İdarecilere Sövmeyi Bırakın!

mahmud enes

Doçent
İhvan Üyesi
Katılım
24 Nis 2010
Mesajlar
708
Puanları
0
Allahu Teala, biz Müslümanlara layık olmadığımız halde muvaffakiyet buyurdu. Bunun tamamını istiyorsak gururlanmamalıyız. Mevla Teala'ya şükredelim. Beklenmeyen bu muvaffakiyet karşısında tüm Avrupa çalkalanıyor: Bu nedir? Müslümanlar nasıl başa geçebildi? Diye şaşırıyorlar.
Mevla Teala ne buyurdu:
(Ey mülkün sahibi Allah'ım) sen dilediğine mülkü verirsin, dilediğinden de mülkü çeker alırsın. Dilediğini aziz edersin, dilediğini zelil edersin. Hayır, yalnız senin elindedir. Muhakkak ki sen her şeye kadirsin.

İşte Mevla Teala'nın bu ayet-i kerimesi tahakkuk ediyor. Kuran-ı Kerimi okumazlar ki bunu bilsinler. Allahu Teala indirmiş olduğu bazı kitaplarında şöyle buyurmuştur:


Ben Allahım! Meliklerin meliki (hükümdarların hükümdarı) yım. Bütün hükümdarların kalpleri ve alın saçları benim elimdedir. Eğer kullar bana itaat ederlerse, başlarındaki hükümdarları kendileri için bir rahmet (merhamet, acıma vesilesi) yaparım. Yani başlarındaki, onlar için analarından, babalarından daha acıyıcı kılarım.
Eğer kullar bana isyan ederlerse, başlarındakini onlara bela yaparım, (yani onlara hiç acımazlar) O halde hükümdarlara sövüp, saymakla meşgul olmayan, lakin bana tövbe edin (dönün) ki, onları size merhametli yapayım.(Ruhul Furkan 3/420))

Bir kere Haccac-ı Zalime Niçin Hazreti Ömer gibi adaletli davranmıyorsun? Hâlbuki sen, O'nun hilafeti devrine yetiştin, Oun adalet ve salahını görmedin mi? dediler. Cevaben Siz, Ebu Zerleşin ki, ben de sizin için Ömerleşeyim. Dedi. Yani siz züht ve takvada Ebu Zer (Radıy
u anh) gibi olun ki, ben de adalet ve insafta Hazreti Ömer (Radıy
u anh) ın muamelesini yapayım dedi.


İtikat ve amel bakımından nasıl olunursa, halkın üzerine öyle idareciler tayin olunur. O halde zulüm yayıldığı zaman, bütün Müslümanların, Allahu Teala Hazretlerine yalvarmaları ve tövbe istiğfarla O'na yönelmeleri gerekir.

(Ders Ayeti)
Geceyi gündüze girdirir, gündüzü de geceye girdirirsin, ölüden diriyi çıkarır, diriden de ölüyü çıkarırsın. Dilediğine de sayısız rızık verirsin.

Geceyi gündüze girdirmekten maksat: Gecenin bazı saatlerini gündüze girdirerek, gündüzü uzatıp, geceyi kısaltmasıdır. Nitekim bazı memleketlerde gündüzün 15 saat kadar uzayıp, gecenin 9 saate kadar düştüğü görülmektedir. Gündüzü girdirmesinden maksat ise; gündüzün bazı saatlerini geceye katarak, gündüzü kısaltıp, geceyi uzatmasıdır. Yine böylece bazı yerlerde gecenin 15 saate kadar uzayıp, gündüzün 9 saate kadar düştüğü bilinmektedir.

Diriden ölüyü çıkarması ise: hurma çekirdeğinden hurmayı, hurmadan da çekirdeğini çıkarması, başaktan taneyi, tanecikten de başağı yaratması gibidir. Ve kalbi ölü olan kâfirden kalbi diri olan mümini yaratmasıdır.

Bir insan Mevla Teala'nın ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkardığını, geceyi gündüze, gündüzü geceye girdirdiğini bilirse, daha Mevla Teala'nın yapacağı işlere karşı kalbine hiç şüphe gelir mi? Elbette gelmez. Mevla Teala, bu ayeti celilesi ile kudretinin azametini izhar ediyor.

Allahu Teala'nın kudretini görmek, bilmek, takdir etmek varken, cahiller tarafından bazı şahısların yapmış olduğu işler takdir ediliyor, insanların gözünde büyütülüyor. Hâlbuki Mevla Teala buyuruyor ki:
Hâlbuki sizi de, yaptıklarınızı da Allah yaratmıştır.(Saffat suresi 96)

Kuran ehlini hiçbir resmi kadroya almak istemiyorlar. Bir kimse Kur'an-ı Kerim'i ezber bilse, fıkıh, tefsir, hadis ilimlerine vakıf olsa, yunan felsefesini okumadıkça onu kabul etmiyorlar.
Allahu Teala sizden razı olsun, hiçbir maddi menfaat talep beklemeden, Allah'ın rızasını isteyerek, Kuran'ı Kerim ilmini tahsil ediyorsunuz, İslam'a sahip çıkıyorsunuz.
Kur'an ilmini tahsil edenler bazı şeylerden mahrum bırakılınca, hiç kimse Kur'an-a bakmayacak ve böylece İslam dinini ortadan kaldıracaklarını zannettiler.

(Ders Ayeti)
Müminler, müminleri bırakıp da, kâfirleri dost edinmesin. Kim bunu yaparsa Allah )ın dostluğun) dan hiçbir şeyde değildir (o kişi Allah'ın dostluğundan tamamen soyulmuştur).
Ancak, onlardan (kâfirlerden) sakınılacak bir şey (tehlike) den korkmanız müstesna (kafirler başınıza musallat olup da, canından veya malınızdan korkarsanız, o zaman dostluğu açıklayıp, düşmanlığı gizlemeniz caiz olur). Ve Allah sizi kendisin (e karşı gelmek) den sakındırıyor ve dönüş ancak Allah'a dır.''

Rivayete göre Ubadet ibni Samit (Radıy
u anh) ın Yahudiler arasında, antlaşmış olduğu bazı adamları vardı. Hendek günü:
Ya Resulullah şüphesiz benim Yahudilerden beşyüz adamım var, onlardan düşmana karşı yardım almak fikrindeyim. Deyince, bu ayeti kerime inmiştir.

Böylece Allahu Teala Hazretleri, müminleri kâfirlerden yardım yardım istemekten ve aralarındaki akrabalıktan veya İslamdan evvelki arkadaşlıklarından dolayı kâfirlerle dostluk nehyetmiştir ve bu mesele Kuran'ı Kerimde defaatle tekrarlanmıştır. Cenab-ı Hak'ka olan dostlukla, O'nun düşmanı olan kâfirlerle dostluk iki zıt şeydir ki, asla bir gönülde birleşmez.

Şair ne güzel söylemiştir:
Hem düşmanımı seversin, hemde beni, senin dostun olduğumu zannedersin, ahmaklık asla senden uzak değildir. Yani gerçek dost, seni seven ve düşmanına kızandır.

Ulema buyurmuştur ki: Kişinin dostları da üç, düşmanları da üçtür.
Dostlar:
1-Kendi dostu
2-Dostunun dostu
3-Düşmanının düşmanı.

Düşmanlar:
1-Kendi düşmanı
2-Dostunun düşmanı
3-Düşmanının dostu

İsmailağa.info
 
Üst