Kâbe'nin de Sahibi Var

Zeynep Özmen

Kevok_84
İhvan Üyesi
Katılım
7 Haz 2006
Mesajlar
3,306
Beğeniler
11
Puanları
0
#1
Bismillahirrahmanirrahim.
Rabbinin, Ashab-ı Fil’e ettiklerini görmedin mi?
Onların hile ve düzenlerini boşa çıkarmadı mı?
Üzerlerine ebabili, sürü sürü kuşları salıverdi.
Kuşlar onlara pişkin tuğladan yapılmış taşlar atıyorlardı.
Böylece Allah onları kurt yeniği ekin yaprağına çeviriverdi.
(Fîl Sûresi)


Peygamber Efendimiz’in dünyayı teşriflerinden kırk sene kadar önceydi. Ebrehe isimli bir kumandan rakibini öldürmüş ve Necaşi tarafından Yemen’de vali olarak bırakılmıştı. San’a’da çok büyük bir kilise yaptırmış, krala hediye etmiş ve demişti ki; "Kralım! Senin için bir kilise yaptım ki eşi görülmemiştir, Arapların haccını da buna çevirmedikçe durmayacağım." Bu sözü duyan ve çok sinirlenen Arap kabilelerinden bir adam o kiliseye gitmiş, kiliseyi kirletip sonra da kaçmıştı. Ebrehe bunu haber alınca o kadar kızmıştı ki, karşılık olarak Kabe’yi yıkmaya yemin etmişti.

Ebrehe hazırladığı altmış bin kişilik orduya kraldan aldığı çok büyük olanıyla beraber oniki tane de fil katmıştı. Bu filleri tank yerine kullanacaktı ki, bundan dolayı o orduya “Ashab-ı fil – fil sahipleri” denmişti. Ordu önüne çıkan herşeyi yakıp yıkarak Taif’i de aşmış, Mekke’ye yaklaşmıştı. Ebrehe Mekke’ye bir elçi göndermiş, “Biz savaş için gelmedik. Kabe’yi yıkmaya yeminliyiz. O’nu yıkıp gideceğiz. Kanlarınıza ihtiyacımız yok.” mesajını vermişti.

O gün, Mekke’de sözü dinlenen insan Peygamberimiz’in dedesi Abdülmuttalib idi. Ebrehe’nin ordusu onun ikiyüz devesine de el koymuştu. Abdülmuttalib gayet iri ve insan güzeli birisiydi. Ebrehe, onu çağırtmış, hal ve tavırlarından çok etkilenmiş, gönderdiği mesaja cevabının ve isteğinin ne olduğunu sormuştu. O da, “Develerimi geri ver?” demişti. Ebrehe hayretle şöyle mukabele de bulunmuştu: “Seni ilk gördüğümde gözüme çok büyük görünmüştün. Fakat şu sözünle gözümden düştün. Ben senin ve atalarının tarihi mabedini, dininizi yıkmaya gelmişken sen onu bırakıp “develerim” diyorsun.” Güç ve adet bakımından kıyaslanamayacak kadar zayıf olduklarını bilen Abdülmuttalib’in cevabı müthişti ve hikmet doluydu: "Ben o develerin sahibiyim, Kabe’nin de bir sahibi var, sizi menedecek O’dur." Ebrehe “Beni kimse menedemez.” deyip develeri geri teslim ederek onu göndermişti.

Abdülmuttalib kavmine dönüp meseleyi anlattı ve dağlara, tepelere sığınmalarını söyledi. Kendisi de gidip Kabe’nin kapısının halkasına yapıştı; ağlayarak, "Ey Allahım, kul evini, ailesini korur, gözetir. Sen de Kabe’ni koru.” diye dualar etti ve dağa çekildi. Mekkeliler merakla olup bitecek şeyleri gözetliyorlardı.

Ertesi sabah Ebrehe, ordusuna hücum emri verdi. Önlerindeki en büyük fili Mekke’ye doğru sürdüler. Fakat fil çöke kalmıştı, ayağa kalkamıyordu. Fili kaldırmak için zorladılar, başına vurdular, döğdüler.. kaldıramadılar; çengeller içine aldılar, ötesini berisini dürterek çektiler, kanattılar, yine yürütemediler. Yemen'e doğru çevirdiklerinde kalkıp koşuyordu. Mekke'ye yönelttiler yine yıkıldı. Sersem etmek için şarap içirdiler fakat fayda vermedi. Demek ki hayvan orada diğerlerinin görmediği bir tehlike hissetmişti. Bu sırada Allah Teâlâ denizden üzerlerine kırlangıça benzer bir çok kuş gönderiverdi. Her kuş biri gagasında, ikisi iki ayağında nohut gibi üç taş taşıyordu. Bu taşlar kime rastlarsa o helak oluyordu. Kaçmaya başladılar. Dehşetle koşuşturanlardan biri çaresizlik içinde yere yığılırken şöyle bağırıyordu:

“Nereye kaçacaksın? Takip eden, Allah...”

O gururlu, muhteşem ordu perişan olmuş, cesetleri kendi fillerinin ayakları altında ezilmişti. Ebrehe de isabet almıştı. Kaçmaya çalışıyordu ama vücudu parmak ucu büyüklüğünde parça parça dökülüyordu. Her parça düştükçe arkasından cerahat, irin ve kan akıyordu. Nihayet onu öylece San'a'ya kadar götürdüler, bir kuş yavrusu gibi olmuştu. Rivayete göre kalbi parçalanıncaya kadar ölmemişti. Ölürken kulaklarında Abdülmuttalib’in sözü çınlıyordu: “Kabe’nin de bir sahibi var; O evini koruyacaktır.”
Evet, özellikle de son yıllarda İslam ve müslümanlar aleyhine pekçok komplo düzenlendi. Müslümanlar çoğunlukta yaşadıkları bölgelerde dahi hep savaş, sürgün, kan, gözyaşı, mazlumiyet ve mahrumiyetler ağında esir kaldı. Başka sistem ve ideolojiler için kurulan darağacında İslam idam edilmeye çalışıldı; Allah’ın dini hakaretlere uğradı. Dahası bu olup biten ciğersûz hadiselerle ümitler kırıldı...

Fakat unutulan birşey var gibi.. Kabe’nin Sahibi, bu dinin, İslam’ın da sahibidir. Kabe’yi koruyan Allah İslam’ı ve ümmet-i Muhammedi de koruyacaktır. Elverir ki biz, kendi gönül kabemizi, iman evimizi muhafaza edelim.

Zannediyorum pek çoklarımız en sessiz dakikalarda, kimsesizliğimizi hissettiğimiz anlarda ellerimizi Yüce Dergah’a kaldırıyor ve yüreğimiz çatlarcasına, “Allahım, ümmet-i Muhammed’in dağınıklığını gider! Allahım, ümmet-i Muhammed’in gönüllerini bir eyle! Allahım, ümmet-i Muhammed’e rahmetinle muamele et!” diye dua ediyor ve ağlıyoruzdur. Pek samimi mü’minleri tenzih ederim ama taşlaşmaya yüz tutmuş kalblerimize rağmen biz, müslümanların halini görüyor, üzülüyor, çare dileniyor ve ağlıyorken; O En Merhametli, Rahman ve Rahîm, yaşanan mazlumiyet ve mağduriyetleri karşılıksız ve oluruna bırakır mı? Hâşâ ki öyle olsun. Aziz u Cebbar imhal eder (zaman verir) ama ihmal etmez.

Öyleyse, gelin biz kendi işimize bakalım. İnananların yaşadığı sıkıntılara üzülsek de, sadece şikayet ve dövünmelerle ümitsizlik içinde çırpınmayalım. Kendimizden başlayarak ailemizin ve etrafımızdaki insanların imanlarını kurtarmaya çalışalım. Dünya adına kazandığımız şeyler bakışımızı bulandırmasın, bizi değiştirmesin. Mütevazi kullar olarak Allah’ı ve Rasulü’nü daha iyi tanıyıp başkalarına tanıtmaya gayret edelim. Ve halimizle gösterelim ki:

Müslüman sevgi insanıdır. Bizim düşmanımız yoktur. Biz herkesi seviyor, herkese saygı duyuyoruz. Hiçbir insanın karşısında değiliz, kimse hakkında kötülük düşünmüyoruz. Biz sadece kötü sıfat ve davranışlardan rahatsızız ve onların ıslâhıyla meşgulüz. Bununla beraber, ye’se takılan mü’minlere ve dine-dindara karşı düşmanca tavır içerisine girenlere de Abdülmuttalib gibi deriz: İslam’ın ve müminlerin de bir sahibi var.

Osman Şimşek
 

HTML

Üst