İlk Fitne: Mescid-i Dırâr | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

İlk Fitne: Mescid-i Dırâr

ukubat

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
9 May 2007
Mesajlar
1,926
Puanları
48
Web sitesi
www.ismailaga.org.tr



Sözlükte “zarar vermek, muhalefet etmek, sıkıntı vermek” anlamına gelen dırâr kelimesi mescid kelimesiyle birlikte Kur’ân-ı Kerîm’de “Mesciden Dırâren” şeklinde geçmekte ve âyette münafıkların yaptığı bu mescidden bahsedilmektedir. İslâm ıstılahında yaygın olarak Mescidü’d-dırâr adıyla bilinen mescid, nâdiren Mescidü’ş-şikâk veya Mescidü’n-nifâk diye de anılır.[1]
Münafıklar İslâmiyet’in Medine’de güçlenerek yayılmasından rahatsız oluyor ve bu gelişmeyi önleyemedikleri için hayıflanıyorlardı. Hazreti Bilâl (Radıyallâhu Anh)ın okuduğu ezanın ardından müminlerin Mescid-i Nebevî’de saf tuttuğunu, birlik ve dayanışmalarının giderek arttığını görüyor, Hazreti Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in sohbetlerine katılan müminlerin sayısının çoğalmasını hüzünle seyretmekten başka ellerinden bir şey gelmediğini söylüyorlardı. Ancak bu sırada içlerinden Vedîa bin Âmir onları teselli edebilecek bir haber verdi.
Münafıkların Plânı
Vedîa’ya Câhiliye devrinde hıristiyan olan ve o sırada Suriye’de bulunan Ebû Âmir er-Râhib’den bir mektup gelmişti. Ebû Âmir münafıkların reisi Abdullah bin Übeyy’in yakın akrabasıydı. Müslümanlara karşı hilelerinden dolayı Resûl-i Ekrem’in, “Ebû Âmir el-Fâsık” dediği bu kişi Bedir Gazvesi’ne müşriklerle beraber katılmış,[2] Uhud’da da müşriklerin safında yer almış, Medineli hemşerilerini tahrik ederek onları yanına çekmek istemişse de başarılı olamamıştı. Daha sonraki savaşlarda müslümanlara karşı olumsuz tavrını sürdürmüş, Mekke fethedildikten sonra Tâif’e sığınmış, Huneyn (Hevâzin) Gazvesi’nden ve Tâif Seferi’nin ardından burada duramayarak Suriye’ye gitmişti. Giderken de münafıklara işlerini görüşebilecekleri bir mescid yapmaları ve güçlerinin yettiği kadar silâh ve mühimmat toplamaları için haber yollamış, kendisinin Bizans makamlarına gidip oradan asker getireceğini ve müslümanları Medine’den çıkaracağını bildirmişti. Ebû Âmir mektubunda Bizans valisiyle görüştüğünü, kendileri destek olurlarsa Bizanslılar’ı Medine’yi kuşatmaya ikna edebileceğini söylüyordu. Münafıkların bu konuyu görüşebilmeleri için dikkat çekmeyecek bir mekâna ihtiyaçları vardı. Vedîa bu mekânın nasıl yapılacağı konusunda bir öneride bulundu.
Buna göre bir mescid inşa edip cemaate devam etmeyi kolaylaştırdıkları izlenimi uyandıracaklar, böylece hem Mescid-i Nebevî ile Mescid-i Kubâ cemaati arasında bir tefrika çıkarmış olacaklar, hem de Ebû Âmir ile gizlice görüşebilecekleri bir mekâna kavuşmuş olacaklardı. Vedîa bin Âmir’in teklifinin kabul edilmesinin ardından münafıklar süratle Kubâ’da bir mescid yaptılar.
Mescidin yakılması
Hazreti Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem), Medine dışında Zûevan denilen yerde Tebük Seferi’nin son hazırlıklarıyla meşgulken münafıklardan beş kişilik bir heyet gelip yağmurlu ve soğuk kış gecelerinde hasta ve özürlü olanların namaz kılması için bir mescid inşa ettiklerini ve kendilerine namaz kıldırarak burayı ibadete açmasını istediler. Resûl-i Ekrem (Sallâllâhu Teâlâ Aleyhi ve Sellem) sefere çıkmakta olduğunu, dönüşte orada namaz kıldırabileceğini söyledi. Sefer dönüşü ordusuyla birlikte Zûevan’da konakladığında bazı münafıklar gelerek, onu mescidlerine götürüp namaz kıldırmak istediler. Bu sırada mescid ve onu yapanların niyetleri hakkındaki âyetler nâzil oldu.Bu âyetlerde mescidi inşa edenlerin niyetlerinin müminlere zarar vermek, hakkı inkâr etmek, müminlerin arasına nifak sokmak ve daha önce Allah ve Resulüne karşı savaşmış olan bir kişiyi (Ebû Âmir er-Râhib) beklemek olduğu belirtiliyor, bunların gayelerinin iyilik olduğuna dair yemin bile edebilecekleri, halbuki yalancı oldukları vurgulanıyor, ona, Mescid-i Dırâr’da asla namaza durmaması, buna karşılık takvâ üzerine kurulmuş mescidde (Mescid-i Kubâ veya Mescid-i Nebevî) namaz kılmasının daha uygun olacağı bildiriliyordu.
Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (Sallâllâhu Teâlâ Aleyhi ve Sellem) Medine’ye ulaşınca Âsım bin Adî El-Aclânî (Radıyallâhu Anh) ile Mâlik bin Duhşüm es-Sâlimî (Radıyallâhu Anh)a mescidi yıkmaları için emir verdi.[3] Bu sahâbîler yatsı vakti sıralarında Mescid-i Dırâr’ı yaktılar. Çıkmamakta direnen Zeyd bin Câriye’nin vücudunun bir kısmının yandığı söylenir. Münafıklar ertesi sabah mescidin yıkılmış olduğunu görünce Allah Te‘âlâ’nın, sırlarını ifşa ettiğini ve gizledikleri gerçek amacın Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Teâlâ Aleyhi ve Sellem)e bildirildiğini anladılar.
Dipnotlar
[1] İbn Hişâm, 4, s. 530.
[2] İbn Sa‘d, 3, s. 540.
[3] Vâkıdî, 3, s. 1046.
 
Üst