Kara Kuğular kıyamdayken | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Kara Kuğular kıyamdayken

  • Konbuyu başlatan Kaçak
  • Başlangıç tarihi
  • Etiketler
    olsa
K

Kaçak

Misafir
Öldürmeden önce bir daha düşün!
Refik Erduran
, geçen yıl bir yazısında Kara Kuğular'ı bir kere daha anmıştı:

'Bosna savaşı sırasında Kara Kuğular'ın kampındayım. Gece baskınına gidecek takıma katılmak için tutturmuşum. Konuğu tehlikeye atmak istemeyen Sead karşı çıkmış. Israrımın nedenini soruyor.
Benim gözümün önünde sistemli ırza geçişlerden sonra kendilerini ağaç dallarına asmış gencecik kızların görüntüleri var.
"Faşistlerden birinin canını almadan gitmek istemiyorum."
Genç dostum uzun bir sessizlikten sonra, ayıplar gibi konuşuyor: "Hedef can almak değil. Onlar da insan." '
Dünya, ne kadar güzel Rabbim!
Dünya, canlıları sayanların ve canlıları katledenlerin yurdu...
Dünya, yaşamak için güzel bir yerdir. Belki de kimi insanlar bu güzelliği başkalarıyla paylaşmak istemedikleri için savaşırlar. Başka ülkeleri talan ederler, doğal kaynaklarını ele geçirir, erkeklerini öldürür, kadınlarını köleleştirir...
Dünya, yaşamak için güzel bir yerdir. Türlü türlü nimetlerin neşet ettiği uçsuz bucaksız vadilerin sonu olsa da insanoğlunun ve insankızlarının arzusunun sınırı yoktur. Tüm güzellikler karşısında canavarca bir iştahla salyaları akan insanlar dünyanın altından girip üstünden çıktıkça hayal kuran fakirler dahi o güzel hayallerini saklarlar.
Dünya, yaşamak için güzel bir yerdir. Her ne kadar bir söğüt gölgesinde dinlenilecek kadar ömrümüz olsa da o dinlenme, o yakaza halinde gördüğümüz bir rüyadır dünya hayatı ve hayatı sevmemiz, hayatı bize bağışladığı için Allah'a şükretmemiz için yeterli bir süredir.
Dünya, yaşamak için güzel bir yerdir. Bu sebepten olsa gerek öldükten sonra da yaşamak isteğimiz vardır. Eserle, evlatla, bir sözle, hayırla ya da şerle...
Dünya'ya ne desek az; Şehitlik başka!
Şehitlik, öyle bir haldir ki şehid olan dirilmek, bir daha, bir daha şehid olmak istermiş. Yaşamak ile ölmek; şehid olmak ile hayatın tadını çıkarmak arasında dağlar kadar fark yok; dünyalar kadar fark var!

Bu sebepten olsa gerek evini, namusunu, canını, malını, imanını korumak için savaşan insanların başka bir yeri vardır gönlümüzde. İçimiz sızlamaz o insanların terk-i dünya ederlerken şehid adıyla gitmelerine. Onların gidişlerindeki vakara gıptayla bakarız, yüzümüz yerlere düşer. 1992'yi gösterdiğinde takvimler; utanırız. Yüzümüz kıpkırmızı olur. Üzerlerine simsiyah, geceyi çeker gibi kara giysilerini çekip son namazlarını kılan Bosnalı Samuraylar gelip dururlar vicdanımızın önüne.
O görüntü karşısında durmak için ya kalpsiz, ya vicdansız ya da kör olmak gerektir. Zira onlar, karşılarındaki “Çetnikler” gibi zalim ve kalleş değillerdi! Öldürmek, yok etmek, talan etmek değildi dertleri. Zalime zalimce cevap vermek değil; “onurlu” bir savaş vermek için yola çıktılar ben uyurken. Bir yerde şartelleri atıyordu: “Hakarete uğramış kadınlar” akıllarına düştüğünde... Kıyamet!

Sırtlarını Allah'a dayayan sarı saçlı çocuklar...
Gözleri maviye çalan, saçları Tuzla ormanı gibi dalgalı, duruşları İgman Dağı kadar vakur o çocuklar öyle gittiler ki savaşa; savaşa giden sarı saçlı çocuktan sonra Boşnak saçlı çocukların ölümleri talan etti kalbimizi. Öyle ya; kalp Allah'ın evidir ve Allah'ı seven çocuklar, bir tek Allah'a dayamışlardı sırtlarını. Allah kalp evimizden çıkıp o çocukların yanına gitmişti! Göğüs kafesimizdeki o boş kalp evi yağma olsundu artık!
Allah'tan korkmayanlar, hayatın bir nimet, dünyanın bir armağan ve sınama olduğunu hiç düşünmeden düğünleri, pazar yerlerini, su kuyruğundaki çocukları tarıyorlardı ve biz “snaypır” kelimesini hecelerken, gecelere çıkamayan çocuklar pır diye uçan mermilerle canlarını teslim ediyor ve pır diye cennete uçuyorlardı. Eyvallah! Tamam, cennet ucuz değildi ama Boşnak canını ucuz zannedenlere Kara Kuğuların verecek bir cevabı vardı: Ekmeğime, namusuma, dinime, ülkeme, evime saldıranın gözlerini oyarım!
İki fotoğraf...
İki görüntü kaldı o günlerden bana; Kara Kuğular Birliği toplu halde namaz kılıyorlar içimde bir yerlerde 18 yıldır. O namazın sevabı kıyamete kadar devam edecek sanırım. Refik Erduran, dünya görüşü hiçbir vakit namaz kılanların yanında olmadı ama insandan yana oldu, faşist ve zorbalara karşı oldu. Gitti, o insanlarla -muhtemelen selam verdiklerinden birçoğu bu güzellikler yurdunu şehid olarak terk ettiler- cephede bulundu. “Müslüman” la barıştı. Dünyanın en mert betiklerinden birini yazıp, cephe günlüğünü koydu önümüze. O kitap hala açık; aynı sayfaları okuyorum: Saraybosna yanıyor!

Dünya, yaşamak için güzel bir yerdir; Saraybosna ise kara kuğuların eşleri ölünce ölümüne dövüştükleri cennetin kapısıdır. Ve bilinir ki eşi ölen Kara Kuğular yaşamanın anlamını pis sorgularlar.
Gördüklerim rüya değilmiş. Kalbim sızladı.
Not: Angelina Jolıe, “iyi niyeti ve katliama duyarlı yönüyle” ilk yönetmenlik denemesinde “tecavüze uğrayan bir Boşnak kadının zanisine aşkını” konu alan bir film çekmek için Bosna'ya gelmiş. Dedim ya; Saraybosna yanıyor! İyi niyetliler dahi bu yangına benzin döküyorlar, kalbimizin üzerinde film çeviriyorlar! Bir daha tecavüze uğrayacağız, bir daha boynumuz bükülecek, bir daha utanacağız insanlık anlayışından “ötekilerin”.


Zeki Bulduk, kütüphanesinin kalbine dokundu


dunyabizim
 
Üst