"İslam hukuku terimleri" | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

"İslam hukuku terimleri"

S

SaLtan

Misafir
Aslî deliller, bir İslam hukuku yani fıkıh terimi.

Aslî deliller terimi ve içinde barındırdığı alt başlıklar, Şer'î delillerin bir kısmını oluşturmaktadır. Şer'î delillerin diğer kısmı ise fer'î delillerdir.

Aslî deliller dörde ayrılır, bunlar:

Kitab (Kur'an)
Sünnet
İcmâ
Kıyas
Bu dört asli delilden, ilk ikisi yani Kur'an ve Sünnet, vahye dayanan yani İslam dinindeki naslara dayanan delillerken diğer ikisi yani icma ve kıyas ise vahiy temelli olmayıp akli olmakla beraber İslami naslar ile ilişkilidir.

İslam hukukunda herhangi bir konu hakkında delil arandığı zaman, ilk önce Kitab yani Kur'an'a başvurulur. Eğer Kur'an'da birebir karşılık gelen bir şey bulunamazsa, Sünnet'e bakılır. Daha sonra sırasıyla icma ve kıyas, sonra ise fer'î delillere başvurulur. Yani sıra şu şekildedir:

Kitab yani Kur'an
Sünnet
İcmâ
Kıyas
Fer'î deliller ne demektir?

İslam hukukunda şer'î delillerin bir kısmıdır. Şer'î delillerin diğer kısmı ise aslî delillerdir. Fer'î delillerin başlıcaları yedi tanedir. Bunlar sırasıyla şöyledir:

İstihsân
İstishâb
İstislâh (Mesâlih-i Mürsele)
Örf ve Âdet (Örf, Âdet ve Teâmül)
Sahabi kavli
Zerâyi'
Şer'ü Men Kablenâ (Geçmiş Şeriatler)
İslam hukukunda bir konu hakkında delil aranacağı zaman öncelikle aslî delillere, şu sıra ile başvurulur: Kitab yani Kur'an, Sünnet, icmâ ve kıyas. Bunlardan herhangi bir sonuç elde edilmezse, fer'î delillere bakılır.
Fıkıh nedir?
Fıkıh, Arapça kökenli bir sözcüktür. "Bir şeyi iyice bilmek, anlamak" anlamındadır. İslam dininin kutsal kitabı olan Kur'an'da bir bilimden çok "ince anlayış, keskin idrak ve konuşanın amacını anlamak" anlamlarında kullanılmıştır. Bu nedenle genel açıdan fıkıh "bir şeyi özüne vakıf olarak anlamak ve deliliyle birlikte bilmek" anlamında kullanılır. Fakat fıkıh bir bilim olarak, İslam hukuku anlamında kullanılmıştır. Bu anlamda kullanımının farklı bilgin ve taraflarca yapılmış iki ana, farklı tanımı vardır. Biri fıkıh mezheplerinden Hanefilik mezhebinin tanımıdır ki "kişinin ameli bakımdan lehinde ve aleyhinde olanları maharetle bilmesi" şeklindedir. Diğer tanımsa yine bir fıkıh mezhebi olan Şafiilik mezhebinin tanımıdır ve "eylem ve şeriat hükümlerini, yani ibadet, muamelat ve cezaları (ceza hukukunu), açıklayıcı (tafsili) delillerden çıkararak bilmek, tanımak" şeklindedir.

Delillerden hüküm çıkarma yetisine sahip kişiye fakîh yani hukukçu denir. Hükümleri çeşitli kaynaklardan öğrenen kişiye fakih denmese de bazen mecazen fakih dendiği olmuştur.

İslamiyetin ilk devirlerinde fıkhın içine kelamî (itikadi), fıkhî, ahlakî konuların hepsi girmekteydi. Daha sonra fıkıh, Hicri 1. asırda (Miladi 7.- 8. yüzyıllar) sadece ameli yani eylemsel konulara has kılınan, İslam hukuku olarak ayrı bir ilim haline geldi. Fıkhın metodolojisi anlamına gelen Fıkıh Usûlü müctehidin (yani dinde hüküm verebilecek şahsın) şer'î hükümleri tafsili (açıklayıcı) delillerinden çıkarmasına yarayan kurallar bütünüdür. Fıkıh usûlü açısından ilk eser hicri 2. asırda İmam Şafii'nin "er-Risale" adlı eseridir.

Kıyas
Bir İslam hukuku terimi olarak kıyas; hükmü hakkında nass (ayet ve/veya sünnet) bulunmayan bir meseleyi, aralarındaki ortak illet (sebep) ve/veya özellikten dolayı, hükmü hakkında nass bulunan, hükmü nass ile sabit olan bir meseleye bağlamak.

Kıyası bazı İslam hukuku, yani fıkıh, mezhepleri kabul ederken, bazı İslam hukuku mezhepleri kabul etmez.

Mesâlih-i mürsele, İslam hukuku terimi, bir maslahat türüdür.

İslam hukukundaki maslahat türlerinden olan mesâlih-i mürsele tam karşılığına gönderilmiş maslahat denilebilir. Mesâlih-i mürsele, 'aslî deliller'den (Kitap, Sünnet, icmâ ve kıyas) lehinde veya aleyhinde delil bulunmayan maslahatlara verilen isimdir
Zerayi
Zerayi sonu helâl (izin verilmiş, dini açıdan uygun) bir eylem veya amaç olan vasıtaların helal, sonu haram (yasak, dini açıdan uygun olmayan) bir eylem veya amaç olan vasıtalarınsa haram olduğudur; yani kısaca harama götüren şey(ler)in haram (yasak) ve helale götüren şey(ler)in helal olduğu

Örf, Âdet ve Teâmül, birbiriyle yakın üç terim olup, İslam hukukundaki fer'î delillerden birini oluşturur.

Teker teker izah edilirse;

Örf, İslam hukukunda hem akli hem de şeri anlamda güzel olan ve aklı selim tarafından güzel kabul edilen, yadırganmayan şeylerdir. Örf her halükarda hem akli hem de şeri anlamda güzel olan şeyleri tanımladığı için iyi veya kötü olarak ayrılmaz.
Âdet ise İslam hukukunda insanlar tarafından alışkanlıkla yapılan şeylerdir. Bu âdeti fazlaca genel yapar ve âdetin mutlaka iyi veya güzel olması gerekmez. Buna göre adet ikiye ayırarak tanımlanabilir: iyi âdet ve kötü âdet. Âdete, teâmül de denir.
Her ne kadar anlamları biraz daha farklı olsa da örf, âdet ve teâmül aynı anlamda kullanılırlar ve hepsini örfün tanımı ile tarif ederler.


İcmâ
İslam hukukuna göre, herhangi bir çağ veya dönemde yaşamış İslam bilgini ve müçtehidlerin Kitap (Kur'an), Sünnet ve bazı mezheplere göre kıyasın delillerinden birine dayanarak, şeriatın (İslami hükümlerin) bir meselesi konusunda aynı hükmü vermeleri, aynı hükümde birleşmeleridir
İstishab
geçmişte sabit olan bir hükmün, sonradan değiştiği bilinmiyorsa ve/veya değiştiğine dair bir delil bulunmuyorsa, aynı kalmasına hükmetmektir. Örneğin, tersi bir haber gelinceye kadar bir çiftin evliliklerinin devam ediyor kabul edilmesi.
İçtihat, İslami manada, Allah'ın her dediğini anlamaya, ve bu vesileyle açıklanmamış olan konular hakkında bağımsız görüşte bulunmaktır.

Kanuni bir terim olarak ele alındığında ise; yasa tarafından hukum belirtilmemiş bir konuda, daha önceki bir mahkeme kararının esas alınmasıdır.

Şer'ü men kablenâ

Şer'ü men kablenâ veya Türkçe karşılığı ile Geçmiş şeriatler bir İslam hukuku terimidir.

En yalın anlamıyla şer'ü men kablenâ (geçmiş şeriatler) İslam'da son peygamber kabul edilen Muhammed'den önceki peygamberlerin getirdikleri şeriatleri tanımlayan bir terimdir.

Şeriat kavramının geniş ve detaylı açıklamasını için Şeriat maddesine bakınız.

Kavramın Açıklaması
İslam dininde peygamberler, kitaplı ve kitapsız peygamberler olarak iki ana kola ayrılır. İnanca göre Muhammed tüm peygamberlerin sonuncusu, kitaplı bir peygamberdir. Kitaplı peygamber deyimi peygamberin beraberinde yeni bir kitap yani yeni bir şeriat getirdiği anlamına gelir. İslam dinine göre her peygamberin (kitaplı olsun olmasın) getirdiği din ve çağrısı aynı itikadi (dini esaslar) temellere dayanmaktadır, fakat her şeriat bir diğerinden kaynak olarak farklı olmasa da uygulamalar bakımından farklı olabilir. Kısacası, İslam'a göre farklı peygamberlerin getirdiği şeriatlerde ibadet, muamelat ve ceza konularında farklılık olmuştur.


Kavramın İslam Hukukundaki Kullanımı
İslam dininin son şeriati olan Muhammed peygamberin şeriati kendisinden önceki bazı şeriatleri neshetmiş, bir kısmını aynen veya değiştirerek almış, bir kısmını isi alıp almadığı konusunda açıklama yapmamıştır. Önceki şeriatlerin neshedilen bazı hükümlerine örnek olarak Kur'an'da, Enam suresi 145-146. ayetlere bakılabilir.

İslam dinine göre, örneğin kısâs, namaz ve oruç ile ilgili hükümler eski şeriatlerdeki halleri ile veya değiştirilerek benimsenmiştir. Bu tür hükümlerin şekil ve miktarlarında bir takım değişikliklerin olduğu kabul edilmiştir.

Bazı hükümlerinse neshedilip edilmediği belirtilmemiştir; yani bu hükümlerin hâlâ geçerli olup olmadığı belirtilmemiştir. Örneğin Kur'an'da Maide suresi 45. ayette:

"Biz Tevrat'da onlara (şunu da) yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş (karşılıktır. Hülasa bütün) yaralar birbirine kısâstır."
Fakat bu ayetin yorumlanmasında, acaba bugün Müslümanların bu kısasa itaat edip edemeyeceklerine karar verilememiştir. Zira ayette bu tür bir kısasın Tevrat'ta belirtildiği geçse de, İslam hukuku için geçerliliğini koruyup korumadığına dair bir bilgi yoktur. İşte bu gibi konular, İslam hukukunca Şer'ü men kablena yani "Geçmiş şeriatler" başlığı altında incelenip, değerlendirilmektedir.

Hanefi, Şafii ve Maliki mezheplerinin fakihlerinden (İslam hukukçusu) bir kısmı bu hükümlerin Müslümanlar tarafından da uyulması gereken hükümler olduğunu düşünmüş ve kabul etmişlerdir.

Bu mezheplerin hukukçularından bir kısmı bazı olaylarda Kur'an'da geçen eski peygamberlerin çeşitli uygulama ve lafızları kısacası şeriatlerine dair bilgileri delil getirerek (eğer bu bilgiler neshedilmemiş yani geçersiz sayılmamışsa) çeşitli uygulamalarda bulunmuş, neticeler çıkarmışlardır yani bunlarla istidlâlde bulunmuşlardır.

Şerîat (Arapça: الشر يعة
Etimoloji ve Tanım
Şeriat, Arapça kökenli bir sözcük olup; "yol, mezhep, metod, âdet, insanı bir ırmağa, su içilecek bir kaynağa ulaştıran yol" anlamına gelir. İslam dinindeki terimsel anlamı ise "ilâhî emir ve yasaklar toplamı", "İslam'ın kutsal kitabı Kur'an'ın âyetleri, İslam'ın son peygamberi olan Muhammed'in söz ve fiilleri (sünnet/hadis) ve İslâm bilginlerinin görüş birliği içinde bulundukları hususlara dayanan ilâhî kanun"dur. Bu açıdan anlam olarak din terimine benzeyen şeriat teriminin din teriminden farklılığı kullanım şeklindedir. Zira şeriat, "dinin insan eylemlerine (amel) ilişkin hükümlerinin bütünü", "dinin dışa yansıyan görüntüsü ve dünya ile ilgili hükümlerinin tamamı", "İslam Hukuku" gibi anlamlar için kullanılmaktadır. Kısaca dini hükümlerin bütünü ve dinin dünyevi ve maddi yönü olarak tanımlanabilir.

Şeriat sözcüğü şer' (الشر ع) sözcüğü ile aynı kökten gelmektedir. Bu sözcük beyan etmek anlamında olup, şeriat koymak manasında da kullanılır. Şeriat koyana "Şâri'"denir. İslam dininine göre tek şâri' yani şeriat koyucu (yani kural/hukuk koyucu) Tanrı'dır. Tanrı'ya bundan dolayı "Şâri-i Hâkim" veya "Şâri-i Mübîn" denildiği de olur. Ayrıca, İslam dininde peygamberler Allah'ın hükümlerini yani şeriatını ortaya koydukları ve insanlara haber verdikleri nedeniyle şari olarak anılabilirler. Şeriat sözcüğünün çoğulu "şerâyi"dir.

Şerîat kelimesi diğer kanunlar için de kullanılabilir. "Musa'nın şerîatı", "Zerdüşt şerîatı" gibi. Kelimenin terim anlamı Mekke'de inen şu âyette görülür: "Sonra seni bu işte apaçık bir şeriat sahibi kıldık. Sen ona uy. Hakkı bilmeyenlerin heva ve heveslerine uyma" (el-Câsiye, 45/18). İslam dinine göre son peygamber olarak kabul ettikleri Muhammed'den önce de birçok peygamber gelmiştir. Bu peygamberlerin çoğunun Allah tarafından yeni bir şeriat yani kanun bütünü ile gönderildiğine inanılır. İslam'a göre Muhammed'in getirdiği şeriat önceki şeriatların bir devamı ve tamamlayıcısı niteliğindedir. Bu İslam'ın kutsal kitabı Kur'an'ın şu ayetinde görülebilir: "Allah dini doğru tutmanız ve onda ayrılığa düşmemeniz hususunda Nuh'a tavsiye ettiği, sana vahyettiğimiz, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya tavsiyede bulunduğumuz dinle ilgili hususları size şerîat olarak koydu” (eş-Şûrâ, 42/13). .


Şeriatın Üç Ana Bölümü
Klasik İslam hukuku (fıkıh) alimleri, şeriatı üç ana bölümde incelemiştir: İbadetler, muâmeleler ve ceza hukuku.

İbadetler: İbadet İslam'da, genel olarak Allah'ın hoşnut ve razı olduğu her çeşit eylemi kapsamına alır. Özel anlamda ise, âyet ve hadislerde özel şekil ve şartları belirlenen ibadetlerin uygulanması kastedilir. Namaz, oruç, hac, zekât ve kurban İslam'daki ibadete örnek olarak verilebilir.
Muameleler: İnsanlar arasında medenî, ticarî, ekonomik ve sosyal bütün ilişkileri, insanların devletle ve devletlerin de birbirleriyle münasebetleri bu bölümde yer alır. İslam dini doğumdan ölüme kadar evlenme, boşanma, nafaka, velâyet, vekâlet, vesâyet, miras, alış-veriş gibi toplum hayatının gereği olan tüm medenî muâmelelere ve hatta devletler hukukuna ait hükümler getirmiştir.
Ceza hukuku: İslam şeriatının kullanımda olduğu bir İslam ülkesinde, İslam dininin emir ve yasaklarına uymayan ve/veya toplumsal düzeni bozmaya çalışan kimselere karşı verilecek bedeni, mali veya caydırıcı bazı cezai hükümleri kapsar.

İslam Şeriatının Kaynakları
İslam şeriatı klasik olarak temelde dört delile dayanır. Bunlar Şer'i deliller olarak da anılan: Kitap Kur'an, Sünnet, İcmâ' ve Kıyas'tır.

Kitap (Kur'an, içerdiği hükümler)
Sünnet (İslam'ın son peygamberi Muhammed'in söz ve fiilleri)
İcmâ' (İslam bilginlerinin görüş birliği içinde bulundukları konular)
Kıyas (birbirine benzeyen meselelerin hükümlerinde de benzerlik bulunması)
Fakat azınlıktaki bazı İslam hukuku bilginleri bu dört temel delilden İcmâ' ve Kıyas'ı kabul etmemişlerdir. (Örneğin Zahiri mezhebi)

Bir hükmün İslami nitelik taşıması bu kaynaklardan birisine dayanmasına bağlıdır.

Şerîat hükümleri Kitap, Sünnet, İcma ve Kıyastan başka fer'î deliller adı verilen maslahat (toplum yararı), örf ve adet, İslam'dan önceki şeriatlar (Şer'ü men kablena), sahabe (Muhammed'in arkadaşlarının) görüşleri (Sahabi kavli) gibi delillere dayanılarak müctehitlerce bir sistem halinde açıklanmıştır.

İslam dininin en önemli İslam hukuku bilginlerinden olan; Ebû Hanîfe (ö. 767), Şâfiî (ö. 819), Mâlik b. Enes (ö.795) ve Ahmed b. Hanbel (ö. 855)'in temsil ettiği İslam hukuku (fıkıh) ekolleri şer'î hükümleri bir bütünlük içinde sistemleştirmişlerdir.
Kaynak: wikipedia.org
 

Zeynep Özmen

Kevok_84
İhvan Üyesi
Katılım
7 Haz 2006
Mesajlar
3,306
Puanları
0
Allah razı olsun merak ettiğim terimler vardı sayenizde öğreneceğim.
 

Aşiyân

Asistan
İhvan Üyesi
Katılım
2 Kas 2006
Mesajlar
738
Puanları
0
Allah razı olsun.. Yüreğine sağlık.. çok güzel bilgiler içeren bir paylaşım..
 

melami

Paylaşımcı
İhvan Üyesi
Katılım
25 Eki 2006
Mesajlar
238
Puanları
0
rica

ALLAH razı olsun kardeşim.
İlim paylaşıldıkça büyür. Lütfen, Allah rızası için bildiklerimizi diğer kardeşlerimizle paylaşalım. Saltan kardeşim eminim gönlü güzel bir insansın yazıcam yazıcam unutuyorum ne olur rica ediyorum şu avatarını değiştir be kardeşim belki insandaki nefsi temsil etsin diyede seçmiş olabilirsin. belki çok önemli değil ama..:friends: :shake2[1]: :good[1]:
 
Üst