İhsan (İhlas) Ne İle Elde Edilir? | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

İhsan (İhlas) Ne İle Elde Edilir?

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,948
Puanları
83
Yaş
51
Efendim, ne ile Allah'a yakın olunur ve rızasına erilir? Ahlak nasıl güzelleşir. Bilmediğimiz kalb ilimlerine ulaşmak nasıl? Mürşid lazım mı, değil mi? Alimler yetmiyor mu? Okumakla kamil olamaz mıyız? Rabbimiz bizi yetiştirmez mi? Üveysiliğe talib olsak? Sorular artar. Şu güzel kelamın manasını anlar isek mesele kalmayacak inşallah:

"İslam'ı yaşamak ilim, amel ve ihlas ile olur."

Bazı yerlerde hatta "Şeriat, ilim, amelden ve ihlastan ibarettir" diyenler de olmuştur. Mektubat-ı Rabbani'yi okuyanlar da benzer ifadelere rastlamışlardır.

Cibril Hadis-i Şerifinde: "İman, islam ve ihsan" geçer. (1)

İman ve ilim, insanı hayvani sıfattan kurtarır. Amel (uygulama) insanı beşeri sıfata yükseltir. Amel yani tatbikat olmaz ise imanın hakikatına vasıl olunamaz. İman zayıf kalır. Şeriatsiz cisim temizlenmez, güzelliğini bulamaz. Şeriatı yaşamayanların, yaşlarını aldıkça yüzlerinde nur kalmadığını, kararmaya başladıklarını görürsün. Nedeni cesedlerinin kirli kalmasındadır. Bir ihtiyarın gençliğini nasıl geçirdiği derisinden belli olur, buyurmuşlardır.

İhsan da yani ihlası elde etmek de insanı beşeri sıfattan alarak, Meleki bir sıfata yani "ahsen-i takvim"e ulaştırır. (İhlas, herşeyini ve kendini; ruhuyla, nefsiyle Allah'a ait kılmak, her şeyiyle fiil, sıfat -ahlak-, zatıyla Allah için, Allah ile olmak. Allah'a aitlik ve teslimiyettir. Teslim etmektir. Kendinden bilmemektir. Rabbani olmak da denebilir.)

Bir insan Tarikat-ı Muhammediyye'ye girip yaşamadan ihsan makamına ve ihlasa ulaşamaz. Abdurrahman Tagi efendimizin, Muhammed Samiyyi'l Erzincani Hz.lerine yazdıkları icazetnamelerinde bu husus açıkça kayıtlıdır:

"Hazreti Muhammed Mustafa'nın (sallahu aleyhi ve sellem'in) Şeriatına (dinine) uymak üç şeyle olur: İlim, amel ve ihlas..

İlim; ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat'in rehberleri ve alimlerinin görüşleri ışığında iman ve akidedir. Amel; fıkıh alimlerinin derleyip geliştirdiği şer' i hükümlerle amel ederek bunu ispat etmektir. İhlas ise; bilhassa bu zamanda ancak tasavvuf ehlinin tarikatlarına girip yol alarak mümkün olur.


Bu zamanda İman da, İslam da, ihsan da her Müslüman tarafından elde edilebilir. Allah'a şükür buna mani yoktur. Elindedir. İradesini kullanarak, tercihlerini yaparak bütün bu nimetlere ulaşabilir. Allah'ın fazl u keremiyle... Şart ki neyi nerden alacağını ya da isteyeceğini iyi seçsin. Yunus Emre Hz.lerinin ifadesiyle erik dalına çıkıp üzüm yemeye kalkmasın, yeter ki...

"Ben ihsanı istemiyorum, iman ve İslam, ilim ve amel bana yeter" diyenlere sözümüz yoktur. Elhamdulillah, eğer ilim ve salih amel var ise o da sahibine yeter, niye yetmesin. Kendi tercihidir. Sadece teşvik olması açısından, Allah'ın daha büyük nimetleri de vardır. Keşke onlara da talip olup kavuşsaydın diye temenni ve tavsiye edilir, o "yeter" diyene... Tutup tutmaması kendi elindedir. Kendi bileceği bir durumdur. (2)

Zamanımızda "ilim" yoluyla (mücerret okuma ve eser mütalaasıyla) "ihsan'a" kavuşulabileceğini ilan ve dava edenler vardır. İhsan'ı alıp ilmin içine getirdiklerini de iddia ederler. Halbuki bunun mümkünatı yoktur. Hem ilimden sonra amel vardır. Amelden sonra ihsan... Ya da ihlas... Kısaca iddia sahipleri, dava sahibi olacaklarına evvela okuduktan hemen sonraki salih ve sahih amel faslını unutmamaları lazım. Dikkatlerini asıl oraya vermeliler. Makbul bir Amel olmadan, nerde kaldı "ihlas"... Bilelim; İslam Sarayının bahçesinden geçip kapısına varıp içinde (özünde) ikamet ancak ihlas'ı tamamladıktan sonradır. (3) Bunu iyi anlamak lazım. Sadece bunu anlamak bile bir Kütüphaneye bedeldir.

İnsan, iradesiyle kendi çabalarıyla ilim ve amele kavuşabilir; ancak, bizzat elinden tutup yol göstereni olmayınca ihsana yol bulamaz. Mürşid-i Kamilsiz yani kılavuzsuz bu mesafeler katedilemez. İrfan kalb ilmi demek. İrfanın hocası, kapısı; kalb sahibi Mürşid-i Kamillerdir. Ve bunda bütün ilim ehli ve bütün arifler müttefiktir. Aksini söyleyen olmamıştır. Asla ve kat'a... (4)

Efendim, biz Mürşidsiz, sırf hizmetle, sırf amelle, sırf bilgiler sahibi olmakla, sırf eser okuyarak ihsan'a kavuşuruz ve kavuştuk da size ne oluyor demeye devam ediyorsa kimilerimiz...

Biz de deriz ki Allah mübarek etsin. Ne diyelim. Er yarın Hakkın divanında belli olur.

----------------------------------------------------

Dipnotlar

(1) Cibril Hadisi diye meşhur olmuş o mübarek Hadis-i Şerif şudur; Ömer bin Hattab radıyallahu anh şöyle anlatıyor:

Bizler bir vakit Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in yanında idik. Ansızın, bembeyaz elbiseler giymiş, saçları son derece siyah ve üzerinde seferin eseri olmadığı ve bizden hiçbir kimsenin onu tanımadığı bir adam içeriye girdi.

Nihayet Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in yayında oturdu. Dizlerini Onun dizlerine dayandırıp diz çöktü. Ellerini Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in dizleri üzerine koydu. Ve şöyle dedi:

"Ya Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem), bana imandan haber ver." Bunun üzerine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem:

"İman Allah Teala'ya, meleklerine, kitaplarına, elçilerine, ahiret gününe inanmandır. Bir de kaderin hayrına ve şerrine inanmandır." buyurdu. Adam:

"Doğru dedin. Öyleyse bana İslam'dan haber ver." dedi. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem:

"İslam, Allah'tan başka hiçbir ilah olmadığına ve hakikaten Muhammed'in (sallallahu aleyhi ve sellem) O'nun elçisi şehadet etmendir. Namazı yerli yerinde kılmandır. Zekatı ( müstahakkına) vermendir. Ramazan orucunu tutmandır. Beyti (Muazzama'yı) haccetmendir, eğer ona güç buluyorsan. " buyurdu. Adam:

"Doğru dedin. Öyleyse bana İhsandan haber ver. " dedi. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem:

"İhsan, gerçekte senin Allah Teala'yı görür gibi ibadet etmendir. Şayed sen O'nu görmezsen, gerçekte O seni görüp durur." buyurdu.

...

Hazreti Ömer buyuyur ki; Biraz sonra Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem:

"Soranın kim olduğunu bildin mi?" buyurdu. Dedim ki:

"Allah ve O'nun Rasulu daha iyi bilir." Bunun üzerine:

"Gerçekte o Cibril idi. Dininizi size öğretmek için gelmişti." buyurdu.


(Müslim 7-10; Buhari 50)

(2) Soruldu: Bir alim Kur'an'ı, hadisi, fıkıh ilmini bilir, selefin kitaplarını okursa şeyhe ne hacet?..

Abdulhakim el-Hüseyni Hz.leri cevap verip buyurdular:

Doğru, doğru amma bir eczacı envai çeşit otları bilir, hangisinden ne gibi şerbet çıkaracağını, hangi hastalığa yararlı olacağını da bilir. Hatta çoğu zaman doktorlara da onu gösterir, doktorlar da onun tahlil, terbiye ve tahririne binaen, teşhis ettikleri hastalığa tavsiye ederler.

Fakat eczacı bir hastayı teşhis etmekten acizdir, doktorun reçetesi olmaksızın bir hastaya ilac verse, hele hele ilacın üzerinde reçetesiz satılmaz diye bir kayıd olursa, eczacı o ilacı parasız olarak verdikten sonra hasta o ilacla ölürse cezalanır. Elbette böyle satış yapan cezayı hakeder.

Bununla beraber doktor kendi filmini çekmekten acizdir. Ondan da aciz olmaz derseniz, iki omzu arasında bir çıban varsa onu tedavi etmekten acizdir.

Alimleri de buna kıyas et. Kaldı ki insan ahiret yolunda evvela avamdır. Nasıl kendini tedavi edebilir?

Kalbi hastalıkların tedavisi maddi tedaviden daha zordur. Acaba nazari olacak tıb ilmini tahsil edene, o oğlun da olsa dimağ ve kalb ameliyatında sen kendini ona teslim edebilir misin? Fakat tecrübe görmüş ve birçok zamanda muvaffak olan bir doktora kendini tereddüdsüz teslim edersin değil mi?

Bunca vaazlar nasihatleriyle az kimseleri yola getirirler, amma şeyhler öyle değil, pek çok fasıkları günahtan vazgeçirirler. Bu apaçık meydanda bir delildir.

Diyebiliriz ki zamanımızda şeyhler az olduğu için gençlerimizin isyanı fazla olmuştur. İrşad vardır, mürşidler azdır.

Iktibas: Edeble Varis Lutufla Donus, Dilara Yayinlari

(3) İhsan'ın İhlas'ın (yani Tasavvufun) İslam'ın özü olduğuna dair bir beyan daha hatırlatalım: Seyyid Muhammed Gamari (ks) Hazretlerine, "Tasavvuf vahy-i semavi midir?" diye tasavvufun kaynağı ve özü hakkında bir soru sorduklarında, şöyle cevap vermişlerdir: "Peygamber Efendimiz (s.a.v)’e vahy-i semavi nazil olduğu vakit, tarikat da onunla beraber, esas olarak kurulmuştur. Çünkü tasavvuf, şüphesiz ihsan makamıdır."

(4) Ahmed Gümüşhanevi Hz.leri yazdılar: "İmam Şarani, Envar-ı Kudsiye'de buyurdu ki: “Tarikat ehli tümüyle ittifak etti ki insanın namazının sağlıklı olması için, onu kalbiyle ilahi huzurdan engelleyen bu sıfatları yok etmeye yönlendirecek bir şeyhi edinmesi vaciptir." Bu da şu hükümden çıkıyor. "Bir vacip eğer bir şey olmadan tamamlanmıyorsa o şey de vaciptir." Şüphe yoktur ki batıni hastalıkların tümünün ilacı vaciptir. Ayetler hadisler, kötü huyların haram olduğuna ve ceza ile tehdide şahittir. ... nefisleri Kur’an okumak, namaz ve oruçla meşgul olup, riyaları ile ve amellerini görerek ölen kullar elbette hata ettiler. Ve amellerinde ihlası bulamadılar. Buna şu mealdeki Hadis-i Şerif işaret ediyor, "Hak Teala'nın bir abide "rahmetimle cennetime gir” sözüne karşı kul der ki, "Ya Rabbi amelimle gireyim" sözü, anlayışının olmadığındandır." Zira Kuran, kalbin cilasını gerektirir. Bakır madenini temizlemekte, zikrin tesiri, pası temizleyen ilaç gibidir. Zikrin dışındakiler ise sabun gibidir.

Mesela Süleyman et-Tufi Bir Hadis-i Şerif hakkında demiştir ki: "Bu hadis, Allah'a süluk ve O'nun marifet, muhabbet ve yoluna vasıl olmada mühim bir asıldır. Çünkü dahili farzlar olan iman, harici farzlar olan İslam ve bunların ikisinden hasıl olan her ikisinde de ihsan, -tıpkı Cibril hadisinde beyan edildiği şekilde- bu hadiste yer almaktadır. İhsan ise, salikinin zühd, ihlas, murakabe vs. nevinden bütün tabakatını ihtiva etmektedir.

Mesela, Erbilli Şeyh Esad Efendi Hazretleri buyurmuşlardır ki: "Tarikat erbabından bir Zata (Mürşid-i Kamil'e) müracaattan maksat yalnız zikir telkini değil, salikin kabiliyet toprağına ilahi marifet tohumlarının ekilmesidir. Zira zikir telkini tasavvufi kitapların mütalaası ile de elde edilir." (4. Mektup)

Mesela, Harputlu Osman Bedrettin Hazretlerinin Mürşidi Mardinli es-Seyyid Mahmud Samini Hazretleri buyurmuştur:Bir kimse şeriat ile amil olmazsa, tarikata yol bulamaz. Tarikat ile amil olmazsa, hakikata yol bulamaz. Bu derecey-i sülaseyi (üç dereceyi; şeriat, tarikat, hakikat'ı) cem eylemeye marifet-i kamil lazım. Marifet, resail mütelaa ile (kitap okuma ile) ele girmez.

Mesela, Abdurrahim Reyhan Efendi Hazretleri buyurmuştur: "İrfan sahibi: Kalbini tamamen ALLAH’a vermiş, ALLAH kalbinden hiç eksik değil... Amenna ibadet olacak ama insanlar ibadetle irfan sahibi olamaz!... İnsanı 'Kamil' eden sohbettir, Kitap okumak insanı irşad etmez."

Bu hakikatleri belirtecek o kadar çok ulema ve meşayıh beyanı yazabiliriz ki bu sayfalar o alıntılara yetmez. Burda bırakalım. Az nakil çoğunu da içerir.

 

sağlıkçı

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
14 May 2008
Mesajlar
2,994
Puanları
0
Er yarın Hakkın divanında belli olur.
yazıda böyle denilmiş.Bu sözün ağırlığını bilen bir kimse bu sözü söyleme cesareti bulamaz.Çünkü bu söze kendide muhatap!Ya yarın Hak'kın divanında er safında değilde öbür safta olursa!.Allahü Teala cümlemize Medetüinayet eyleye Yoksa erlik nerede biz nerede.
Adama bakarsın tamam güzel bir sevilmesi gerkeni sever,ama diğerine söver.
Yani sevilmesi gerekenlerden birini sevmemek hepsini sevmemek olduğunu bilerek sevelim.
 

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,948
Puanları
83
Yaş
51
Allah Teala, cümlemizin sonunu hayır eylesin; mahcup ve mahrum olanlardan eylemesin. "Kişi sevdiğiyle beraberdir" tebşir-i şerifince yaşamak nasip eylesin.
 

talib

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
11 Tem 2006
Mesajlar
21,906
Puanları
113
"Bu hakikatleri belirtecek o kadar çok ulema ve meşayıh beyanı yazabiliriz ki bu sayfalar o alıntılara yetmez. Burda bırakalım. Az nakil çoğunu da içerir."

Ve asrın sahiplerinden... Ötelere, uzaklara, eskilere gitmeye dahi gerek yok.
 

sağlıkçı

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
14 May 2008
Mesajlar
2,994
Puanları
0
"Bu hakikatleri belirtecek o kadar çok ulema ve meşayıh beyanı yazabiliriz ki bu sayfalar o alıntılara yetmez. Burda bırakalım. Az nakil çoğunu da içerir."

Ve asrın sahiplerinden... Ötelere, uzaklara, eskilere gitmeye dahi gerek yok.
Eğer cevabınız bize ise, bizim kastımız Evliya Hazaratına değildi.
 
Üst