İSLÂM’DA SÜT EMZİRME BAĞI | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

İSLÂM’DA SÜT EMZİRME BAĞI

dedekorkut1

Doçent
İhvan Üyesi
Katılım
30 Ağu 2007
Mesajlar
958
Puanları
18
İSLÂM’DA SÜT EMZİRME BAĞI


SELİM GÜRBÜZER

Hiç kuşkusuz anne karnından dünyaya gelen bir bebek için en ideal besleyici gıda anne sütünden başkası değildir. Madem öyle, anne sütü deyip es geçmemeli. Zira hiçbir gıda ana sütü kadar ak ve pak olarak yerini tutmadığı bilinen bir gerçekliktir. Öyle ki yapılan bilimsel çalışmalar eşliğinde anne sütü içerisinde hiçbir sütle mukayese edilemeyecek derecede kendine özgü zengin gıda çeşitliliğinin varlığı artık sır olmaktan çıkmıştır bile. Örnek mi? İşte anne sütünün çocuğun kemik yapısını güçlendirmesinden tutunda tüm fiziki yapısını tamamlamasına kadar ortaya konan birçok bulgular bunun bariz tipik örneklerini teşkil eder. Hatta anne sütünün bağışıklık sistemine zindelik katmanın yanı sıra daha nice bir dizi koruyucu sağlık katkı özelliklerini bağrında taşıdığı da buna dâhildir.

Evet, anne sütü bu denli insan sağlığına faydalı eşsiz bir gıdadır. Ama bu demek değildir ki, çok faydalı gıda diye bir anne çocuğuna süt emzirmek zorundadır. Hiçbir anne süt emzirmesi noktasında ortada çok elzem gerekçe olmadıkça çocuğuna zorla emzirmesi için şart koşulamaz. Zira süt emzirmek göründüğü kadarıyla öyle kolay bir iş değil, değim yerindeyse kadını güçten takatten düşürecek zahmetli bir iştir bu. Bu zahmete rağmen bir anne kendi gönül rızasına dayalı çocuğunu emzirmiş olsa da bu emziriş hukuki dayanağa göre değil kendi annelik yüreğine dayalı ahlaki emzirme olacaktır. Malum, yukarıda da belirttik ya, süt emzirmenin hukuki boyut kazanması için illa ki ortada makul gerekçelerin olması gerekir. Nasıl mı? Mesela bir çocuk düşünün ki anne sütü haricinde başka kadınların sütünü emmez ya da o çocuğa süt emzirecek başka kadın bulunamazsa, hatta o çocuğa sütanne tutacak ücrete kocasının gücü yetmiyorsa elbette ki böylesi durumlarda anne çocuğunu hukuken emzirmeye mecburdur. Ancak burada göz önünde bulundurulması gereken husus çocuğun annesine iki seneden fazla emzirme noktasında şart koşulmamasıdır. Aksi halde annenin süt emdirmesine hukuki açıdan zeval getireceği gibi ahlaki de olmaz. Nitekim Yüce Allah (c.c)Kur’anı Kerimde bakara suresinin 233. ayetinde süt vermenin süresi tam iki senedir (hevleyni kamileyn) diye beyan buyururken, Yüce Allah (c.c) ahkaf suresinin 15. ayetinde ise süt verme ve hamilelik toplamda 30 ay diye beyan buyurmaktadır. İşte Kur’an’da geçen söz konusu ayetlerden hareketle emzirme süresi çocuk dünyaya geldikten sonra İmam-ı Azam’a göre anne karnında geçirilen sürede hesaba katılaraktan otuz aydır şeklinde ictihad olarak karşılık bulurken, İmameyn'e göre ise iki kameri sene olarak karşılık bulur. Sonuçta her iki içtihattan da anlaşılan o ki, bir kadın emzirme müddetinin iki seneyi aşmayacak şekilde sınırlı tutulması gerektiğidir. Asıl burada önemli olan kocanın tutumu çok mühimdir. Zorunlu haller dışında kocanın yapması gereken en önemli vazife hanımının talebi doğrultusunda öncelikle bir sütanne tutmasıdır, oldu ya o an dardaysa çocuk üzerine kayıtlı mal mülk varsa süt ücretini öncelikle bu maldan karşılamalı, böyle bir mal mülk yoksa da bizatihi bu ücreti kendi kesesinden karşılamak durumdadır. Şayet çocuğun annesiyle babası arasında boşanma davası veya ayrılma durumu söz konusuysa ister istemez anne emzirme ücretine hak kazanıp bu ücret iki sene üzerinden ödenmesi gerekmektedir. Yok, eğer baba boşanma davası öncesinden çocuğu için ücretsiz veya daha az bir ücretle sütanne tutmuşsa, bu durumda süt ücreti ödemesi gerekmez.

Peki, bir çocuk kendi öz annesinin dışında bir kadının sütünü emdiğinde o kadının nesliyle yakınlık hâsıl olur mu? Elbette ki iki yaşından küçük iki çocuk, aynı kadından süt emince aralarında süt kardeşliği vuku bulurken, sütünü emdiği kadın da hürmete layık sütanne olur. Ancak sütannenin emen çocuğunun dışındaki diğer çocuklar böylesi kardeşlik bağın dışında kalır. Diğerleriyle süt kardeşliği olabilmesi için illa ki sütlük döneminde aynı kadından birlikte emmiş olmaları gerekir.

Mademki bir bebeğin sütannesinin emdiği çocuğuyla genetik geçişle birlikte sütlük bağı (süt kardeşliği) oluşmakta, o halde sütannenin saklı tutulmaması gerekir, bilinmesinde mutlaka fayda vardır. Aksi halde emenler arasında yapılacak olan evlilikte maazallah kardeşin kardeşle evlenmiş nahoş durumların vuku bulması kaçınılmaz olur. Burada ki süt emmedeki mahremiyet kuralı İslam fıkhına şu şekilde ifade edilir de: “Emenin emzirene nefsi haram, emzirenin emene nesli haramdır.

Diğer bir başka dikkat gerektiren husus ise süt anne seçiminde titiz davranmak gerektiğidir. Bikere çocuğa Allah’a şirk koşan, gayrimüslim, ahlaksız, aptal, cüzamlı kadınlardan süt emdirilmesi asla uygun değildir. Ki, böylelerinden çocuğun süt emzirilmesi mekruhtur. Kaldı ki bu özellikleri taşıyan bir kadından çocuğa süt emzirmekle bir takım kötü huy ve mizaçlarının geçeceği muhakkak. O halde dinen iyi huy ve karakterde Saliha kadınlardan çocuğa süt emdirmek her daim tercih sebebidir. Yüce Allah’ın (c.c) Tevbe suresi 119. ayetinde “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının, doğrularla beraber olun” diye emir buyurması bunu gerektirir zaten. Zira insan madden ve manen doğrularla beraber olduğunda ancak hal ve hareketleri de ona göre Allah’ın (c.c) murad ettiği yönde şekillenmiş oluyor.

Her neyse, asıl mevzuya döndüğümüzde kelimenin tam anlamıyla en nihayetinde şunu diyebiliriz ki bir kadın; kendi öz çocuğunun dışında bir başkasının çocuğunu emzirdiğinde şayet emzirdiği süt çocuğun midesine inmişse biliniz ki bu noktadan sonra emziren kadın süt annedir, süt emen de süt çocuğudur. İşte emziren ve emen arasında oluşan bu sütlük hali (rezâ’-süt akrabalığı) aynı zamanda nikâha mani bir durum oluşturur da. Şayet bir kadının sütü çocuğa peynir, yoğurt veya ayran mamulü şeklinde yapılıp verilmişse bu durumda rezâ’ hükmü oluşmaz. Ancak emziren kadının sütü suya, ilaca veya hayvan sütüne katılmışsa böylesi bir durumda miktarca fazla olana itibar edilir. Yani, anne sütü suya göre daha çok ya da eşit olduğunda rezâ’ (süt akrabalığı) hükmü sabit olur. Yok, eğer anne sütü yemek ile karıştırılıp pişirilmiş olarak verilmişse böylesi bir durumda rezâ’ hükmü oluşmaz. Hakeza 3-5 yaşlarına gelmiş bir çocuk öz annesi dışında başka bir kadından süt emmiş olsa ya da bir erkek kendi hanımının sütünü içmiş olsa böylesi bir durumda da yine hürmeti rezâ’ hükmü oluşmaz. Zira yukarıda da belirttiğimiz gibi sütlük iki yaş altında bebeklik çağı için geçerli bir hükümdür.
 

Ekli dosyalar

dedekorkut1

Doçent
İhvan Üyesi
Katılım
30 Ağu 2007
Mesajlar
958
Puanları
18
İSLÂM’DA SÜT EMZİRME BAĞI-2
SELİM GÜRBÜZER

Öyle anlaşılıyor ki; rezâ’nın (süt emme-süt akrabalığı) hükmü tıpkı neseb bağı hükmü gibidir. Dolayısıyla bu hükümden hareketle bir çocuk için süt hısımlığı hâsıl olduğundan kıyılacak olan bir nikâhta haram olur. Belli ki süt emzirenle süt emen arasında ruhsal ve gönül bağı doğrudan kurulmuş oluyor ki, emzirenin çocuklarıyla da nikâhlanmak haram olmakta. Bir başka ifadeyle iki yaşından küçük bir çocuk hele süt eme bir dursun, derhal başta süt annesi ve süt babası olmak üzere bunların anaları, babaları ve kardeşleri, hatta çocukları ve her kuşaktan torunlarıyla da evlenmesi ebedi haramlık teşkil etmekte. Madem süt emmekle durum bu denli hassasiyet gerektiriyor, o halde sakın ola ki ‘Aman süt içmekle de yakınlık mı olurmuş’ deyip işi hafife almayınız. Hiç kuşkusuz hükmü veren Yüce Allah’tır, hikmetinden sual olunmaz da. Biz aciz kullara sadece hüküm neyse onu yapmak düşer. Dahası ilahi hükmün gereği, süt emmekle akrabalık ve evlilik haramlığı doğar hükmünü iyice zihnimize kazımamız gerekir. Dikkat edin işin ciddiyet boyutu o kadar derinlemesine derin ki, ortada her kuşaktan torunlara kadar varan bir hassasiyet söz konusudur. Öyle ki, süt emen çocuğun çocukları da bu kapsam alana girmekte. Kaldı ki yukarıda sıraladığımız her bir fertlerle soydan akraba olunsaydı da yine evlenilemezdi. Hakeza bu çocuğun çocukları, bunun süt annesi veya süt babasıyla da evlenemeyeceği gibi çocuğun hanımı, çocuğun süt babasıyla ve çocuğun kocası da, çocuğun süt anasıyla evlenemez. Hatta dahası var, aynı kadından emen erkek çocukla kız çocuğun süt babaları farklı olsa ve dahi farklı yıllarda emmiş olsalar yine birbirleriyle, çocukları ve torunlarıyla evlenilemez hükmü asla değişmez. Çünkü dedik ya ortada kuşaktan kuşağa varan süt hısımlığı söz konusudur.

Şu bir gerçek, sütlük bağıyla hâsıl olan hısımlık kazanımıyla birlikte bir kimsenin süt oğlunun boşadığı hanımıyla evlenemeyeceği gibi, süt anne bir kadında süt kızının kocasıyla evlenilemeyecektir. Zira aralarında oluşan sütlük bağı sebebiyle bir tür kayın peder ve kayın valide münasebeti oluşmuştur.

Her ne kadar tüm beşeri sistemlerde sütlük hem hukuki yönden hem de içerik yönden yok farz edilse de dini bakımdan İslam’ın ortaya koyduğu fıkhı bağlayıcılık hükmü Müslümanlar açısından hiçbir şekilde yok farz edilemez. Nitekim sütlük bağıyla hâsıl olan hısımlıkta insan DNA’sına bir takım karakteristik özellikler geçiş yapmakta. Böylece anne sütünden geçen bir takım genetik karakteristik özelliklerle birlikte çocuğun sütlük döneminde emdiği kadın süt anne olurken kadının kocası da süt baba olmaktadır. Derken bu noktadan sonra tıpkı nesebi bağlılıkta olduğu gibi emen çocuğun gerek süt annesi, gerek süt babası, gerekse bunların soy bağından anneleri, babaları, kardeşleri, çocukları torunları arasında nikâhlanmak haram teşkil ettiği gibi süt emen çocuğun evlendiğinde doğan çocuklarının da sütannesi ve sütbabasıyla nikâhlanmaları haram teşkil etmekte. Hakeza evlendiğinde hanımı veya kocası da buna dâhildirler, yani kendi süt baba ve süt annesiyle nikâh kıyılmasına dinimizde asla cevaz yoktur. Şayet süt hısımlığı nazari itibara alınmayıp iş ciddiye alınmazsa haram evliliklerle karşı karşıya kalınması an meselesi diyebiliriz. Nitekim fıkıh kaynaklarına baktığımızda en çarpıcı örneklerden şu hükümler göze çarpar:

-Bir kadın daha henüz bebek yaşta kumasını emzirse, ikisi de o kocaya haram olur. Çünkü emzirmekle sanki kocasına kayın valide olmuş gibi olur.

-Bir kimse kendi kızı veya kız kardeşinin süt verdiği çocukla evlenmesi de bu hükme tabiidir, asla dinimizce evlenmesine cevaz yoktur.

-Bir kimsenin ağabeysinin hanımı bir kızı emzirmişse, o kişinin o kızla evlenmesi haramdır. Zira o kız ağabeysinin kızı sayılır, o kişinin de yeğeni olmuş sayılır. Ancak ağabeysi amcasının hanımını emmişse, böylesi bir durumda o kişi amcasının kızıyla evlenebilir.

-Süt hısımlığında en az iki erkek ya da bir erkek ve iki kadının şahitliği kâfidir. Bu yüzden nikâh kıymış çiftlerin şahitlerin şehadetiyle (tanıklığıyla) sütlük bağı ispatlandığında derhal ayrılmaları lazım gelir. Ve bu arada aralarında cinsi ilişki olmuşsa emsal mehir verilmesi gerekir, ilişki olmamışsa mihr vermek gerekmez. Hatta aralarında vuku bulan cinsi ilişki neticesinde kızıyla da nikâh kıyılmaz.

Hanefilere göre helal daire içerisinde gerçekleşen cinsi ilişkiye nikâh dendiği gibi haram olan ilişkiye de bir tür nikâh denmiştir. Yani her iki durumda da hısım haramlılığı sabit olur. Elbette ki vuku bulan her iki durumda aradaki farkı belirleyen tek ince ayırım haram ilişkiyle sabit olan hısımlığın gayri meşru hısımlık olmasıdır. Ama bu durum nesep bakımdan haram olan kadınlar emzirme bakımdan da haram olması gerçeğini değiştirmeyecektir. Nitekim meşru nikâhın doğurduğu hısımlık eşler için bulunmaz kayda değer büyük bir nimetken, gayri meşru ilişki tam aksine kerih addedilen haram bir durumdur. İkincisinde ortaya haramlık ortaya çıksa da yine de gayri meşru veya zina yoluyla hısımlık mahremiyeti (nikâh düşmeyen evlenilmesi haram olan akraba) oluşabiliyor. Kaldı ki şehvetle dokunma, öpme, kucaklama ve cinsel organına şehvetle bakmakla da hısımlık hâsıl olmakta. Ancak şu da var ki; şehvani dokunmayla oluşacak hısımlık mahremiyeti sıcaklığın hissedilmesi şartını gerektirdiği gibi sıcaklığı hissedecek arada herhangi bir engelin bulunmaması da lazım gelir. Bu işin ciddiyeti şundan belli ki Celaleyin tefsirinde ayette geçen hususta Yusuf Peygamber (a.s) ile Züleyha'nın birbirlerine meylettiği zaman, manevi âlemde Yakup (a.s.) ellerini Yusuf'un (a.s.) göğsüne vurmak suretiyle onun bütün şehvetini çıkarmıştır şeklinde tefsir edilmiştir.

Anlaşılan o ki; bir kadınla bir erkek arasında ister meşru yoldan hısımlık oluşsun ister gayri meşru yoldan hiç fark etmez sonuçta her iki durumda da mahremiyet durumu söz konusu olduğundan nesepçe evlenemeyenler diğer hısımlıklar içinde evlenemez hükmü aynıdır. Nitekim gayrimeşru yoldan hısımlık mahremiyeti sabit olduğunda kadının derhal evi terk etmesi lazım gelir. Aksi halde hâkimin devreye girmesiyle birlikte çiftler birbirinden ayırıp meseleyi çözmüş olacaktır. Ki, kimin kimlerle evleneceği hususlar nass’la sabittir. Hakeza birbirlerine mahrem olan iki kadının tek nikâh altında tutulamayacakları hususu da öyledir. Zira bir kadın kız kardeşi, halası gibi mahremlerinin kocasıyla evlilik yapmaya hazırlıklarını gördüğü zaman ister istemez kalp kırıklığı yaşayabiliyor.

Aralarında hısımlık bulunan kimseler arasında nikâh haramlığının vuku bulmasının hikmet yönü, hem çocukların anne babalarına karşı hürmetin devamlılığını sağlamak hem de anne babanın çocuklarına fıtri olan şefkatine herhangi bir halel gelmemesi içindir. Dolayısıyla bu açıdan bakıldığında meşru nikâhla oluşan mahremiyetin hürmeti baş tacı olarak addedilirken gayrimeşru ilişkiyle oluşan hısımlık ise ömür boyu unutulmayacak bir kara leke olarak addedilir.

Peki ya süt hısımlığı? Malumunuz süt emzirme yoluyla hısımlık her ne kadar meşru addedilse de böylesi bir hısımlıkta nesep akrabalığıyla doğrudan alakalı nafaka, velayet, mal mülk mirası gibi hükümler geçerlilik kazanmaz. Çünkü biri anne karnında dünyaya gelmiş nesep bağlılığıdır, diğeri ise sadece süt bağlılığı hısımlıktır. Bu durumda, elbette ki dokuz ay anne karnında embriyo hayatı geçiren bir çocuk için hürmette kusur eylememe noktasında öz anne sütanneden her daim önde gelmesi gayet tabiidir. Nitekim bir kimse sütannesi veya sütbabasıyla neseb bağı olmadığı içindir her ikisine de zekât verebiliyor.

Çocuğun bakım öncelik hakkı kadına, sonra erkeğe aittir. Zira anne yüreği baba yüreğine göre daha baskın haldedir. Çocuğun ise bakıcı seçme hakkı yoktur, hukuken bakım hakkı ebeveynlerden kimin üzerine verilmişse onun yanında kalmak durumundadır. Hem kaldı ki çocuğun bakıcısı kadınsa her halükarda mahrem yakını olmalıdır. Şayet ortada çocuğa bakan mahrem bakıcı yoksa hâkim güvenilirliğinden emin olunan bir kadına teslim edilmesi yönünde hüküm verir. Bu arada güvenilirliğinden emin olunan bakıcı kadınında Müslüman veya zimmî olması tercih edilir. Fakat zimmî bakıcının yanında aklı kesinceye kadar bırakılması lazım gelip bu süre yedi yaş ile sınırlandırılmıştır.

Bakımı üstlenilen bir erkek çocuk kendi ihtiyaçlarını görebilecek (yiyip-içebilecek, gusül alabilecek vs. duruma geldiğinde) düzeye geldiğinde velisine teslim edilmesi lazım gelir. Ki, bu hususta verilen fetva yedi sene üzerine tekabül eden bir bakım süresidir. Kız çocuğu içinse ergenlik yaşına dek annesi veya ninesinin yanında kalması yönünde hüküm esastır. Malumunuz bir kız için ergenlik yaşı 9-11 arası bir yaştır. Hele ki bir kız için 11 yaşına gelindiğinde artık şüphe götürmez ergenlik yaşı demektir. O halde bu bilgilerden hareketle kız çocukları bakıcılarından alındıkları tarihten itibaren ergen yaşa erişinceye dek baba, dede, kardeş vs. velayete hak kazanan yakınlarının yanında kalmaları icab eder. Hatta kız çocuğu için daha da uygun olan kocaya varıncaya kadar ata ocağında kalması yeğidir.

Tabii, gerek süt hısımlığı gerekse çocuk bakımıyla ilgili meseleler bunlarla sınırlı değil, daha pek çok incelikleri var elbet. Şimdilik fıkıh kaynaklarından kendi üslubumla ancak bu kadarını çıkarabildim, şayet çıkarabildiklerimden sürçü lisan olduysa affola.

Vesselam.
 

Ekli dosyalar

Üst