İki dünya arasında bir aşk hikayesi

Verda

Gales
İhvan Üyesi
Katılım
9 Nis 2010
Mesajlar
10,917
Puanları
113
Yazar Tarık Tufan'ın Şanzelize Düğün Salonu sürükleyici dili ve sahici yapısıyla okuru kendine bağlayan bir roman. Yazar, romanda travmayı, aşkı, yabancılaşmayı, tercihlerin insanı nerelere sürükleyebileceğini, nefsin çıkmazlarını sade bir dille anlatıyor

Bir insan içindeki iyiliği neden öldürmeye kalkar? Belki hırsından, belki kibrinden, belki de beklentisinin yerine gelmemesinden dolayıdır, insanın kötülüğü iyiliğe tercih edişi... Belki de delicesine herhangi bir şeye kaptırır kendini, unutur iyiliği... Ondandır iyilikle mücadelesi... Ya travma sonucu oluşan haller silsilesi neye sürükler insanı, nereye götürür? Bağlılığa mı, isyana mı? Kim bilebilir ki? Ya aşk uğruna neler yapar insan? İnkara, vazgeçişlere, kendini yitirişlere sıkı sıkıya sarılır mı ya da tam tersine aşar mı beşer olanı, varır mı gerçek aşka... Bilinmez! Hayat! Yazar Tarık Tufan'ın ilk romanı Şanzelize Düğün Salonu'nu bitirdiğimde aklımda hayatın ikilemi kaldı. Tarık Tufan, olağan bir öykünün, olağanüstü anlatımı eşlinde hayatın getirdiği ikilikleri, çıkmazları ve sonunda yapılan tercihleri dile getiriyor romanında. Öyle bir yapıyor ki bunu, romanı okurken hayatın meşgalesinden unutulan bazı şeyleri yeniden düşünmenize ve sorgulamanıza neden oluyor. Ama sorgulama sürerken romandaki olağanüstü kurgu sizi yeniden metne döndürüyor, hikayenin sürükleyiciliği merakınızın artmasına neden oluyor. [FONT=pt_sansbold]

TRAVMADAN SONRASI

Tarık Tufan'ın Profil Yayıncılık'tan çıkan Şanzelize Düğün Salonu'ndaki başkahramanı ise dindar, genç bir erkek. İsimsiz kahramanın babası da bir şeyh. Ama büyük bir travma ile karşı karşıya kalması, şeyhin oğlu için hayatının seyrinin değişmesinde de dönüm noktası oluyor. Her şey roman kahramanının annesini yitirmesiyle başlıyor zaten. Eda da bu dönemde karşısına çıkıyor onun. Annesinin vefatından sonra okula gittiği ilk gün amfide karşılaşıyor Eda ile. Ve amfide yankılanan "Aranızda annesi yeni ölmüş biri var mı arkadaşlar?" sorusu çarpıyor zihnine. Eda'nın isteği edebiyat kulübünün dergisi için bir yazı. O da kabul edip annesi için kaleme aldığı yazısında "Ayrılığın olduğu yerde hayat da olmaz" diyerek, travmanın yarattı kırılmayı yansıtıyor kâğıdına. Aslında roman kahramanı ilk görüşte âşık oluyor Eda'ya. [FONT=pt_sansbold]

TESLİMİYET VE SADAKAT
[/FONT]Öyle bir aşk ki bu, kendi içinde ikilemler yaşıyor, kendine yabancılaşacak kadar uzaklaşıyor hayatından, kendinden... Bambaşka bir hayatın elinde, bambaşka biri oluyor; sırf sevdiği kadının yanında yer almak için benliğini, hatta her şeyi hiçleştiriyor. Baba-oğul ilişkisindeki dram romanda sahneye çıktında, babası Şeyh Ahmet Niyazi Efendi ne dese, faydası yok oğluna. Oğul "Elimi ateşe sürdüm. Ateş elimi kalbime sürdü. İçimden taşan arzuyla, yangınımın peşine düştüm" diyerek, sevda ateşinin peşinde ne de olsa. Onun gözü de dergâh görmez oluyor, hayatta da bir tek 'dergahı' var artık; biricik aşkı Edası... Tekkeden, dindarlıktan, geçmişinden yavaş yavaş sıyrılıp hiç bilmediği şeyleri yaşayacağı Beyoğlu'nun bilmediği mekanlarında buluyor kendini. Sırf Eda için, sırf Eda ile olmak için tercih ediyor bunu. Ama hâlâ içinde bir tereddüt... Şeyh babasının "Yapma oğlum!" demesi de hiçbir şeyi değiştirmiyor. Hikayenin odağında isimsiz kahraman var belki ama, bir de nasıl oluyorsa hep ama hep karşısına çıkan, peşini bir türlü bırakmayan Baki Semih var. Romanın en etkileyici karakterlerinden biri de Baki Semih. Teslimiyetin ve sadakatin göstergesi o. Ve bir gün Baki Semih de isimsiz karakterin kapısında, başkarakterin arkadaşı Rüstem de. Bir düğün salonundan çıkıp gelen Rüstem ve yanında tanımadığı bir kadın. Romanda birbirine parelel gelişen kimi zaman heyecanlı, kimi zaman hüzünlü, kimi zaman acıklı olaylar silsilesi... [FONT=pt_sansbold]

NEFSİN ÇIKMAZLARI
[/FONT]Şanzelize Düğün Salonu isimsiz karakterin sarsıcı savruluşunu da gelişen olay örgüsünde yan karakterlerin her birinin iç dünyasının ayrıntılarını da görmenizi sağlayan, ayrı dünyalarında dolaştıran, okuru akıcı bir dille kendisine bağlayan bir roman. Tarık Tufan da öylesine içten, öylesine duygu yoğunluklu ve öylesine varoluşun sarsıcı dünyasını edebi bir sadelikte anlatıyor ki, başkarakterin kaybo luşundaki serüvende okuyucuyu da ardınca sürüklüyor; travmayı, aşkı, yabancılaşmayı, tercihlerin insanı nerelere sürükleyebileceğini, nefsin çıkmazlarını edebi ve sımsıcak bir sadelikle dile getiriyor.

[FONT=pt_sansbold]KİTAPTAN TADIMLIK[/FONT]
"Şeyh babamın vefatından hemen sonra, yeni şeyhin kim olacağını görebilmek için rüyayı bekleyen dervişler, rüyalarında aynı gece, aynı kişiyi görüp vaziyetin mahiyetini anlayabilmek için sabahın erken saatlerinde kapımı çaldıklarında, gece boyunca vücudumun her zerresine sirayet etmiş şarabın etkisinden henüz kurtulamamıştım."
[/FONT]

***
"Bir kadını sevmeye başladığınızda dünya gitgide tenhalaşıyor. Başka hayatların izleri tek tek silinmeye başlıyor; başkalarının sesleri, başkalarının ayak izleri, başkalarının hatıraları. Sonra sizden ve o kadından başkası kalmıyor. Öncesinde de hiç kimse yaşamamış gibi. Boşluktan doğmuş gibi. Sonra siz de yok oluyorsunuz ve sadece o kadın kalıyor. Aşk bir kadının bu dünyadaki yalnızlığıdır; ona âşık olan adamın her şeyi ve nihayetinde kendisini, kadının varlığında yok etmesidir. Ben henüz yok olmamıştım. Şimdilik."


http://www.sabah.com.tr/kitap/2015/12/11/iki-dunya-arasinda-bir-ask-hikayesi
 
Üst