İstanbul Müftüsü: Tarikatlar ve cemaatler diyanete bağlansın

Sizce de tarikat ve cemaatler diyanete bağlanmalı mı?

  • Evet

    Kullanılan: 2 28.6%
  • Hayır

    Kullanılan: 5 71.4%
  • Tereddütlü

    Kullanılan: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    7

ihvanistanbul

AkhenAton
Yönetici
Süper Moderatör
Katılım
4 Eki 2009
Mesajlar
5,199
Beğeniler
649
Puanları
113
Öne çıkan konu #1
İstanbul Müftüsü Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz, Üsküdar'daki İslam Araştırmaları Merkezi'nde (İSAM) Türkiye Diyanet Vakfı (TDV) tarafından İstanbul'da yaz kampında ağırlanan üniversite öğrencilerine hitap etti.



15 TEMMUZ SÜRECİ

15 Temmuz'dan sonraki süreçte Türkiye'de cemaat ve tarikat algısının ciddi şekilde yara aldığını belirten Yılmaz, "Çünkü insanların yaşadığı acı tecrübeler bazen hayata daha fazla genelleme yaparak bakmak gibi sonuçlar doğuruyor. İnsanların sütten ağzı yanmışsa, yoğurdu da üfleyerek yiyor." dedi.



"TARİKATLAR VE CEMAATLER..."

Yılmaz, Osmanlı'nın yaşanan tarikat olumsuzluklarını önlemek üzere Meclis-i Meşayih kurumunu hayata geçirdiğini hatırlatarak, "Tarikatların, cemaatlerin ve dini yapıya katkı sağlamak isteyenlerin Diyanet İşleri Başkanlığı veya başka bir kurum tarafından denetlenmesinden başka bir çare yoktur. Eğer böyle bir denetleme mekanizması kurulursa bunlar hedeflerinin ne olduğunu açık ve şeffaf olarak ilan ederler, üye sayılarını ve ekonomik güçlerini deklare ederek hizmet ederlerse elbette katkı sağlarlar.


"DEVLETİN ADIM ATMASI GEREKİYOR"

Ama ne ekonomik güçlerinin ne insan güçlerinin ne hedeflerinin belli olduğu karanlık bir güç sahibi olmaları her zaman potansiyel olarak bir tehlike olmaları sonucunu doğuracaktır. Onun için devletin bu manada adımlar atması gerekiyor." ifadelerini kullandı.

İstanbul Müftüsü: Tarikatlar ve cemaatler denetlensin
 

talib

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
11 Tem 2006
Mesajlar
21,826
Beğeniler
1,025
Puanları
113
#2
Kesinlikle denetlenmeli. Önüne gelen ben şeyhim diyor. Adamın daha yazılı bir icazeti dahi yok. Kimse ile bir teşriki mesaisi olmamış, rüyada aldım diyor. Bana söylediler diyor. Herkes bir şey yumurtluyor. Meclisi meşayih ve bir reis lazımdır.
 

DostunDostu

Süper Moderatör
Yönetici
Süper Moderatör
Katılım
30 Eyl 2013
Mesajlar
5,929
Beğeniler
275
Puanları
83
#3
Bu tarikatları ve cemaatleri denetleme işi ele yüze bulaşacak gibi geliyor bana. Neden derseniz ''tarikatlar ve cemaatler'' diye başlayan bir cümle baştan sakat, çünkü tarikat başka cemaat başkadır. İkisini aynı kefeye koymak doğru değil.

Önce Tarikat nedir, Cemaat nedir, farkları nelerdir, buna bakmak lazım!

• Cmaatleşmekten gaye şeriati yaşamaktır, yani şeriatin hayat bulacağı sosyal bir ortam/mahalle oluşturmaktır. Genel hatlarıyla cemaat budur..

• Buna karşın tarikatin gayesi hakikate ulaşmaktır. Bu yolculuğunu/seyrini şeriatle olup yapar, bununla birlikte hakikat arayışının usûllerini tatbik eder. Doğal olarak içinde cemaatleşmeyi de barındırır. Şeriat kısmını aşikar yapar, hakikati arayış usûllerini ise gizli tutar! Dolayısıyla cemaat gibi kontrol edilmesi mümkün değildir, doğru da değildir. Gizli derken, mesela dersleri gizlidir.

Örneğin tarikatte ''ders'' denen virdler vardır. Bu ders hergün çekilir. Ve eksiksiz yapılırsa normal şartlarda her yıl ders değiştirilir, yani bir üst derse geçilir.. Tarikata yeni giren bir mürid 1. dersten başlar. Bir yılını doldurduktan sonra müracat eder ve 2. dersini alır. Bu şekilde yüksele yüksele seyri sülukunu tamamlar. Bu derslerin hepisi gizlidir. Örneğin bir tarikatta toplam 24 ders var diyelim. 1. Derste olan kişi 2. dersin ne olduğunu bilmez. 2. derste olan ise 3. dersi bilmez. Bu şekilde alt derste olan kişi bir üst dersin ne olduğunu bilmez. Bu yüzden tarikatta usül odur ki kimse kimseye dersinin ne olduğunu anlatmaz. Ancak kendi dersinde olanla bunu paylaşabilir lakin alttakine bunu anlatması yasaktır. Denir ki bir mürid herhangi bir şekilde kendi üstündeki bir dersin nasıl yapıldığını bir şekilde öğrenirse o ders ona vacip olur. Yani o dersten devam etmesi gerekmektedir. Şimdi siz devlet olarak tarikatın usüllerini hiçe sayarak kendi içinde dahi sır gibi saklanan bu dersleri şeffaflık adına isterseniz tarikata ve mensuplarına saygısızlık yapmış olursunuz. En azından bu dersleri çekenleirn şevki kırılır. Zaten devletin eline geçecek olan bu usûller fazla gecikmez Hristiyan ve Yahudi tarikatların ellerine geçer! Biz böyle elimizdeki niğmetleri sızdırmaya alışığız. Hatta bu işin sektörünü oluşturup ders satmaya başlarlar. Olmadı tüm ders listesini sızdırıp sahte şeyh ve sahte tarikatların oluşumunu tetikler. Mesela adam alır bu ders usüllerini gider Bağdat'ta tarikat kurar. Sizin anlıyacağınız bu işin suyu iyice çıkar!!!

Velhasılı bu olmaz. Sen devlet olarak git cemaatleri denetle, ona lafım yok.. Tarikatlar denetlenmesin mi? Denetlensin, sadece cemaat yüzü denetlensin. Usûllerini denetlersen bu işin fıtratını bozmuş olursun. Bu zulüm olur, bu tarihte hiçbir halifenin, hiçbir sultanın yapmadığı bir terbiyesizlik olur. Bu işin şakası yok, çocuk oyuncağı değil bu. Dua ordusunun namusuna el uzatırsan Allah seni de saltanatını da başına yıkar Allah korusun!

Edit: Mesela olası bir krize örnek vereyim. Fazla sürmez diyanetin başına mezhep ve tarikat düşmanı bir diyanet reisi geçer, tarikatlarla uğraşmaya başlar. Mesele der ki, rabıta yapmayacaksınız, bundan sonra rabıta yasak, Kuran'da yazmıyor. Buyur burdan yak! Buna ek olarak müridin gözünde Şeyhi vasıfsız kalacaktır çünkü üstünde diyanet reisi olacak! İş böyle olunca maneviyatından istifade edemiyecektir. Bu gibi onlarca husus sayılabilir.

Meclis-i Meşâyıh benzeri bir denetleme kurulu oluşturulsun deniyor. Efendim bu da tutmaz. Zaten Osmanlının dağılma döneminde kurulmuş bu ve fazla da başarılı olamamıştır. Hem böyle bir kurum tarikatin doğasına aykırıdır. Tarikatin gücü özgürlüğünden geliyor. Özgür olmazsa hikmet üretemez, kâmil insan çıkartamaz. Özgür olacak ki yeni kollar yeni yollar oluşmasına fırsat olsun. Siz bunu bir yere bağlarsanız dondurmuş olursunuz. Mesela devlete aykırı mizaçlar ne yapsın? Dağa mı çıksın? Anarşist mizaçların dahi sığınacakları bir kapı olması lazım. Bu kapıların alayını sen devlete bağlarsan o mizaçlar başka yerlerde örgütlenecektir. Bu daha tehlikelidir. !!!

Mesela Nakşibendi tarikatının kurucusu olan Şah-ı Nakşibend hazretleri yeni bir ekolün kurucusudur. Onun bağlı olduğu tarikat eğer meclisi meşayıh benzeri bir çatı altında olsaydı bugün Nakşibendi tarikatı diye bir tarikat olmayabilirdi. Hatta bu meclise kayıtlı olanlarda çok zaman geçmeden kurur giderdi.

Devlet, evet, önemlidir, lazımdır, lakin devlet her şey demek değildir. Toplum yapıları bir soğanın katmanları gibi içten dışa kat kat olmalıdır. Aralarında zar olmalıdır. Her bir katman kendi atmosferinde hür olmalıdır. Eğer böyle olmazsa yeniliklerin oluşmasını engellemiş olursunuz. Tek tipleşen toplumlar ve devletler tarihten silinirler. Buna karşın kat kat olan toplumlar yıkılsa bile başka bir yerden tekrar filizlenmeye fırsat bulur.

Velhasılı biz tarih boyunca hep devlet sahibi olmuşsak bunun hikmeti yeni devlet kuracak çekirdekleri/ocakları özgün olarak bağrımızda barındırmamızdandır. Tarikatları devlete bağlamak çekirdeksiz meyva üretmek gibi bir dalâlet olur.
 
Son düzenleme:

talib

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
11 Tem 2006
Mesajlar
21,826
Beğeniler
1,025
Puanları
113
#4
''tarikatlar ve cemaatler'' diye başlayan bir cümle baştan yanlış değildir. Bunları bir zannederek bu sözleri söylemiyor. Hem tarikatlar hem de cemaatler denetlenmeli diyor. Bunu diyen zaten tasavvuf profesörü. Aradaki farkı gayet iyi biliyordur.
 

DostunDostu

Süper Moderatör
Yönetici
Süper Moderatör
Katılım
30 Eyl 2013
Mesajlar
5,929
Beğeniler
275
Puanları
83
#6
''tarikatlar ve cemaatler'' diye başlayan bir cümle baştan yanlış değildir. Bunları bir zannederek bu sözleri söylemiyor. Hem tarikatlar hem de cemaatler denetlenmeli diyor. Bunu diyen zaten tasavvuf profesörü. Aradaki farkı gayet iyi biliyordur.
Bir şey bildiklerini sanmıyorum. Profesörleri görüyoruz!

Tekke'nin adına ''devlet'' bulaştığı anda oraya hergeleler gitmez! Tekkelerin gücü devletle hafiiifce çatışmasından gelir. Öyle de olması lazım. Aksi taktirde hergeleleri, anarşist ruhlu mizaçları tekkede toplayamazsın. O kapıyı devlet kendi eliyle kapatmış olur, bu mizaçlar ise gider başka yerlerde İslam dışı örgütlenmelere yem olur..

Yahu kendimizden pay biçelim!

Edit: Fetö üzerinden kıyaslama yaparak bu işe gidiyorlar ama yanılıyorlar! Fetö tarikat değil, hele cemaat hiç değil. Takiye yaparak devlet kurumlarına sızan bir terör örgütü bu! Hiç garip gurebaya açık değillerdi bunlar.. Ben anlamıyorum bu işi nasıl cemaate tarikete getirdiler? Medya ısrarla cemaat tarikat tartışmasına dönüştürdü bu işi.
 

talib

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
11 Tem 2006
Mesajlar
21,826
Beğeniler
1,025
Puanları
113
#7
Hasan Kamil Hoca hem tasavvuf profesörüdür, hem de amelde de Nakşibendi ve Kadiridir.
 

DostunDostu

Süper Moderatör
Yönetici
Süper Moderatör
Katılım
30 Eyl 2013
Mesajlar
5,929
Beğeniler
275
Puanları
83
#8
Hasan Kamil Hoca hem tasavvuf profesörüdür, hem de amelde de Nakşibendi ve Kadiridir.
Sosyoloji ve medeniyetler tarihi bilmiyorsa isterse şeyh olsun, bu işlerden anlamaz!

Geleneksel tarikatlarımız/ocaklarımız meyvede çekirdek gibidir, ve küllerden doğmanın sigortasıdır. Lazımdır. Cumhuriyetin kurucularında bile bu izleri görürsünüz (ister beğenelim ister beğenmeyelim, var olmak hiç olmamaktan daha kıymetlidir). Tarikatlarımız çekirdek olma özellikleri bozulmadan denetlenmeli.

... tabi bu resimdeki gibi Amerikan çakması bir şeyi kastetmiyorum, çekirdek diyorum, yanlış anlaşılmasın lütfen. :)

adsfa.jpg

Fetö'ye bakarak doğal katkısız çekirdeği yargılama yoluna gitmek doğru değil!
 
Son düzenleme:

ilke

Paylaşımcı
İhvan Üyesi
Katılım
6 Kas 2017
Mesajlar
419
Beğeniler
54
Puanları
28
#9
Hasan Kamil Hoca hem tasavvuf profesörüdür, hem de amelde de Nakşibendi ve Kadiridir.
Tarikatların denetiminin yapılması için en önce serbest olarak özgürce faaliyet göstermeleri sağlanmalıdır. Diyanet, tarikatları denetleyebilme liyakatına asla sahip değildir ! Mensublarının onayını almadan onları Kuveyt Türk ve Al-Baraka Türk' Bankalarına yönlendiren bir kuruluş tarikat denetleyemez! Tasavvuf'ta profesörlük makamı da yoktur! Profesörlük T.Cumhuriyetinin tebalarına vermiş olduğu bir unvandır... Bu unvana sahip olmakla tasavvuf hakkında hükümler ve kararlar verme selâhiyeti hiç kimseye verilmemiştir ve verilemez! Karnınızdan konuşmayın !
 

Hakperest

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
13 May 2013
Mesajlar
5,795
Beğeniler
356
Puanları
83
#10
Cemaatler birliği platformu kurulmalı ve bağımsız olmalıdır... bu platform yetkin ülemadan olsun.. öyle baskı ile bu iş yürümez kanımca. Cemaatler potansiyel hain değil potansiyel emniyet koridorlarıdır. Bu aralar putperest kemalist tarikatı, islami cemaatleri hedef göstermelerine kanmayın.
 

DostunDostu

Süper Moderatör
Yönetici
Süper Moderatör
Katılım
30 Eyl 2013
Mesajlar
5,929
Beğeniler
275
Puanları
83
#11
Cemaatler birliği platformu kurulmalı ve bağımsız olmalıdır... bu platform yetkin ülemadan olsun.. öyle baskı ile bu iş yürümez kanımca. Cemaatler potansiyel hain değil potansiyel emniyet koridorlarıdır. Bu aralar putperest kemalist tarikatı, islami cemaatleri hedef göstermelerine kanmayın.
Yapma güzel kardeşim, sen bari yapma! Medya ''tarikat'' kavramının içini boşaltmak için kasıtlı kullanıyor. Bak biz bile buradan zehirli tesir almışız. Kemalist tarikat ne demek yau! Örgüt de, saplantı de, ideoloji de ama tarikat deme yau.

Edit: Türkçe dilini bir yolunu bulup zenginleştirmek lazım. Sıkıntılar baş göstermeye başladı.
 

Hakperest

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
13 May 2013
Mesajlar
5,795
Beğeniler
356
Puanları
83
#12
Yapma güzel kardeşim, sen bari yapma! Medya ''tarikat'' kavramının içini boşaltmak için kasıtlı kullanıyor. Bak biz bile buradan zehirli tesir almışız. Kemalist tarikat ne demek yau! Örgüt de, saplantı de, ideoloji de ama tarikat deme yau.

Edit: Türkçe dilini bir yolunu bulup zenginleştirmek lazım. Sıkıntılar baş göstermeye başladı.
Din deyince sadece islâmı anlamadığımız gibi tarikat deyince sadece islami tarikatları anlamıyoruz, en azından ben öyle anlamıyorum
 

ilke

Paylaşımcı
İhvan Üyesi
Katılım
6 Kas 2017
Mesajlar
419
Beğeniler
54
Puanları
28
#13
Soru :Sizce de tarikat ve cemaatler diyanete bağlanmalı mı?

Diyanet, Turuk-u Aliyy'nin üstünde bir kurum ve kuruluş mu ki tarikatlar ona bağlansın ve onları denetlesin ? Asıl bizdeki diyanetin bir ehl-i vukuf ulema tarafından denetlenmesi lazım ! Millete tavsiye ettikleri ve isimlerinin önünde "Prof.Dr." unvanlarını taşıyan bir-kaç ilâhiyatçı kişinin hazırladığı "Kuran Yolu" adlı meal-tefsirin ilk basımında "muta nikâhı" sanki caizmiş gibi gösterilmişti ! Buna dair bir tekzib ve özür de kimseden işitilmedi! Sayın İstanbul Müftüsü diyanetin bugüne kadar ne potlar kırdığını araştırsa ve bunları düzeltme yoluna gitse çok daha iyi olur diye düşünüyorum!
 

DostunDostu

Süper Moderatör
Yönetici
Süper Moderatör
Katılım
30 Eyl 2013
Mesajlar
5,929
Beğeniler
275
Puanları
83
#14
Din deyince sadece islâmı anlamadığımız gibi tarikat deyince sadece islami tarikatları anlamıyoruz, en azından ben öyle anlamıyorum
Evet, malesef bu kelimeleri dediğin manada kullanıyorlar.

Oysa doğrusu ''din'' denince akla İslâm'dan başka bir şey gelmemelidir çünkü ayetle sabittir ki Allah katında din tektir, o da içinde tevhid hakikatini barındıran İslâm'dır. Diğer semaâvî din(!)lere gelince onlara batıda kullanılan ''religyon'' kelimesi kullanılabilir. Hatta doğrusu da bu olurdu.. Buna benzer şekilde ''tarikat'' kavramını İslâmîsine kullanıp ''sekta'' kavramını bâtıl olanlarına kulanabiliriz. Böylece bize ait olmayan kavramları Türkçe sınırları içinde pasaportla gezdirmiş oluruz. Böylece gelecek nesiller gaflete kapılıp ''ha o ha o aynı ..k'' gibi bir toptancı yargıya düşmezler. Buna ihtiyaç var mıdır? Var çünkü bizim dinimizle bizim tarikatımızda onlarda olmaya temel bir fark var, o da tevhid hakikatidir. Eğer bu her şeyi belirleyen temel farkı kavramlarla ayrı tutmazsak tevhid güme gider, itibarsızlaşır, unutulur. Çünkü tevhid nesnesel değil niteliksel bir şey. Bu elle tutulmayan niteliği zahirde görülür bir farkla ayırmazsak dış benzerlikler üzerinden asimile olur gider.

Bir kavrama kelime inşâa ederken bu kavramın geldiği yere değil, gittiği yere/mânâyı götürdüğü yere bakmak lazım çünkü belirleyici olan budur. Gâye her şeyi belirliyor! Örneğin hepimiz doğuştan müslümanız, sonramız ve son durağımız ne olduğumuzu belirliyor, ona göre de tarif ediliyoruz! Bu, kavramlara inşâa edilen kelimelerde de böyle olmalı. Aslında buralar deşelense bu kelime-kavram ilişkilerini belirlemede orjinal usûller geliştirilebilir.
 
Son düzenleme:

talib

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
11 Tem 2006
Mesajlar
21,826
Beğeniler
1,025
Puanları
113
#15
Evvela ''tarikatlar ve cemaatler'' diye başlayan bir cümle baştan sakat sözünden şimdi "Sosyoloji ve medeniyetler tarihi bilmiyorsa"ya geldik :)

Yani ilk söylenilen nasıl yanlış değil ise sizin kadar sosyoloji, medeniyetler tarihi bilmediğini nereden biliyorsunuz? Cevat Akşit Hocaefendi de Profesör, merhum Es'ad Coşan Hocaefendi de... Yani herkes Cübbeli meşrep olmalı diye mi düşünüyorsunuz? Bir dediği bir dediğini tutmuyor, çakma zuhuratlar uyduruyor, ya da uyduranlara kanıyor. Severiz yine de eksikliklerine rağmen o ayrı. Hizmeti çok. Hasılı, akademik camiada çok daha kaliteli isimler vardır. Mahmud Erol Kılıç Hocaefendi de derviştir, belki icazeti de vardır, Hasan Kâmil Hoca da öyledir, Cevat Akşit Hocaefendi de şeyhtir, Es'ad Coşan Hazretleri de irşad yapmıştır. Belki bu isimler ve bunlar gibi isimlerden bir kurul kurulacak. Ama itirazlar geliyor. Sıkılmaya gerek yok.

Bu manevi bir yoldur. Asla bunlar şeyh efendilere bir mertebe biçecek değiller. Belki hakiki, mücaz şeyh olmasa da şeriata aykırı, çok sapkın görünmeyen yerlere yine dokunmayacaklar. Çok şey eskisi gibi gidecek. Sadece İskender Mihr gibi, Adnan Oktar gibi yerler ayıklanacak belki de. Tarikat derslerine zaten karışacak değillerdir. Ne olacağını bilmiyorum. Olması gerekeni söylüyorum. Tarikat dediğimiz yapılara çok sathi bakılmalı. İşin maneviyatına karışılmamalı asla. Çok sapkınca işler var mı, bir anda ben şeyhim diye ortaya çıkarsa ve hizmet ederken tarikatların parayla ilişkileri oluyor, işin o kısmına bakılır.

Yoksa Türkiye'de o kadar çok tarikat var ki. Kiminin yazılı bir icazeti yok, kiminin başındaki zat belki halife makamında, kimi bende şeyhim diye ortaya çıkmış kendi bulunduğu yerde şeyhi vefat edince, kimi de hizmete(!) heves etmiş de ortaya çıkmış bir anda. İşin bu kadarına girebilir mi sanmıyorum, daha çok parayla olan ilişkilere bakılabilir.

Fakirin tezi, şimdi tüm bu sözlerimden sonra kendimi yalanlayayım siyaset yaparak :) Belki de tüm cemaatler ve tarikatlar Bilal'in himayesine sokulacak. Daha doğrusu kontrolüne. Artık her seçimde herkes AKP demek zorunda kalacak. Demeyen düşman ve hain ilan edilecek. Ben olması gerektiğini yazdım ama böyle de bir niyet olabilir mi, olabilir. Bilal yanına belki Fatih Çıtlak gibi birini de alır.
 

Hakperest

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
13 May 2013
Mesajlar
5,795
Beğeniler
356
Puanları
83
#16
Evet, malesef bu kelimeleri dediğin manada kullanıyorlar.

Oysa doğrusu ''din'' denince akla İslâm'dan başka bir şey gelmemelidir çünkü ayetle sabittir ki Allah katında din tektir, o da içinde tevhid hakikatini barındıran İslâm'dır. Diğer semaâvî din(!)lere gelince onlara batıda kullanılan ''religyon'' kelimesi kullanılabilir. Hatta doğrusu da bu olurdu.. Buna benzer şekilde ''tarikat'' kavramını İslâmîsine kullanıp ''sekta'' kavramını bâtıl olanlarına kulanabiliriz. Böylece bize ait olmayan kavramları Türkçe sınırları içinde pasaportla gezdirmiş oluruz. Böylece gelecek nesiller gaflete kapılıp ''ha o ha o aynı ..k'' gibi bir toptancı yargıya düşmezler. Buna ihtiyaç var mıdır? Var çünkü bizim dinimizle bizim tarikatımızda onlarda olmaya temel bir fark var, o da tevhid hakikatidir. Eğer bu her şeyi belirleyen temel farkı kavramlarla ayrı tutmazsak tevhid güme gider, itibarsızlaşır, unutulur. Çünkü tevhid nesnesel değil niteliksel bir şey. Bu elle tutulmayan niteliği zahirde görülür bir farkla ayırmazsak dış benzerlikler üzerinden asimile olur gider.

Bir kavrama kelime inşâa ederken bu kavramın geldiği yere değil, gittiği yere/mânâyı götürdüğü yere bakmak lazım çünkü belirleyici olan budur. Gâye her şeyi belirliyor! Örneğin hepimiz doğuştan müslümanız, sonramız ve son durağımız ne olduğumuzu belirliyor, ona göre de tarif ediliyoruz! Bu, kavramlara inşâa edilen kelimelerde de böyle olmalı. Aslında buralar deşelense bu kelime-kavram ilişkilerini belirlemede orjinal usûller geliştirilebilir.
Eywallah hocam
Ama bu konuda yanılıyorsunuz
Hâk din başka din başkadır
Lekum dinikum veliye dini ayetine bakın
 

DostunDostu

Süper Moderatör
Yönetici
Süper Moderatör
Katılım
30 Eyl 2013
Mesajlar
5,929
Beğeniler
275
Puanları
83
#17
Eywallah hocam
Ama bu konuda yanılıyorsunuz
Hâk din başka din başkadır
Lekum dinikum veliye dini ayetine bakın
Evet, onu bende düşündüm lakin ''leküm diniküm veliye din'' hitabında ''sizin dininiz'' kısmı onların gözünde kendi dinleri kendilerine göre ''din'' olduğu için söylenmiş.. Gerçi ''hak din'' kavramı da bunu karşılıyor. Benimkisi sadece bir öneri, küçük bi tefekkür çalışması. Haklısın. Lakin diğer taraftan ''batıl din'' kavramını özellikle kullanmak icab ediyor. İki kelime kullanmak zahmetli olur.

Mesela bir kişi ''Hristiyanlık Dini'' dese bu kavram eksiktir zira ''İslâm Dini'' dediğin zaman sanki birbiriyle rekabet içindeymişlercesine bir asmosfer oluşuyor. Dikkat edersen diyalog safsatası işte bu eşitleme, aynı kategoride değerlendirme algısından kaynaklanıyor, buradan güç alıyor.. Kavramları doğru oturtmak lazım. Ya ''Hristiyanlık Dini'' demekten sakınacağız yahut ''Hristiyanlık batıl dini'' diyeceğiz. En mantıklısı aslında ''Hristiyanlık Religyonu'' demektir.

Şöyle düşünmek lazım. Her şey başta İslâm değil miydi? İslâmdı. Tıpkı her insanın Müslüman doğması gibi. Yoldan çıkan niye çıktı? Tevhid hakikatini tahrif ettiği için çıktı. O halde biz bu işi tek kaynaktan fışkıran farnklı ırmaklar gibi düşünemeyiz. İşin aslı odur ki tek ırmak var bu ırmağın adı İslâm, ve bu ırmaktan sapan kanallar var. Bunlar artık ırmak değildir. Ya çaydır yahut deredir. Dikkat buyrun, niteliği değişiyor çünkü ana yoldan ayrılıyor!
 
Son düzenleme:

ilke

Paylaşımcı
İhvan Üyesi
Katılım
6 Kas 2017
Mesajlar
419
Beğeniler
54
Puanları
28
#18
Sadece İskender Mihr gibi, Adnan Oktar gibi yerler ayıklanacak belki de. Tarikat derslerine zaten karışacak değillerdir.
Devletin İskender Mihr, Fetullah Gulen, Adnan Okyar, Yeni Asya, Süleymancılar gibi tahrip cemaat ve tarikatlarını ayıklaması için bütün tarikatları rahatsız etmesine hiç gerek yoktur ! Bunları dikkatli bir akıl ve göz, tereyağından kıl çeker gibi çıkarır, ayıklar ve ülkenin başına sıkıntı olmalarına imkan vermeden de köklerini kazıyabilir ! Ama, en önce iktidarın bu konuda gayet bilgili, basir ve kararlı olması gerekiyor ! Devlet yönetiminde hiç kimse "pardon yanılmışım!" diyerek üstlenmiş olduğu vebalden kurtulamaz diye düşünüyorum!
 

cemaliii

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
24 Ağu 2009
Mesajlar
4,141
Beğeniler
430
Puanları
83
#19
İnanç hürriyeti önemlidir. Herkes nasıl inanmak istiyorsa inansın. İsteyen ağaca tapsın, isteyen rabıta yapsın. O çok istediğiniz meşayih meclisi zamanla rabıtayı şirk diye niteleyip rabıta yaptıran şeyhleri yasaklarsa ben görürüm o zaman sizi. Yada zikir sesli olacak diye şart koşarsa, veya sesli zikir yasak illa sessiz olacak derlerse ne yapacaksınız. Hatta meclisi meşayihte talibde üye olarak bulunursa erenköy cemaatini sevmeyen kimse şeyh olamaz, en büyük sami hz.leri deyinceye kadar kimsenin tekke açmasına şeyhlik yapmasına izin vermez.

Ne devlet nede başka bir kurum inanç hürriyeti kapsamına giren kısımlara karışmamalıdır. Devletin karışacağı tedbir alacağı kısım, parasal maddi konular,dernekler vakıflar kadrolaşmakar vs olmalıdır. Denetlenmesi gereken bölümü bu kısımlar diye düşünüyorum.
 

talib

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
11 Tem 2006
Mesajlar
21,826
Beğeniler
1,025
Puanları
113
#20
"Tüm dinler birdir, sadece şeriatlerı farklıdır ve hepsi haktır, şu an İsa'ya inanan onun şeriatınca gidiyorum diyen de ehli necattır, Musa'nın yolundan gidiyorum diyen de..." diyen birini şeyh olarak mı takdim edelim?

Erenköy bahsinde de böyle bir şey asla olmadı ama nedense hep olanlar beğenmiş.

Allah aşkına toplantı yaptık da şeyhi müceddid diye mi lanse ettik. O kadar basitler ki, birisi çıkıyor, bir hüsnü zannını ifade ediyor (olabilir, öyle kabul de edebilir) ve oradaki tüm topluluk da bunu tasdik etmiş gibi halka suunyorlar. Halbuki sadece bir konuşmacıyı dinliyorlar. Ama sanki o tüm topluluk müceddid ilan etmiş ki halka takdim ediyorlar. Böyle bir basitlik olabilir mi? Böyle bir yalanı göz göre göre insan nasıl konuşabilir.

Yine nurcular gibi Mehdi mi ilan ettik.

Gavs diye mi hitap ediyoruz.

Bizde ki tek hitap şekli, hocamız...

O kadar.

Silsile okurken bile eski silsile şerife iptal edildi (övgü cümleleri) ve artık sadece isimler ile söyleniyor. Başına sonuna binlerce övgü eklenerek isimler zikredilmiyor. Bu kadar bir mahviyet.

Biz sadece izleyip elhamdülillah diyoruz. Ve diğer basitlikleri gördükçe tasavvuf bu değil deyip üzülüyoruz. Ama madem ki şeriata hizmet ediliyor, baş göz üstüne diyoruz yine de...
 

HTML

Üst