İslam Üniversitesi Kurma Yolundayken Rabb'e Kavuştular.. | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

İslam Üniversitesi Kurma Yolundayken Rabb'e Kavuştular..

girdap

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
8 Şub 2007
Mesajlar
2,541
Puanları
0
Geçen çarşamba çok uzun bir gündü. Uzun bir gece olacakmış. Cumaya taşacak kadar uzun olacakmış.

Ne enteresan. Ben Muharrem-i Şerif'in Hilal'ine Sultanahmet'ten bakarken; zihnimdeki "O gece" şiirinin ateşiyle bakarken; ikisi de arkadaşım olan Ayşe-Havva Sula'nın kıymetli pederlerinin ölüm haberini alacak gibi bakıyormuşum.

Ali Şükrü Sula merhum Çaykara doğumlu emekli müftü idi. Hiç karşılaşmadık. Fakat hikâyelerine aşina idim. En son "Bir şu bilgisayarın dilini çözemedik. Öbür dünyada Allah bize sorarsa ne diyeceğiz" dediğini nakletmişlerdi.

Ali Şükrü Sula hoca kimdir dense koro halinde şu cevap verilir derhal: "Kur'an kurslarının, İmam Hatiplerin, camilerin banisi; hocaların hamisi, çocukların dedesi."

Hangi çocukların? Bütün çocukların.

Hayatını cami yaptırmaya adamış merhum Ali Şükrü Sula'nın kızı Dr. Havva Sula'dan babasını anlatacak hikâyeler istedim. Onun cümlelerini sizlerle paylaşmak istiyorum: Cenazeler hayata ve ölüme dair ne büyük bir ibret alma vesilesiymiş, bunu ilk kez tattım. Babamın vefatı ile.

Sıradan bir ölüm değildi, Rabbin muradını anlamakta zorlanıyor bazen insan.

Hikâye çok ibretli:

Arkadaşım S. 6 Aralık Pazartesi günü karşılaştığımızda selam bile vermeden "Şükrü Amca nasıl? Onu rüyamda gördüm" diye biraz endişeli bir sesle sordu. "Hamdolsun" dedim, "koşturup duruyor". S. rüyayı anlattı bir solukta, katıldığımız bir açılış programının o kalabalığının içinde. "Tayyip Bey'le (Erdoğan) Ahmet Bey (Davutoğlu) hac dönüşü, üzerlerinde ihramlarıyla babanın evine Şükrü Amca'yı ziyarete geliyorlar, biz de senle onlara ne ikram edebiliriz diye telaşla koşturuyoruz..."

Hemen bu rüyayı babama anlatmalıydım, rüyadaki iki kişiyi de çok severdi çünkü. Ertesi sabah evi aradım. Babam çıkmış. Anneme rüyayı anlattım. "Bir üniversite kuruyorlarmış, onun için koşturuyor. Bir de Malatya Valisi'nin babası geldi akşam, birlikte Sultan Murat Camisi'ni büyüteceklermiş, onunla uğraşıyor" diyerek yordu annem rüyayı.

Babamı aradım cepten. Bankadan çıkıyormuş, ayaküstü ona da anlattım rüyayı. Çok sevindi, "Üniversite için birisi arsa bağışladı, işler biraz sıkıntılıydı, demek ki bundan sonra yoluna girecek" diye o da hayra yordu. Anlattı bana İslam Üniversitesi'ni, neler yapacaklarını. Güzel bir konuşmaydı, son konuşmamızmış. Bizi dinleyen iş arkadaşım "İnsanın böyle babasının olması ne güzel, 77 yaşında üniversite kurmaya çalışıyor" dediğinde böyle bir babam olduğu için şükrettim.

Ertesi gün akşam da yeğenimin telefonu ile kaza ve vefat haberini öğrendim...

Hikâyenin esas ibret kısmı bundan sonra:

Malatya Valisi'nin babası olan arkadaşı Ali Kemal Saran -o da emekli müftü- de cenazedeydi.

Akşam evde Kur'an okurken biraz önce evden ayrılan bir memleketlimiz geri döndü. Söyledikleriyle hepimiz donup kaldık. Bu kişi babamın kazasını görüp abime haber veren kişi aynı zamanda... Babamın dava arkadaşı Ali Kemal Saran babamın cenazesinden sonra bir trafik kazasında can vermiş. Karşıdan karşıya geçerken... Tıpkı babam gibi...

Merhum Ali Şükrü Sula Hoca Efendi hayatında daima bir hatırlatıcı idi. Onu hiç tanımamış olan bendeniz bile ne çok hikâyesinden istifade etmişimdir. Ölümü de pekçoğumuzun unuttuğu şeyleri hatırlamamıza vesile oldu.

Efendimizin "Nasıl yaşadıysanız öyle öleceksiniz" hadis-i şerifini bütün manaları ile idrak etmemize vesile oldu ölümü.

Allah rahmetini ziyade etsin.

Fatma K. Barbarosoğlu
Yenişafak

77 yaşında İslam Üniversitesi için koşuşturan Ali Şükrü Sula'nın 1960 yıllardaki bir fotografı:



Merhum Ali Şükrü Hoca'nın arkadaşı ve aynı zamanda onun gibi emekli müftü olan Malatya Valisi'nin babası Ali Kemal Saran da cenazeden sonra aynen dava arkadaşı gibi karşıdan karşıya geçerken otomobil çarpması sonucu vefat etti..


Ali Kemal Saran
 

girdap

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
8 Şub 2007
Mesajlar
2,541
Puanları
0
Amin.
Hizmet yolunda bir ömür ve ölüm, tek isteğim..
 

girdap

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
8 Şub 2007
Mesajlar
2,541
Puanları
0
SIRA DIŞI BİR HİZMET ERİ

Şükrü Sula Hocanın ardından
Geçen Çarşamba günü beklenmedik elim bir trafik kazası sonucu aramızdan ayrılan Ali Şükrü Sula pek az insana nasip olabilecek bir özgeçmişe sahipti. O, ölüm meleği Azrail (AS)'ın adeta üstlenemediği bir tecelli ile yürüyerek camiye giderken bir başka zahiri sebeple, bir minibüsün kendisine çarpması sonucu ölüm şerbetini içti. Bana göre, O Allah yolunda iken ve şehit olarak can verdi. Çünkü, sahih hadislerin birinde belirtilir ki, Efendimiz Aleyhissalâtü vesselâm bir açık alanda ashabı ile sohbet ederken yanlarından selâm vererek geçen tanımadıkları güçlü ve babayiğit bir genci görürler ve ona gıpta ederek 'Keşke bu kişi Allah yolunda olsaydı..' gibi bir serzenişte bulunurlar. Bunun üzerine Efendim iz" Böyle demeyin, eğer bu kişi ev halkının rızkını kazanmak için çalışmaya gidiyorsa, o Allah yolundadır. İlim öğrenmek için yola çıkmışsa Allah yolundadır. İki kişinin arasını düzeltmek için gidiyorsa veya bir hastayı ziyaret için gidiyorsa o yine Allah yolundadır" buyurmuştur.

Bildiğim kadarıyla ve kendisini tanıyanların da teslim edeceği üzere, O hayatı boyunca hiç boşuna gezmez, her zaman kafasında bir hayır düşüncesi olurdu. O hep Allah'ın rızasını kazandıracak işlerin ve hayırların peşinde koşardı. Kendisiyle aynı membadan feyz aldığımız Çaykara ve iddia edebilirim ki Türkiye'nin iftihar ettiği büyük alim, Üstad- ı merhum H.Hasan Rami Yavuz'dan icazet aldığı 1953 yılından beri çeşitli ilçelerde müftülük ve vaizlik yaparak hizmet ederken son olarak görev yaptığı Turgutlu Müftülüğü'nden emekliye ayrıldı.

Bir dini hizmetten emekliye ayrılmak da ne demek! O resmi görevinden ayrıldıktan sonra daha da büyük bir şevk ve azimle İslam'a hizmetlerine devam etti. Merhum; Zeytinburnu, Bakırköy ve çevre ilçelerinde yapılan hiçbir cami, imam hatip lisesi, yurt ve benzeri hayır kurumları yoktur ki, onlara fili veya manevi katkılarda bulunduğu gibi, yaz tatillerinde memleketimiz olan Çaykara'daki din eğitimi hizmetlerine de yetişirdi.

Merhum Hasan Efendi hocamızın hocalarından biri olan ve o günkü adıyla Aşağı Hopşaralı Sulazade Cafer Efendinin hayr-ulhalefleri olan üç hoca kardeşlerden biri olarak ve çok hayırlarda bilfiil rol alarak hayatında duyabildiği hiçbir hizmetten uzak kalmadı. Bu üç kardeşten sıra dışı ilk sürprizi yaparak vefat eden küçük kardeş, müftü merhum Yahya Sula oldu. İkinci sürprizi de ağabeyisi olan Müftü Mehmet Ali Sula'yı mahzun olarak geride bırakıp ortanca kardeş olarak ahirete göçen kendisi oldu.

Bu ani gidiş benim gibi emekli meslektaşlarını ve emekli olduktan sonra yaklaşık 30 yıl hizmet ettiği İstanbul ve çevredeki müftüler ve din görevlilerini yasa boğdu. Hepimiz nihayet aynı sonla bu fani dünyadan ayrılmayacak mıyız? Kendisiyle gerek Trabzon'a geldiğinde ve gerekse benim İstanbul'a gelişlerimde hep birlikte olduk.

Son olarak, yakınında Rus işgali sırasında vuku bulan çarpışmalarda şehit düşenleri içinde barındıran "Şehitler Tepesi" bulunan Çaykara/ Sultanmurat yaylasındaki yetersiz olan camiyi, külliye halinde büyüterek inşa etmek maksadıyla ve dernek kurma teşebbüsümüz için vefatından birkaç gün önce İstanbul'a gelip durumu kendisine açtığımda bana büyük moral aşılayarak her türlü destek için söz vermiş ve kurucular arasındaki yerini almıştı. Ne yazık ki isim yeri şimdi zahiren boş kalmıştır. Ne mutlu bana ki böyle aziz bir arkadaşımın cenazesine katılabildim. Cenabı Hak'tan niyazım odur ki, ihlasına göre kendisine muamele edip, külliyedeki sevap hanesini ebediyen açık bulundurması ve bu hayra filen katılmış gibi ona ecir vermesidir.

Yine bir hadis-i şerifte "İnsan ölünce defteri kapanır ve amelleri sona erer. Ancak üç şey vardır ki, onlar kıyamet gününe kadar devam eder. Birincisi cami, Kur'an kursu inşa etmek ve öldükten sonra da insanların sürekli faydalandığı hayırları yapmaktır. İkincisi faydalı bir kitap yayınlamak, Kur'an vakfetmek veya ilim adamı orak hizmet verecek öğrencileri yetiştirmektir. Üçüncüsü ise, kendisini ölümünden sonra hayırla yad ettirecek hayırlı evlâtlar bırakmaktır.

Merhum inşallah her üç konuda ve özellikle şimdiye kadar babasının yolunda yürüyen ve uzun süre Önder Vakfı gibi imam hatiplilerin haklarını savunan, din eğitimi üzerine konulan engelleri aşmaya uğraşan ve şimdiye kadar başörtüsü mağduru olan birçok kız öğrenciyi Avusturya'ya göndererek eğitimlerini tamamlamalarını sağlayan bir kurumda başkan olarak hizmet veren ve halen aynı teşkilâtta yönetimdeki görevini sürdüren değerli mahdumları Y. Ziya Sula gibi diğer evlâtları da babalarının hayır defterini açık tutacaklardır.

Merhumun ders arkadaşı ve bir hemşehrisi olarak bu yazıyı kaleme almaktaki maksadım abartılı bir şekilde kendisini övmek değildir. Belki bu yazı ile dünya ve ahiret rehberimiz Efendimiz (SA)'in "Ölülerinizi hayırla yad edin" buyruğuna uymak ve benim gibi aynı duyguları paylaşan meslektaşlarımız ve sevenlerinin hislerine tercüman olmaktır.

Ne büyük bir mazhariyettir ki, 10 Aralık Cuma namazını müteakip cemmi ğafir diyebileceğimiz kalabalık ve seçkin bir cemaat tarafından cenaze namazı kılınarak ahirete uğurlandı.
Kısaca özetlemek gerekirse; Şükrü Sula Hoca efendi görünenlerin dışında sessiz ve derinden hizmet eden bir kişilikti. Mevlâ rahmet eyleye!...

Ali Kemal Saran-MİLLİ GAZETE
 

girdap

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
8 Şub 2007
Mesajlar
2,541
Puanları
0
Hak aşığı aksiyon adamı, merhum Ali Kemal Saran’ın ardından

11 Aralık 2010 tarihli Millî Gazete'de Sıra Dışı bir Hizmet Eri başlığıyla Merhum Ali Kemal SARAN imzasıyla bir yazı okuduk. Bu yazıyı ömrünü Hak ve millet mücadelesine adamış Hak aşığı, hizmet eri medrese arkadaşı, köylüsü, çocukluk arkadaşı Önder Vakfının kurucularından Y. Ziya SULA'nın babası Emekli Müftü Ali Şükrü SULA Hoca efendi için kaleme almıştı. Ben de Hak aşığı Aksiyon adamı başlığıyla yazıyorum bu yazımı Merhum Ali Kemal SARAN Hocaefendi için.

Kendileri 10 Aralık Cuma günü Merhum Ali Şükrü Sula Hocaefendi'nin cenazesinden sonra dizüstü bilgisayarında hazırladığı bu yazısını Millî Gazete'ye internet üzerinden göndermek için yaptığı çalışmayı tamamladıktan sonra caddeye çıkarken zalim trafiğin ağına yakalandı. Yazısında trafik kazası sonucu irtihal eden merhum ve mağfur Ali Şükrü Hocaefendi'nin ölümünden söz ettikten sonra "Hepimiz nihayet aynı sonla bu fani dünyadan ayrılmayacak mıyız." şeklinde yazmıştı. Ve arkadaşının ardından 10 Aralık günü yazdığı yazıyı 11 Aralık tarihli Millî Gazete'de okuyoruz ama Ali Kemal SARAN Hoca'nın da Trabzon Çaykara'da kılınacak cenazesine gidiyoruz Ankara'dan 11 Aralık günü hareket ederek.

Kendisi yazısında Ali Şükrü Hoca için şehit diyordu. Alemler Sultanı Hz. Peygamberimizin (SAV) hadisine dayandırıyordu bu düşüncelerini. Kendisi de kendi anlattığı Alemler Sultanı Hz Resulullah'ın (SAV) bu beyanıyla şehittir inşallah.

Zira Çarşamba günü İstanbul'a gitmeden önce yaptığımız telefon görüşmesinde Çaykara Sultan Murat Yaylasında yapmayı planladığı; içinde konferans salonları, eğitim merkezleri bulunacak ve bir külliye şeklide düşünülen Sultan Murat Camii'ni yaptırma projesini anlatmıştı bana. Nitekim İstanbul'a bunun için gitmiş ve birçok cami ve hayır müessesesinin yapımında aktif rol almış arkadaşı Ali Şükrü Hoca Efendiyi de dernek yönetimine alarak imzasını almıştı.

Merhum ve mağfur emekli Müftü Ali Kemal Saran kelimenin gerçek manasıyla Hak aşığı, aksiyoner bir dava adamıydı. Her gün bir hayır peşinde koşardı. İnsanların dertlerine çare aramak, çare bulmak O'nun en büyük zevkiydi. Ama bunu asla gösterişe kaçmadan, sade ve samimi bir şekilde yapardı. "İki günü müsavi olan aldanmıştır" Hadis-i Şerifi bir an olsun aklından çıkmazdı. Onun için dur durak yoktu. 78 yaşında 18 yaşındaki bir gencin idealizmi içindeydi hep. Daha iki ay önce kalp ameliyatı olmuş, 3 damarı değiştirilmişti. Hastalıktan kalkmadı istirahat ediyor düşünürken Sultan Murat Şehitliği Külliyesi için 78. yaşına, ameliyatına aldırmadan İstanbul'a gitmişti.

Sayısız makalesi olan Emekli Müftü Ali Kemal SARAN Hocaefendi'nin son eseri Cumhuriyet Döneminde Bir Medrese Talebesinin Anıları Omuzumda Hemençe kitabında kendi otobiyografisini yazdı. 1. baskısı bir solukta biten kitabın ikincisi yapılmıştı. Oğlu Malatya Valimiz Sayın Ulvi SARAN Beyefendi'nin Kurucusu olduğu Ankara KURTUBA'nın en çok alıcı bulan eseri. Eseri ben de zevkle okudum. Otobiyografinin yanında doğduğu ve yaşadığı Köyü Akdoğan ve Çaykara ile ilgili hikâyelere, deyimlere, tarihi olaylara ve ilginç resimlere yer veriyor; otobiyografinin yanında Folklora (Halk Kültürüne) yer vererek otobiyografi türüne yeni ve orijinal bir tarz kazandırıyordu. Aynı zamanda Türkiye'nin ilmi ve manevi dünyasına çok önemli katkılar sunan Çaykara'nın son 100-150 yılına da ışık tutuyordu.

Ali Kemal SARAN Hocaefendi eski Hocalarımızdan. 1934 Çaykara Akdoğan (Hopşera) Köyünden. Çok genç yaşta hayatı tanımış bir mütefekkirimiz aynı zamanda.

8 yaşında, bir yandan 11 kilometrelik köyünden ilçe merkezinin üstündeki ilkokula giderken; bir yandan da eski Çaykara Müftüsü meşhur Alim Yusuf Bilgin'den hafızlık dersleri alıyordu. 11 yaşında Hafızlık icazeti aldı. Peşinden Meşhur Hacı Hasan Rami Yavuz Hocaefendi'den medrese usulü Arapça ve ilim tahsil etti. Of Çufaruksa (Uğurlu Kasabası)da Merhum Mehmet Aşık KUTLU Hoca Efendi'den de Feraiz dersleri alır ki bu 1960 yılında Meşhur Diyanet İşleri Başkanı Ömer Nasuhi Bilmen'in riyaset ettiği ikinci kez ki müftülük imtihanında çok işine yarar. 1958 yılında Müftülük imtihanını kazanarak Konya Cihanbeyli Müftülüğü'ne atanır. Çankırı Orta Müftülüğü, Kastamonu Çatalzeytin Müftülüğü, Erzurum Horasan Müftülüğü, Trabzon Arsin Müftülüğü ve şimdi il olan Bartın Müftülüğü görevlerini yürütür. 1982'de emekli olur.

Ama Ali Şükrü Hocaefendi için yazdığı gibi bir din adamı için emekli olmak söz konusu bile olamaz. Ve asıl hizmet ondan sonra başlar.

1982-1986 yılları arasında Almanya ve Avusturya'da Milli Görüş teşkilatı içerisinde aktif irşad görevine devam eder. 1992 yılında Amerika Birleşik Devletleri'ne peşinden iki kez de Kanada'ya gider. Onun için dur durak yoktur. Hiçbir engel tanımaz. Ne yaşı, ne sıhhati, ne de bir başka engel onu Hak hizmetinden bir an olsun geri bırakamaz. 2010 Ramazanında da Berlin Şehitlik Camiinde görev yaparak 2010 Nisan ayının başında yurda dönmüştü. Rahmetli Necip Fazıl, Osman Yüksel SERDENGEÇTİ, kendi köylüsü olan Prof Osman TURAN, Nureddin Topçu, Bedüüzzaman Said Nursi, Cevat Rıfat ATİLHANLA görüşmelerini ve sohbetlerini anlatırdı bana.

Kendisinin yazdığı Otobiyografisi niteliğinde OMUZUMDA HEMENÇE kitabını okumanızı isterim. Bir Dava adamının bir Hak aşığının bir aksiyon adamını tanımamız için.

O'nun Sultan Murat'ta düşündüğü o külliyeyi O'nun ve arkadaşı merhum Ali Şükrü Hocaefendi'nin bir vakfiyesi olarak evlatlarının ve sevenlerinin gerçekleştireceğine inanıyorum. İnşallah Allah ömür verirse ben de o eserin tamamlanmasında görev almak isterim.

Senin bir ömür tükettiğin Yüce idealler, Allah aşkı, Resulülluh Muhabbeti, hizmet aşkı bizim de ideallerimiz olacak. Hak'kın mührünü Sultan Murat Şehidliği'nden başlayarak yeryüzüne ve çağa vuracağız inşallah.

Şeb-i Aruz'un (Düğün Günü), Rabbine yürüme günün mübarek olsun. Mevlam yar ve yardımcın olsun. Mekanın cennet olsun Muhterem Efendim.

Mehmet Mutluoğlu
Millî Gazete
 
Üst