hz muhammed (sav) | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

hz muhammed (sav)

Alper...

MarmaranınKralı
İhvan Üyesi
Katılım
10 Eki 2006
Mesajlar
9,574
Puanları
0
Web sitesi
cennetsarayi.blogcu.com
resulullah buyurdu ki "adımı duyunca salavat getirmeyen,yüzü koyun sürünsün."sallallahu aleyhivesellem sayın arkadaşlar peygamberimize (sav)e salavat yazalım inşaallah ilk salavat-ı ben yazıyorum katılımınızı bekliyorum. "allahım ruhlar içerisinde efendimiz muhammedin ruhuna salat eyle.allahım vücutlar içerisinde efendimiz muhammedin cesedine salat eyle allahım kabirler içinde muhammedin kabrine salat eyle allahım efendimiz muhammedin ruhuna benden selam eyle salat ve esenlikler ulaştır"amin...
 
A

ada

Misafir
Allahümmesalli ala seyyidina muhammedin ve ala alihi ve ashabihi ecmain(AMİN)​
 

ibrahimi

Has Uşak
İhvan Üyesi
Katılım
19 Haz 2006
Mesajlar
23,463
Puanları
0
Yaş
34
Denizlerin yüzbinlerce dalgaları kadar salat hazreti Muhammed'in ruhuna miskler gibi yağsın....
 

KURAN

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Eki 2006
Mesajlar
70
Puanları
0
selâvat

"Allahümme salli ve sellim ve bârik âlâ men aliyhisselâtü ves selâmü ve âlâ âlihi ve eshabihi ve etbâhi bi âdedi halgîke rızai nefsike ve zineti arşike ve midadi kelimatike ya Gafûr ya Rahim Ya Lâtif ya Erhamerrahim"

(Allah ve melekleri peygamberi Muhammed'e Sâlat ve ve selam eder.Biz dahi Peygamber efendimize.O' nun âline,âshabına ve ona tabi olanlara selât ve selam ederiz.Ya Rab yarattıklarının sayısınca,nefislerinden razı olduklarının sayısınca,yüce arşın ağırlığınca ve kelimelerinin adedince,sayısınca selât ve selam ederiz.Ey Bağışlayan,ey Merhamet Eden,ey Lûtuf sahibi,ey Merhametlilerin en Merhametlisi)

Bu selâtü selam "İmam Cafer Sadık Hz."lerinin okuduğu selvâtı şerifedir aynı zamanda.(Nakil: Seyyid Ahmet Hüsamettin Hz.)

Siz arkadaşlar 7.kattaki meleklerin zikrini biliyormuydunuz?
Kıyamda dururlar.Mukarrebin melekleridir:"Sûbhanellah ve bi Hamdihi adedi Halgîke ve Zineti Arşike ve Midadi Kelimatike"(İ.Hakkı Hz.)
 

carter1989

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
16 Tem 2006
Mesajlar
38
Puanları
0
Allahümmesalli ala seyyidina Muhammed Mustafaa
 

kızılkasırga

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
8 Eyl 2006
Mesajlar
1,708
Puanları
0
Bütün sıfatları mutlak ve hakiki olan; zat'ından başka en buyuk sevgı ve ta'zim ile ibadet olunmaya layık hakiki ilah olan, rahmet ve merhamet edici, selâmet ve güvenlik veren, emrini herşeye geçiren, yaratan, öldüren, öldükten sonra tekrar dirilten, adalet sahibi, dilediğini dilediği gibi yapan, işiten, gören, mülkün mutlak ve hakiki sahibi, azameti- şanı pek büyük yüceler yücesi allah-ü teala ve tekaddes hazretlerine sonsuz hamd ve senalar olsun.
Alemlere rahmet olarak gönderdiği sevgili peygamberimiz muhammed mustafa (s.a.v)efendimize; o'nun aile efradına ve ashabına (r.a ecmain) sâlat ve selam olsun.
 

Ehl-i Beyt

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
30 Eki 2006
Mesajlar
158
Puanları
0
Gökteki yıldızlar adendince salat ve selam sevgililer sevgilisine olsun.
 

Alper...

MarmaranınKralı
İhvan Üyesi
Katılım
10 Eki 2006
Mesajlar
9,574
Puanları
0
Web sitesi
cennetsarayi.blogcu.com
hz.muhammed mustafa sallallahu aleyhi vesellem
rabbim yarattığın şeyler adedince salat eyle selam eyle
 

yonat

Asistan
İhvan Üyesi
Katılım
2 Ara 2006
Mesajlar
305
Puanları
0
Yaş
41
Web sitesi
www.avar.tr.cx
Efendim en güzel salat ve selam senin üzerine olsun....Amin
 

2007run

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
16 Ocak 2007
Mesajlar
15
Puanları
0
Allahümme salli ala seyyidina Muhammed
 

Sabr-el-Hayat

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
19 Eyl 2006
Mesajlar
3,776
Puanları
0
Allahümme Salli Ala Seyyidina Muhammedin Ve Ala Seyyidina Muhammed, tüm salat ve selam Senin ve Ehl-i Beytinin ve de tüm Allah dostlarinin üzerine olsun insallah.


Abdullah bin Abbas -radıyallahu anhüma-dan ri*vâyete göre Peygamber Efendimiz'in duâlarından bi*ri şu duâ idi:

"Yâ Rabb! Kalbimi nurlandır, gözümü nurlandır, ku*lağımı nurlandır, sağımı nurlandır, solumu nurlandır, üs*tümü nurlandır, altımı nurlandır, önümü nurlandır, arkamı nurlandır ve beni nûr eyle (bir başka rivayette) benim damarlarımı nurlandır, etimi nurlandır, kanımı nurlandır, saçımı nurlandır, yüzümü nurlandır. Amin ecmain insallah.
 

keskinbey06

Asistan
İhvan Üyesi
Katılım
15 Eki 2006
Mesajlar
468
Puanları
0
Allahümmesalli ala seyyidina muhammedin ve ala alihi ve ashabihi ecmain(AMİN)
 

ozlem_tns

Doçent
İhvan Üyesi
Katılım
19 Ocak 2007
Mesajlar
586
Puanları
0
"Allâhümme salli alâ Muhammedin abdike ve resûliken nebiyyil ümmiyyi."
 

nefret

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
30 Haz 2006
Mesajlar
94
Puanları
0


Ebulhayr Yahya-ü Muttalibi'den oda Sinan-ı İsfehaniden rivayet eder.
"Resul-i Ekrem (sav) Efendimizi rüyamda ördüm Amcaoğlu İdris-i Şafiyi sordum. Buyurdular ki;"Hak Teala Hazretlerinden onun için rica ettim, hesap olunmasın".Ya Resurullah bu şerefe nasıl nail oldu? diye sordum. Efendimiz de "o sağlığında şu şekilde salavat verirdi.
Aynı şekilde imam-ı Şafi Hz. rüyasında gören İbrahim bini İsmail (rahimehullah) da Hz Şafinin aynı salavat-ı şerifeyi okuduğunu rivayet etmiştir.



Allahümme salliala seyyidina Muhammedin küllema zekerehüzzakirune ve ğafele an zikrihil ğafilün.
 

baba anne

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
7 Nis 2012
Mesajlar
1
Puanları
0
çok güzeldir bu salavatı şerif herkes öğrenir inşallah
 

Kimya_ı Saadet

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
1 Nis 2013
Mesajlar
2,052
Puanları
0
Bismillahirrahmanirrahim

PEYGAMBERİMİZ KİMDİR?

Bizler ümmet-i Muhammed diye isimlendiriyoruz kendimizi. Peki, bize uyarıcı, rehber, müjdeleyici olarak gönderilen Peygamberimizi ne kadar tanıyoruz. Çocukken bizi gören her büyüğün öncelikle bize yönelttiği sorular: “Kimin kulusun çocuğum? Peygamberin kim?” vb… Bizlerin bu sorulara verdiği cevaplar ise; “Allahın kuluyum, Peygamberim Hz. Muhammed (sav)” Evet bizim Peygamberimiz Hz. Muhammed(sav)... Rabbimizin adını adının yanına yazdığı sevgili, bu cihanı, bu kâinatı, O’nun hürmetine yarattığı Habibi, 300 yıl tövbesinin kabulü için ağlayan Hz. Âdem’in tövbesini, O’nun ismi hürmetine kabul ettiği Resulü…

İnsanlığa gönderilen her peygamber, sadece kendi devrindeki insanlara, Rabbimizden gelen ayetleri anlatan, insanlara doğru yolu öğütleyen ve onların esirgenmelerini dileyen;mükâfatlarını, dünyada insanlardan değil, ahirette Rabbimizden alacaklarını açıklayan Allah elçileridir. Ancak bu peygamberler sadece belirli biz zaman ve topluluk için gönderilmiştir. Ama bizim peygamberimiz(sav) Rabbimizin de ayet-i kerimesinde buyurduğu gibi;

وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ (107)​
107–(Ey Muhammed!) biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik[1]

Birçok müfessir(tefsir âlimi), ayet-i kerimede geçen “Âlemlere rahmet vesilesi olman için gönderdik.” yerine, “İnsanlar için rahmet vesilesi olman için gönderdik.” şeklinde de ifade etmişlerdir. Zira Türkçede âlem denilince, aklımızda ilk canlanan şekil kâinattır.
Eğer bu manada yoğunlaşırsak, insan bu geniş mekândan münezzeh(uzak) tutulmuş olur. Ki Allah’u Teâla tüm âleme, hususi olarak akıl sahibi insanlara rahmetinden, merhametinden, şefkatinden dolayı Efendimiz(sav)’i göndermiştir.
Bir Hadis-i Şerifte ise Peygamberimiz(sav) bu durumu şöyle ifade etmiştir.
Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Benimle benden önceki diğer peygamberlerin misali, şu adamın misali gibidir: Adam mükemmel ve güzel bir ev yapmıştır, sadece köşelerinin birinde bir ker*** yeri boş kalmıştır. Halk evi hayran hayran dolaşmaya başlar ve (o eksikliği görüp): "Bu eksik ker*** konulmayacak mı?" der. İşte ben bu kerpicim, ben peygamberlerin sonuncusuyum."[2]
Kur’an-ı Kerim Efendimiz(sav)’i ümmetine yani bizlere şöyle tanımlamaktadır:
لَقَدْ جَاءَكُمْ رَسُولٌ مِنْ أَنفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُمْ بِالْمُؤْمِنِينَ رَءُوفٌ رَحِيمٌ (128)​
فَإِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِي اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ (129)​
128–And olsun size içinizden öyle bir peygamber geldi ki, gayet izzetli ve şereflidir. Sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir üstünüze titrer, müminlere gayet merhametli ve şefkatlidir. [3]
129- Eğer aldırmazlarsa onlara de ki: Bana Allah yeter. O'ndan başka ilâh yoktur. Ben O'na dayanmaktayım ve O, o büyük Arş'ın Rabbidir. [4]
Ayet-i Kerime’nin manası çok açıktır. Hak dini Kur’an dili tefsirinde bu ayetin tefsiri şöyle yapılmıştır:
“Yani, bir resuldür ki, azizdir; büyük izzeti vardır. Sizi sıkıntıya sokan şeyler O’nun aleyhine olur, ona ağır gelir. O yüksek izzet sahibi peygamber, kendi cinsinin evlatlarının zor durumda kalmasına razı olmaz. Sizin cinsinizden olması ve izzet sahibi bulunması sebebiyle bütün dertlerinizi ve kederlerinizi yüreğinde duyar, acınızı hisseder. Hidayet ve iyiliğinize, faydanıza, hayrınıza hırslıdır. Üzerinize toz kondurmak istemediği gibi, sizi mutluluğun zirvesine eriştirmek, selamete çıkarmak, cennete ve Rıdvan’a kavuşturmak için bütün hırsıyla ve var gücüyle uğraşır. Fıtraten, doğuştan, yaratılıştan, Allah tarafından pek ziyade merhametlidir.[5]
Allah’u Teâlâ, bazı peygamberleri kendi isimleriyle isimlendirmiştir. Meselâ Hz. İsmail ve İshak, “Âlim” ve “Halim”, Hz. İbrahim, “Halil”, Hz. Musa, “Kerim”, Hz. Yusuf, “Hafîz” olarak isimlendirilmişlerdir. Peygamberimiz (s.a.v) dışındaki peygamberler, bu İlâhî isimlerden sadece bir veya iki isimle anılırken, Resûlullah’ın bunlardan otuz kadarıyla Kuran’da anıldığı görülmektedir. [6]
Görülüyor ki, burada Resulullah’a Allah’ın güzel isimlerinden “Rauf ve Rahim” isimleri verilmiştir. Hasen ibn’l-Fadl demiştir ki Allah Teâlâ, hiçbir peygambere, güzel isimlerinden iki isim birden vermedi, ancak bizim peygamberimiz hakkında “Rauf ve Rahim” buyurdu. [7]


Enes radiyallahu anh'dan: “Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Her peygamberin ümmetine ettiği bir duası vardır. Ben ise asıl duamı kıyamet günü ümmetime şefaat etmek için sakladım."[8]
Yine bir hadis-i Şerif de: İbnu Amr İbni'l-As radıyallahu anhüma anlatıyor:

"Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (Hz. İbrahim'in duası olan): "Ey Rabbim şüphesiz ki o putlar insanlardan pek çoğunu saptırmıştır. Kim bana uyarsa muhakkak ki o bendendir. Kim de emirlerime karşı gelirse, şüphesiz ki sen çok bağışlayıcı, çok merhamet edicisin" (İbrahim 36) mealindeki ayeti ile Hz. İsa'nın duası olan: "Eğer onlara azab edersen onlar senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan, elbette sen dilediğini yapmaya kadirsin ve sen her şeyi hikmetle yaparsın" (Maide 113) mealindeki ayeti tilavet buyurdu ve ellerini kaldırdı, şöyle yalvardı: "Allah’ım! Ümmetimi (mağfiret et), ümmetimi (mağfiret et!)" ve ağladı. Allah Teâla Hazretleri:
"Ey Cibril, Muhammed'e git! Rabbini bildiği halde- niye ağladığını sor!" diye emretti. Cebrail aleyhisselam, O'na gelip niye ağladığını sordu. (Rabb Teâla'ya dönüp Muhammed'in) ne söylediğini -O çok iyi bildiği halde- haber verdi. Bunun üzerine Allah Teâla Hazretleri:
"Ey Cebrail! Muhammed'e git ve ona söyle ki: "Biz seni ümmetin hususunda razı edeceğiz, asla kederlendirmeyeceğiz."[9]

İşte sevgili okurlar bizler böylesine ümmetine düşkün​
bir peygamberin ümmetiyiz. Peki, bizler O’nu ne kadar tanıyoruz, ne kadar biliyoruz,​
ne kadar layığız ve ne kadar seviyoruz. O ise şöyle buyuruyor:​
“Sizden biriniz beni canından, malından, evladından,​
ana-babasından ve bütün insanlardan daha ziyade​
sevmedikçe iman etmiş olmaz.”[10] Rabbimiz​
O’nu hakiki manada sevebilenlerden eylesin.​
Sevgiyi okurlar! Hadis-i Şerifler bir derya misalidir. Ucu bucağı olmayan bu deryada insan, hayatının tamamına uygun kareler bulabilir. Gerek Rabbimize ve Resulüne yakınlık açısından, gerekse dünya-ahiret, insan ilişkilerinde, yeme-içme, oturma-kalkma, mutluluk-üzüntü vb. durumlarda bize yol gösterici, hayat rehberi, uyarıcı. Bu deryaya hakiki manada, yaşayarak dâhil olmaya çalışmak boynumuzun borcudur.​



HADİSLERİN HAYATIMIZDAKİ YERİ

Dinimizin Kur’an-ı Kerimden sonra ikinci ana kaynağı sünnettir. Çünkü bizler Kur’an-ı Kerimi tek başına anlayamayız. Peygamberimiz(sav) Kuran’ın açıklanmasında ve tatbikinde bizlere rehber olmuştur. Peygamberimizin sünneti olmadan mensup olduğumuz dinimizi bilmek, yaşamak ve anlatmak mümkün değildir.
Peygamberimizin sünneti, kimi zaman Kurandaki ayetleri açıklayıcı, kimi zaman maksadı belirleyici, kimi zaman da Kuran’da yer almayan hükümleri koyucudur. Bunları örneklerle açıklayalım.

vAllah’u Teâla ayet-i kerimesinde “Namazı kılın(el-Nisa, 2/43)” buyurur. Kuran bizlere sadece bu emri verir. Ama bizler namazın nasıl kılınacağını, kaç rekât olacağını ve daha birçoğunu Peygamberimizin sünnetinden öğreniriz. Burada sünnet, bize Kuranın hükümlerini açıklayıcı görevindedir.

vSahur* vaktinin bitiş süresini anlatan bir ayette Rabbimiz şöyle buyurur:
"Sa*bah vakti beyaz iplik siyah iplikten ayırt edilinceye kadar yiyin için."(el-Bakara: 2/187)
Bu ayeti işiten sahabelerin çok ilginç halleri olmuştur. Bir tanesi yastığının altına siyah ve beyaz iplik koyup renklerini ayırt edene kadar yiyip içtiğini anlatır. Hâlbuki ayette bahsedilen “beyaz ve siyah iplik” ifadesinden maksat, gündüzün beyazlığı ve gecenin karanlığıdır. Bu ifadelerin ne kastettiğini bize Peygamberimizin sünneti açıklar. Burada ise sünnetin işlevi maksadı belirleyici yönde olmuştur.

Hayatımızın her safhasında, birilerine örnek olma yaşımıza gelene kadar hep birilerini kendimize örnek almışızdır. Çocukken en sevdiğimiz öğretmen, biraz büyüdüğümüzde çevremizden en çok sevdiğimiz insan, biraz daha büyüdüğümüzde de aklımızın seçebildiği en doğru insan… Peki, bu örneklerden kaçları ya da kaçı doğru seçim? Acaba doğruyu biz seçebilir miyiz? Bütün bu sorularımıza, Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz cevabını şöyle veriyor:

لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌحَسَنَةٌ لِّمَن كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيراً {21}​
21-Hakikaten, Allah Resulünde sizler için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı bekleyenler ve Allah’ı çok zikredenler için en mükemmel bir numune vardır.”[11]

Müslüman olarak bizlerin en büyük amacı Rabbimizin rızasını kazanmak olmalıdır. Bu rızayı kazanmanın en kolay yolu ise sadece Peygamber Efendimiz(sav)’in gösterdiği yoldur. O’nu sevmek, O’na bağlı olmak Allah’ın rızasına götürecek tek yoldur. Bu gerçek, Rabbimiz tarafından şöyle ifade edilir:
قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَفَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ{31}

31-"De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir."[12]
Peygamberimizin her davranışı bizler için tâbi olunacak ve takip edilecek en güzel rehberdir. Ölçü olarak alınacak en sağlam kurallardır. Onun günlük yaşayışında, sıradan gözüken her hareketinde dahi bizleri ilgilendiren, birçok fayda ve hikmetler mevcuttur.
Meselâ yemekten önce ve sonra ellerini yıkayan, sofrada iken sünnete uyarak midesini tıka basa doyurmayan, yatağa girerken sağ tarafına yatan bir insan sıhhat bakımından birçok faydalar el*de eder. Aynı şekilde evine girerken Resulullah’ın tavsiyesini dinle*yerek selâm veren, aile ve çocukları arasında bulunduğu vakit Resulullah’ın aile hayatıyla ilgili sünnetini yaşayan, huzurlu bir aile hayatı yaşar. İş hayatında herkese güler yüz gösteren, herke*se yardımcı olmaya çalışan, bitmez tükenmez bir hazine olan ka*naat düsturuna ve iktisat prensibine hassasiyet gösteren biri, bu*nun maddî manevî faydasını elbette görecektir.

Bir diğer husus da, Peygamberimizin sünnetlerini yaşayan bir mümin, Allah’ın izniyle doğru yolundan sapmayacağı gibi, başkasını da saptırmaz. Bu ger*çek Resululla’ın mübarek lisanında şöyle ifade edilir:

"Ey insanlar size iki şey bırakıyorum. Onlara sımsıkı sarılırsanız, hiçbir zaman dalâlete düşmezsiniz. Onlar: Allah'ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir."[13]
Günden güne daha da kötüleşen şu dünya âleminde Peygamberimizin bizlere bıraktıklarına sıkı sıkıya tutunmalıyız. O’nun sünnetlerini yaşayıp yaşatmalıyız ki küfür seline kapılmış Ümmet-i Muhammed’in bu gidişatına az da olsa dur diyelim ve sevgililer sevgilisinin şefaatine layık olalım.

HADİS VE SÜNNET

Hadis kelimesi sözlükte“söz, olay, haber, yeni” anlamlarına gelir. Kur’an-ı Kerim’de, hadis kelimesini bu anlamlarda kullanmıştır. Misal: “وَهَلْ أَتَاكَ حَدِيثُ مُوسَىMusa’nın haberi sana ulaştı mı?[14]Ayetinde haber anlamında kullanılmıştır. Peygamberimiz(sav) Kur’an-ı şöyle tarif eder:
ﻟﻠّﻪا ﻛﺘﺎب اﻟﺤﺪﻳﺚ ﻦﺴﺣأ ﻗﺎل Dedi ki: "En güzel söz Allah'ın Kitabı’dır.[15] Burada ise hadis kelimesi söz anlamında kullanılmıştır.

Hadis kelimesinin terim anlamı ise; “Söz, fiil, takrir, yaratılış ve huyla ilgili bir vasıf olarak Hz. Peygambere(veya sahabe ve tabiuna) izafe edilen her şeydir.”[16]

Sünnet ise sözlükte “yol, gelenek, kanunlar, kurallar ve gidişat” anlamlarına gelir. Kur’an-ı Kerim’de sünnet kelimesi“Sizden önce gelip geçen peygamberler hakkında da Allahın kanunu böyle cari olmuştur”[17] ayetinde olduğu gibi ‘sünnetullah’ yani Allah’ın kâinatın düzenini idare etmekteki kanunları anlamında, “ Onlar buna, Bu Kuran’a inanmazlar. Hâlbuki evvelkilerin sünnetibaşlarına gelen felâketler gelip geçmiştir”[18] ayetinde ise “sünnet’ul evvelin” eskilerin örfleri-gelenekleri ve yaşayış tarzları manalarında kullanılmıştır.

HADİS VEYA SÜNNETİN UNSURLARI

Hadisin terim anlamından yola çıkarak, hadisleri; kavli hadis, fiili hadis, takriri hadis ve vasfi olmak üzere dörde ayırabiliriz. Takriri ve vasfi hadisler de kendi içlerinde ikiye ayrılırlar:
Kavli Hadis: Peygamber Efendimiz(sav)’in herhangi bir konu üzerinde söylemiş olduğu sözlerdir. Kavli hadis, genellikle gaybi konuları yani meleklerin özellikleri, cennet-cehennemin özellikleri ya da geçmiş ümmetlerle ve peygamberlerle ilgili konuları içerir. Bu hadisler aktarılırken “Rasulullah(sav) şöyle buyurdu ya da Peygamberimiz(s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu işittim.” gibi ibareler kullanılır. Misal:
Filli Hadis: Peygamber Efendimiz(sav)’in yapmış olduğu fiilleri anlatan hadislerdir. Fiili hadislerde ibadet konuları yer alır. Fiili hadisler, daha çok sahabelerin Peygamberimizle ilgili gözlemlerini aktardığı hadislerdir. Bu hadisler aktarılırken “Efendimiz(sav)’in şöyle yaptığını gördüm.” gibi ibareler kullanılır. Misal:
Takriri Hadis: Peygamber Efendimiz(sav)’in huzurunda, Sahabe tarafından yapılan bir davranışı ya da söylenen bir sözü, Peygamberimizin sessiz kalarak
ya da gülümseyerek onaylamasıyla oluşan sünnettir. Peygamberimizin onaylaması o davranışı beğendiğinin göstergesidir. Bu şekilde gerçekleşen bir sünnetin naklinde hadisi aktaran kişi “Peygamberimizin karşısında şöyle yaptım ya da O’nun huzurunda bulunan kimse şöyle davrandı” şeklinde aktarılır.
Burada dikkat edilmesi gereken çok önemli bir nokta vardır. Aktarılan hadis, Peygamber sözü değil aksine sahabe sözü ve davranışıdır. Bu hadisleri peygamberimiz söylememiştir ama Peygamberimizin onayı dâhilinde gerçekleştiği için biz bunlara da hadis-sünnet diyoruz.

vTakriri sünnet ikiye ayrılır. Bunlar, Sarih(açık) Takrir ve Zımni Takrirdir.

Sarih(Açık) Takrir: Peygamber Efendimiz(sav)’in huzurunda gerçekleşen olayları desteklediğini açıkça ve sözlü olarak belirtmesidir. Misal:

Peygamber Efendimiz(sav)’in zamanında ticaret için çıkan kabilelerin ihtiyaçlarını görmeleri için çölde kervansaray işlevini gören kabile çadırları vardı. Bu yerlerde ticarete çıkan kabileler karşılanır, ihtiyaçları ne ise giderilirdi. Bir gün Peygamberimiz ve ashabı ticaret için yola çıkmışlardı ve çölde karşılaştıkları kabile ticaret kervanının ihtiyaçlarını gidermeye yanaşmamıştı. Devamını Ebu Said El Hudri hazretlerinden dinleyelim.

Peygamber(sav)'in sahabelerinden bir grup insan Arab kabilelerinden bir oba halkının üze*rine vardılar. O oba halkı gelen sahabe grubuna yemek vermediler. Onlar böyle konuk edilmemiş hâlde bulundukları sırada birden o oba halkının seyyidi zehirli bir hayvan tarafından sokuldu.
Bunun üzeri*ne oradaki sahabelere:
— Sizin beraberinizde bir deva yahut rukye tedavisi yapan kim*se var mı? dediler.

Sahâbîler de onlara:
— Sizler bizi konuk edip yemek yedirmediniz. Biz de, sizler bi*zim için bir ücret tayin etmedikçe size rukye yapmayız! dediler.

Bunun akabinde kabile halkı, sahabeler için ücret olarak bir bö*lük koyun sürüsü ayırdılar. Bundan sonra bir sahabe Ümmü'I-Kur'ân'ı okumaya başladı. Tükürüğünü topluyor ve o hasta adamın üzerine tükürüyordu. Neticede o zat iyileşti. O kabile halkı da koyun sürüsünü getirip teslim ettiler.

Sahabeler, okuyan sahabeye:
— Biz bu sürü parçasını Peygamber'e sormadıkça almayız, de*diler.
Nihayet bunu Peygamber'e anlatıp sordular. Peygamber (sav) gül*dü ve:
— "Sana bu surenin bir rukye olduğunu bildiren nedir? Bu sürü parçasını alın,
bana da bir pay ayırın!" buyurdu. [19]

ÄPeygamber Efendimiz(sav) rukye karşılığında ücret alınabileceğini söyleyerek, bu olay karşısında davranış tutumunu sarih(açıkça) bir şekilde belirtmiştir.

Zımni Takrir: Peygamber Efendimiz(sav)’in, huzurunda gerçekleşen olaylara karşı sessiz kalmasıdır. Peygamberimizin sessiz kalması, karşılaşılan durumu onayladığının göstergesidir. Çünkü Peygamberimizin hoşuna gitmeyen bir şey olsaydı, bu durum karşısında sessiz kalmaz tepkisini gösterirdi. Aşağıdaki örnekle daha iyi anlaşılacaktır.

Abdullah b. Umer(ra) şöyle demiştir:
Peygamber(sav) Ahzab(hendek) günü (Cibril’in ilhamı ile Kurayza üzerine hareketinden önce sahabelerine çabuk hareket etmelerini sağlamak için): “Sizden hiçbiriniz ikindi namazını sakın başka yerde kılmasın, ancak Kurayza oğulları yurdunda kılsın.” buyurdu. Sahabelerden bazıları yolda ikindi namazına erişmişti. Bunlardan bir kısmı Peygamber’in emrinin zahirine uyarak:

“Biz Kurayza oğullarına varmadıkça ikindi namazını kılmayız!” dediler. Bir kısmı da:
“Biz ikindiyi yolda, vakit içinde kılacağız. Çünkü Peygamber bizden, bu emrin zahirini değil, fakat bunun lazımı olan seferde çabuk davranmamızı kastetmiştir.” dediler ve kıldılar.
Sonra bu iki zümrenin birbirine aykırı hareketleri Peygamber’e zikrolundu da, Peygamber bunlardan hiçbir zümreyi ayıplamadı.[20]
ÄPeygamberimizin bu olay karşısında sessiz kalması, yaşanılan her iki durumu da kabul ettiğinin göstergesidir.

Hadisin bu üç çeşidini bir hadis-i şerifte toplamak mümkündür.
Hılkî Hadis: (Yaratılışla ilgili): Peygamberimiz(sav)’in şemailini anlatan hadisledir. Misal:
Hulkî Hadis(Ahlaki ile ilgili): Peygamber Efendimiz(sav)’in herhangi bir ahlaki özelliğini anlatan hadislerdir. Misal:
Ayrıca ;
Peygamber Efendimiz(sav)’in sözlerine “merfu hadis”,
Ashab-ı Kiramın söylemiş oldukları sözlere “mevkuf hadis”,
Tabiin yada Etbau’t Tabiin neslinden olan bir kimseye izafe edilen sözlere “maktu hadis” denir.
Terimleri açıklarken ‘hadis ve sünnet’ kavramlarını bazı yerlerde birbirinin yerine kullandık.
Bazı hadis âlimleri hadis-sünnet kavramlarının eş anlamlı olduğunu söylemiştir. Sünnet dediğimizde Peygamberimiz(sav)’in yaşam tarzını, gidişatını, izlediği yolu ifade eder. Yaşam tarzının göstergeleri de O’nun sözleri, fiilleri, takrirleri ve vasıflarıdır yani hadis-i şeriflerdir. Hadis için yazılan maddeler sünnet içinde geçerlidir.

Sünnetin aktarılmasıyla, rivayet edilmesiyle hadis olur. Peygamberimiz(sav) “yemeğe besmele çekerek başlar ve sağ eli ile yerdi” bu O’nun bir sünnetidir. Fakat Ebû Saîd el–Hudrî(ra) şöyle dedi: “Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem örtünme çağına girmiş bir genç kızdan daha utangaçtı. Hoşlanmadığı bir şey gördüğünde bunu yüzüne bakınca anlardık”[21] denilmesi hadistir.

Kısaca Hadis-i Şerifler işin metin kısmıdır. Yani sünnet malzemesinin yazı ile tespit edilmiş metinleri demektir. Buna göre hadis-sünnet terimlerini birbirinin yerine kullanılabilen kavramlar olarak kabul edebiliriz.





Ayşe Nurdan ER

[HR][/HR][1]el-Enbiya, 21/107.

[2]Buhari, Menakıb 18; Müslim, Fedail 21, (2286).

[3] el-Tevbe, 9/ 128.

[4] el-Tevbe, 9/129.

[5] Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili Tefsiri, Tevbe Suresi 128. Ayet

[6] Kadı Iyâz, Kur’an-ı Kerim’de Hz. Peygambere ait bu isimleri teker teker tesbit etmiş olup, bunların daha fazla olabileceğini ifade etmektedir. Bkz: Kadı Iyâz, a.g.e, 1/236-243

[7] Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili Tefsiri, Tevbe Suresi 128. Ayet

[8] Bu hadisi Buhârî (da'vât 1, VII, 145) ve Müslim (îmân 341-4, s. 190), Katâde ve Sül. et-Teymî an Enes asl-ı senedi ile tahrîc ettiler.

[9] Müslim, İman 346, (202).

[10] Buhârî, İman: 7; Müslim, İman: 16.

[11] el-Ahzab, 33/21.

[12] el-Al-i İmran, 3/31.

[13] Muvatta, Kader: 3.

[14] el-Taha, 20/9 .

[15]-Buhari, Edeb 70; İ’tisam 2; Müslim, Cum’a 43.

[16] İsmail Lütfi çakan…..

[17] el-Ahzab, 33/38.

[18] el-Hicr, 15/13.

[19] Buhari, Tıbb 33,39.

[20] Buhari, Kitab’ul Mağazi 32.

[21] Buhârî, Menâkıb 23, Edeb 72, 77; Müslim, Fezâil 67. Ayrıca bk. İbni Mâce, Zühd 17.

 
Üst