işte bu anlayana | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

işte bu anlayana

ömerusta

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
16 Ocak 2012
Mesajlar
6,911
Puanları
63
 

Yahayy

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
25 Ocak 2014
Mesajlar
4,603
Puanları
63
Birazdan peygamberimiz burada denizciliğin önemini ve ileri çağlardan deniz mahsullerinin en kıymetli gıda grubundan olacağına işaret etmişciler gelir usta birazcık sabret.
Biri de demezki Kaab gibi, İsrailiyat masal literatüristleri, Zerdüşt farisiler ve Paganist kültürlere sahip milletler İslama dahil olmaya başladıkça her kültürden hurafe ve bidat, masal dinlemekten haz alıp, bu hikayeleri dinleyip tastik ettikçe imanının kavileşeceğini düşünenler için bulunmaz gıda kaynağı olmuş çıkmış. Peygamber Zerdüşte yazılan methiyeler Avesta'daki nakiller behliler tarafından, farisiler, İseviliği İsa nın yüceliği üzerinden yürütmeye çalışan Anotilianlı pavlusun mektupları, hakikatı İseviyesi bizim Peygamberimiz daha mı aşağı kalacak mantığı ile İslama bir güzel yamanmış.
Uzakdoğudan gelen Hindu ruhçuluk, rabıta kültürü, yoga kültürü tarikat, Platonun, Eflatunun sadrı vahdeti vucut, şamanizmin günleri 7 ler 40 lar...
Daha neler olmuş çıkmış.
Olan Kur'ana olmuş dantelli kaplarda duvarlardaki yerini almış, zaten anlaşılamayan bir 📚 diye de etiketledik.
Güle güle İndirilen din, hoş geldin Uydurduğumuz din.
 

müttaki

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
20 Kas 2006
Mesajlar
2,773
Puanları
48
bu misaller ile iman edenlerin hidayetini artırır, inkar edenlerinse inkarını artırır. Ayeti ne maksatla söylenmiş anlayana...
 

Yahayy

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
25 Ocak 2014
Mesajlar
4,603
Puanları
63
Ne söylenirse imanı artırıyor kaidesi hak olsa Müşriklik diye bir kavram olmazdı, onlar dinlerinin üzerine yapılan eklemeleri dinlerine katarak Müşrik oldular, hakeza ehli kitap kendi din adamlarının iddilarını Allah'ın dininden saydıkları için onları rabler edinerek yoldan çıktılar.
 

müttaki

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
20 Kas 2006
Mesajlar
2,773
Puanları
48
dini durağanlaştırmak mıdır maksat. Elbette değişecek özellikle insanlık algısı ilerledikçe. Aslolan maksattır niyettir. Değişimi farklılığı bidatçilik durağanlığına hapsedilmemeli. Farklılıklarda niyetlerin birliğini kabullenmek ve bu niyette buluşmak bizce işin özü. Gerisi teferruat.
 

Yahayy

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
25 Ocak 2014
Mesajlar
4,603
Puanları
63
Tevhid çizgisi tahrif edildiğinde İslâm dan filan söz edilemez artık o başka bir dindir. Dinin pratiği elbette farklı algılara açıktır.
 

menzil5453

Doçent
İhvan Üyesi
Katılım
11 Eyl 2014
Mesajlar
579
Puanları
0
Tevhid çizgisi tahrif edildiğinde İslâm dan filan söz edilemez artık o başka bir dindir. Dinin pratiği elbette farklı algılara açıktır.
Sizin asıl amacınız peygamberi tamamen ortadan kaldırmak. Peygamber sözlerini din dışı olarak göstermek. Ama bunda asla başarılı olamayacaksız.

Discovery cihazımdan Tapatalk 2 ile gönderildi
 

menzil5453

Doçent
İhvan Üyesi
Katılım
11 Eyl 2014
Mesajlar
579
Puanları
0
Tevhid Kuran ve sünnet çizgisinde yüründüğünde gerçekleşir. Sizin Kuran'ı kafanıza göre yorumlamanızın tevhid'e hiç bir katkısı olmaz. Aldığınız veballerde cabası.


Discovery cihazımdan Tapatalk 2 ile gönderildi
 

Yahayy

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
25 Ocak 2014
Mesajlar
4,603
Puanları
63
Sizin asıl amacınız peygamberi tamamen ortadan kaldırmak. Peygamber sözlerini din dışı olarak göstermek. Ama bunda asla başarılı olamayacaksız.

Discovery cihazımdan Tapatalk 2 ile gönderildi
Benim için peygamberin değeri senin verdiğin önem ve değerden 10 kat daha fazla.
Çünkü siz her atılan iftirayı, onun adına veya gıyabında ona iftira olarak düzülmüş her şeyi şeksiz şüphesiz Allah'tan gelmiş gibi kabul eden peygambere iftiracılarsınız.
Peygambere iftira atarak mı değer veriyorsunuz?

Kendi kanını, sidiğini içti diye içene canın cehenneme haram oldu diyecek
Bir peygamber mi, diri diri öldürülen sabii kız çocuğu için öldüren babası da o da cehennemdedir diyecek bir peygamber mi senin Kur'anda okuduğun peygamber.

Kuran okuyorsan tabi, yasin tebareke amme yolla yolla Ölülere gitsin, düğünlerde, sünnetlerde fon müziği gibi okut gitsin sizin Kur'andan sünnetten anladığınız bu.
 

menzil5453

Doçent
İhvan Üyesi
Katılım
11 Eyl 2014
Mesajlar
579
Puanları
0
Benim için peygamberin değeri senin verdiğin önem ve değerden 10 kat daha fazla.
Çünkü siz her atılan iftirayı, onun adına veya gıyabında ona iftira olarak düzülmüş her şeyi şeksiz şüphesiz Allah'tan gelmiş gibi kabul eden peygambere iftiracılarsınız.
Peygambere iftira atarak mı değer veriyorsunuz?

Kendi kanını, sidiğini içti diye içene canın cehenneme haram oldu diyecek
Bir peygamber mi, diri diri öldürülen sabii kız çocuğu için öldüren babası da o da cehennemdedir diyecek bir peygamber mi senin Kur'anda okuduğun peygamber.

Kuran okuyorsan tabi, yasin tebareke amme yolla yolla Ölülere gitsin, düğünlerde, sünnetlerde fon müziği gibi okut gitsin sizin Kur'andan sünnetten anladığınız bu.
Sen benim peygambere ne kadar değer verdiğimi biliyorsunki? On kat daha fazla değer verdiğini söylüyorsun. Sen islamiyetin "i"ni dahi bilmiyorsun. İşin gücün tekfir etmek. Geç bilgisayarın başın o şeyh'e laf çak buna tekfir öbürüne aşağılama bu mu müslümanlık? Bu mu senin bildiğin peygamber ahlakı? Sen peygamberi zerre kadar tanımıyorsun.

Discovery cihazımdan Tapatalk 2 ile gönderildi
 

menzil5453

Doçent
İhvan Üyesi
Katılım
11 Eyl 2014
Mesajlar
579
Puanları
0
Sana tavsiyem sen Kuran'ı okumadan önce bir peygamberin hayatını bir oku. Ondan sonra Kuran'a başla.

Discovery cihazımdan Tapatalk 2 ile gönderildi
 

Yahayy

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
25 Ocak 2014
Mesajlar
4,603
Puanları
63
Sen benim peygambere ne kadar değer verdiğimi biliyorsunki? On kat daha fazla değer verdiğini söylüyorsun. Sen islamiyetin "i"ni dahi bilmiyorsun. İşin gücün tekfir etmek. Geç bilgisayarın başın o şeyh'e laf çak buna tekfir öbürüne aşağılama bu mu müslümanlık? Bu mu senin bildiğin peygamber ahlakı? Sen peygamberi zerre kadar tanımıyorsun.

Discovery cihazımdan Tapatalk 2 ile gönderildi
Onkat demekten kasıt 2x10=20 demek değildir az düşünen arkadaşım mukayese edilmeyecek kadar çok demektir. Arap lügatinde de çoklu sayılar ile verilen örnekler mukayesesiz çokluğu ifade için kullanılır, belki hiç duymadın aslına da bakmadın duyduğun sayıları sayı anladın, her neyse.

islâmı benim bilip bilmediğimi bir kere koy, şirk koşmadan iman etmeyi başaramadıkça iman kavramı ancak Allah'ı daha da gazaplandırdığımız bir fiil olur çıkar.
İman Allah'ın tasvir ettiği gibi iman ise imandır. İmana ilişkin tüm unsurlar ise Kur'an ile sabittir, gerçeğe açık ve tassubunu terkederek taklid üzere değil, tahkik üzere Allah'ı dinlemeyi hayatında bir kez olsun iyi niyetle başarabilirsen mutlaka salih iman hazzını tadacaksın.

Ben kimseyi tekfir etmiyorum, müşrik de demiyorum, fiiller üzerinden konuşuyorum, bu tür fiillerin Allah'ın eleştirdiği, tenkid ettiği fiiller olduğunu söylüyorum.

Herkesin kendi fiil ve inançlarını Allah'ın testinden geçirmesi gerekir. Senin, benim, O'nun... Kur'anı yılmadan her kıraatte biraz daha imanın sekine ile oturduğunu müşaade ederek, Allah'tan geldiği hâl üzere okumalıyız.

Peygamber Kur'anın tatbikçisi, tebliğcisidir. Hayatı bizatihi Kur'an Ahlâkından ibarettir, bu haliyle peygamber fiili olarak bize nakledilen bir hadisenin Kur'ana uygunluk mecburiyeti vardır.
 

Yahayy

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
25 Ocak 2014
Mesajlar
4,603
Puanları
63
Sana tavsiyem sen Kuran'ı okumadan önce bir peygamberin hayatını bir oku. Ondan sonra Kuran'a başla.

Discovery cihazımdan Tapatalk 2 ile gönderildi
Benim de sana tavsiyem hemen Resulullah'ın vefatı ve sonrasında Tabiin, tebe-i tabiin dahil hayatlarını ve İslam tarihi okuman.
 

Yahayy

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
25 Ocak 2014
Mesajlar
4,603
Puanları
63
Hangi hadiste geçiyor bu yazar mısın?
Hadis No :*0848
Ravi:*İbnu Mes'ud
Tanim:*Resulullah (sav) buyurdular ki: "Çocukları diri olarak toprağa gömen de gömülen de ateştedir."
Kaynak:*Ebu Davud, Sünnet, 18, (4717)*

http://www.hadis.org/hadis/modules.php?name=KutubiSitte&h_op=hadisgoster&kid=252

Enes (r.a.)'den yapılan rivayette, Peygamber (a.s.) Efendimiz'in şöyle buyurduğunu söylemiştir:*"Bevl'den sakınıp uzak durun. Çünkü kabir azâbının umumu ondandır."[307]
Bazı rivayetlerde "Kabir azabının çoğu", bazı rivayetlerde onda dokuzu şeklindedir.

Diye bir hadis okursun,

"Resûlüllah (a.s.) Efendimiz bir kavmin çöplüğüne kadar git*ti ve ayakta durup bevl etti. O sebeple ben biraz uzak durmaya ça*lıştım,"yaklaş"*diye buyurdu. Yaklaştım o kadar ki gelip ökçesinin hemen yanında durdum. Abdest aldı ve ayaklarındaki mestleri meshetti."[304]

Buhari 351, Müslim 273/73, Ebu Avane 1/198, Ebu Davud 23, Nesei 18, Tirmizi 13, Darimi 1/171, İbni Mace 305, Tayalisi 406, Ahmed 5/382, Albânî İrva 57



Huzayf’nin (r.a.) naklettiği bu rivayetin zayıf olduğunu iddia yoktur, sahih olduğu ise, cumhur tarafından kabul edilmiştir.

Diye de bir hadis okursun, Resulullah'ın kabir azabı fiili diye nitelendirdiği ameli kendi yaptı diye iftira edenler hak olur, peygambere iftira eden biz oluruz.
Diri diri gömülen küçük kızı Resulullaha cehennemlik dedirten iftiracı olmaz Biz iftiracı oluruz.

Halep orda ise arşın burada, yarın kimin kime iftira attığı Hakk'ın huzurunda meydana çıkacaktır.
 

Ahter

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
1 Eki 2009
Mesajlar
5,252
Puanları
0
Lütfen, alıntıladığım yazıyı sonuna kadar dikkatle okuyalım...Umarım faydalı olur.

ON DÖRDÜNCÜ LEM’A
İki Makamdır. Birinci Makamı, iki sualin cevabıdır.

-1-
Aziz, sıddık kardeşim Refet Bey,

Sevr ve hût’a dair sorduğun sualin bazı risalelerde cevabı vardır. O nevi suallere göre cevap, Yirmi Dördüncü Sözün Üçüncü Dalında "On İki Asıl" namıyla on iki kaide-i mühimme beyan edilmiştir. O kaideler ehâdis-i Nebeviyeye dair muhtelif tevilâta dair birer mihenktirler ve ehâdise gelen evhâmı def edecek mühim esaslardır. Maatteessüf şimdilik sünuhattan başka ilmî mesâille iştigalime mâni bazı haller var. Onun için, sualinize göre cevap veremiyorum. Eğer sünuhat-ı kalbiye olsa, bilmecburiye meşgul oluyorum. Bazı sualler sünuhata tevafuk ettiği için cevap verilir; gücenmeyiniz. Onun için, herbir sualinize lâyıkınca cevap veremiyorum. Haydi, bu defaki sualinize kısa bir cevap vereyim.

Bu defaki sualinizde diyorsunuz ki: "Hocalar diyorlar: Arz öküz ve balık üstünde duruyor. Halbuki arz, muallâkta bir yıldız gibi gezdiğini coğrafya görüyor. Ne öküz var, ne de balık!"
Elcevap: İbni Abbas (r.a.) gibi zatlara isnad edilen sahih bir rivayet var ki, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmdan sormuşlar:"Dünya ne üstündedir?" Ferman etmiş:
-2-
Bir rivayette, bir defa
-3- demiş, diğer defada
-4- demiştir. Muhaddislerin bir kısmı, İsrailiyattan alınma ve eskiden beri nakledilen

1 Onun adıyla. O her kusurdan münezzehtir. Hiçbir şey yoktur ki Onu hamd ile tesbih etmesin. Selâm, Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.
2 Dünya, öküz ve balığın üzerindedir.
3 Öküz üzerindedir.
4 Balık üzerindedir.


hurafevâri hikâyelere bu hadisi tatbik etmişler. Hususan Benî İsrail âlimlerinin Müslüman olanlarından bir kısmı, kütüb-ü sabıkada sevr ve hût hakkında gördükleri hikâyeleri hadise tatbik edip, hadisin mânâsını acip bir tarza çevirmişler. Şimdilik bu sualinize dair gayet mücmel Üç Esas ve Üç Vecih söylenecek.

BİRİNCİ ESAS: Benî İsrail ulemasının bir kısmı Müslüman olduktan sonra, eski malûmatları dahi onlarla beraber Müslüman olmuş, İslâmiyete mal olmuş. Halbuki o eski malûmatlarda yanlışlar var. O yanlışlar elbette onlara aittir, İslâmiyete ait değildir.
İKİNCİ ESAS : Teşbih ve temsiller, havastan avâma geçtikçe, yani, ilmin elinden cehlin eline düştükçe, mürur-u zamanla hakikat telâkki edilir. Meselâ, küçüklüğümde kamer tutuldu. Ben valideme dedim:
"Neden ay böyle oldu?"

Dedi: "Yılan yutmuş."
Dedim: "Daha görünüyor."
Dedi: "Yukarıda yılanlar cam gibi olup içlerinde bulunan şeyi gösterirler."

Bu çocukluk hatırasını çok zaman tahattur ediyordum. Ve derdim ki: "Bu kadar hakikatsiz bir hurafe, validem gibi ciddî zatların lisanında nasıl geziyor?" diye düşünürdüm. Tâ, felekiyat fennini mütalâa ettiğim vakit gördüm ki, validem gibi öyle diyenler bir teşbihi hakikat telâkki etmişler.

Çünkü, derecât-ı şemsiyenin medârı olan "mıntıkatü’l-burûc" tabir ettikleri daire-i azîme, menâzil-i kameriyenin medârı bulunan mâil-i kamer dairesi birbiri üstüne geçmekle, o iki daire, herbiri iki kavis şeklini vermiş.

O iki kavise felekiyun uleması, lâtif bir teşbihle, büyük iki yılan namı olan "tinnîneyn" namını vermişler. İşte, o iki dairenin tekatu’ noktasına, "baş" mânâsına "re’s," diğerine "kuyruk" mânâsına "zeneb" demişler. Kamer re’se ve şems zenebe geldiği vakit, felekiyun ıstılahınca "haylûlet-i arz" vuku bulur. Yani, küre-i arz, tam ikisinin ortasına düşer. O vakit kamer hasf olur. Sabık teşbihle, "Kamer tinnînin ağzına girdi" denilir. İşte bu ulvî ve ilmî teşbih, avâmın lisanına girdikçe, mürur-u zamanla, kameri yutacak koca bir yılan şeklini almış.

İşte, Sevr ve Hût namıyla iki büyük melek, bir teşbih-i lâtif-i kudsî ile ve mânidar bir işaretle, Sevr ve Hût namıyla tesmiye edilmişler. Kudsî, ulvî lisan-ı Nübüvvetten umumun lisanına girdikçe, o teşbih hakikate inkılâp etmiş, adeta gayet büyük bir öküz ve dehşetli bir balık suretini almışlar.

ÜÇÜNCÜ ESAS : Nasıl ki Kur’ân’ın müteşabihâtı var; gayet derin meseleleri temsilâtla ve teşbihatla avâma ders veriyor. Öyle de, hadisin müteşabihâtı var; gayet derin hakikatleri me’nûs teşbihatla ifade eder. Meselâ, bir iki risalede beyan ettiğimiz gibi, bir vakit huzur-u Nebevîde gayet derin bir gürültü işitildi. Ferman etti ki: "Yetmiş senedir yuvarlanıp bu dakikada Cehennemin dibine düşen bir taşın gürültüsüdür."

Birkaç dakika sonra birisi geldi, dedi: "Yetmiş yaşındaki meşhur münafık öldü." Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın gayet beliğ temsilinin hakikatini ilân etti.
Senin sualin cevabına şimdilik Üç Vecih söylenecek.

*
BİRİNCİSİ: Hamele-i Arş ve Semâvat denilen melâikenin birinin ismi "Nesir" ve diğerinin ismi "Sevr"
olarak dört melâikeyi Cenâb-ı Hak Arş ve semâvâta,


Beyhakî, Şu’abu’l-Îmân, 433; Zehebî, Mîzânü’l-İ’tidâl, 4:352; Süyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, 1:329.



saltanat-ı rububiyetine nezaret etmek için tayin ettiği gibi, semâvâtın bir küçük kardeşi ve seyyarelerin bir arkadaşı olan küre-i arza dahi iki melek, nâzır ve hamele olarak tayin etmiştir. O meleklerin birinin ismi "Sevr" ve diğerinin ismi "Hût"tur. Ve o namı vermesinin sırrı şudur ki:

Arz iki kısımdır: biri su, biri toprak. Su kısmını şenlendiren balıktır. Toprak kısmını şenlendiren, insanların medar-ı hayatı olan ziraat, öküz iledir ve öküzün omuzundadır. Küre-i arza müekkel iki melek, hem kumandan, hem nâzır olduklarından, elbette balık taifesine ve öküz nevine bir cihet-i münasebetleri bulunmak lâzımdır. Belki,
o iki meleğin âlem-i melekût ve âlem-i misalde sevr ve hût suretinde temessülleri var.

HAŞİYE İşte bu münasebete ve o nezarete işareten ve küre-i arzın o iki mühim nevi mahlûkatına imâen, lisan-ı mu’cizü’l-beyân-ı Nebevî,
demiş, gayet derin ve geniş, bir sayfa kadar meseleleri hâvi olan bir hakikati gayet güzel ve kısa birtek cümleyle ifade etmiş.


* İKİNCİ VECİH: Meselâ, nasıl ki denilse, "Bu devlet ve saltanat hangi şey üzerinde duruyor?" Cevabında
denilir. Yani, "Asker kılıcının şecaatine, kuvvetine ve memur kaleminin dirayetine ve adaletine istinad eder."

Öyle de, küre-i arz madem zîhayatın meskenidir ve zîhayatın kumandanları da insandır ve insanın ehl-i sevâhil kısmının kısm-ı âzamının medar-ı taayyüşleri balıktır ve ehl-i sevâhil olmayan kısmının medar-ı taayyüşleri, ziraatle, öküzün omuzundadır ve mühim bir medar-ı ticareti de balıktır.

Elbette, devlet seyf ve kalem üstünde durduğu gibi, küre-i arz da öküz ve balık üstünde duruyor, denilir. Zira, ne vakit öküz çalışmazsa ve balık milyon yumurtayı birden doğurmazsa, o vakit insan yaşayamaz, hayat sukut eder, Hâlık-ı Hakîm de arzı harap eder.

İşte, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, gayet mucizâne ve gayet ulvî ve gayet hikmetli bir cevapla,
demiş. Nev-i insanînin hayatı, ne kadar cins-i hayvânînin hayatıyla alâkadar olduğuna dair geniş bir hakikati iki kelimeyle ders vermiş.

ÜÇÜNCÜ VECİH: Eski kozmoğrafya nazarında güneş gezer. Güneşin her otuz derecesini bir burç tabir etmişler. O burçlardaki yıldızların aralarında birbirine


HAŞİYE

Evet, küre-i arz, bahr-i muhit-i havaîde bir sefine-i Rabbâniye ve-nass-ı hadisle-âhiretin bir mezraası, yani, fidanlık tarlası olduğundan, o câmid ve şuursuz büyük gemiyi o denizde emr-i İlâhî ile, intizamla, hikmetle yüzdüren, kaptanlık eden melâikeye "Hût" namı ve o tarlaya izn-i İlâhî ile nezaret eden melâikeye "Sevr" ismi ne kadar yakıştığı zâhirdir.


raptedecek farazî hatlar çekilse, birtek vaziyet hâsıl olduğu vakit, bazı esed (yani arslan) suretini, bazı terazi mânâsına olarak mizan suretini, bazı öküz mânâsına sevr suretini, bazı balık mânâsına hût suretini göstermişler.

O münasebete binaen o burçlara o isimler verilmiş. Şu asrın * kozmoğrafyası nazarında ise, güneş gezmiyor. O burçlar boş ve muattal ve işsiz kalmışlar.

Güneşin bedeline küre-i arz geziyor. Öyleyse, o boş, işsiz burçlar ve yukarıdaki muattal daireler yerine, yerde arzın medar-ı senevîsinde, küçük mikyasta o daireleri teşkil etmek gerektir. Şu halde, burûc-u semâviye, arzın medar-ı senevîsinden temessül edecek. Ve o halde küre-i arz her ayda burûc-u semâviyenin birinin gölgesinde ve misalindedir.

Güya arzın medar-ı senevîsi bir ayna hükmünde olarak, semâvî burçlar onda temessül ediyor.

İşte bu vecihle, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, sabıkan zikrettiğimiz gibi, bir defa
bir defa
demiş. Evet, mu’cizü’l-beyan olan lisan-ı Nübüvvete yakışır bir tarzda, gayet derin ve çok asır sonra anlaşılacak bir hakikate işareten, bir defa
demiş.

Çünkü küre-i arz, o sualin zamanında Sevr Burcunun misalindeydi. Bir ay sonra yine sorulmuş,
demiş. Çünkü o vakit küre-i arz Hût Burcunun gölgesindeymiş.

İşte, istikbalde anlaşılacak bu ulvî hakikate işareten ve küre-i arzın vazifesindeki hareketine ve seyahatine imâen ve semâvî burçlar, güneş itibarıyla muattal ve misafirsiz olduklarına ve hakikî işleyen burçlar ise küre-i arzın medar-ı senevîsinde bulunduğuna ve o burçlarda vazife gören ve seyahat eden küre-i arz olduğuna remzen,
demiştir.


Bazı kütüb-ü İslâmiyede sevr ve hûta dair acip ve haric-i akıl hikâyeler, ya İsrailiyyattır veya temsilâttır veya bazı muhaddislerin tevilâtıdır ki, bazı dikkatsizler tarafından hadis zannedilerek Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâma isnad edilmiş.





1 "Ey Rabbimiz, unutur veya hataya düşer de bir kusur işlersek bizi onunla hesaba çekme." Bakara Sûresi, 2:286.
2 "Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Sensin." Bakara Sûresi, 2:32.


 

Son.Fedai

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
12 Şub 2007
Mesajlar
6,367
Puanları
63
Yaş
51
Web sitesi
www.elibolyazilim.com
Halep orda ise arşın burada, yarın kimin kime iftira attığı Hakk'ın huzurunda meydana çıkacaktır.
Hacı sen hiç bu hadisi, şerhini araştırdın mı?

Ne demek istenmiş, neden böyle söylenmiş, asıl hikmet nedir diye düşündün mü hiç?

Gerçi siz akıl sahibiydiniz, böyle şeylere ihtiyacınız yoktu değil mi?

2. mesajda hadisin şerhi geliyor
 

Yahayy

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
25 Ocak 2014
Mesajlar
4,603
Puanları
63
Hacı sen hiç bu hadisi, şerhini araştırdın mı?

Ne demek istenmiş, neden böyle söylenmiş, asıl hikmet nedir diye düşündün mü hiç?

Gerçi siz akıl sahibiydiniz, böyle şeylere ihtiyacınız yoktu değil mi?

2. mesajda hadisin şerhi geliyor
Getir bakalım şerhi metni ile alakası olmayan, hadisi görmek istedikleri gibi açıklayınca adı şerh olur tabi, göreceğiz getir bakalım.
 

Son.Fedai

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
12 Şub 2007
Mesajlar
6,367
Puanları
63
Yaş
51
Web sitesi
www.elibolyazilim.com
SÜnen-i Ebu Davud Hadis No: 4717...
Amir (eş-Şa'bî)'den (rivayet edildiğine göre); Rasûlullah (s.a.): "Çocuğu diri diri mezara gömen kadın da, diri diri mezara gömülen çocuk (kendisine ait olan ana) da cehennemdendir" buyurmuştur.
(Bu hadisin ravilerinden) Yahya İbn Zekeriyya (İbn Ebi Zaide) dedi ki:
Babamın ifadesine göre Ebu İshak (es-Sebî'î bu hadisi) kendisine Amir (eş-Şabî), Alkame ve İbn Mes'ud zinciriyle Peygamber (s.a.)'den rivayet etmiştir.[504]

Ve'd: Çocuğu diri diri mezara gömmek demektir. Bilindiği gibi cahiliyye çağı araplarından bazıları ar meselesi yaparak ya da rızık endişesiyle kız ve erkek çocuklarını diri diri mezara gömerlerdi.

Hadisin zahirine göre çocuklarını bu şekilde mezara gömenler de, bu şekilde mezara gömülen çocuklar da cehennemliklerdir. 4712 numaralı hadisin şerhinde de açıkladığımız gibi hadisin bu zahirî manasına sarılan, bazı Hanbelî alimleri çocuklarını bu şekilde mezara gömen kimselerin de, bu şekilde mezara gömülen çocukların da cehennemlik olduklarını söyle*mişlerdir.

Bu görüşte olan kimselere göre çocuğu bu şekilde gömen kimsenin ce*hennemlik olmasının sebebi, çocuğa bu zulmü reva görüp katil olmasıdır. . Çocuğun cehennemlik olmasının sebebi de çocukların âhirette cennet*lik ya da cehennemlik olma hususunda anne ve babalarına tabi olmaları*dır.

Bu görüşte olmayan birçok ilim adamına göre ise metinde geçen "diri diri gömülen kız" anlamındaki "mev'ûde" kelimesinin aslı "mevuda-tün lehâ"dır. Yani bu kelimenin aslı böyledir ve "diri diri gömülen çocuk kendisine ait olan anne" anlamına da gelmektedir. "Vâide" kelimesi de çocuğun diri diri mezara gömülmesine razı olan ebe, ya da kürtajcı dok*tordur. Bu açıklamaya göre annenin de. ebenin de cehennemlik olmasının Sebebi cinayet suçunu işlemeleridir. Nitekim, Aynü'l-Ma'hud yazarının "es-Siracü'1-Münir" isimli eserden naklen yaptığı açıklamaya göre bu hadisin sebeb-i vürudu fahr-i kainat efendimize çocuğunu gömen bir ka*dının durumunun sorulmasıdir. Böyle bir soru üzerine bu hadis söylen*miştir.

Öyleyse burada "mev'ûde" kelimesinin aslının "mevudetün lehâ" ol*duğunda ve "diri diri gömülen çocuğun annesi anlamında" kullanıldığın*da en küçük bir şüphe yoktur.

Biz de bu görüşü tercih ettiğimiz için tercümemizde de bu kelimeyi böyle tercüme ettik. Binaenaleyh bu hadisten sabiy iken ölen müşrik ço*cuklarının cehennemlik oldukları hükmünü çıkarmak doğru değildir.[505]

http://kitap.fetvalar.com/ebudavud/konu-7061.htm
 
Üst