İman-Küfür ve Tekfir | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

İman-Küfür ve Tekfir

lafons7275

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
19 Şub 2013
Mesajlar
21,533
Puanları
83
İman-Küfür ve Tekfir:



Fatih Kalender Hocaefendi



İmanın Lügat ve Istılah Manası: İman; Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (SAV), Allah tarafından getirdiği kesin olarak bilinen haber, dini esas ve hükümlerin doğru ve gerçek olduğuna tereddütsüz inanmak, izan ve kabul ile bunların tamamını tasdik ve itiraf etmektir.
Ehl-i Sünnet âlimlerinin ekserisine göre iman, kalp ile tasdikten ibarettir.
Şu halde İman; “Vahdaniyet, nübüvvet, ba’s, ceza, namazın ve zekâtın farziyeti, şarabın haramlığı gibi tefekkür ve muhakemeye muhtaç olmadan, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in getirdiği dininden olduğu, yani İslamiyet’in esaslarından olduğu zaruri olarak bilinen şeylerde Peygamber Efendimiz (S.A.V)’i tasdik etmektir


İMAN ESASLARI
İnanılması zorunlu olan altı esas vardır. Bunlar da herkesçe bilinen ve ‘amentü’ denilen Allah’a, Meleklerine, Kitaplarına, Peygamberlerine, Ahiret gününe, Kadere iman etmektir.
Fakat iman edilmesi gerekli olan şeyler sadece bu esaslardan ibaret değildir. Kuran’da sabit olup sahih hadislerle de açıklanan, dinden olduğu kesin olarak kanıtlanan itikadî, amelî ve ahlakî bütün hükümlere inanmak, bunların farz, helal veya haram olduğunu tasdik etmek de mümin olmanın şartıdır.
Her birine ayrı ayrı inanmanın farz olduğu söylenen ve zarurat-ı diniye diye isimlendirilen esaslar şöyle sınıflandırılmıştır:
1- Allah’ın varlık ve birliğine iman, indirilmiş olan kitap ve sahifelerin hak olduğuna iman, peygamberlere, meleklere iman, ahirete, cennet ve cehennemin ebediliğine, buralarda mükâfat ve azabın olduğuna, semavat nizamının bozulacağına, yıldızların parçalanıp döküleceğine, yer ve dağların paramparça olacağına ve emsaline iman,
2- Beş vakit namazın farz olduğuna, rekâtların sayısına, şartları oluşan malların zekâtının, ramazan orucunun, imkân bulunduğunda haccın farz olduğuna iman,
3- Şarap içmenin, haksız yere adam öldürmenin, ana babaya itaatsizlik etmenin, hırsızlığın, zinanın, yetim malı yemenin, faiz yemenin vb. şeylerin haram olduğuna imandır. Bu saydıklarımız tevatür yoluyla sabit olmuş ve dinden oldukları kesinlikle bilinmiştir.
Zarurat-ı diniyyeyi inkâr, tevatüren sabit dini bir esası inkâr olacağından küfür sayılmıştır. Tevatüren sabit fakat şer’i olmayan Hz. Peygamberin savaşlarından biri, Hz. Ebubekir’in hilafeti, Hz. Osman’ın şahadeti gibi haberleri inkâr etmek ise küfür değildir fakat doğru yoldan sapmaktır.
Ezcümle: Kuran’da sabit olup sahih hadislerle de açıklanan, dinden olduğu kesin olarak kanıtlanan itikadi, ameli ve ahlaki bütün hükümlere inanmak, bunların farz, helal veya haram olduğunu tasdik etmek de imanın esaslarından sayılmaktadır.

KÜFRÜN TANIMI VE MAHİYETİ
Lügatte küfür; sunulan nimeti örtmek, nankörlük etmek, kıymet bilmemek gibi anlamlar taşımaktadır. Kuran’ın küfür kelimesine yüklediği mana; başta tevhit olmak üzere inanılması zorunlu olan şeylerin tamamına veya bir kısmına inanmamak ya da şüphe etmektir.

küfür; Hz. Muhammed’in (SAV) Allah katından getirdiklerine ve dinden olduğu zaruri olarak bilinen haber ve hükümlerden birine veya daha fazlasına kalbin inanmaması, tasdik etmemesidir.

Kuran-ı Kerim’i incelediğimizde küfür kavramını belli başlı iki anlamda görürüz.

  1. Şükrün karşıtı olan nankörlük
  2. İmanın karşıtı olan inkâr
Küfrün Kısımları
inkâr edilen konular açısından baktığımızda küfür, dört kısımlı bir taksim olarak karşımıza çıkar.
Allah Teâlâ’yı Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)’i ve ahiret hayatını kabul etmeyenler.
Peygamberlik müessesesini inkâr eden Budistler gibi, Allah Teâlâ ile peygamber arasını ayıranlar.
Bazı peygamberleri tanıyıp bazılarını inkâr eden Yahudi ve Hristiyanlar. Zira bunlar, Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)’in son peygamber olduğunu inkâr etmektedirler.
Ahiret hayatını ve öldükten sonra dirilmeyi inkâr edenler.

İnsanların bilerek ya da bilmeyerek küfre girmeleri veya küfür kabul edilen fiiller dikkate alındığında şu taksim ortaya çıkar:
Küfr-ü cehlî: Kâinatın her zerresi Allah Teâlâ’nın varlığına ve birliğine delalet etmekteyken ve bunca ilahi ayetler bulunmaktayken hiç tefekkür etmeden, bilgisizce Allah Teâlâ’nın varlığını, sıfatlarını, peygamberlerini, ahiret hayatını, öldükten sonra dirilmeyi ve zarurat-ı diniyeden olan bir şeyi inkâr etmek.


Küfr-ü inadî: Şu kâinatın mükemmel bir düzen içerisinde devamını sağlayan bir yaratıcının bulunduğunu bile bile, inatla inkâr etmek. Kişiyi bu tür inkâra sevk eden sebepler kabilinden olarak; bulunduğu makamı korumak, ayıplanma endişesi duymak, kibir ve gururu sayabiliriz.

Küfr-ü hükmî: Hiçbir şekilde iman ile bağdaşmayan bir fiilde bulunmak. Sözgelimi bir kimse Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)’in getirdiği bütün her şeyi tasdik ve ikrar edip gereğince amel etse; ama bununla birlikte kendi rızasıyla zünnar bağlasa veya puta secde etse onun kâfir olduğuna hükmederiz. Zira Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) bu gibi halleri, yalanlama ve inkâr alameti saymıştır. Buna küfr-ü ameli de denilmektedir.
Küfr-ü nifak: İnanılması gereken şeyleri kalple tasdik edildiği halde dille ikrar etmek.

Küfür-Şirk İlişkisi: “Şirk” sözlükte riya, nifak, Allah’a ortak tanımak, Allah’tan başkasının adına yemin etmek, bir şeyi uğursuz saymak, hadiselerin meydana gelişini basit sebeplere bağlamak gibi anlamlara gelmektedir.

Dini anlamda ise şirk, Allah’ın ortağı olduğunu kabul etmek ve Allah’tan başkasına ibadet etmektir.


Bazı alimlere göre de şirk ile küfür aynı manaya gelen iki ayrı kelimedir. Çünkü Kuran-ı Kerim’de kitap ehlinden de şirkin sadır olduğu açıklanmıştır. O halde Yahudi ve Hıristiyanlar da müşriktirler. Zira Hıristiyanlar baba-oğul-kutsal ruh’tan oluşan üç esası ilah tanımakta; Yahudiler de hahamların haram dediklerini haram, helal dediklerini helal sayarak, onlara Rab isnadında bulunmaktadırlar. “Yahudiler, Üzeyir Allah’ın oğludur dediler. Hıristiyanlar da Mesih İsa Allah’ın oğludur dediler. Bu onların ağızlarıyla uydurdukları sözlerdir” ayetini buna delil getirirler. Tevbe/30
Şirkin büyük günah olduğunu şu ayetler açıklamaktadır:


Kim Allah’a ortak koşarsa derin, çıkmaz bir delaletle sapıtmıştır.” Beyyine, / 6.


Allah muhakkak kendisine ortak tanınmasını affetmez.” Beyyine, / 1.


Kim Allah’a şirk koşarsa, şüphesiz o Allah’a büyük bir günahla iftira etmiştir” Tevbe, / 30.


Ayetlerde de görüldüğü üzere Allah’a şirk koşmak günahların en büyüğüdür.


Küfür; Kişiyi İslam dairesinden çıkartmış olma ihtimali olan eylem veya sözlerdir.


Tekfir:
Müslüman kişinin iman dairesinden çıkmış olduğunu iddia ve ispattır. Yani Müslüman bir kişiyi küfre nispet etmek, kâfir olduğunu söylemektir.



Âlimler, dünyevî imanı söz ve amel (dil ile ikrar) olarak görür, ama büyük günah işleyeni tekfir etmez; ebedî cehennemlik görmez. Allah’a eş koşmamak şartıyla, büyük günah sahibi tövbe etmeden ölürse, “o Allah’ın meşiyetindedir; dilerse onu ateşe sokmakla azaplandırır, dilerse de azaplandırmaz. Kişi, farzlardan herhangi birini terk etmesinden dolayı imandan çıkmış olmaz. Bir Müslüman helal kabul etmedikçe büyük bile olsa herhangi bir günahı işlemesi sebebiyle tekfir edilemez. Ancak İslam dairesinden çıkmasa da günahından ötürü fasık olur.
Günah işleyen Müslümanın, kâfir veya münafık olmadığı Kuran’dan şu ayetlerle sabittir:


Allah Teâlâ: “Zina eden kadın ve zina eden erkek” buyurmuş ondan iman ismini kaldırmamıştır. Yine Allah Teâlâ: “Sizden zina işleyenle”buyurmuştur. Buradaki “sizden” ifadesi ile Müslümanları kastetmiştir.

Bu ayetlerde açıkça görüldüğü üzere, Allah, asi olan büyük günah sahiplerini “mü’min” olarak vasıflandırmıştır.
İmam Maturidi şöyle der: Küfür sürekli bir haldir. Günah işlemek ise geçici bir haldir. Küfür dışındaki büyük günahlar belli bir zamanda yapılır. Bir anda şehvet hırsıyla yapılan günahın cezası ebedi olamaz. Allah’a şirk koşmanın dışında, diğer büyük günahlar devamlı olmamak şartıyla, bazen şehvetin galip gelmesiyle yapılır. Cezası da buna göredir.

İbn Abidin: İşlenen kötü bir amelin müçtehitler tarafından yüz ayrı yorumu yapılacak olsa; doksan dokuzu küfür olduğunu, biri ise küfür olmadığını söylüyorsa, bu fiili işleyen kişinin tekfir edilmesinin caiz olmadığını söyler. Yani ona mü’min ve muvahhit muamelesi yapılması gerekir.



Dikkat edilmelidir ki; böyle bir kişiyi, kâfir olduğuna dair yüzde yüzlük kesin bilgi olmadığından dolayı tekfir edemeyiz. Yoksa Allah katında hala Müslüman mıdır değil midir, orasını bilemeyiz. Biz tekfir edemediğimizden ötürü onu Müslüman olarak görürüz. Müslüman olarak onunla muamelelerimizi sürdürürüz.




Şimdi bir misalle bunu açıklamaya çalışalım: Müslüman bir kişi: “daha önemli işim var, şimdi namaz kılamam” dese bu sözü bir küfür sözüdür. Buna dair her hangi bir ihtilaf yoktur. Fakat bu sözü söyleyen kimsenin bu söz sebebiyle kâfir olması ayrı, tekfir edilmesi yani ona “sen kâfirsin/kâfir oldun” denilmesi ayrı bir şeydir. Zira bu söz, namazı hafife almak anlamında olursa kişiyi dinden çıkartır. Fakat “şu işi hemen yapmam lazım ardından kılarım, namaz vakti geçmiyor” anlamında olursa dinden çıkmış olmaz. Bu şekilde bu sözün yüz ayrı anlama geldiğini ve doksan dokuz anlamının kişiyi dinden çıkartan anlamlar olduğunu, sadece bir anlamı, dinden çıkmayacağı anlamına geldiğini var sayalım. Şimdi “kişi, bu yüz anlamdan sadece biri olan iman dairesinden çıkmayacağını gerektiren anlamı kast etmiş olabilir mi?” olabilir de olmayabilir de. Bu yüzden biz hangi anlamını kast ettiğini kesin bilemiyoruz. Küfür anlamlarından birini kast etti diyecek olsak yüzde doksan dokuz ihtimali olan bir şık olsa da kişinin son yüzde birlik anlamı kast etmemiş olduğunu kesin bilemediğimizden bizim bu düşüncemiz şüphe içeren bir kanaatten öteye geçemez. Bu yüzden geride de dediğimiz gibi ihtimal kalmayıp kesin ve şüphesiz bilgiye ulaşmadıkça kişiler tekfir edilemez. Ama bu kişi, gerçekte kâfir oldu mu, orasını biz bilmeyiz, bilmekle de mükellef değiliz. Fakat Allah Teâlâ, her şeyi tüm ayrıntısıyla bilen olduğu için bu kişinin bu sözle hangi manayı kast ettiğini bilir. Küfür manalarından birini kast etmiş ise kâfir olmuştur. Yüzde bir ihtimali olan küfür olmayan anlamını kast etmiş ise olmaz. Hangi manayı kast etmiş ise Allah Teâlâ ona göre onu kâfir veya Müslüman sayacaktır. Ama bu Allah Teâlâ’nın işidir. Biz, hangi manayı kast ettiğini kesin olarak bilemediğimiz için ve o kişinin daha önceden Müslüman olduğu kesin olarak sabit olduğu için onu tekfir edemeyiz. Ölecek olsa cenaze namazını kılarız. Nikâh veya başka bir şeyde şahitliğini kabul ederiz. Nikâhı ortadan kalkmış olmaz. Yani karısından ayrılmaz. Müslümanlara yapılan tüm muameleler bu kişi hakkında da geçerli olur.



Şu noktaya da dikkat edilmelidir; bu veya buna benzer söz söyleyen kişi, gaflete düşüp bunu söylemiş olabilir. Dolayısıyla kendisi de neyi kast ettiğini bilemeyebilir. Her ne kadar tekfir edilmese de kendisi, kendi hakkında ihtiyatla hareket edip bu emsal sözlerden dolayı hemen tövbe etmeli, imanını tazelemeli ve yeniden nikâhını kıymalıdır. Zira kendisi de bilmediği için ihtimaldir ki küfre düşmüş olabilir. Buna dair kelam kitaplarında “kişi, bilmeden İslam dairesinden çıkmış olabileceğinden iman ve nikâh tazelemesi müstehaptır” derler.



Kişi, her durumda küfür kokan sözlerden sakınmalıdır. Fakat karşımızdaki insanlar, bu sözleri kullandıklarında hemen ona “kâfir oldun” şeklinde hükmetmek de ayrı bir küfür sözüdür, unutmayalım. Zira kâfir olduğu kesin olmayan bir Müslümana kâfir oldun demek de küfürdür. Bu yüzden insanlara kâfir demekten kaçınmak gerek. Bununla birlikte yüzde yüzlük kesin küfür olduğu sabit söz veya eylemlerde bulunanın bir özre mebni bunu söylemediği biliniyorsa bu kişinin de kâfir olduğundan şüphe etmemeliyiz. Ama kâfir olduğunu söylemekte bir gerekçe yoksa yine de söylememeliyiz. Zira tekfir esasen yetkili makamların işidir. Çünkü buna göre nikâh, şahitlik veya cenaze emsali muameleler yapılacaktır. Fertlerin kendi görüş ve anlayışlarına göre önüne geleni tekfir etmeleri İslam dünyasında tefrika ve kargaşayı doğurmaktan başka bir şeye yaramamıştır.
 

fakiri

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
14 Ocak 2007
Mesajlar
15,969
Puanları
83
"Ayetlerin ve Kuran'ın yumuşak karnı vardır!" sözü sana aittir ve bu sözden henüz rücu ettiğin görülmedi ! Bu sözü söylemek ve yazmak küfürdür ve burada bu hâlinle gelmiş millete utanmadan ve sıkılmadan "İman-Küfür ve Tekfir" hakkında ahkâm kesiyorsun!
 
Üst