İslâm’da Hayvan Hakları

dedekorkut1

Doçent
İhvan Üyesi
Katılım
30 Ağu 2007
Mesajlar
874
Puanları
18
İslâm’da Hayvan Hakları
SELİM GÜRBÜZER
Hayvan deyip geçmeyelim, sonuçta o da Allah’ın yarattıklarından. Bu yüzden Yunus Emre “Yaradılanı sev Yaradan’dan ötürü” demiştir. Ki, bu iş sırf sevmekle de olmaz, hayvan hakkını kollayıp gözetlemeyi de gerektirir. Nitekim İslam'da bir kimse iaşe ve geçim derdiyle sahip olduğu hayvanını haddinden fazla sağması mekruh olarak karşılık bulur. Zira fazla sağım hayvanı bitap düşürecektir. Keza hayvana ağır yük yüklemek veya fazla yol kat ettirmekte öyledir. Bakınız Abdullah İbn Amr’ın rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Resulullah (s.a.v)’in keçiyi sağmakta olan bir adama “Keçiyi sağdığında yavrusu için de süt bırak” (N. El Heysemi; M. Zevaid 8/196) nasihatinde bulunduğu gibi hayvan sağanlar hakkında “Tırnaklarını kessinler, sağım sırasında uzun tırnaklarla hayvanların memelerini kanatmasınlar” diye öğüt vermiş de (Sindi, H.Ala İ. Mac’e Sayd.12).

Şu bir gerçek; evcil hayvan sahibinin bakımını üstlendiği hayvanın her türlü maddi ve manevi destekte bulunması dini bir vecibedir. Öyle ki, Peygamberimiz (s.a.v) açlıktan karnı sırtına yapışan hayvan sahibine “Allah'tan korkmuyor musun” uyarısında bulunmuştur. Tabi bu arada şunu hatırlatmakta fayda var; hak hukuk denildiğinde sırf insan hakları, sırf hayvan hakları anlaşılmasın, hiç kuşkusuz bu haklar bitki türünden ağaç, çiçek ve otta olsa, cemadat türünden dağ, taş ve toprakta olsa hüküm değişmez, yine aynıdır. Düşünsenize bir insan şu dünyada bir ağaç dikerekten göç etmiş olsa o ağaç hayatiyetine devam ettiği sürece o insan için sadaka-i cariye olacaktır. Yani amel defteri hep açık kalacaktır. O halde siz siz olun, sakın ola ki ağaç dikmekte neyin nesi deyip geçmeyiniz. Düşünsenize değil ağacın meyvesinin nimet olması, gölgesinden faydalanmak bile büyük bir nimettir elbet. Kaldı ki ağacın duruşundan ve görünüşünden de anlam çıkarmak pekâlâ mümkün. Nasıl mı? Bakınız, bir gün Hazret Muhammed Diyauddin (k.s.) sevdiği bir hocaya şöyle demiş:

- “ Ey Hoca! Şu karşıdaki ağaçlara bak; içinde kalem gibi doğru olanlar da var, eğri büğrü olanlar da var. Sadatlar, kalem gibi düzgün ağaca benzer, sen onlardan istifade etmeye bak.”
İşte bu anlamlı sözlerden de anlaşılan o ki; Allah’ın yarattığı her şeyin bir duruşu olduğu gibi hak ve hukuku da söz konusudur. Yeter ki şu kâinat sarayında yaratılan her ne varsa hukuku çiğnenmesin bak o zaman Yunus’un Şeyhine ‘Senin dergâhına eğri odun yaraşmaz’ dediği hadise hem vicdanlarda sırat-ı müstakim üzere hareket etme halinin nüksetmesini hem de merhamet iklimi oluşmasını beraberinde getirecektir. Böylece Yüce Allah’ın merhameti her devirde Mevlana ve Yunus gibi gönül sultanlarının üzerinde tecelli ederekten merhamet iklimi tüm cihana ışık kaynağı olur da. Madem Gönül Sultanlarından bahsetmişken Gönüller Sultanı Seyda Hz.lerinin halifelerinden Molla Ahmed Hz.leri Feyiz dergisine verdiği röportajda mürşidinin merhamet abideliği hakkında bakın ne diyor:

-Sultanımız Esseyyid Muhammed Raşid (k.s)’in ahlakı, tıpkı Resulullah (s.a.v.)’in ahlakına tıpatıp benziyordu. O'nun ahlakı, Kur'an ahlakıydı. Yaptığı her hareketi, duruşu ve yürüyüşü her şeyi sünnete uygundu. Mübareğin (k.s) sıfatları sadık, doğru, cesaretli ve hem zahiri hem de manevi yönden ileri görüşlüydü. Tatmin ehliydi, çok kanaatkâr, çok merhametli, çok cömert, misafirperver idi, çok hizmetkâr idi. Hem kendisinin hem ailesinin hem de misafirlerinin hizmetini kendi görürdü. Çok zakirdi, devamlı zikrederdi. Lüzumsuz konuşmuyordu, çok adildi. Kendisi hiç adaletten ayrılmadığı gibi, başkasının da adaletten ayrılmasını istemiyordu. Ben küçükken, talebeyken, O'na yardımcı olmak için, beraber bir köye gittik. Yola çıktığımız zaman beni yanına çağırıp şöyle dedi:

"- Gel talebe, pazarlığımızı burada yapalım, üç saatlik yolumuz var, bir de hayvanımız var. İkimiz birlikte binersek hayvana zulüm olur. Bineğe sırayla binelim. Bunu da kura ile belirleyelim."

Tabii kura bana çıkınca illa:

" -Sen önce bineceksin" dedi.

Bunun üzerine ben de:

"- Kurban, hakkımı sana hibe ediyorum" dedim.

O, bir müddet bindikten sonra indi ve:

"-Gel, sıra senindir" dedi.

Derken yol boyunca üç kez böyle değiştik. Bu da O'nun, çok adaletli oluşuna delalet etmektedir. Üstelik yolda yemeğe beni de davet ediyor, yarısını bana veriyordu. Hâlbuki ben O'na hizmet etmek için yanında bulunuyordum.”

Ne diyelim işte görüyorsunuz Sadatlar’ın merhameti, hak hukuk hassasiyeti ve adil oluşu budur. Merhametli ve adil olmaya mecburlar da. Çünkü izini iz bildikleri âlemlere rahmet Peygamberimiz (s.a.v) “Merhamet edene Allah’ta merhamet eder, siz yerdekilere merhamet ediniz ki göktekilerde size merhamet etsin” diye beyan buyurmakta. Bu durumda elbette ki hak hukuk gözeteceklerdir.

Tabii ki Allah Resulünün beyan buyurdukları tüm bunlarla sınırlı değil, dahası var elbet. Bakınız Allah Resulü (s.a.v) hayvan hakları hususunda başka daha neler beyan buyurmakta bir görelim:

-“Her kim, bir serçe kuşunun boğazlanmasında olsun merhametli davranırsa, Allah Teâlâ’da kendisine kıyamet gününde merhamet eder.” (Cami’üs-sagir)

-“Her ciğer sahibine acımak ve yardım etmek, sadaka vermek gibidir.”

-“Haksız olarak bir serçeyi öldürenden Allah kıyamet gününde hesap soracaktır” (Darimi:2/11).

“Atlar yok mu onların alınlarında hayır bağlıdır. At sahipleri de onları beslemeleri sebebiyle ilahi yardıma ererler. Atlara harcamada bulunan kimse ise sadaka vermek için ellerini açmış bir zat gibidir.” (Sahihi Buhari)

-“Kıyamet gününde bütün hakları sahiplerine ödemeye elbette mecbur olacaksınız. Hatta boynuzsuz koyun için ona boynuzuyla vurmuş olan boynuzlu koyundan intikam alınacak, onun hakkında kısas yapılacaktır.”(Sahihi Buharı ve Müslim)

-“Kendisinden hayat bulunan bir şeyi, mesela bir koyunu silah eğitimi için hedef edinmeyiniz, onu bir nişangâh tutarak kendisine silah atmayınız.”

Bu arada Habib-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) hayvan haklarıyla alakalı mukayeseli bizim ders çıkarmamız gereken iki örnek kıssada ortaya koymuştur. Öyle ki ortaya koyduğu birinci kıssayı şöyle dile getirir:

- “Bir kadın, bir kedi yüzünden azaba uğramıştır. O kediyi açlıktan ölünceye kadar hapsetmiş, bu sebeple ateşe girmiş, kendisine; sen kediyi hapsettiğin zaman ne ona yiyecek verdin, ne su, ne de onun yemini otlarından yiyebilmesi için salıverdin.”

Allah Resulü ümmeti ibret alsın diye ikinci kıssayı da şöyle dile getirmişlerdir:

-“Bir günahkâr kadın, kuyu başında susuzluktan dolayı kendini öldürecek derecede dilini çıkarıp soluyan bir köpeğe rastladığında acımış, ayağında pabucunu çıkarıp, onu başörtüsü ile bağlayarak kuyudan o hayvan için su çektiğinde bu yüzden mağfirete ermiştir.” (Sahihi Buhari).

İşte yukarıda zikredilen birinci hadis-i şerif kıssasında almamız gereken ibretlik ders şu ki; hayvan haklarını ihlal etmenin ahret azabına yol açabileceğini, ikinci hadis-i şerif kıssasında ise birincinin tam aksine hayvana gösterilen hürmetle bir anda kurtuluşa erişilebileceği müjdesi vardır. Hani “Her kıssada hisse vardır” denilir ya hep, aynen öyle de bizim içinde asıl önem arz eden husus hiç kuşkusuz ikinci hadis-i şerif kıssasının muştusunda gizlidir. Ve bu muştuda şu kriterler de bizim için çok önem arz eder:

- Hayvanlara iyi davranılması gerektiği,

-Hayvanların aç susuz bırakılmaması gerektiği,

-Hayvanların dövülmemesi gerektiği,

-Yavruların yuvadan koparılmaması ve avlanılmaması gerektiği,

-Hayvanların korkutulmaması, yarış amaçlıda olsa vahşi batıda olduğu gibi hayvanların kazıklı voyvoda türü arenalara kurban edilmemeleri gerektiği. Keza buna bizim coğrafyamızda yer yer görülen yöresel horoz dövüşleri de dâhildir.

- Hayvanın taşımayacağı yükün üstünde yük yükletilmemesi gerektiği vs.

Şayet tüm bu kriterler ve yukarıda anlatılan ‘kıssadan hisse’ niteliğinde ki hadis-i şerifin mana ve ruhuna vakıf olup da kendimize çeki düzen verdiğimizde görülecektir ki:

- Köpeğe zor şartlarda su veren kadının affedilmesi,

-Kediyi hapsedip açlıktan ölmesine sebep olan kadının cehennem azabıyla cezalandıracağı bilgisi,

-Efendimizce deveye aşırı yükleyen ve hayvanını aç bırakan kimselerin ikaz edilmesi gibi bir dizi hususların muhasebesi sayesinde ruh iklimimizde merhamet tohumlarının yeşermesi de beraberinde gelecektir. Hem nasıl kendi iç dünyamızda merhamet iklimi oluşmasın ki, bikere Peygamberimiz (s.a.v)’in bizatihi kendisi kuşu ölen bir çocuğun kapısını çalaraktan üzüntüsünü paylaştığı gibi kuşların yuvalarının bozulmaması, yumurta ve yuvalarının alınmaması hususunda ümmetine öğüt vermiş de (E. Davudi, Cenaiz:1, Buhari: Edebul müfred:139). Elbette ki bu durumda ümmeti olarak bizimde yüreğimizde merhamet oluşması gayet tabiidir. Kaldı ki, O’nun (s.a.v) merhameti sadece öğüt vermekle de sınırlı değil bizatihi hayatına tatbik etmiş de. Nitekim Enes (r.anh), Peygamberimizin bu örnek davranışını “Bir yerde mola verince, hayvanların istirahatını sağlayıncaya kadar ibadet etmezdi” şeklinde nakletmişlerdir. (E. Davut; Cihad:48)

İşte tüm bu örneklerden öyle anlaşılıyor ki gerçek manada hayvan hakları İslam’ın enginlere sığmaz o müthiş merhamet ikliminde kodludur. Hele birde fıkıh kitaplarının sayfalarını çevirdiğimizde İslam’ın hayvan haklarıyla ortaya koyduğu o engin bir dizi kurallardan birkaçını şöyle sıralayabiliriz de:

-Bir adam düşünün ki kırda bayırda otlayan hayvanı kendi iradesi dışında ansızın parlayıp da başkasının mülküne girip orada bulunan bir kimseyi tepmek veya çarpmak suretiyle ölümüne yol açsa kendisine diyet gerekmez. Şayet böylesi bir fiil kendi mülkünde vuku bulduğunda müdahale etmeyip engellemezse bu durumda diyet lazım gelir.

-Kendiliğinden parlayıp kaçan bir hayvanın ardından koşan bir adam düşünün ki, onu yakalayıp tutmak isterken adamı bir anda hayvan tepip öldürdüğünde hayvan sahibine diyet lazım gelmez.

-Bir adam düşünün ki, üzerine bindiği hayvanın hızlı koşturulmasından dolayı ayaklarından sıçrayan büyük bir taş parçasıyla yoldan geçen birinin ölümüne veya gözünün çıkmasına sebebiyet verdiğinde bu durumda binici diyetini ödemek zorundadır. Çünkü binici sakınılması mümkün olan hareketi ihmal etmiştir. Şayet binicinin düşmesi üzerine boşalan bir hayvan yolda geçen bir insanı öldürürse biniciye diyet gerekmez.

-Bir adam düşünün ki umuma açık yolda hayvanın bağlamış olsun, şayet bu bağladığı hayvan yoldan geçen bir şahsı öldürdüğünde bu durumda diyetini ödemek zorundadır. Çünkü herkesin kullandığı umum yolda hayvan bağlanılmaz.

-Bir adam düşünün ki, yürümekte olan bir hayvanı dürtme veya kamçılamaktan dolayı bir şahsın ölümüne yol açsa ne binene, ne dürtene, ne de vurana diyet gerekir. Çünkü hayvanın yolda yürümesi için kamçılamaya izin vardır. Ancak önde giden veya sürücüsü bulunan bir hayvanı yolda rastgele birinin izinsiz kamçılaması bundan istisnadır. Böyle bir durumda ölen şahsın diyetini sadece kamçılayan tazmin eder, isterse kamçılayan çocuk olsun fark etmez bu böyledir.

-Bir adam düşünün ki, bir köpeği kışkırtmak suretiyle bir şahsın ölümüne sebebiyet verdiğinde kışkırtmasına binaen diyet ödemesi icab eder. Yine bir şahıs düşünün ki yola attığı bir akrep veya yılanın bir şahsı ısırıp öldürdüğünde de hüküm aynıdır. Bu arada hazır köpekten söz etmişken şu meşhur kıssaya bakmakta fayda var:

Beyazıd-ı Bestami (k.s), bir gün yolda gidiyormuş, daracık yolmuş ve karşısında bir köpek geliyormuş. Ve köpek silkinmiş. Tabii Bayezîd-ı Bistâmî (k.s) eteklerini toplamış, üzerine pislik sıçramasın diye. Derken köpek hal lisanıyla şöyle dile gelmiş;

"-Ya Bayezîd-ı Bistâmî! Benim üzerimden sıçrayan kiri bir tutam suyla pekâlâ temizleyebilirdin. Peki ya, kendini benden üstün görmekle gönlüne düşen kiri nasıl temizleyeceksin?"

Tabii bu kıssadan da anlaşılan o ki, hayvanda olsa Allah’ın yarattığı bir mahlûk olduğu gerçeğini unutmamak gerektiğidir.

-Yine bir adam düşünün ki, halktan birileri bir adama; “hayvanına sahip ol” diye tembih etmesine rağmen, hayvan sahibi oralı olmayıp hayvanını salıvermekle bir şahsı öldürecek olursa diyetini ödemek zorundadır. Fakat salıverilen hayvan tembih edilen yerden başka bir yere gidip orada birinin ölümüne neden olduysa bu durumda diyet gerekmez.

Evet, tüm bu anlatılanları toparlayıp şöyle beyin dağarcığımızda değerlendirdiğimizde:

-Peygamberimiz (s.a.v)’in “Koyun sağıcıların, koyunların memelerine zarar vermemesi için tırnaklarını kesmeleri gerektiği” beyan buyurduğu hadis-i şerifinden tutunda,

-Yuvasından koparılmış yavru kuşların yuvasına kavuşturma çabası,

-Canlı hayvanı korkutmak amacıyla hedef alan her kim olursa şiddetle kınaması,

-Bindiği hayvana beddua eden kadını ikaz etmesi gibi daha pek çok örneklerden hareketle hayvan haklarını gözetip kollamak ümmeti olarak ilk evvela bizlere düşer. Hem kaldı ki hayvanların damgalanmaması, kulaklarının yırtılıp kesilmemesi, hayvanda olsa hakaret edilmemesi, hayvanların birbirleriyle karşılıklı kavgaya tutuşturulmaması, bir takım kişisel egoları tatmin uğruna hobi olsun türünden avlanılmaması, hayvana gücünün üzerinde yük yüklenilmemesi gibi hususlar zaten dinimizin gereği temel yükümlülüğümüzdür. Ki bundan dolayı İslam tarihine baktığımızda bu saydığımız temel düsturların aksi davranış sergileyenlerin şer’an cezalandırıldığı görülmüştür.

Velhasıl-ı kelam; İslam ordusu bir savaşa giderken köpek ve yavrularının rahatsız olmaması için başına nöbetçiler dikip ordunun gidiş yolunu değiştiren bir Peygamberin ümmetindeniz. Madem öyle, hayvan hakları hususunda örnek olarak biz batıdan değil, vahşi batı bizden ders almalıdır.

Vesselam.
 
Üst