İlim: iki tarafı keskin kılıç | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

İlim: iki tarafı keskin kılıç

ziruh

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
22 Kas 2007
Mesajlar
5,245
Puanları
113
İnsanı hayvandan ayıran en önemli vasfı ilim öğrenme özelliğidir.

Diğer bir deyimle ilim öğrenme mecburiyetidir.

İnsan dokuz ay bir beklemeden sonra tamamen cahil ve etrafına yabancı olarak dünyaya gelir.

Güçlükle annesi tarafından emzirilir. İki senede ancak ayağa kalkabilir. On beş-yirmi senede ancak iyi ile kötüyü, menfaat ile za­rarı farkedebilir. Hep çevresinin yardımıyla korunur, des­tek görür, hayata alıştırılır. Kısacası insan ölünceye ka­dar öğrenmeye muhtaçtır.

Hayvan ise çok farklıdır. İnsanın yirmi senede edine­mediği mahareti arı gibi, ördek gibi bir hayvan henüz yu­murtadan çıkar çıkmaz başarır.

Mesela, yumurtadan yeni çıkmış bir arı yavrusu 20-30 km uzaklara giderek, daha önce hiç yapmadığı işi yapar peteği için gerekli çiçek tozunu alır gelir. Hiç yolunu şa­şırmaz. Kırk senelik bir ustalıkla, zor hava şartlarında bi­le yolunu şaşırmadan, peteğini bulur.

Peteğinden ayrılırken çiçeklerin bulunduğu yerlerin koordinatlarını kırk yıllık bir haritacı gibi şaşırmadan bulur. Aynı başarıyı geri gelirken de yapar. Peteğini yapar­ken, içini besin değeri en yüksek bir madde ile doldurur­ken sergilemiş olduğu ustalık hiç de öğrenilecek bir iş de­ğildir. Yine ördek gibi, balık gibi, kurbağa gibi bir hayvan henüz dünyaya gelir gelmez suya dalar kırk yıllık bir dal­gıç gibi yüzer.

Şu halde denilebilir ki, insan bu dünyaya öğrenmek için, ilim tahsil etmek için gelir. İnsanm esas görevi ilimle yükselmek, olaylar arasında bağ kurmaktır. Ve insanın en önemli işi de, ilimle kendisini tanımasıdır. Nitekim gü­nümüzde kalkınmışlığın en önemli kriterinden biri oku-ma-yazma oranı, yani ilmi seviyedir.

Okumanın ve ilmin önemi bundan tam 1400 sene ön­ce gelen bir emirle insanlığın kulağında çınlamıştı. Evet, Allah'ın Peygamberimize (a.s.m.) ilk emri OKU'dur. Hiç şüphesiz bu emir onun şahsında hepimizedir. Acaba oku­manın ve ilmin insanlık için önemini "Hiç bilenlerle bil­meyenler bir olur mu?" âyetinden daha iyi tarif eden bir söz var mı? Öyleyse uzun söze ne hacet "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" Ama, unutmamak lazım;

İlim ilim bilmektir.
İlim kendini bilmektir.
Sen kendini bilmezsen
Bu nice okumaktır.

• • •

İlmin insanın ayrılmaz bir parçası olduğu, doğu ve ba­tı toplumlarınca tartışmasız kabul edilmiş durumdadır. Ancak ne var ki, "Nasıl bir ilim?" sorusu hâlâ cevap bek­lemektedir. İlim bir gaye midir?

Yoksa bir sebep midir? İlim elde edilince herşey hallolmuş sayılır mı? İlmî bakım­dan gelişmiş toplumlar bütün meselelerini çözmüş sayılır mı?

Tarihi seyri itibariyle insanlık çok sıkıntılar çekmiş. Taş devri, maden devri derken, şehirleşme, sanayileşme ve bugün nükleer çağı da geride bırakarak bilgi çağına erişmiş durumda. Kimilerine göre bu durum gurur duyu­lacak bir seviyedir. Ancak tarihi olaylar bize göstermiştir ki, önemli olan ilimde ulaşılan seviyeden çok. ilmin hangi maksatla kullanıldığıdır.

Hattâ ikincisi birincisinden da­ha önemlidir. Belki biraz karamsar gelecek ama, insanlar atomu parçaladılar da ne oldu? İlk uygulama olarak atom bombasını yaptılar. Hiroşima ve Nagazaki'de binlerce in­san öldü. O günden bugüne ölümü hasretle arayan sa­katlar ve sakat doğan çocuklar... Yine, en canlı örneği Çernobil faciası, bir kaza olarak sebep olduğu felaket.

De­mek ki ilim iki tarafı keskin bir kılıca benziyor. Cehalet kötü, belki insanlık için en kötü bir hal cehalettir. Ancak kötüye kullanılan ilmin cehaletten daha az zararlı oldu­ğunu kim iddia edebilir?

Acaba sonuna geldiğimiz şu asırda ilmin ulaştığı sevi­yenin aynen silahlara aktarılması sonucu insanlığın ma­ruz kaldığı zulüm, tüm tarihtekine denk gelmez mi? I. ve II. Dünya harplerinde sofistike silahlarla katledilen in­sanlar... Yine dünyanın şurasında burasında aralıksız de­vam eden katliamlar pürşer-beşerin bir vicdan muhase­besine oturması için yetmez mi? Belki biraz mübalağalı gelebilir, ama bir gerçek.

İlim ile okur-yazarlık birbirinden farklı şeylerdir. Ba­zen ilim kötüye kullanıldığında insanı cahil bir insandan daha vahşi yapabilir. Aslında insandaki hayvanı, yani vahşi duygular okur-yazarlıkla gider diye bir kaide yok. Hattâ denebilir ki ilim kötüye kullanılırsa insanın cehaleti ve vahşeti iyice artar.
Acaba, Sırp sırtlanlarının tarihin en karanlık dönemlerinde bile eşine rastlanmamış vahşetine seyirci kalan, sözde medeni ülkelerin durumu bunun en canlı örneği değil midir? Esasen, ilim bir vesile, bir sebep olmalıdır. Bir hedef değil...

İnsanlığı, huzura, sükuna, barışa ve saadete götüren bir sebep olmalıdır ilim... İlim insanı yüceltmelidir. İlim insanı vahşi ve hırçın olan hayvanı duygulardan arındırıp gerçek bir insan yapmalıdır. İlim, maddesiyle manâsıyla kâinatın yaratılış sırlarını çözmelidir. 1400 sene önceki oku emrinin gereklerini ruhunda taşımalıdır. İlimde bir gaye, bir hedef olmalıdır. Ta ki insanlar kendilerini ve kâinatı tanısınlar, bilsinler. Yaratılış sırlarını çözsünler.

Ve şu soruların cevaplar bulsunlar:
Nereden geliyoruz? Nereye gidiyoruz?
Bizi buraya kim gönderdi?
Bizden istekleri nelerdir o gönderenin?

Maneviyattan mahrum, sırf maddi bilgiler yığını olan hedefsiz ve gayesiz bir ilim, insanı, egosunun etrafında zamanla bir canavara dönüştürür. Herşeyi menfaatte arayan, haklılığa değil, kuvvete dayanan, ruhsuz mater­yalist eğitim ve onun sonucu olan bilim zamanla bu in­san cücelerini devleştirir, vampirleştirir, canavarlaştırır. Bu anlayışa göre hayatta,

• insan kuvvetli ve güçlü olmalı
• herşeyde maksadı, menfaat olmalı
• hep mücadele etmeli
• bol bol yemeli, içmeli, eğlenmeli, şöhret kazanarak başkalarını sömürmeli gibi düşünceler öne geçer.

İşte bunlarla insanlığın huzuru kaçmış ve perişan olmuştur. Evet, ilmin ve okumanın insan için önemini an­latırken Kur'ân-ı Kerimin ilk ayetinin "Oku" olduğundan bahisle İslâmın ilmi ve okumayı teşvik ettiğini belirtmiş­tik. Çok iyi bilindiği gibi Hz. Peygamber (a.s.m.) "Oku" emrine muhatap olunca biraz korku, biraz heyecan, biraz da ürkek bir sesle, "Ben okuma bilmem ki, hâsıl okuya­yım?" diye mukabele eder.

Gelen ikinci emir hükmündeki cevap çok enterasan-dır. "Oku, seni yaratan yüce Rabbinin adıyla oku."

Ben burada haddimi aşarak diyorum ki bu cevabın altında yatan şu mânâlar sayılabilir.

"Oku, Allah'ı tanımak için oku!"

"Oku, Allah'ın rızasını kazanmak için oku!"

"Oku, kendini tanımak için oku!"

"Oku, nereden gelip, nereye gittiğini, seni buraya ki^ min getirdiğini bilmek için oku!"

"Oku, bu hayattaki görevlerini bilmek için oku!"

"Oku, insanlığa faydalı olmak için oku!"

"Oku, dünyayı ve içindekileri vahşetten kurtarmak için oku!"

Kısacası "fani olan dünya hayatını, ebedi olan âhiret hayatına tarla yapmak için oku."

O ve onun etrafındakiler işte böylece okumaya başla­dılar. Yirmi üç sene boyunca hep gelenleri okudular. Hem gelen Kur'ân ayetlerini okudular, hem de kâinat kitabını okudular. Nihayet herşeyi onun adıyla okudular. "Oku" emri geleli henüz birkaç sene olmuştu ki, kendi öz çocuk­larını kız olduğu için diri diri toprağa gömenler, artık yü­rürken yerdeki karıncalara basmaktan korkar olmuştu. Velhasıl kurtlar koyunlara çobanlık eder olmuştu.

Bir taraftan toplum mânevi ilimlerle olgunlaşırken, bir taraftan da fizik, kimya, biyoloji, tıp, astronomi, matematik gibi fen bilimlerinde büyük mesafeler alınıyordu. Derken in­sanı insan yapan mânevi ilimlerle fen ilimleri aynı okul­larda okutuluyordu. Belki de bugünkü ilmin temelleri o gün atılıyordu.

Bugünün teknoloji devleri olan Batı Avrupa, Amerika ve Japonya'nın adının dahi bilinmediği o dönemlerde "Oku" emri dalga dalga yayılıyordu. Mesela, 980-1037 yıl­larında yaşamış İbn-i Sina'nın tıpla ilgili kitabı Avrupa'da 500 seneden fazla ders kitabı olarak okutulmuştur. Öyle ki Hıristiyan olan
Avrupa bu kitaba "tıbbın İncili" lakabı­nı takmıştır.

Sıfırı matematiğe kazandıran Harizmî (780-850) yıllarında yaşamıştır. İlk kâğıt fabrikası Bağdat'ta 794 senesinde. Mısır'da 800'de, Endülüs'te, yani bugün­kü İspanya'da 950'de kurulmuştur. İngiltere'de ise bun­dan tam 500 sene sonra, yani 1309 yılında kurulmuştur. Bunlar sadece birkaç örnek. İslâm toplumu iki kanatlı bir kuş olmuştur. Avrupa'nın doğusundan ikinci bir güneş olarak doğmuştur. Bu da "Nasıl bir ilim?" sorusuna veri­lecek eri güzel bir cevap olmuştur.


Prof. Dr. Faris Kaya
 
Üst