hemfikir oldular diye hemen kanki olmuyorlar yani.
 

ilke

Paylaşımcı
İhvan Üyesi
Katılım
6 Kas 2017
Mesajlar
533
Puanları
28
Hayır, sen yanlış biliyorsun ! Yani yanlışta bir olmadılar ! Onlar tasavvuf ve tarikatlara ikisi de şaşı baktıklarından bu noktada birleştiler ! Bana göre diğer kavgaları zaten kayıkçı kavgası ! Anlayacağın her ikisi de cevizin asıl meyvesini yeşil kabuğu zannediyorlar ve ondan sonra da "Bu ne kadar acı bir meyve !" diyorlar ! İşin özüne inemiyorlar ve kabukta takılıyorlar !
 

cemaliii

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
24 Ağu 2009
Mesajlar
4,349
Puanları
113
Keşif elbette vardır. Biz şahidiz biliyoruz. Lakin yok diyenleri anlıyorum ve kızmıyorum. Çünkü insan keşif sahibi biriyle karşılaşmadıysa inanmaz, inanması zor.
 

Kaçak

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
21 Ara 2012
Mesajlar
8,297
Puanları
113
Red keşif yapsa , soluğu tımarhanede alır 😬
 
Üst