İslam Hukukunun Delilleri | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

İslam Hukukunun Delilleri

ALI25

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Nis 2015
Mesajlar
7,509
Puanları
48
İslam Hukukunun Delilleri

İslam hukuku ilahi menseli bir hukuk sistemidir ve hükümleri müctehid denilen hukukculari tarafindan kitab, sünnet, icma ve kiyas denilen dört ana kaynaktan cikarilmaktadir. Kitab, Allah tarafindan Hazret-i Muhammed´e indirildigine inanilan Kur´an´dir. Hukuk kaynagi olarakkitabtan sonra ikinci sirada gelen sünnet ise Hazret-i Muhammed´inbelli konulardaki söz, davranis veya tasvipleri demektir.

Sünnet baglayiciligini kitabtan alir. İcma, bir devirde yasayan müctehidlerin bir meselenin cözümü hakkinda görüs birligine varmasidir. Artik bu görüs birligi, hem de o devirde yasayan ve hemde daha sonra gelecek kimseler icin baglayicidir. Kitab ve sünneti müctehid denilen ve belli bir ehliyeti tasiyan hukukcular anlayip yorumlarak bunlardan hüküm cikarabilir.

Müctehid bir hukukcu, önüne gelen bir hukuki meselede, kitab, sünnet ve icma´da birhüküm bulamazsa veya bunlar yeterince acik degilse, bu takdirdebenzer bir meselede verilmis olan cözümü buraya da uygular. Buna kiyas denir. Kiyas yapilirken ayrica baska bir takim hususlar da göz önünde tutulur ki bunlara hukukun tali kaynaklari denilir. İstihsan, maslahat, örf ve adet, Medine halkinin ameli, istishab, sahabi fetvasi, zaruret, serayi-i salife gibi. Hukukcular, nass denilen kitab ve sünnet tefsir ederken ve kiyas ameliyesinde bulunurken iste bu tali kaynaklardan da yararlanir. Sözgelisi hukuki bir meseleyi cözerken, o belde de gecerli bir örf ve adet kurali varsa kiyasi bu yolda yapar. Eski ilahi hukuk sistemlerine ait hükümleri de cogu zaman böyledir. Bunlar serayi´i- salife veya serayi´u men kablena diye bilinir.


Önde gelen Osmanli hukukcularindan Tasköprüzade, bir ilimler ansiklopedisi mahiyetindeki eseri Mevduatu´l-Ulum´da diyor ki: “Kur´an´daki bilgiler üc kisimdir.

Birincisi kisim bilgileri Allahdan baska kimse bilmez. Allahin isim ve sifatlari böyledir. İ

kinci kisim bilgileri yanliz Hazret-i Peygamber ile ayrica rasih alimler denilen kimselerin anlayabilecegini yine bizzat Kur´an bildirmektedir. Mütesabih ayetler böyledir.

Ücüncü kisimbilgiler ise Hazret-i Peygamber´e bildirilmis ve insanlara da bildirmesi emredilmistir. Bunlar gecmis insanlarin hallerini bildiriyorsa kisas, dünya ve ahirette yaratilmis ve yaratilacak olanseyleri bildiriyorsa ahbardir.

Bunlar da yanliz Peygamberin bildirmesiyle anlasilir.
Ücüncü kisim bilgilerin son dali ise akil, tecrübe ve ilim ile ansilabilir, ki fen bilgileri ile inanilmasi ve yapilmasi gereken seyler, yani ahkamdan ibarettir”.(Tasköprüzade Ahmed: Mevduatu´l -Ulum, Derseadet 1313, 414-415.). Kisas, kissalar; ahkam, hükümler demektir. (Kissalar hakkinda müstakil arastirmalar yapilmis ve bunlarin Islam ilimlerin deki yeri ortaya konmaya calisilmistir. Sözgelisi: Said Simsek: Kur´an Kissalarina Giris, Istanbul1993; Idris Sengün: Kur´an Kissalari Üzerine, Izmir 1994.).

Ahbar ise haberin cogulu olup, kainatin yaratilisindan kiyamete kadar ve kiyametten sonra olmus ve olacak hadiseleri bildirir. İslam hukuku Kur´an´daki ahkamdan, yani hükümlerden meydana gelmektedir.

Ancak derin ilim sahibi hukukcular Kur´an´da gecen ve tarihi hadiseleri konu alan kissalardan bile hukuki hükümler cikarma maharetini gösterebilmislerdir. Mesela Kehf suresinde, Hazret-i Musa ile Hazret-i Hizir arasinda gectigi anlatilan hadiseden, yirmiye yakin hukuki hüküm cikarilmistir. Bunlar İslam hukukuna ait kitablarda sayilmaktadir. İste eski seriatlere ait hükümler cogunlukla bu kissalarda nakledilmektedir.
 

ALI25

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Nis 2015
Mesajlar
7,509
Puanları
48
Bilgi Kaynaklarinda Serayi-i Salife

Hukukcularin bu kaynaklardan İslam hukuku hükümlerini elde edis yollarina ictihad, istinbat denir. Bunlar usul-i fikh da denilen İslam hukuk metodolojisinin inceleme sahasina girmektedir. Dolayisiyla konuylailgili bilgiler öncelikle metodoloji kitablarinda yer almaktadir Usul kitablarinda bazisi etraflica, bazisi da kisa bilgiler vermektedir.

Bu da hukukcularin serayi-i salifenin İslam hukukundakiyeri hakkindaki bakis acilari nisbetindedir. İslam hukukunda eski seriatlerin delil degeri, Sirazi (Vefati: 476/1083), Pezdevi (482/1089), Serahsi (483/1090), Amidi (631/1234) gibi hukukcularin kaleme aldigi nisbeten eski usul kitablarinda sünnet babinin sonunda anlatilmaktadir. Bunlar, konuya olabildigince uzun yer ayirmakta; eski seriatlerin İslam hukukunda delil kabul edilip edilmeyecegiüzerine farkli görüsleri verip bunlarin dayandiklari delilleri de zikretmektedir.

İmam Gazali (505/1111), İslam hukukunun kaynaklarini ikiye ayirmis; kitab, sünnet, icma ve kiyas asli deliller; eski seriatleri de sahabi kavli, istihsan ve istishab´la beraber usul-i mevhumeden kabul etmektedir; cünkü ilk dördünün delil olma keyfiyeti hukukcular arasinda ittifaklidir; ancak digerlerinin ki muhtelefun fihdir, yani ihtilaflidir. Bu tedkik tarzini, modern yazarlarin da aynen benimsedigi görülmektedir.


Sonraki devirlerde yazilmis hemen hemen bütün usul kitablarinda, eski seriatlerin delil degeri anlatilirken, bir mezhebin muhtar tuttu gugörüs verilerek, bu husustaki ihtilaflara fazla deginilmemis; hatta mümkün oldugunca muhtasar gecilerek, önceki usul kitablarindaki bilgiler özetlenmistir. Bu bakimdan ilk devir usul kitablarindan farklidirlar.


Ancak bunlarin daha ziyade medreselerde ders kitabi olarak okutulmak maksadiyla hazirlandigini da unutmmamak gerekir. Eski seriatlerin kaynak degeri, bunlardan sözgelisi Ibn Melek´in (801/1399) Menar serhinde, Ibnu´l-Hümam´in (861/1459) Tahrir´inde ve Molla Hüsrev´in (885/1480) Osmanli medresdelerinde cok tutulan eseri Mir´at´ta sünnet bahsinin sonunda tedkik edilmistir.

Daha sonraki yillarda yasamis Hadimi (1176/1762) ise, Mecami, adli eserinde, yine sünnet bahsinden sonra yer vermistir. Ancak Hadimi´nin yaklasimi daha önceki usulcülerden iki yönden farklidir. Bir kere Hadimi, konuyu, ilk usulcüler kadar olmasa bile, Molla Hüsrev ve Ibn Melek gibi kendinden hemen önce gelen usulcülere göre daha genis ele almistir. İkinci olarak da, daha önce istishab hakkinda da Bilgi vermesi, O´nun eski seriatlerin delil degeri ile istishab arasindaki ince münasebete dikkat cektigini göstermektedir, ki yeri gelince bunun üzerinde durulacaktir.


Son yillarda ve modern tarzda yazilmis metodoloji kitablarinda ise, eski seriatlere nesh bölümünde veya kiyasdan bahsedildikten sonra tali deliller basligi altinda yer verilmektedir. Zaten usul kitablari disinda da konuyla ilgili müstakil arastirma yok denecek azdir.

Abdurrahman bin Abdullah ed-Dervis´in Riyad´da 1410 (1989/1990) yilinda basilmis bulunan ve basildigi ülkenin resmi ideolojisini teskil eden Selefi zihniyetin hususiyetlerini aksettiren es-Sera´iu´-s-Sabika ve meda hucciyyetihifi´s-Serayi´il-Islamiyye adli eseri zikre deger bir calismadir.

Bir de, Fransa´da yasamis ve hayatini Amerika´da tamamlamis Hind asilli yazar Muhammed Hamidullah´in, tercümesi Atatürk Üniversitesi Islami Ilimler Dergisi´nde yayinlanan “Islam iIlimlerde Israiliyyat yahut Gayr-i Islami Menseli Rivayetler”(1977) ve “Islam Kaynaklari Acisindan Kitab-i Mukaddes”(1979) adli iki makalesi de kayda deger.

Ayrica bu konuda Ali Osman Ates´in 1989 yilinda Izmir Ilahiyat Fakültesi´nde hazirladigi Sünnetin Kabul veya Reddettigi Cahiliye ve Ehl-i Kitab Örf ve Adetleri adli bir doktora tezi ile Ömer Faruk Altintas´in Samsun Ilahiyat Fakültesi´nde 1994 tarihinde hazirladigi Gecmis Seriatlerin Islam Hukukunda Kaynak Degeri adli bir yüksek lisans tezi vardir. Osman Güner´in “Ibrahimi Dinlerdeki Müsterek Dini Pratiklerin Yorumlanmasi Sorunu” adli makalesi de konu acisindan önemlidir.
 

ALI25

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Nis 2015
Mesajlar
7,509
Puanları
48
Cessas´in,Ibnu´l-Arrabi´nin, Kurtubi´nin ahkam tefsirlerinde ilgili her ayet geldikce, bunun eski seriatlerin hükmü oldugu ve Islam hukuku bakimindan delil sayilip sayilmayacagi üzerine bilgi verilmistir. Bu calismada bu tefsirler esas tutulmustur.

Ayrica Osmanli ulemasindan Nisancizade Mehmed Efendi´nin (1031/1622) yazdigi ve vaktiyle cok tutulan Türkce Mir´at-i Kainat adli tarih kitabi, sark usulünde yazilmis olmakla beraber, eski peygamberler ve onlarin seriatleri hakkinda etrafli bilgiler vermesi, tefsir kitablarindan iktibaslarda bulunmasi, yer yer mükemmel tahkikler yapmasi ve de müellifinin hukukukcu olmasi itibariyla degerli ve elverisli bir eserdir.
Bu sebeble yeri geldikce, en cok bu tarih kitabindaki bilgilerden istifade edilmistir.

(Mehmed Efendi, Medine kadisi iken 986/1578´de vefat eden Ahmed Efendi´nin ogludur. Uzun yillar müderrislik yapan Ahmed Efendi, daha ziyade tefsir ilmiyle ugrasmis ve bu vadide degerli eserler kaleme almistir. Büyük dedesi Ramazanzade Mehmed Efendi (979/1571) Kanuni Sultan Süleyman devri nisancilarindan oldugu icin bu lakabla taninir. Bunun da Nisanci Mehmed Pasa Tarihi diye bilinen muhtasar, ama degerli bir eseri vardir. Bununla,Hazret-i Adem´den Kanuni Sultan Süleyman´in sonuna kadar olan peygamberlerle hükümdarlarin neseblerini bildirdigi Sebhetu´l-Ahyar kitabi Mir´at-i Kainat´in mühim kaynaklarinin basinda gelir.

Nisancizade, anne tarafindan da Naksibend tarikatinin Anadolu´daki ilk temsilcisi sayilan ve Istanbul-Fatih´te Fevzi pasa caddesi üzerindeki türbesi hala duran Emir Ahmed Buhari´nin (922/1516) soyundandir. Kabri de babasi gibi, sur disindaki Emir Buhari dergahi haziresindedir. Uzun yillar müderrislik, Mekke,Yenisehir, (ikiser kere) Üsküdar, Haleb ve Bagdad mollaligiyaptiktan sonra tayin edildigi Edirne kadiligina giderken yolda vefat etmistir. Hazirlanirken asgari ücyüz kitabtan istifade edildigi anlasilan Mir´at-i Kainat, vaktiyle cok taninan, tutulan ve okunan bir tarih kitabiydi. Elyazma nüshalarinin bollugu yanisira,Istanbul´da 1258, 1290 (ve yeni harflerle 1987) yilinda basilmistir. Hukukla alakali baska kiymetli eserleri de vardir.).


Konu, mukayeseli hukuk arastirmalari acisindan oldugu gibi, hukuk tarihinin gelisimini göstermesi bakimindan da önemlidir. Ele alinan hukuk sistemlerinin ortak özelligi ilahi orijinli olmasidir. Bunlar peygamberler tarafindan getirilmis ve Allah tarafindan gönderildigine inanilan emir ve yasaklardir. Her peygamber, kendisinden önce gelmis peygamberleri ve getirdikleri hukuk sistemini hak, dogru kabul etmektedir.

Bu hukuk sistemleri müsterek orijinleri sebebiyle cogu zaman benzer özellikler tasirlar.

Ancak uzun bir zaman icinde bunlar arasinda esasli farklilik ve degisiklikler meydana gelmistir. Bu da tarihi hadiselerin hukuk sistemleri üzerindeki etkisini göstermektedir. Kaldi ki her peygamberin getirdigi hukuk sistemi, öncekilerin aynisi degildir.Yeni bir takim hükümler yaninda, önceki hükümleri aynen kabul eden veya degistiren hükümler söz konusudur.

Roma,Cin, Iran gibi ileri medeniyetlerde gecerli bulunan hukuk sistemleri ise beser orijinlidir. Dolayisiyla bunlarla ilahi hukuk sistemleri arasinda esasli farkliliklar vardir. Bunlar hakkinda Islam hukuk kaynaklarinda bir bilgi verilmemektedir. Böyle olunca bunlar arasinda mukayesnin de metodoloji bakimindan pratik bir yarari bulunmamaktadir. Ancak beseri hukuklarla ilahi hukuk sistemleri arasinda mukayeseli arastirmalarda bulunmak hukuk tarihi acisindan ilgi cekici ve önemli sonuclar doguracaktir.




 

ALI25

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Nis 2015
Mesajlar
7,509
Puanları
48
Bu calismada, önce eski seriatlerden bilhassa Musevi ve Isevi seriatlerinin dogusu ve gelisimi üzerine ansiklopedik tarihi bilgiler verlmis; ardindan bu seriatlerdeki hukuki hükümlerden örnekler zikredilmistir. Bunun icin de Kitab-i Mukaddes esas alinmistir. Kitab-i Mukaddes´in de, Ibrani, Keldani ve Yunanca dillerinden yapilmis tercümesinin

Kitab-iMukaddes sirketince 1958 yilinda Istanbul´da bastirilan nüshasina itibar olunmustur.

Bugün Hiristiyanlarin kabul edip okudugu Kitab-i Mukaddes denilen metin iki kisimdan mütesekkildir: Birinci kisim Ahd-i Atik (Eski Ahid= Old Testament) denilen Tevrat ve buna mülhak kitablardir. Kitab-i Mukaddes´in ikinci kisminda (Ahd-i Cedid=Yeni Ahid= New Testament) ise Kilise´nin tanidigi dört Incil ile buna mülhak kitablar yer alir.

Yahudiler, Kitab-i Mukaddes´in tabiatiyla birinci kismini kabul eder, ikinci kismi kabul etmezler. Her ne kadar mukayeseli hukukla ilgili görünse bile, bu seriatlerdeki hukuki hükümleri eksen almadigindan dolayi, konuyu iyice dagitmamak icin, Talmud ve diger hukuk metinlerine basvurmak gereksiz görülmüstür.

(Ibrani hukukunun Talmud ile aldigi sekle dair bilgiler, Mahmud Es´ad Bey´in Tarih-i Ilm-i Hukuk kitabinda türkce olarak özetlenerek verilmektedir. Oraya bakilabilir. İstanbul 1331, 208-221.) Kaldi ki Talmud, Tevrat gibi ilahi degil, tamamiyla beseri bir metindir. Burada üzerinde durulan bu hukuk sistemlerdeki hükümler degil, bunlarla Islam hukukundaki müessese ve hükümler arasindaki baglanti ve benzerliklerdir. Bu sistemlerdeki hükümlerle Islam hukukunun maddi muhteva bakimindan mukayesesi baska bir arastirma konusudur. Ancak semavi dinlere ait hükümlerin benzerligi gercekten ilgi cekicidir. İslam hukukundaki hükümlerin bir cogu, bunlarin ya benzeri, ya daha gelismis seklidir.


Semavi dinlerin getirdigi inanc esaslari ise istisnasiz birbirinin aynisidir. Ancak bir hukuk sistemi getirme iddiasinda olan her din, kimi zaman birbirine benzer, kimi zaman ise cok farkli ameli esaslar va´z etmistir. İslam hukukunda eski seriatlerde bulunan cok hüküm ve müesseseyi aynen kabul etmis; bazilarini ise yürürlükten kaldirdigini beyan etmistir. Bu da gösteriyor ki her ilahi hukuk sistemi birbirinin bir bakimdan devamidir; hic degilse birbiriyle yakindan irtibatlidir.

Burada esas olarak hukuki hükümler üzerinde durulmustur. Bunlars eriatlerin sosyal yönü agir basan hükümleridir. Ancak seriat, kavram olarak ibadetleri de icine aldigindan, ayrica klasik kaynaklarda hepsi bir arada ele alindigi icin, zaman zaman ibadete ait hükümlerden de bahsetmek kacinilmaz olmustur. Adem Özen´in Yahudilikte Ibadet adiyla 2001 yilinda yayinlanan kitabi bu konuda etrafli ve önemli bilgiler veren Türkce bir kaynaktir.


 

ALI25

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Nis 2015
Mesajlar
7,509
Puanları
48
Din, Seriat, Kanun

Genellikle din ile seriat ayni manada kullanilmaktadir, bununla beraber din kavrami biraz daha genistir. Seriat (Procede), Arabca´da insani su kaynagina götüren yol, yani yol gösterici demektir. İstilahi manasi ise insanlarin inanmasi, yapmasi ve kacinmasi gererken hususlarin tamamidir. Kur´an´da bu kelime *** gecmekte ve her milletin mensup oldugu peygambere indirilen özel hükümler kasdedilmektedir. Mesela bir ayette ”O, dinden hem Nuh´a tavsiye ettigimizi, hem sana vahy ettigimizi, hem Ibrahim´e, Musa´ya ve Isa´ya tavsiye ettigimizi, dini dogru tutup ayriliga düsmeyesiniz size seriat (hukuk düzeni) yapti” (Sura: 13) seklinde gecmektedir. Serayi, seriatin coguludur; serayi-i salife öncekilerin seriatleri demek oluyor.

Bu kaynaga seriayi´u men kablena da denilmektedir ki bizden öncekilerin seriatleri demektir. Görülüyor ki seriat kelimesi ilahi menseli hukuk sistemleri icin kullanilmis bir tabirdir, beseri hukuk kurallari icin kullanilmaz ve bunlar hukuk tarihimizde daha cok kanun kelimesi ile tanimlanir.

(Osmanli hukuk tarihinde genellikle ser, ve kanun beraber kullanilan birtabirdir. (Hükümlerde gecen “..ser´i-serefi ve kanun-i münife mugayir..” ifadesinde oldugu gibi) Iste burada kanun tabiri örfihukuku ifade edersede genellikle bu sekilde bir kullanimdan bile kacinilmistir. Hatta Sultan II. Mustafa cikarttigi bir fermanla ser´(seriat) yani sira kanun kelimesinin kullanilmasini yasaklayarak, cemiyetin yanlis anlamalarina mahal vermekten kacinmaya calismistir.

Osman Nuri: Mecelle-i Umur-i Belediyye, ist. 1337, I/567. Bu da kanun ileser´ arasinda yürürlük ve baglayicilik bakimindan bir fark gözetilmeyecegini ifade etmektedir. Bununla beraber halk iki siarasinda fark gözetmis; “seriatin kestigi parmak acimaz!” tabirine mukabil, “padisah yasagi üc gün sürer!”, demistir.).


İslam hukuku, beseri hükümlere de kendisine aykiri olmamak kaydiyla uygulanma imkani tanir. Kaldi ki pek cok mesele İslam hukukunun kural koymadigi, bosluk biraktigi ve bu bosluklari doldurma yetkisinid evlet baskanina verdigi görülmektedir.

Devlet baskaninin İslam hukukuna aykiri olmamak kaydiyla getirecegi kurallar elbette beseridir. Dolayisiyla İslam hukukunda diger hukuk sistemlerininyeri denildigi zaman akla ilahi ve beseri olmak üzere iki türlü hukuk sistem gelmektedir. Yukarida da gectigi üzere -ister İslam hukukundan önce, isterse sonra ortaya cikmis olsun- mevcut siyasiotorite tarafindan konulan beseri hukuk kurallarinin tatbikinde İslam hukuku bir mahzur görmemektedir (bu hukukun genel prensiplerine aykiri olmamak sartiyla).

Burada üzerinde durulmak istenen ilahi menseli hukuk kurallaridir, bir baska deyisle Hazret-i Ibrahim, Hazret-i Musa, Hazret-i Isa gibi peygamberlere indirildigine inanilan hukuki prensiplerdir. Acaba İslam hukukunun gecerli oldugu yer ve zamanlarda bu kurallarin uygulabilirligi nedir? İslam hukuku bu kurallari tamamen yürürlükten kaldirmis midir, yoksa bunlara kismen veya tamamen uygulanma imkani tanir mi?




 

ALI25

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Nis 2015
Mesajlar
7,509
Puanları
48
Nesh

Eski seriatlerin İslam hukukunda delil olarak degeri denince, öncelikle üzerinde durulmasi gereken nesh konusudur. Nesh bir hukuk kuralinin, kendisinden önceki hukuk kuralani yürürlükten kaldirmasi demektir. Bu da iki türlü olur ya o hukuk sisteminin icinde veya ayri hukuk sistemleri arasinda. İslam hukukunda Kur´an ayetleri ve Hazret-i Peygamber´in tatbikati arasinda nesh sözkonusu olmustur.

Sözgelisi bir ayet, daha önce inmis olan bir ayetin getirdigi hükmü yürürlükten kaldirmaktadir. Hazret-i Peygamber de bazen bir sünnetiyle, daha önceki bir sünnetinin getirdigi tatbikati yürürlükte kaldirmistir.

Bazen de Kur´an ve sünnet hükümleriyek digerinin hükmünü yürürlükten kaldirmistir. Bu vahy devrinin bir özelligidir. Kanun koyucunun kendi va´z etmis oldugu bir hükmüyürürlükten kaldirarak yerine baska bir hükmü getirebilmesigayet tabiidir.

Ayrica Kur´an´da,

Biz, bir ayetin hükmünü yürürlükten kaldirir veya onu unutturursak (ertelersek), herhalde daha iyisini veya bedelini getiririz...”mealinde ayet (Bakara: 106) neshe delalet eder.

Kur´an, kendisinden önce gönderilen kitablari ve bunlarin va´z eyledigi seriatleri -prensip itibariyla- neshetmistir. Yahudilerden bir grup, bir seriatin kendisinden önceki seriatleri nesh edecegini aklen ve sem´an kabul etmezler. Yani, bilgi kaynaklarinda böyle bir delil bulunmadigi gibi, aklen de mümkün degildir. Cünkü neshi kabul etmek, bir hükmün zamanla degisecegini Allah´in bilmedigini kabul etmek demektir ki bu da Allah´a cahillik izafe etmek olur; seriat bir tanedir, o da Hazret-i Musa´nin seriatidir, diyorlar. Halbuki nesh, gecici bir hükmün yürürlük zamaninin son buldugunu beyandan ibarettir.


Usul kitablarinda yazdigina göre, Yahudilerden bir grup neshin aklen mümkün oldugunu, ancak sem´an mümkün olmadigini, yani bilgi kaynaklarinda böyle bir haberin bulunmadigina inanirlar.

Yahudilerin bir kismi da bunu aklen ve sem´an mümkün olduguna inanirlar. İsevilere göre de seriatler arasinda nesh mümkündür. Mu´tezile´den Ebu Müslim de neshin hic bir türlüsünü kabul etmez.

Mu´tezile, yukarida zikredilen ayetin, ancak öncekiseriatlerin hükümlerinin nesh edildigini gösterdigine inanir; bunada “Kur´an´a ne önden ve ne de arkadan batil yaklasamaz, giremez” mealindeki ayeti (Fussilet: 42) delil alir. Onlara göre, Kur´an´da neshin mevcudiyetine inanmak, onda batilin bulundugunu ispat etmek demektir.(Abdulaziz el-Buhari: Kesfu´l- Esrar ala Usuli Imam Pezdevi, Kahire 1307,III/877.).
 

ALI25

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Nis 2015
Mesajlar
7,509
Puanları
48
Usul kitablarindan anlasildigina göre nesh dört türlüdür:

1. Kitabin Kitab ile neshi. Bu da dört türlü olur:

A. Ayetin hem tilaveti, hem hükmü nesh edilir. Eski semavi kitablarin neshi böyledir. Ahzab suresi önceleri Bakara suresiyle ayni uzunlukta iken sonradan pek cok ayetinin hem tilavet ve hem de hüküm itibariyla nesh edildigini rivayet edilir.


Ashabdan Ebu´d-Derda Kur´an´da Tevbe suresinin uzunlugunda bir surenin bulundugunu; fakat sonra nesh olundugu haber vermektedir.

B. Ayetin tilaveti degil de hükmü nesh edilir. Ölen bir erkegin hamini önceleri bir yil iddet beklerdi.(Bakara: 240). Sonra bu hüküm nesh edilerek kocasi ölen kadinlara, hamile iseler cocuklarini dogurana kadar; degilseler dört ay on gün iddet beklemeleri emr olunmustur (Bakara: 234). Iffet kadinlara iftira edip dört sahid getiremeyenlere seksan sopa vurulmasina emr eden ayetin hükmü (Bakara: 234) eger bu kimse koca ise sahid getiremese bile ceza görmeyecegi, ancak evliligin sona erecegi hususundaki ayetle (Nur: 3) nesh edilmistir, artik bu nesh koca bakimindan olup kismidir.

C. Hükmü baki kalip sadece tilaveti neshedilir. Hazret-i Ömer´den rivayet edilen “Evli kadin ve erkek zina ederse ikisini de Allahdan bir azab olarak recmedin” mealindeki ayet böyledir. Yine yemin keffaretini bildiren ayette (Maide: 89) gecen ve Ibni Mes´ud´a ait mushafta bulunan pespese anlamindaki mutetabiat kelimesinin de tilaveti mensuh ise hükmü bakidir.

D. Asil hüküm nesh edilmemekle beraber sifati neshedilir. Mesela asure günü orucunun farz olusu neshedilmis; ancak hükmü mendub olarak devam etmistir. Nassa ziyade de neshdir.

2. Sünnetin Sünnet ile neshi. Hazret-i Peygamber kendisine üc defa icki haddi uygulanan kimsenin bu sucu dördüncü kez islemesi durumunda öldürülecegini bildirmis; ancak sonra bu hükmü tatbik etmemesiyle nesh olunduguna dair icma, meydana gelmistir.

Mut´a nikahina, yani bir kadinla sahidsiz, mehirsiz, muayyen bir müddet icin ücreti mukabilinde muvakkat evlilige önceleri cevaz verilmisti; sonradan yine sünnetle yasaklanmistir. Hazret-i Peygamber önceleri kabir ziyaretini yasaklamisti. Sonradan buna izin verdigini aciklanmistir.

3. Sünnetin Kitab ile neshi. Önceleri kible Kudus´de bulunan Beyt-i Makdis idi. Sonra bu husus, “Yüzünü namazda artik Mescid-i Haram´a (Kabe´ye) cevir!” emrinin bulundugu ayetle (Bakara: 144) nesh edilmistir.

4. Kitabin Sünnet ile neshi. Bu türlü misali cok azdir. Zaten hukukcularin bir kismi da böyle neshi kabul etmezler. Anne ve babaya vasiyette bulunulmasi emreden ayetin (Bakara: 180) hükmü “Varise vasiyet yoktur!” hadisiyle nesh edilmistir. Yine müellife-i kulub denilen müslüman olmayip da kalbleri İslamiyete isindirilacak kimselere zekat verilecegini bildiren ayetin (Tevbe: 60) hükmü, ”Zekatimüslümanlarin zenginlerinden al, müslümanlarin fakirlerine ver!”mealindeki Mu´az hadisiyle nesh edilmistir. (Buhari: Zekat 1, 41, Sadaka 1, 63, Mezalim 9, Megazi 60, Tevhid 1; Müslim: Iman 31; Tirmizi: Zekat 6; Ebu Davud: Zekat 4; Nesai: Zekat 46.)

Yine “Biz Peygamberler miras birakmayiz, biraktiklarimiz fakirlere sadakadir!” hadisi, miras ayetlerinin (Nisa: 11) hükmünü Hazret-i Peygamber bakimindan (kismi olarak) nesh etmistir. Hukukculardan bu tür neshe karsi olanlar, sünnetin bu ayetlerin hükmünü tahsis ettigi kanaatindedir.


Nesh, İslam hukukcularinin üzerinde en cok ihtilaf ettikleri hususlardan birisidir. Nitekim mesela yukarida taksim Hanifelere göredir; Safii´iler son iki kisim neshi kabul etmezler. Bu ihtilaflar ise daha ziyade neshin mahiyeti üzerindedir.

Bir kere inanc esaslarinda nesh olamaz. Kisas (kissalar) ve ahbarda da (haberlerde) nesh sözkonusu degildir. Nesh ancak hükümlerde olur. Bununla beraber nesh edilmeyecegi acikca bildirilen hükümlerde de nesh mümkün degildir.

Mesela zina iftirasinda bulunan kimselerin sahidliklerinin ebediyyen kabul edilemeyecegi ayetle (Nur: 66) ve cihad hakkindaki hükmün kiyamete kadar baki oldugu hadisle acikca bildirilmistir, artik burada nesh mümkün degildir.

Neshin gecerli kabul edilebilmesi icin nesheden (nasih) kitab veya sünnetle sabit olmasi gerekir; icma veya kiyas ile nesh olmaz. Nesh ancak Hazret-i Peygamber´in hayatinda sözkonusu olur, yani sadece vahy devrine mahsustur. Bir de, eski seriatlerde mevcud oldugu bilinen bir hükmün nesh edilmesi, yani acikca yürürlükte kaldirilmasi durumu vardir. Eski seriatlerde bulunup da nesh edildigi bildirilmeyen hükümler de vardir. İste esas mesele buradadir. Böyle hükümler Islam hukukunda delil vasfi tasir mi; tasimaz mi konusu ihtilaflidir. Bu calismada üzerinde durulacak olan da budur.


Umumi kaynaklarda gecen “İslam hukuku eski seriatleri nesh etmistir” sözünün manasi, bugün elde mevcud olan mukaddes metinlerdeki hükümleri nesh ettigidir. Cünkü İslam akaidinde bu metinlerin orijinal metinler olmadigi kabul edilir. Yoksa orijinal metinlerin külliyen neshi sözkonusu degildir. Nitekim bu görüsü Ileri sürenler bile eski seriatlere ait bazi hükümlerin, İslam hukukunda da muteber oldugunu kabul ederler. Gerci zaten bu mevzuda ancak İslam kaynaklarinin haber verdigi hükümler deger ifade ettigi icin, bu tesbitin de fazla bir ehemmiyeti yoktur. (Islam Hukuku ve Önceki Seriatler Sf.11-23/Doc.Dr.Ekrem Bugra Ekinci)













 
Üst