Iraklılar mı, Saddam mı yoksa ABD mi daha zalim? | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Iraklılar mı, Saddam mı yoksa ABD mi daha zalim?

seyyah_1

Asistan
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
714
Puanları
0


Yeni Şafak'ta aykırı yazı

İbrahim Karagül

Siz! Saddam'dan daha zalim değil misiniz?

Mazlum olanlar, ellerine iktidar geçince kendilerine zulmedenlerden çok daha zalim olabiliyor. Adalet arayanlar, işte o zaman adaleti unutabiliyor. Değerleri için savaşanlar, güce ulaşınca bu değerlere düşmanlarından daha büyük zarar verebiliyor, onları en az düşmanları kadar aşağılayabiliyor. Çıkarların, iktidarın, hırsın; inançlardan, değerlerden, adalet duygusundan çok daha belirleyici olduğuna dair nice örnekler gördük.

Kendilerini Allah yolunda şehadete adayanların, asıl hedeflerini nasıl şaşırdıklarını, küçücük hesapları için düşmanlarıyla nasıl işbirliği yaptıklarını, kendi kardeşlerine karşı zalimden daha zalim olabildiklerini, o düşmanla aynı safta nasıl savaşabildiklerini gördük. Suçladıkları diktatörlerin yolunda giden, tiranlaşan, azgınlaşan, barbarlaşanların kime ne vereceklerini, nasıl adalet dağıtacaklarını sanıyorsunuz?

Bugün Irak'ta, iktidarı ellerine geçirenler Saddam'dan daha acımasız, daha zalim, daha diktacı, daha adalet ve insanlık sevgisinden yoksun değil mi?

İnsanın şunu söyleyesi geliyor: “İyi ki size şimdiye kadar iktidar verilmemiş. Saddam'dan daha çok kan dökecekmişsiniz!” Demeyelim mi bunu?

Saddam'dan daha çok katliam yapmadılar mı? Daha çok insan öldürmediler mi? Daha acımasız ve barbar olmadılar mı? Daha küçük hesapların insanı olduklarını göstermediler mi? Sokak ortasında Müslüman kardeşlerini boğazlamadılar mı? İşgal güçlerinden daha onursuz cinayetlere imza atmadılar mı?

Hani Saddam din düşmanıydı, Amerika'nın piyonuydu? Siz neyin piyonusunuz? Siz din adına savaşmıyor muydunuz? Din ve adalet adına “cihad” etmiyor muydunuz? Şimdi din adına bunca zulmü, katliamı yapmıyor musunuz? Hani Allah için insanlara huzur, mutluluk verecektiniz? Adaleti tesis edip, ülkeyi herkes için yaşanabilir hale getirecektiniz?

Kapı kapı dolaşarak insanları toplayıp, işkencelerle öldürüyorsunuz, evlerinden sürüyorsunuz, aileleri dağıtıyorsunuz, onlara Amerikan işgalinden daha vahim trajediler yaşatıyorsunuz? İçişleri Bakanlığı binasından yönetilen ölüm mangalarıyla binlerce insanı katletmediniz mi? Cesetlerinin sokaklara atmadınız mı?

İnsanlığa karşı işledikleri suçlardan insanlığın vicdanında mahkum olan Amerika, bir başkasını insanlık suçundan yargılayabilir mi? Ellerinde yüz binlerce insanın kanı olan bir cinayet şebekesi, hangi toplumun haklarını savunabilir? Ve sizin, onunla nasıl bir ortaklığınız olabilir? Kötülüğe daha büyük kötülükle, cinayete daha çok cinayetle, katliama daha acı katliamla, insanlık suçuna daha çirkin insanlık suçuyla karşılık veren hangi toplum iflah olur? Aynı suçlara ortak değil misiniz? Saddam on binlerce insanı öldürdü. Burada onu savunacak değiliz. Kötülük her zaman kötülüktür. Cezasını bulur, bulmalıdır da. Ama Irak'ta öldürülen 700 bine yakın insanın katili sadece Amerika mı? Siz! Saddam'ı asanlar! Siz kaç bin insan öldürdünüz? Ondan daha büyük ölüm yaşatmadınız bu ülkeye? Ondan ne farkınız kaldı?

Saddam'ı astınız, öldürmeye devam edeceksiniz? Bunun dinle, imanla, ahlakla, Müslüman olmakla ne ilgisi var? Asla! Hiçbir ilgisi yok. Bu yüreklerinizdeki intikam duygusunun kontrolden çıktığının, içinizdeki insan sevgisinin yok olduğunun, Allah için yaptığınız mücadelenin aslında dünyevi bir iktidar mücadelesi olduğunun, acımasızlıkta “kafir” diye nitelediklerinizden çok da farklı olmadığınızın kanıtı değil mi?

Ey İran, Saddam için ABD ile ne tür pazarlıklar yaptın! Ey Mukteda Sadr, acına hep inandık, üzüldük. Ama bu pazarlıkta ABD'ye neler tahahhüt ettin! Ey Abdülaziz El Hekim, Bedir Tugayları'nın ve ölüm mangalarının lideri, artık size nasıl saygı duyalım, nasıl inanalım? Suçladıklarınızla aranızda ne fark var? O sarıklarınızı, heybetli giysilerinizi çıkarınca geriye ne kalıyor?

Bu bir Saddam savunması değil. Bu, Irak'ta gücü eline geçirince işgal güçlerinden daha zalim olabilen Müslüman kimlikli herkese yönelik bir şikayettir. Bu, mezhep savaşından kaçınmak için çağrılar yapan birinin, bir zalime karşı savaşanların ondan daha zalim olabilmesinden duyduğu hayal kırıklığıdır! Bu, kirli bir iktidar savaşının, ilkesizliğin, değerden yoksunluğun, aç gözlülüğün ve bencilliğin bir dinin, sembollerinin, değerlerinin ve umutlarının üzerinden yürütülmesinden duyulan rahatsızlıktır
 

aHuZaR

Can kayıp can firarda
İhvan Üyesi
Katılım
27 Kas 2006
Mesajlar
6,438
Puanları
0
ellerine saglik
Türk eriyiz, silsilemiz kahraman / Müslümanız, Hakk'a tapan Müslüman...
Cehennem olsa gelen göğsümüzde söndürürüz; Bu yol ki hak yoludur dönme bilmeyiz yürürüz!

insllah döneklik yok kanimizda
 

seyyah_1

Asistan
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
714
Puanları
0
Kardes Yazi İcin Yazsaydin Ya :)
 

Türkay

Doçent
İhvan Üyesi
Katılım
2 Ocak 2007
Mesajlar
542
Puanları
0
albirini vur ötekine, zalimlerin dövüş arenası oldu ırak
 
S

SaLtan

Misafir
bazan yazarlar kafasına eseni yazar işte:

örnekte görüldüğü gibi..

tarihi unutmak sıradan insanlara haiz subjektif bir koddur. yıllardır ortadoğu haber direktörlüğü yapan ve bu eksende ödül alan ibrahim karagül zihin nötrönlerini yenileme gibi bir gereksinimiz! var..
 
S

SaLtan

Misafir
söyleyeceğim son (!) söz..
her gözünü kestirdiği yere öfke ve mermi saçan hatalı bir lider, başka zaman delice ayaklanan ama sıra vatan savunmasına gelince evinin camlarını kapatan hatalı bir toplum. hatalı stratejiler ve hatalı ölümler...
ve saddam hüseyin ve ırak..

diktatörlerin sonu hep aynı oluyor genelde, kimisi cehennemi yaşıyordu tek anda canını aldığı insanların acısını hasta yatağında yıllarca çekerek, kimisi soğuk ilmiği boynunda hissederek ya da şırınganın sızısını kolunda duyarak. hatta kimisi de bir yaşam ünitesine, basit bir elektrik fişine bağımlı yaşamak zorunda kalıyor, hayatı belki filistin asıllı bir hasta bakıcı çocuğun iki parmağının ucunda..
 

seyyah_1

Asistan
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
714
Puanları
0
aynı karde durum ya...kendi milletini oldurceklerıne amerıkaya karsı savassalar şimidiye kadar yok olup gitcektiler ama nerdeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeee...
 

HARIS

Asistan
İhvan Üyesi
Katılım
7 Haz 2006
Mesajlar
406
Puanları
0
Suriye, neo-con mermiden nasıl yırttı?
03/01/2007 - 15:13



Jim Lobe



Washington’daki Hudson Enstitüsü’nün Ortadoğu Politikaları Merkezinin Başkanı olan Meyrav Wurmser, Ynet web sitesinden Yitzhak Benhorin’e, İsrail’in Şam’a yapacağı başarılı bir saldırının Irak’taki isyana ölümcül bir darbe vuracağını söyledi.

Eşi Başkan Yardımcısı Dick Cheney’nin ofisinde Ortadoğu masası danışmanlarının başında gelen yeni muhafazakârlardan biriyle, son günlerde yapılan bir röportaja göre, Amerikan Başkanı George Bush hükümetinin içinde ve dışında bulunan neo-con şahinler yaz boyunca devam eden Lübnan savaşı sırasında İsrail’in Suriye’ye saldıracağını ummuşlar.



Washington’daki Hudson Enstitüsü’nün Ortadoğu Politikaları Merkezinin Başkanı olan Meyrav Wurmser, Ynet web sitesinden Yitzhak Benhorin’e, İsrail’in Şam’a yapacağı başarılı bir saldırının Irak’taki isyana ölümcül bir darbe vuracağını söyledi.



“Suriye bozguna uğratılsaydı Irak’taki isyan sona ererdi”, iddiasında bulunarak, ‘neo-conlar’ olarak adlandırdığı yönetimin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyelerinden Lübnan’daki savaş süresince İsrail’in Hizbullah ve diğer hedeflere yönelttiği saldırıları durdurmasını talep eden baskısının bunda başlıca etken olduğunu da sözlerine ekledi.



Ynet sitesine;“İsrail’in savaşı bunca uzatmasının ve birçok yere saldırmasının sorumlusu neo-conlardır… İsrail’in kazanmasına izin verileceği düşüncesine kapılmışlardı” şeklinde konuştu. “Onlara göre, İsrail, esas düşmanla, Hizbullah’a arka çıkan düşmanla savaşmalıydı… İsrail Suriye’ye vurmuş olsaydı, bu İran’a karşı öylesine sert bir darbe olacaktı ki, onu oldukça zayıf düşürecek ve Ortadoğu’daki stratejik haritayı tümüyle değiştirecekti”.



Wurmser’ın sözleri, İsrail tarafından ileri sürülen, Bush yönetimindeki şahinlerin İsrail-Hizbullah savaşının ilk günlerinde, Başbakan Ehud Olmert’i, savaşı Lübnan sınırına doğru uzatma konusunda cesaretlendirdiği söylemini güçlendirmektedir.



Ağustos ayında biten İsrail-Lübnan savaşından kısa bir süre sonra, toplantıya katılanlardan birine dayandırdığı bir haberde, Inter Press Ajansına konuşan güvenilir bir kaynak ‘(Birleşik Devletler Ulusal Güvenlik Danışman Yardımcısı) Elliot Abrams’ın, bir toplantıda oldukça kıdemli bir İsrailli görevliye-şüpheye mahal bırakmayacak şekilde bu komşu ülkenin Suriye olduğunu ima ederek- İsrail savaşı güneydeki diğer komşularından daha ötesine doğru genişletmek isterse, Washington’un buna itirazının olmayacağını bildirdi.’ Aynı günlerde, Jerusalem Post’ta da benzer bir röportaj yayımlandı.



Abrams’ın, her ikisi de sırasıyla Şam’da bir rejim değişikliği tutkusuna sahip Meyrav’ın kocası David Wurmser ile ve Cheney’nin ulusal güvenlik danışmanı John Hannah ile oldukça yakın çalışma arkadaşları oldukları biliniyor.



Aslında Wurmserlar bir önceki Amerikan Savunma Bakanlığı Yönetim Kurulu Başkanı Richard Perle ve eski savunma politikaları sekreterliği alt biriminden Douglas Feith ile birlikte, 1996 yılında, Saddam Hüseyin’i devirmenin Suriye’yi stabilize etmenin ilk adımı olduğu çağrısını yapan geleceğin İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu için, ‘Temiz Bir Başlangıç’ adlı bir tez üzerinde çalışıyorlardı.



Newyork Times’a göre, Wurmser ve Hannah Abrams’ın yardımlarıyla, Ulusal Güvenlik Danışmanı Condoleezza Rice’ın, Bush’u daha ilk günlerinde olan savaştan vazgeçmesi için Suriye yönünde bir kanal açmaya ikna etmeye çalışmasına karşı başarılı tartışmalar yapmışlardı.



Kocası da Cheney’nin çalışmalarına katılan Wurmser’ın, Suriye’ye karşı hem Washington’da hem de İsrail’de, ortamı kızıştıran politika ötesi tartışmalı sözleri artık sayısı pek de bir şey ifade etmeyen yönetimdeki şahinlerin düşüncesiyle, bilhassa Şam veya Tahran’a direkt bulaşılmasına karşı çıkan değişmez bir tutuma sahip olduğu rivayet edilen başkan yardımcısıyla ilgili önemli kavrayışlar sunmaktadır.



Yaz aylarında meydana gelen karışıklıktan sonra Suriye Cumhurbaşkanı Beşir Esad, Batı medyasına, son olarak İtalyan La Republica gazetesine verdiği demeçlerde, İsrail’i, direkt görüşmelere, savaş halini bitirmeye ve ilişkileri tümüyle normalleştirmeye çağırdı.



Bu tekrarlanan öneriler Olmert hükümetini böldü. Şu an Savunma Bakanı Amir Peretz’in başını çektiği bazı kabine üyeleri, başka hiçbir neden olmasa bile, İsrail’in Golan Tepelerini geri vermesi pahasına bazı kazançlar da elde edeceği, özellikle Suriye’nin İran ile bağlarını zayıflatacağı ihtimalinin göz önünde bulundurulması gerektiğini dile getirerek Esad’ın fikirlerini tartışmaya açtı.



Ama Olmert bu yaklaşıma karşı çıkarak, örneğin Pazar günkü konuşmasında, Suriye terörizmi reddetmezse, ‘aşırı akımlara’-burada Filistin’in Hamas parti kanadı ve Hizbullah kastediliyor’ desteğini kesmezse, Şam ile görüşmeyeceklerini ısrarla vurguladı.



Ama birçok siyasi analizci, Olmert’in, Başbakan Fuad Sinyora hükümetini yıkarak ve Irak’taki Sünni isyanına destek vererek Lübnan’daki etkisini yeniden kazanmaya çalışan Şam’ı suçlayan Bush yönetiminin katı siyasetinden korkusunun, kendisini engelleyen en önemli etken olduğuna inanıyorlar.



Esad’ın kendisi de, Republicca röportajında bunu dile getirdi: ‘En önemli şey de şudur; Washington, kendisi bunu istemedi. Bu, (Olmert’in) zayıf bir hükümet olduğunu gösterir; İsrail yönetimi yerine, Washington’un karar vermesine izin veriyor’.



Ama Cheney ve Abrams’ın konumundaki şahinler hala Suriye politikası üzerinde söz söyleme üstünlüğüne sahip oldukları için, yönetim, kendisini Irak örneğinde olduğu gibi, oradaki stratejisini yeniden düşünmek için gittikçe artan bir baskı altında hissetmektedir.



İki gruptan oluşan Irak Çalışma Grubu, bu ay Washington’u, Irak’ta istikrar sağlanması için direkt olarak Şam ve Tahran’ı da içine alan bölgesel görüşmeler yapmaya çağırdı. Devlet eski sekreteri ve IÇG eş başkanı James Baker, ileri gelen bazı İsraillilerin de dile getirdiği gibi, yaratıcı bir diplomasinin, Şam’ı, İran ile yaptığı stratejik ortaklıktan vazgeçirebileceğini tartıştı.



‘Suriye’ye kur yapabilirseniz, İsrail’in Hizbullah ile yaşadığı sorunu ortadan kaldırabilirsiniz’ diyen James Baker, Suriyeli yetkililerin,-geçen Eylül ayında da Dışişleri Bakanıyla görüşmüştü- Hamas’ın dışarıdaki kanadını Filistinliler ile direkt görüşme yapmak için Olmert’in şartlarını kabul etmeye ikna edebileceklerini gösterdiklerini de sözlerine ekledi.



Suriye’ye yönelik askeri harekâta ara verme fikri yalnızca Birleşik Devletlerin bir kısmı Christmas arasında Şam’a doğru yola çıkan veya çıkacak olan politika üretenlerinden ve demokratlarından değil, bazı kayda değer cumhuriyetçi meclis üyelerinden de gittikçe büyüyen bir destek almaktadır. Senatör Arlen Specter, önümüzdeki hafta seyahat amacıyla orada olacakken, 2008’deki başkanlık seçiminde Hıristiyan Sağı’nın favori başkan adayı olan Senatör Sam Brownback te, ‘çok saldırgan, bölgesel diplomatik çaba’ olarak nitelediği IÇG’nin çağrısına cevap vermektedir.



Özellikle İsrail için daha geniş bir‘güvenlik alanı’ oluşturma amaçlı Suriye’ye karşı askeri harekât seçeneği, yönetimdeki dereceleri son iki yıl boyunca sürekli düşüş gösteren neo-conların, şimdi de Savunma Bakanlığının Donald Rumsfeld’den boşalan koltuğuna Robert Gates’in getirilmesiyle canlandırılıyor, ama bu seçenek, Pentagon’un daha fazla zararla karşılaşması ile sonuçlanacak lanetli bir iş. Gates, aday gösterilene kadar, IÇG mensubu olarak hizmet etti ve tasdik edici olarak katıldığı oturumlar boyunca diplomatik fikirleriyle sempati topladı.



Aslında kendisi de İsrailli Likud Partisine yakınlığıyla tanınan Meyrav Wurmser, yakında yaşanacağından korkulan bir yenilgiden söz etti. Birleşmiş Milletler eski Büyükelçisi ve ileri gelen neo-conlardan John Bolton’a göndermeyle, “Yakında ayrılacak olan başka kişiler de var” dedi.



“Bu yönetim alacakaranlık günlerini yaşıyor”, dedi. “Herkes iş arıyor, para kazanmaya çalışıyor… Son beş yıldan sonra hepimiz dayak yemiş gibi olduk”.



Rumsfeld’i, Irak’ta ve daha geniş bir alanda neo-con amaçları başarmada zafiyet gösterdikleri için, orduyu ve Devlet Bakanlığını suçlarken, İsrail’in yazın yaptığı savaşa da saldırıyor, bunun, Washington’da-galiba diğer yerlerle birlikte kocasının ofisinde de- ‘kızgınlığı kışkırttığını’ söylüyordu.



“Nihai sonuç ta şu; İsrail onu yapmadı (Suriye’ye saldırmadı). Yanlış bir savaş yaptı ve onu da kaybetti… Oysa İsrail, kendisinin olduğu kadar, Birleşik Devletlerin Irak’taki amaçlarına da hizmet eden stratejik bir savaş yapabilirdi”



Inter Press Ajansı Wurmser’dan açıklama istedi ama çağrısına cevap gelmedi.



Jim Lobe, Inter Press Ajansının Washington muhabiri olarak görev yapmaktadır. Yazdığı konular daha çok 11 Eylül saldırılarından sonra ABD’de iktidarda olan yeni muhafazakarların yükselişini ve düşüşünü ele alıyor.





Bu makale Mehmet Aslanoğulları tarafından Dünya Bülteni için tercüme edilmiştir.


http://85.159.71.170/dunyabulteni/yazi_detay.php?id=2793&yazar=365
 

HARIS

Asistan
İhvan Üyesi
Katılım
7 Haz 2006
Mesajlar
406
Puanları
0
Suriye, neo-con mermiden nasıl yırttı?
03/01/2007 - 15:13



Jim Lobe



Washington’daki Hudson Enstitüsü’nün Ortadoğu Politikaları Merkezinin Başkanı olan Meyrav Wurmser, Ynet web sitesinden Yitzhak Benhorin’e, İsrail’in Şam’a yapacağı başarılı bir saldırının Irak’taki isyana ölümcül bir darbe vuracağını söyledi.

Eşi Başkan Yardımcısı Dick Cheney’nin ofisinde Ortadoğu masası danışmanlarının başında gelen yeni muhafazakârlardan biriyle, son günlerde yapılan bir röportaja göre, Amerikan Başkanı George Bush hükümetinin içinde ve dışında bulunan neo-con şahinler yaz boyunca devam eden Lübnan savaşı sırasında İsrail’in Suriye’ye saldıracağını ummuşlar.



Washington’daki Hudson Enstitüsü’nün Ortadoğu Politikaları Merkezinin Başkanı olan Meyrav Wurmser, Ynet web sitesinden Yitzhak Benhorin’e, İsrail’in Şam’a yapacağı başarılı bir saldırının Irak’taki isyana ölümcül bir darbe vuracağını söyledi.



“Suriye bozguna uğratılsaydı Irak’taki isyan sona ererdi”, iddiasında bulunarak, ‘neo-conlar’ olarak adlandırdığı yönetimin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyelerinden Lübnan’daki savaş süresince İsrail’in Hizbullah ve diğer hedeflere yönelttiği saldırıları durdurmasını talep eden baskısının bunda başlıca etken olduğunu da sözlerine ekledi.



Ynet sitesine;“İsrail’in savaşı bunca uzatmasının ve birçok yere saldırmasının sorumlusu neo-conlardır… İsrail’in kazanmasına izin verileceği düşüncesine kapılmışlardı” şeklinde konuştu. “Onlara göre, İsrail, esas düşmanla, Hizbullah’a arka çıkan düşmanla savaşmalıydı… İsrail Suriye’ye vurmuş olsaydı, bu İran’a karşı öylesine sert bir darbe olacaktı ki, onu oldukça zayıf düşürecek ve Ortadoğu’daki stratejik haritayı tümüyle değiştirecekti”.



Wurmser’ın sözleri, İsrail tarafından ileri sürülen, Bush yönetimindeki şahinlerin İsrail-Hizbullah savaşının ilk günlerinde, Başbakan Ehud Olmert’i, savaşı Lübnan sınırına doğru uzatma konusunda cesaretlendirdiği söylemini güçlendirmektedir.



Ağustos ayında biten İsrail-Lübnan savaşından kısa bir süre sonra, toplantıya katılanlardan birine dayandırdığı bir haberde, Inter Press Ajansına konuşan güvenilir bir kaynak ‘(Birleşik Devletler Ulusal Güvenlik Danışman Yardımcısı) Elliot Abrams’ın, bir toplantıda oldukça kıdemli bir İsrailli görevliye-şüpheye mahal bırakmayacak şekilde bu komşu ülkenin Suriye olduğunu ima ederek- İsrail savaşı güneydeki diğer komşularından daha ötesine doğru genişletmek isterse, Washington’un buna itirazının olmayacağını bildirdi.’ Aynı günlerde, Jerusalem Post’ta da benzer bir röportaj yayımlandı.



Abrams’ın, her ikisi de sırasıyla Şam’da bir rejim değişikliği tutkusuna sahip Meyrav’ın kocası David Wurmser ile ve Cheney’nin ulusal güvenlik danışmanı John Hannah ile oldukça yakın çalışma arkadaşları oldukları biliniyor.



Aslında Wurmserlar bir önceki Amerikan Savunma Bakanlığı Yönetim Kurulu Başkanı Richard Perle ve eski savunma politikaları sekreterliği alt biriminden Douglas Feith ile birlikte, 1996 yılında, Saddam Hüseyin’i devirmenin Suriye’yi stabilize etmenin ilk adımı olduğu çağrısını yapan geleceğin İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu için, ‘Temiz Bir Başlangıç’ adlı bir tez üzerinde çalışıyorlardı.



Newyork Times’a göre, Wurmser ve Hannah Abrams’ın yardımlarıyla, Ulusal Güvenlik Danışmanı Condoleezza Rice’ın, Bush’u daha ilk günlerinde olan savaştan vazgeçmesi için Suriye yönünde bir kanal açmaya ikna etmeye çalışmasına karşı başarılı tartışmalar yapmışlardı.



Kocası da Cheney’nin çalışmalarına katılan Wurmser’ın, Suriye’ye karşı hem Washington’da hem de İsrail’de, ortamı kızıştıran politika ötesi tartışmalı sözleri artık sayısı pek de bir şey ifade etmeyen yönetimdeki şahinlerin düşüncesiyle, bilhassa Şam veya Tahran’a direkt bulaşılmasına karşı çıkan değişmez bir tutuma sahip olduğu rivayet edilen başkan yardımcısıyla ilgili önemli kavrayışlar sunmaktadır.



Yaz aylarında meydana gelen karışıklıktan sonra Suriye Cumhurbaşkanı Beşir Esad, Batı medyasına, son olarak İtalyan La Republica gazetesine verdiği demeçlerde, İsrail’i, direkt görüşmelere, savaş halini bitirmeye ve ilişkileri tümüyle normalleştirmeye çağırdı.



Bu tekrarlanan öneriler Olmert hükümetini böldü. Şu an Savunma Bakanı Amir Peretz’in başını çektiği bazı kabine üyeleri, başka hiçbir neden olmasa bile, İsrail’in Golan Tepelerini geri vermesi pahasına bazı kazançlar da elde edeceği, özellikle Suriye’nin İran ile bağlarını zayıflatacağı ihtimalinin göz önünde bulundurulması gerektiğini dile getirerek Esad’ın fikirlerini tartışmaya açtı.



Ama Olmert bu yaklaşıma karşı çıkarak, örneğin Pazar günkü konuşmasında, Suriye terörizmi reddetmezse, ‘aşırı akımlara’-burada Filistin’in Hamas parti kanadı ve Hizbullah kastediliyor’ desteğini kesmezse, Şam ile görüşmeyeceklerini ısrarla vurguladı.



Ama birçok siyasi analizci, Olmert’in, Başbakan Fuad Sinyora hükümetini yıkarak ve Irak’taki Sünni isyanına destek vererek Lübnan’daki etkisini yeniden kazanmaya çalışan Şam’ı suçlayan Bush yönetiminin katı siyasetinden korkusunun, kendisini engelleyen en önemli etken olduğuna inanıyorlar.



Esad’ın kendisi de, Republicca röportajında bunu dile getirdi: ‘En önemli şey de şudur; Washington, kendisi bunu istemedi. Bu, (Olmert’in) zayıf bir hükümet olduğunu gösterir; İsrail yönetimi yerine, Washington’un karar vermesine izin veriyor’.



Ama Cheney ve Abrams’ın konumundaki şahinler hala Suriye politikası üzerinde söz söyleme üstünlüğüne sahip oldukları için, yönetim, kendisini Irak örneğinde olduğu gibi, oradaki stratejisini yeniden düşünmek için gittikçe artan bir baskı altında hissetmektedir.



İki gruptan oluşan Irak Çalışma Grubu, bu ay Washington’u, Irak’ta istikrar sağlanması için direkt olarak Şam ve Tahran’ı da içine alan bölgesel görüşmeler yapmaya çağırdı. Devlet eski sekreteri ve IÇG eş başkanı James Baker, ileri gelen bazı İsraillilerin de dile getirdiği gibi, yaratıcı bir diplomasinin, Şam’ı, İran ile yaptığı stratejik ortaklıktan vazgeçirebileceğini tartıştı.



‘Suriye’ye kur yapabilirseniz, İsrail’in Hizbullah ile yaşadığı sorunu ortadan kaldırabilirsiniz’ diyen James Baker, Suriyeli yetkililerin,-geçen Eylül ayında da Dışişleri Bakanıyla görüşmüştü- Hamas’ın dışarıdaki kanadını Filistinliler ile direkt görüşme yapmak için Olmert’in şartlarını kabul etmeye ikna edebileceklerini gösterdiklerini de sözlerine ekledi.



Suriye’ye yönelik askeri harekâta ara verme fikri yalnızca Birleşik Devletlerin bir kısmı Christmas arasında Şam’a doğru yola çıkan veya çıkacak olan politika üretenlerinden ve demokratlarından değil, bazı kayda değer cumhuriyetçi meclis üyelerinden de gittikçe büyüyen bir destek almaktadır. Senatör Arlen Specter, önümüzdeki hafta seyahat amacıyla orada olacakken, 2008’deki başkanlık seçiminde Hıristiyan Sağı’nın favori başkan adayı olan Senatör Sam Brownback te, ‘çok saldırgan, bölgesel diplomatik çaba’ olarak nitelediği IÇG’nin çağrısına cevap vermektedir.



Özellikle İsrail için daha geniş bir‘güvenlik alanı’ oluşturma amaçlı Suriye’ye karşı askeri harekât seçeneği, yönetimdeki dereceleri son iki yıl boyunca sürekli düşüş gösteren neo-conların, şimdi de Savunma Bakanlığının Donald Rumsfeld’den boşalan koltuğuna Robert Gates’in getirilmesiyle canlandırılıyor, ama bu seçenek, Pentagon’un daha fazla zararla karşılaşması ile sonuçlanacak lanetli bir iş. Gates, aday gösterilene kadar, IÇG mensubu olarak hizmet etti ve tasdik edici olarak katıldığı oturumlar boyunca diplomatik fikirleriyle sempati topladı.



Aslında kendisi de İsrailli Likud Partisine yakınlığıyla tanınan Meyrav Wurmser, yakında yaşanacağından korkulan bir yenilgiden söz etti. Birleşmiş Milletler eski Büyükelçisi ve ileri gelen neo-conlardan John Bolton’a göndermeyle, “Yakında ayrılacak olan başka kişiler de var” dedi.



“Bu yönetim alacakaranlık günlerini yaşıyor”, dedi. “Herkes iş arıyor, para kazanmaya çalışıyor… Son beş yıldan sonra hepimiz dayak yemiş gibi olduk”.



Rumsfeld’i, Irak’ta ve daha geniş bir alanda neo-con amaçları başarmada zafiyet gösterdikleri için, orduyu ve Devlet Bakanlığını suçlarken, İsrail’in yazın yaptığı savaşa da saldırıyor, bunun, Washington’da-galiba diğer yerlerle birlikte kocasının ofisinde de- ‘kızgınlığı kışkırttığını’ söylüyordu.



“Nihai sonuç ta şu; İsrail onu yapmadı (Suriye’ye saldırmadı). Yanlış bir savaş yaptı ve onu da kaybetti… Oysa İsrail, kendisinin olduğu kadar, Birleşik Devletlerin Irak’taki amaçlarına da hizmet eden stratejik bir savaş yapabilirdi”



Inter Press Ajansı Wurmser’dan açıklama istedi ama çağrısına cevap gelmedi.



Jim Lobe, Inter Press Ajansının Washington muhabiri olarak görev yapmaktadır. Yazdığı konular daha çok 11 Eylül saldırılarından sonra ABD’de iktidarda olan yeni muhafazakarların yükselişini ve düşüşünü ele alıyor.





Bu makale Mehmet Aslanoğulları tarafından Dünya Bülteni için tercüme edilmiştir.


http://85.159.71.170/dunyabulteni/yazi_detay.php?id=2793&yazar=365
 
Üst