İslâm'da Sosyal Güvenlik - Doç. Dr. Mehmet Erkal | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

İslâm'da Sosyal Güvenlik - Doç. Dr. Mehmet Erkal

Erkam.

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
25 Mar 2007
Mesajlar
8,441
Puanları
83
İslâm'da Sosyal Güvenlik
Doç. Dr. Mehmet Erkal
1990 - Ocak, Sayı: 047, Sayfa: 021​
Sosyal seviyesi ne olursa olsun, hiçbir toplum, fertleri arasında dayanışma ve güven olmadan yaşayamaz. Bugün Batı toplumu da aynı ihtiyacın saiki ile çeşitli kurumlar oluşturmuş ve bunların geliştirilmesi gayreti içine girmiştir. Fakat Batı, kültürünün materyalist karakterinden kaynaklanmış olmalıdır ki, dayanışma alanını genellikle yeme içme, konut ve sağlık gibi hayatın maddi yönüyle ilgili konulara hasretmiştir.
İslâm'da dayanışma ve sosyal güvenliğin şümulü Batıdaki manasından hem daha geniş, hem de daha çok yönlüdür. İslâm bütün sahalarda müslümanların dayanışma, yardımlaşma içinde olduğu bir toplum anlayışını benimsemiş, bu toplumun da kardeşlik, merhamet, karşılıklı sevgi ve saygı temellerine oturtulması için bütün imkanların seferber edilmesini istemiştir. İslâm'da gündemin basında, insanın dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez tabiî haklarının tamamının yani insan onurunun toplum tarafından korunması ve her türlü gelişme ve kalkınmada, insanı araç değil amaç bilmenin geldiğini unutmamak gerekir. İslâm'a göre insan yeryüzünde Allah'ın halifesi, yaratılmışların en şereflisi, siret ve sûrette en mükemmelidir. Yerde, gökte ne varsa hepsi onun için yaratılmış, onun emrine verilmiş, peygamberler ve onlara indirilen kitaplar da onun için gönderilmiş ve indirilmiştir. Kendisine Allah tarafından çok değer verilen insan, maddi araçlarla manevi amaçların kaynaştığı bir toplum içinde O'nun emirleri ve yasakları çizgisinde yürüyecek, ibadetlerini, çalışmalarını, insanlarla ve toplumla olan münasebetlerini kendine yükletilen "Emanet" şuuruna vakıf olarak yapacaktır.
"Dayanışma ve sosyal güvenlik, Kur'an'ın daha ilk inen kısa ve özlü sürelerinde "Allah'ın birliği"nden sonra, Mekke toplumundaki sosyo-politik ve ekonomik farklılığa ve bunu insanlık için bir şer ifade ettiğine dikkat çekilerek yörüngesine oturtulmuştur. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
"Dini yalan sayanı gördün mü? Öksüzü kakıştıran yoksulu doyurmaya teşvik etmeyen kimse işte odur." (Maun, 1-3).
Yine İslâm'ın ilk yıllarında inen Müddessir sûresi 42-44. ayetlerinde, cehennem ehlinin bu kötü akibete, namaz kılmadıkları, yetimi doyurmadıkları için düştükleri belirtilmekte; Kalem sûresi 24. ayette yetime ikram etmeyen, miskini doyurmayı teşvik etmeyenler zem edilmekte, daha sonra Efendimize ve dolayısıyla bütün müslümanlara hitaben:
"Sakın öksüze kötü muamele etme. Sakın bir şey isteyeni azarlama." (Duha, 9-10) diye buyurulmaktadır.
Görüldüğü gibi daha Mekke devrinde "Bir Allah," yani vahdaniyyet fikri ile sosyo-ekonomik refahın İslâm'da bir madalyonun iki yüzü gibi bitişik olduğu fikri müslümanların kalbine yerleştirilmiş bulunmaktadır. Medine devrinin ilk yıllarında inmeye başlayan Bakara süresinde malî mükellefiyetlerle ilgili ayetler yoğun bir şekilde yer almış, mümin hayatinin mali cephesi üzerinde giderek artan bir ehemmiyette durulmuştur.
Daha sonra Kur'an ayetleri ve Hz. Peygamberin hadisleri ile dayanışma ve sosyal güvenlik esasları tafsilatlı bir şekilde açıklanmış, böylece müslümanların oluşturacağı toplumun karakteri çizilmiştir.
Biz dayanışma ve sosyal güvenliğin "malî kaynakları" olan, intak, sadaka, birr, ihsan, karz gibi ıstılahlarla Kur'an'da 200'ü aşkın ayette tavsiye edilen gönüllü malî ödeme ve yardımların yanında, namaz gibi, oruç gibi, hac gibi İslâm'ın şartlarından olan ve Kur'an'da 27 yerde namazla birlikte aynı ayette olmak üzere 31 yerde zikredilen Zekat ile keffaretler ve vakıflar gibi müesseselerden bu yazımızda söz etmeyeceğiz, ancak konumuz olan dayanışma ve sosyal güvenlik ile ilgili birkaç ayet ve hadis meali kaydetmekle yetineceğiz.
Allah Teâlâ şöyle buyurur:
"Şüphesiz mü'minler birbiriyle kardeştir. Öyle ise dargın olan kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah'tan sakının. Umulur ki bu sayede merhamet olunursunuz."(Hucurat, 10).
Görüldüğü gibi dayanışma, kardeşlik derecesine ulaşmazsa eksik kalmaktadır. Kardeş sadece kardeşinin karnını doyuran, onu giydiren ve hasta olduğunda ilaç getiren kimse değildir.
Kardeş bunların yanında kardeşinin haklarına saygı duyan, onurunun zedelenmemesini savunan, onun sevinci ile sevinen, üzüntüsü ile üzülen kimsedir.
Allah Teâlâ'nın mü'minleri dayanışma ve yardımlaşma yarışına davet eden aşağıdaki ayetleri de dikkat çekicidir.
"İyilik ve fenalıktan sakınmakta yardımlaşın. Günah işlemek ve aşırı gitmekte yardımlaşmayın. Allah'tan sakının, Allah'ın cezası şiddetlidir." (Maide, 2).
"Allah'a kulluk edin. O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, yakınlara, yetimlere, düşkünlere, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, elinizin altında bulunan kimselere iyilik edin. Allah kendini beğenip öğünenleri elbette sevmez. Onlar cimrilik ederler. İnsanlara cimrilik tavsiyesinde bulunurlar. Allah'ın bol nimetinden kendilerine verdiğini gizlerler. Kafirlere aşağılık bir azap hazırlamışızdır." (Nisa, 36-37).
" Yüzlerinizi doğudan yana ve batıdan yana çevirmeniz iyi olmak demek değildir, fakat iyi olan Allah'a ahiret gününe, meleklere, kitaba, peygamberlere inanan, O'nun sevgisi ile yakınlarına, yetimlere, düşkünlere, yolculara, yoksullara ve köleler uğrunda mal veren namaz kılan, zekat veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler, zorda, darda ve savaş alanında sabredenlerdir. İşte onlar doğru olanlardır ve sakınanlar ancak onlardır." (Bakara, 177).
"Mü'min erkekler ve mümin kadınlar birbirinin velileridir, iyiyi emreder kötülükten nehyederler, namazı kılarlar, zekatı verirler, Allah'a ve Peygamberine itaat ederler. İşte Allah bunlara rahmet edecektir. Şüphesiz ki Allah azizdir, hakimdir." (Tevbe, 71).
Ayet ve Hadislerle sınırları çizilen bu geniş kapsamlı dayanışma programı, Hz. Peygamber'in rehberliğinde ilk İslâm toplumunda uygulamaya konulmuş ve böylece sünnet-i seniyye ile pekiştirilmiştir. Hz. Peygamberin konu ile ilgili pek çok hadisinden tatbikat örneklerini de gösteren birkaçını nakledelim.
"Sizden biriniz kendisine yapılmasını istediği bir şeyin kardeşine de yapılmasını istemedikçe tam mü'min olamaz." (Buharî, iman, 71)
"Mü'min kardeşinin dünyalık sıkıntısını giderenin, Allah da kıyamet sıkıntılarını giderir." (Buharî, Mezalim 3)
"Herhangi bir mü'min ölür de mal bırakırsa malı mirasçınındır. Borç yahut fakir bir aile bırakırsa mirasçısı bana gelsin. Ben onun velîsiyim." (Buharî, İstikraz 11)
Buharî'nin Cabir b. Abdillah'dan rivayet ettiği bir hadiste, Ubeyde b. el-Cerrah başkanlığında deniz sahiline giden üç yüz kişilik bir ordunun yanlarındaki yiyecekleri karıştırarak azar azar yedikleri ve bu amellerine mükafat olarak Allah'ın büyük bir balık ikram ettiği anlatılmaktadır. (Buhari, Şerike 1)
Yine Buhari'nin bir rivayetinde Hz. Peygamber'in "Eş'ariler gazada yiyecekleri bittiği, yahut Medine'de ailelerinin yiyecekleri azaldığında geriye kalanı bir sergi içinde toplayıp sonra aralarında eşit bir şekilde taksim etmiş kimselerdir. Eş'ariler benden, ben de onlardanım." (Buhari, Şerike 1)
İşte İslâm'ın dayanışma ve sosyal güvenlik anlayışı budur. O Kur'an ve Sünnetin prensipleri ışığında doğmuş, Hz. Peygamber ile O'nun seçkin arkadaşlarının uygulamalarıyla gelişmiştir. İslâm'dan başka herhangi bir kültürün yapısında gelişen eş fonksiyonlu kurumlarda görülmeyen bir niteliğe bürünerek müesseseleşmiştir.
Hz. Peygamberden yaklaşık 100 sene sonra devlet başkanlığı sorumluluğunu yüklenen Emevi Halifesi Ömer b. Abdülaziz'in İslâm'da dayanışma ve sosyal güvenlikten anladığı mana bütün yöneticilere ders mahiyetindedir.
"Ömer b. Abdülaziz halife olunca yüklendiği ağır sorumluluğu düşünmekten iki ay üzüntü ve keder içinde kaldı, Sonra o derece devlet işlerine koyuldu ki kendini dahi ihmal etti. Ölünceye kadar bu böyle devam etti. Vefat edince devrin alimleri baş sağlığı için hanımına geldiler. Bize onun hakkında bilgi ver dediler. Karısı: "Vallahi o sizden daha fazla namaz kılan, oruç tutan bir kimse değil idi. Fakat ben onun kadar Allah'tan korkan, Allah korkusu ile titreyen birini görmedim. Merhum cismini ve ruhunu insanlar için tüketti. Halkın ihtiyaçlarını gidermek uğruna bütün gün görevi başında kalır, işini bitiremezse gece de halkı için çalışırdı. Bir gün devlet işlerini bitirdi. Geceleyin kendi şahsî malından olan kandilini yaktı, sonra iki rekat namaz kıldı, elini çenesine dayayarak oturdu. Gözyaşları yanaklarından akıyordu. Sabaha kadar bu şekilde ağladı. Şafak sökünce oruca niyet etti. Ona dedim ki 'ey mü'minlerin emiri, sende bir şey var, ben seni bu geceki gibi hüzünlü hiç görmedim. Bana şöyle cevap verdi: Evet öyleyim, düşündüm ki ben bu milletin siyahına beyazına halife oldum. Garib, kanaatkar, biçareleri, fakirleri, muhtaçları, esirleri, kederlileri, hastaları, kimsesiz ve yetimleri hatırladım. Anladım ki, Allah onların hepsinin hesabını benden soracak. Efendimiz de onların lehine, benim aleynime (bir savcı gibi büyük mahkemede) şahadet edecek. Allah katında savunmamı yapamamaktan, mazur görülmemekliğimden, Hz. Peygamberin aleyhime şehadetinden korktum ve bu halde akıbetimin ne olacağını düşündüm" (Ebû Yusuf, Kitabu'l-harac, 44)
İşte gerçek manada dayanışma ve sosyal güvenlik anlayışı ve İşte yaşanan İslâm budur.


Altınoluk Dergisi 1990
 
Üst