İslam’ı doğru anlamak | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

İslam’ı doğru anlamak

K

Kaçak

Misafir
Hüseyin BÜLBÜL/KAYSERİ
İslam, Allah’ın, insanlar için Peygamberlerine vahiylerle göndermiş olduğu yaşam biçiminin ve razı olduğunu (5/3) bildirdiği Din’in/hayat anlayışının, dünya görüşünün adıdır.
Bir dünya görüşünü algılama biçimi ise o dünya görüşü hakkında ki “anlayışı” oluşturmaktadır. Bu nedenle İslam anlayışı denildiği zaman; bir kimsenin İslam’dan ne anladığı, onu nasıl algıladığı ve kendisi ile İslam arasındaki ilişkiyi nasıl kurduğu anlaşılmaktadır.
İslam, insan hayatını tümüyle kuşatmaktadır. Siyaseti ibadetinden, dünyası ahiretinden, cezası muamelatından, akidesi ahlakından ayrı değildir. Bu dinin “Siyaseti ibadet, ibadeti siyasettir.” İnsanın muhatap olduğu ve olacağı her konuyla ilgilidir ve ilgilenir. İnsan hayatında boş bırakıp düzenlemediği bir yer, hesabını sormayacağı bir an yoktur.
İslam’ın temel kaynağı Kur’an Arapça konuşan bir kavme, o kavmin diliyle Arapça olarak indirilmiştir. İndirildiği toplum tarafından anlaşılmış ve hayata geçirilerek yaşanmıştır. Fertten devlete giden tedrici bir metotla devletleşmiş ve çağa damgasını vurmuştur.
Her fikrin kuvveden fiile çıkmayı talep ettiği gibi İslam da kendisine iktidar talebiyle hayata hükmetmeyi istemektedir.(3/104, 5/48) Bu düşünceyi iktidara taşımanın yöntemi Rabbanidir. Elçilerin bu süreci izlemeleri tesadüfî değildir.
İslam’ı itikadî ve ameli olmak üzere iki ana bölümde değerlendirmek mümkündür.
İtikad; Kur’an’ın delaleti kat’î olan ayetleriyle belirlenir. Çünkü akide de zannın yeri yoktur. Ancak zannî delillerin, amelî konularda delil olarak kullanılmasında bir mahzur yoktur.
İslam’ın genel geçer hükümleri zamana ve zemine bağlı olmayıp her yer ve zamanda hükmü bâkidir. Çünkü bunlar değişmeyen eşyanın tabiatı ve insanın fıtratı üzerine bina edilmiştir. Zamana bağlı olarak dış etkenler ile değişen konularda temel kuralı zikrederek, değişken olan kısmı Emîre bırakmıştır. Örneğin, zekâtın nisabı 9/60; savaş için kuvvet hazırlama (8/60) konularında olduğu gibi.
İslam haktır geri kalan dünya görüşleri ise batıl. Bu nedenle İslam hiçbir dünya görüşüyle ortak bir anlayışa sahip değildir. “Sizin dininiz size benim dinim de banadır” hükmü genel geçer bir kuraldır. Bu nedenle İslam’ı her hangi bir beşeri sistemle entegre etmek mümkün değildir.
İslam’da meşruiyetin kaynağı Kur’an’dır. Hiçbir şahsın, söylem ve eylemi Kur’an’a rağmen meşru kabul edilemez.
Elçilerin örnek oluşları Allah’ın kitabına uygun hareket etmeleri ve ilahi iradeye teslim olmaları itibariyledir. Açık bir vahiyle belirlenmemiş bir konuda Elçiler de hata yapabilirler. Fakat bu hataları Allah’ın vahyi ile düzeltilme şansına sahiptir. Böylece peygamberler Allah’a kullukta ümmetleri için kusursuz örnek kılınmışlardır.
İslam’da Şârî Allah’tır. Elçinin görevi Tebliğ ve tebyindir. Emredildiği gibi olmaktır. Dinde olmayan bir hükmü koymak, var olanı kaldırmak veya tenzil etmek gibi bir imtiyaza sahip değildir. İstediğini değil isteneni yapmak konumundadır.
Peygamber (as)’ın cari hayatta yapmış olduğu içtihatlar, Kur’an’ın ana ilkelerinden hareketle yeni olaylara bu çerçevede çözüm getirmektir. Bu, çağı yaşayan sorumluluk sahibi kimselere de kıyamete kadar verilmiş bir haktır. (42/38)
Hz. Muhammed (as)’a ait olduğu söylenen sözlerin Kur’an’a arzı dini bir zorunluluktur. Aksi halde Peygambere yalan isnat edenlere bizler de katılmış oluruz. Bu yöntemle Kur’an’ın ana ilkelerine uygun olan sözleri alır, uygun olmayanları da bırakırız.
Günlük hayatla ilgili ameli konulardaki yeni meselelerin çözümü için içtihat yapılır. Bu kapı yeterlilik sahibi herkes için kıyamete kadar açıktır. Ancak içtihatlar kesin doğrular olmayıp doğru olma ihtimali olan görüşlerdir. Bunun en açık örneği Hz. Muhammed (as)’ın içtihatlarının düzeltilmiş olmasıdır. Bu nedenle tüm içtihatların doğru ve yanlış olma ihtimali vardır.
İçtihatlar ile belirlenenler din değil dinden anlaşılanlardır. Her dönemin fıkhı o dönemin âlimlerinin dinden anladıkları olarak değerlendirilmelidir. Bunların hiç biri dinin genel geçer hükümleri gibi değildir. Dileyen dilediğini alır dilediğini de bırakır. Hiç kimse (Emir’in geneli bağlayıcı kanunlaştırılmış görüşü, içtihadı veya tercihi hariç) bir başkasının görüşünü kabule mecbur edilemez. Herkes doğrusuyla eğrisiyle yaptığının hesabını Allah’a verecektir.
Netice olarak, “İyi davranışlar içinde kendini bütünüyle Allah'a veren kimse, gerçekten en sağlam kulpa yapışmıştır. Zaten bütün işlerin sonu Allah'a varacaktır.”(31/22)
 
Üst