"İrfandır, bütün zorlukları kolaylaştıran" | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

"İrfandır, bütün zorlukları kolaylaştıran"

K

Kaçak

Misafir


İRFAN

Cihanda aşkın sohbetinden daha güzel bir şey görmedim. Öyle bir yadigârdır ki bu kubbede döner durur.

İrfandır, değersiz varlığı cevhere dönüştüren.

İrfandır, derdi ve kederi güzelleştiren.

İrfandır, şahadeti mukaddesleştiren.

İrfandır, Allah'a kulluğu içten gelen bir ihtiyaç bilip insanı dünyalıklardan alıkoyan.

İrfandır, bütün zorlukları kolaylaştıran.

İrfandır, musibetleri leziz hale getiren.

İrfandır, yalnızlığı ilahi vahdaniyetle gideren.

İrfandır, sessizliğin derinliğinden hayatın musikisini dinlettiren.

İrfandır, varlığın her zerresine âşık olan ve hepsini kutsallaştıran.

İrfandır, adamı Allaha ulaştırıp ebediyet ve ezeliyete erdiren.

İrfandır, insanın bir eline güneşi diğer eline ayı veren.

İrfandır, insanın ruhunu maddi hayat cazibelerinin üstünde karar kılan.

İrfandır, zalimlerin işkencesi altındaki yaşamda insana direniş bahşeden.

İrfandır, adamın kalbini açıp rahat bir şekilde ölümle kucaklaşmaya götüren.

İrfandır, adamdan gururu, kibri, bencilliği ve menfaatçiliği gideren.

İrfandır, insanın üstün tabiatını, üstün bir dereceye yükseltip insanla birlikte dünya ve içindekilerini değersiz kılan.

İrfandır, tağutun her çeşidini iman yurdunda Allah'a kurban eden.

İrfandır, bencillik ve menfaatperslikten dolayı baş gösteren yetmiş iki milletin savaşlarını mahkûm eden.



ARZULUYORDUM

Ben tufanların çocuğuyum, denizlerin dalgasıyım. Ben hayatımın yanardağlara ve yıldırımlara divane kılmışım. Ne zamanki tufan dursa ve deniz sakinleşse benden geriye hiçbir eser kalmayacaktı.

Arzuluyordum ki, amel defterimi seninle (irfan) açayım ve gözyaşı seliyle bütün kirlilikleri temizleyeyim. Tâ ki, bir bebek gibi pak, nurani ve masum olayım. Bütün günahlardan azâd olayım. Kalbim hakikati gösteren bir boy aynasına dönüşsün ve ruhum melekût-i âlaya ulaşsın.

İstedim ki, tehlike girdaplarının ortasında aşka sığınayım. Tufanların karanlıklarında yorgun gözlerimi nura açayım. Ölüm ejderhasının dişleri arasında rahmet meleğine yöneleyim. İşkence ve azabın acısını, ruhun cezbesi ve tatlı hatıralarla şirin ve lezzetli hale getireyim.

İstedim ki, deryaya gideyim. Dertlerle dolu olan kalbimi azgın dalgalara teslim edeyim ki; dalgaların darbeleri bedenimden, gamları söksün ve parça parça deryaya atsın. Böylece kalbimi billur damlası gibi pak ve şeffaflaştırsın.

İstedim ki medet dileyeyim ve göğe uzanayım. Yalnızlığımı yıldızlarla birlikte olanlarla telafi edeyim. İstedim ki sessiz ahlarımı melekuti nağmelerle değiştireyim. Ruhun terennümlerini en güzel şekilde sana takdim edeyim.

İstedim ki, içimde kaynayan ve coşan itiraz ve kızgınlıkları bu yüksek kubbenin altında isyanvari bir şekilde yankılatayım.

İstedim ki, yumuşak volkanı ve yakıcı kalbimi göğe açayım.

İstedim ki, kelime olayım, hak ve hakikat kelimesi… Zeminin sinesine çakılmış muhkem ve ağır bir dağ gibi ben de, tarihin kalbine kalıcı ve muhkem bir şekilde çakılayım.

İstedim ki, mum olayım, nur ve aydınlık için baştan aşağı yanayım.

İstedim ki, gözyaşı olayım ve varlığımın özünü en temiz ve en güzel şekilde sana takdim edeyim.

İstedim ki, ızdıraba dönüşeyim, aşka dönüşeyim, kedere dönüşeyim, zevke dönüşeyim, şevke dönüşeyim, ruha dönüşeyim, dalgaya dönüşeyim, muma dönüşeyim, nura dönüşeyim, gözyaşına dönüşeyim ve en sonunda Allah'ın ilk tecelligahı olan bir kelimeye dönüşeyim.

Fakat yazık ki, kader emir vermiş. Bu istek ve arzular gerçekleşmeyecek ve ben bütün bunlardan mahrumum.

Yüce Allah istedi ki yanayım ve gözyaşı damlalarım gam ve derde mahkûm olsun.

Yüce Allah emir vermiş ki, kemiklerim gam dağlarının altında un ufak olsun ve hiçbir şekilde teselli bulmayayım. Yüce Allah istiyor ki, tehlikeli sellerde boğulayım. Öyle ki, istirahat imkânım olmasın.

Yüce Allah emretmiş ki, tehlikeli tufanlar beni saman gibi hadiselerin arasında bir taraftan öbür tarafa götürüp dursun ve hiçbir zaman huzura ulaşamayayım.

Budur benim yaşamım, budur kaderim; yüce Allah'ın bana takdir ettiği… Ben de âşıkane ve mütevazı onun iradesine teslim olmuşum ve bundan başka bir şey de istemiyorum.

İlahi! Razı olduğuna razıyım, takdirine sabır… Emrine teslimim. Senden başka ma'bud yok! Ey çare dileyenlerin çaresi!



BEN SENDEN GELDİM

İlahi! Seni biliyorsun ki, ben tacir değilim. Aşk ile ticaret yapmayı da küfür sayarım. Kalbimin fıtri arzusu olan ibadetine karşılık ta ücret istemiyorum. Huzurunda durup ticaret hayallerini kurmaktan utanırım. Ben kendimi bir şey saymıyorum ki, seninle neyin hesabını yapayım, kale alınayım. Ben senden geldim, bana ait hiçbir şeyim yok ki; seninle yapılacak bir muamelede ibraz edeyim. Her ne varsa sendendir.



MAHBUBUN KALBİ


Bütün yıldızlardan daha parlak bir yıldız düşünün. Gökler ona tahammül edemeyip onu kovuyorlar. Bu büyük yıldız orada burada duruyor ve bir lahza huzur bulmaya çalışıyor. Ama her kes onu kovuyor ve o serkeş ve çaresiz bir noktadan diğer bir noktaya gidiyor. Bütün ömrü böyle geçiyor. Tekrar tekrar bu devam ediyor. Sanki kader onun yerini henüz belirlememiş.

Yıllardır yazgıma bakıyorum ki fakr, yalnızlık ve derbederliğimi görüyorum. Acaba olabilir mi ki; kalbin dünyasına sığınıp aşktan bir sığınak yapsam ve mahbubun kalbini ebedi vatanım yapıp aşkın gerçeğinde huzur bulsam... Keder dağları beni parçaladığında, hadiseler tufanı tüy gibi bir oraya bir buraya savurduğunda, tarihin azgın dalgaları beni alt üst ettiğinde ve maddi manevi huzuru olan bir anım bile olmadığında aşka dayansam… ne yazık ki bunlar bana nasip olmadı ve zannedersem hiçbir zaman da olmayacak…

Sürekli bulduğum aşklarım da bir anlık olmaktan öteye geçmediler. Ümit ve arzularım bir anlık esintiden veya gülün bir anlık kokusundan fazla uzun ömürlü olmadılar.

Artık birine nasıl gönül bağlayabilirim ki… Geçici güzelliklere ve aşklara nasıl ümit bağlayabilirim ki?… Rabbim ki; benim maddi huzuru bulmamı istemiyor…



BEN ALLAH'IN HALİFESİYİM

Ben manayım, ben aşkım, ben muhabbetim, ben fedakârlığım, ben güzelliğim, ben özüm, ben kederim, ben acıyım, ben insanlığın trajik tarihinin boy aynasıyım. Ben ebedi tekâmülün elçisiyim… Ve ben, Allah'ın halifesiyim.

Ben hünerim, ben varlığın musikisiyim, göklerin yıldızıyım, ben gezegenlerin esrarengiz sessizliyiyim, ben güneşin yakıcılığıyım, ben deryanın dalgasıyım, ben başı göğe uzanan dağların zirvesiyim, ben canlandıran baharım, ben sabah meltemiyim, ben karanlık gecelerin mehtabıyım, ben bulutum, ben yağmurum, ben tufanım, ben göğün şimşek ve yıldırımıyım, gecenin sessizliğinde, göklerin kalbinden işitilen varlığın musikisiyim, ben insanın kalbindeki ilahi olan ve vasfedilemeyecek kadar yüce olan, vasıfları hissettiren güneşin batışıyım ve ben hayatın heyecanını ve yaşamın neşesini beraberinde taşıyan güneşin doğuşuyum...

Ben gözyaşı şeklinde ortaya çıkan âşıkların damarlarında gezen duyguyum. Ben kırık gönüllere dalga dalga vuran kederim. Ben yetimlerin gözlerinden damlayan gözyaşıyım. Ben dert dolu sineden göğe yükselen ah'ım. Ben âşıkların gönüllerindeki heyecanım. Ben gençliğin damarlarında akıp coşan heyecanım. Ben cengâverlerin cenk meydanındaki haykırışıyım. Ben mukaddes cihad sahnesindeki şehitlerin kanıyım. Ben geçmişlerin semasının kalbindeki fedakârlığım.



AŞK VE YALNIZLIK

İlahi! Bana fakr nimetini ver. Beni aşk ateşinde yak ve yalnızlık âleminde kendine ya-kınlaştır.

Öyle bir fakr ki; eğer yer ve gök bana verilse, eğer güneş bir elime ayda diğer elime ko-nulsa, eğer kâinatın tüm servetleri payıma düşse, nazarımda kıymetsiz olsun… Eğer yıldızlarda ve gezegenlerde dolaşsam bile fıtri olan tevazuumdan bir zerre bile eksilmesin…

Hiçbir şeye muhtaç olmamayı, derviş gibi fakir olmayı ve hiçbir şeyin eksikliğini his-setmemeyi istiyorum.

İlahi! Beni bu fakr nimetine ulaştır ve sabredenlerden eyle…

Ve aşk… O ki varlığım onunla örülmüş, o ki her zaman kalbimi yakan, o ki bana feda-kârlığı öğreten, o ki nur saçıp yolları aydınlatan, o ki adama gamın ne olduğunu öğreten ve acı bağışlayan, o ki kalbe huzur veren, o ki ruhu yükselten, o ki yaşama şevk ve heyecan veren, o ki güzelliğe güzellik katan, o ki tekâmül yolunu aşındıran, o ki güzelliğin ve kemalin esası ve o ki ilahi bir cazibe…

Ve yalnızlık… Yani ebediyet ve süreklilik…

O yer ki; ruh yalnızlık âleminde tecelli ediyor, ruh göklere çıkıyor, kalp açılıyor ve bütün âlemi içine alıp muhafaza ediyor. O yer ki; insana irfani hisler bağışlıyor ve intikal edilen söylenen ve yazılan şeylerden öte olan şeyler öğretiyor. O yer ki; Allah (cc) insanın kalbine giriyor; kendini beğenmişlik ve nefsin arzuları ölüp tatmin, razı olma ve tevekkül kalbe giriyor. O yer ki; Allah (cc) insanı seviyor ve insan Allah a vahdaniyet derecesiyle ulaşıyor. O yer ki; melekler mutlulukla ona başvuruyor ve bütün âlem ona selam yolluyor… Yıldızlar ona göz kırpıyor, meltem onun hatırına esiyor, gökler hayatın şifrelerini kulağına fısıldıyor, güneş onun hatırına ısıtıyor, ay kranklık gecelerin mumu oluyor, deryanın dalgaları onu ebediyete götürüyor, bulutlar yüreğindeki gam ve kederlere gözyaşı döküyor, ağaçların yaprakları onun hatırına raks ediyor, dağlar onunla konuşuyor, fecr onun hatırına güzellik nurunu gönderiyor, güller onun hatırına açıyor, mum onun hatırına yanıyor, kelebekler onun hatırına kendilerini feda ediyorlar… Evet, o varlık âleminin yüz akı oluyor ve varlık âlemi de onu tazim edip zik-rediyor.

Evet, budur vahdet, budur irfan, budur her şey, budur zenginlik, budur aşk…



FEDA OLMAK İSTİYORUM

Davam için umutlu olarak, şehitler vermek istiyorum.

Davamın hakkaniyetinin bilincinde, mazlumiyeti yaşamak istiyorum.

Düşmekten kırkan bir hâkimiyete sahip olmak istemiyorum.

Zulmedecek bir kudret sahip olmak istemiyorum.

Zühdün gururunu taşıyan bir namaz kılmak istemiyorum.

Dindar olarak bilinmek istemiyorum.

Akıl ve kalbin önüne geçen kuru bir taassuba sahip müminlerden olmak istemiyorum.

Bana gururu ve kibri musallat edecek bir galibiyet istemiyorum.

Açık hakikatleri bana unutturacak inkılâbı hisleri istemiyorum.

İrfanımı artırmayacak acı ve kederlerin beni yakmasını istemiyorum.

Ebedi hayattan emin bir şekilde ölümün kucağına atlamak istiyorum.

İnsanlığın kemale doğru ilerleyişi uğruna değirmen taşı gibi ezilmek istiyorum.

Ümmeti islamın bekası için kurban olmak istiyorum.



TEK KURTULUŞ YOLU ŞEHADETTİR

Şahadet şerbeti bana ne tatlıdır. Acılarımın en iyi ilacı, en iyi kaçış yolum, deruni keder-lerimin en iyi dermanı, iftiharla dolu zafere giden yol, dünya ve ahiret ticaretinin en karlısı… Doğrusu ne kadar da tatlıdır.

Ama… Ama üstlendiğim çetin risaletin büyük tarihi mesuliyetlerimden kaçış yolunun şahadet olduğunu biliyorum. Şahadet öyle bir kurtuluş yoludur ki kendini şereflice tehlikeli girdaplardan kurtarıp geride kalanları tufanla baş başa bırakmaktır. Öyle bir yenilgi ki şaha-detle kuşanıyorum. Bütün bu ar, utanç, zillet, felaket ve yanlışlardan kurtulmak, Allaha ve insanlara karşı başı dik, muzaffer ve temizlenmiş olmak istiyorum.

Evet, benim şahadetim sorunlardan ve bedbahtlıktan kaçıştır. Gam ve keder kalbimi sı-kıyor. Yaralı ve yenilmiş kalbimin artık dayanacak takati kalmadı. Gözyaşı döküyorum, yanı-yorum, acı çekiyorum ve eriyorum… İlahi kaçış yolu bulamıyorum. İlahi! Kurtar beni, ilahi! Bana yol göster, ilahi beni sonsuz rahmetinden mahrum etme. Eğer şahadet benim tek kurtuluş yolumsa hemencecik beni bu büyük nimetle ödüllendir. Hemen şimdi… Hemen şimdi…

VEDA ANI

Veda anı gelip çattı.

Bir mumdu, dünyasından ayrıldı, âleme daldı. Bir kelebekti, aşkın eteğine düştü, esir ol-du, yandı, bağlandı…

Ama uykudan uyandı. Her kes işine yöneldi, her kes gitti ve onu yalnız bıraktılar. Mum uzakta kaldı…

Ben de bir mumdum, gözyaşı oldum. Aşktım, su oldum. Cisimdim, ruh oldum. Yürek-tim, ateş oldum. Ateştim, duman oldum.



Not: Şehid Çamran'ın şiirlerini bölümler halinde yayınlamaya devam edeceğiz.

(Yayın Hakları sadece Şahid Yayınları'na aittir, kaynak gösterilmeden alıntılanamaz)

Çeviren: Sadık YILDIZ

velfecr
 
Üst