Hz. Muhammed İçin Ne Dediler?

Rodî

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
25 Mar 2010
Mesajlar
81
Beğeniler
6
Puanları
0
#1
Nisan ayı peygamber efendimizin yeryüzünü şereflendirdiği ay. Bu ayda o büyük insan, yüce Resul hoş geldi, hayırlarla geldi, bu kâinata ve insanlığa hayırlar getirdi. Aradan tam 1439 yıl geçti… Dile kolay! Zaman Hz. Muhammed kadar değerli bir insanı sadece bir defa gördü, daha da görmedi, göremedi…

Çağımız insanı Hz. Muhammed’i tanımaya, anlamaya ve örnek almaya ne kadar da muhtaç…


Dünyanın ayrı kıtalarında ve farklı çağlarda yaşamış; düşünür, yazar, tarihçi, sanatçı, bilim adamı, bürokrat, prens, kral gibi çeşitli meslek gruplarından, farklı düşüncelere sahip yüz binlerce insan O’nu okudu, O’nu yazdı, O’nu konuştu ve O’nu tanıttı… İşte, Peygamberimizin (s.a.v) anısına derlediğim bunlardan sadece küçük bir buket demeti…

Modern Almanya devletinin ilk şansölyesi, başbakanı Prens Otto Von Bismarck: “Senin asrında yaşayamadığımdan dolayı çok üzgünüm Ey Mu-hammed. Öğreticisi ve yayıcısı olduğun bu kitap senin eserin değildir. O ilahidir. Onun ilahi olduğunu inkâr etmek, mevcut ilimlerin doğru olmadığını söylemek kadar gülünçtür.

Ben Kuranı her yönden inceledim. Her kelimesinde büyük hikmetler gördüm. Müslümanların düşmanları, bu kitabın Muhammed’in sözü olduğunu iddia ediyorlarsa da, en mükemmel ve en gelişmiş bir beyinden böyle bir harikanın dökülüşünü iddia etmek, gerçeklere göz kapayarak kin ve düşmanlığa alet olmak anlamına gelir ki, ilmi tarafsızlığa aykırıdır. İnsanlık senin gibi bir kabiliyeti bir defa görmüş bir daha göremeyecektir. Ben senin önünde hürmet ve saygı ile eğilirim.”

Dr. Raymons Leronge: “14 asır geçmesine rağmen Hz. Muhammed bu zamanın tek rehberi, tek hidayet Resulüdür.”

Gazeteci, Yazar Marmaduke Pickthall: “O takvayı zirvede temsil eden bir kimseydi. Alışkanlıkları oldukça sade ve fevkalade nezihti. O Allah ile münasebetini devamlı yüksek tutan büyük bir şahsiyetti. Devlet işlerinde kuvvetli ve uzak görüşlü, insanlarla olan ilişkilerinde ise zarif, kibar ve hep affedici bir insandı. O sadık bir dost, ele aldığı her konuda da daima samimi davranan biriydi.”

Hukuk Kongresi Başkanı Shebol: “Hz. Muhammed insan olması itibari ile bütün insanlık onunla övünür. Biz Avrupa’lılar 2000 sene sonra onun kıymetine ve hakikatine yetişsek en mesut ve en bahtiyar nesiller oluruz.”

Prof. Ramakrishna Rao: “Peygamber Muhammed, Savaşçı Muhammed, İşadamı Muhammed, Devlet adamı Muhammed, Hatip Muhammed, Islahatçı Muhammed, Yetimlerin sığınağı Muhammed, Kölelerin koruyucusu Muhammed, Kadınların kurtarıcısı Muhammed, Yargıç Muhammed, Hazreti Muhammed, İnsan faaliyetlerinin bütün bu dallarında bütün bu muhteşem rollerde o gerçek bir kahramandır.”

Fransız Yazar Voltaire: " Muhammed, büyük bir insandı; erdem ve mükemmellik örneği ile büyük insanlar yetiştirdi. Hikmetli bir kanun yapıcı, adil bir yönetici, münzevi bir peygamberdi. Dünya-nın o ana kadar benze-rini görmediği bir devrimi gerçekleştirdi… "

Büyük Rus Yazar Lev Nikolayeviç Tolstoy: “Muhammed'in barbar, kan dökücü insanların vahşi geleneklerini, sayısız ilerlemelere dönüştürmesinden başka bir şöhrete ihtiyacı yok. O'nun zekâ ve hikmetli dini, dünyayı hâkimiyeti altına alacaktır. Muhammed (s.a.v.) hürmet ve saygıya fazlasıyla layıktır.”

Dünyaca tanınmış Fransız edibi ve devlet adamı Alphonse LaMartaine (1790-1869), Muhammed (a.s.) için şöyle diyor: “…Dünyada başka hiç kimse, önüne gönüllü veya gönülsüz O'nunkinden daha büyük bir hedef koymamıştır: Allah'la insan arasına sokulmuş bâtıl inançları ortadan kaldırmak; Allah'la insanı aracısız karşı karşıya getirmek; puta tapıcılığın maddî ve çarpıtılmış ilâhlar kaosu arasında aklî ve kutsal ilâh kavramını yeniden yerleştirmek.

Eğer gayenin büyüklüğü, vasıtaların azlığı ve neticenin şaşırtıcılığı insan dehasının üç ölçüsüyse, modern dönemler tarihinde kim Muhammed'le karşılaştırılabilir ki?" (1)

Fransız İmparatoru Napoleon Bonaparte(1769-1821), `Bonaparte et İslam` isimli kitapta belirtildiğine göre şöyle diyor: “Allah`ın varlığını ve birliğini, Musa kendi mille-tine, İsa Romalılara, fakat Muhammed (a.s.) bütün eski dünyaya bildirdi. Arabistan tamamıyla putperest olmuştu. İsa’dan altı asır sonra Muhammed (a.s.) kendisinden evvel gelmiş olan İbrahim, İsmail, Musa ve İsa’nın (a.s.) Allah’ını Araplara tanıttı. Arapların yanına sokulan Aryenler, hakiki İsa dinini bozarak onlara ‘Allah, Allah’ın oğlu, Ruhu`l-Kudüs’ gibi, üçlü, kimsenin anlayamayacağı akideleri yaymaya çalışıyor, şarkın sulh ve huzurunu tamamen bozuyorlardı. Muhammed (a.s.) onlara doğru yolu gösterdi. Araplara, yalnız bir tek Allah olduğunu, O’nun babasının da, oğlunun da bulunmadığını, böyle birkaç Allah’a tapmanın, puta tapmaktan kalan saçma bir adet olduğunu anlattı.”

Hintli büyük lider Mahatma Gandhi (1869-1948): İslam dini, Kur`an-ı Kerim ve Peygamberimiz hakkında şunları söylemiştir: “İslam dini yalancı bir din değildir. Hintlilerin bu dini saygı ile incelemelerini isterim. Onlar da İslamiyet’i benim gibi seveceklerdir. Ben, İslam dininin Peygamberinin ve O’nun yakınında bulunanların nasıl hayat sürdüklerini bildiren kitapları okudum. Bunlar beni o kadar ilgilendirdi ki, kitaplar bittiği zaman bunlardan daha fazla olmamasına üzüldüm. Ben şu kanaate vardım ki, İslamiyet’in süratle yayılması, kılıç dolayısıyla olmamıştır. Aksine her şeyden evvel sadeliği, mantıki olması ve Peygamberinin büyük tevazuu (alçak gönüllülüğü), sözünü daima tutması, yakınlarına ve Müslüman olan herkese karşı sonsuz bağlılığı yüzünden, İslam dini birçok insan tarafından seve seve kabul edilmiştir.”

Büyük ilim adamlarından tarihçi, yazar İskoçyalı Thomas Carlyle: “Milyonlarca insanın hayat nizamı olarak benimsediği bu çağrı-nın yalan veya uydurma olabileceği hiç aklın kabul edebileceği bir şey midir? Yalancı bir adamın ortaya böyle bir din koyduğu görülmüş müdür? İslam'ın yayılma şartları içinde bunu böyle idare edebilmesi bir yalancı için mümkün müdür? Muhammed'in îfa ettiği peygamberlik vazifesi ancak doğrunun ve hakkın tâ kendisidir. Onun çağrısı bizim bilmediğimiz bir alemden kaynaklanan bir sâdık sestir. O bütün âlemleri aydınlatan ve parlamasıyla bütün gözleri kamaştıran bir şimşektir. Bu, Allah'ın işidir. Yine bu Allah'ın fazlıdır ki dilediğine verir.

… Muhammed'i, şahsiyetinin gösteriş düşkünlüğünden ve iki yüzlülükten tamamen temiz ve uzak olması sebebiyle çok sevdim. Onun hareketleri yapmacılıktan ve dünya sevgisinden ne kadar uzaktır! Bütün bu dünyayı ve kâinatı yaratan Allah'a yemin ederim ki, O büyük şahsiyetiyle dünyada tektir. Varlık sırrı, önünde bütün halleri ve güzellikleriyle parlayan bu güneşi gözleriyle görmüştür. Muhammed'in parlak sesi, tabiatın çöller kadar geniş ve temiz kalbinden geliyor. Bu sebeple sözü yalnızca kulaklarda kalmıyor, kalplere akıp orada kökle-şiyor.” (2)

Felsefe Yazarı De Lacy O'leary: “Tarih gösteriyor ki, dünyayı süpüren ve hâkimiyetleri altına aldıkları ırkları kılıcın ucuyla İslâm'ı kabule zorlayan fanatik Müslümanlar masalı, tarihçilerin tekrarlaya geldikleri en fantastik ve en saçma hurafelerden biridir.”(3)

İngiliz tarihçi ve milletvekili Edward Gibbon: “Muhammed'in sağduyusu, krallığın ihtişamını çok hakir görüyordu. Allah'ın Elçisi, ailesinde bir hizmetçi gibi davranı-yor, ateşi yakıyor, yeri süpürüyor, koyunları sağıyor, elbiselerini ve ayakkabılarını bizzat kendisi tamir ediyordu. Bir rahip, bir keşiş görüntüsü verme gereği de duymadan, çok tabiî bir zühd hayatı yaşıyordu.” (4)

Hindistan’ın Bağımsızlık Mücadelesi Liderlerinden Annie Besant: “Bu yüce Peygamberin hayatını inceleyen ve O'nun karakterini ve etrafındakileri nasıl yetiştirdiğini ve nasıl yaşadığını bilenlerin; insanın üstünlüğünü temsil eden bu Zât'a karşı derin bir hürmetten başka bir şey hissetmesi mümkün değildir. Onun hakkında kendi görüşüme göre malum olan pek çok şey söyleyebilirim ancak, kendi hakkında okuduğum her satırda, O'na karşı daha fazla hayranlık ve hürmet duyuyorum.” (5)

Gazeteci W. C. Taylor: “Fakirlere karşı cömertliği o derecedeydi ki, sık sık bizzat kendi ailesi aç kalırdı. Fakirlerin sadece ihtiyaçlarını gidermekle kalmaz, onlarla sohbete oturur ve acılarını büyük bir içtenlikle paylaşırdı. Sağlam bir arkadaş, vefalı bir yoldaştı.” (6)

Alman Şarkiyatçı Dr. Gustave Weil: “Muhammed, halkı için parlak bir örnekti. Şahsiyeti, öylesine pak ve lekesizdi. Evi, elbisesi, yiyecekleri... Kısa-ca, bütün hayatı sade idi. Sunilikten o kadar uzaktı ki, arkadaşlarından asla özel bir saygı beklemez; bizzat kendisinin gördüğü kendi şahsî hizmetini kendisine kölesinin bile yapmasını istemezdi. Herkes, her zaman huzuruna girebilirdi. Hastaları ziyaret ederdi ve herkese karşı sevgi doluydu. Toplumunun iyiliğine duyduğu ilgi ve bu konuda gösterdiği gayret ölçüsünde de cömert ve âlicenap idi.” (7)

“Tarihteki 100 Büyük İnsan” kitabının Yazarı Prof. Dr. Michael Hart: “Dünyayı en çok etkileyen şahıslar listesinin başına Muhammed'i koymuş olmam, bazı okurları şaşırtacak, bazılarınca da sorgulanacaktır. Fakat tarihte hem seküler(dünyevi) hem de dinî alanda mutlak mânâda muvaffak olmuş tek insan O’dur. Denebilir ki, Muhammed'in İslâm üzerindeki şahsî tesiri, İsa Mesih ve Aziz Pavlos'un Hıristiyanlık üzerinde birlikte bıraktıkları tesirden daha fazladır. Seküler ve dinî tesirin, tarihteki eşi görülmedik bir şekilde birleşmesi, Muhammed'in, tarihin en etkili şahsı olmasına yetmektedir.” (8)

ABD'li biyografi yazarı, tarihçi ve diplomat Washington Irving: “Ciddî ve ağırbaşlı idi; çok az yer, çok oruç tutardı. Çok sade giyinir, gösterişten kaçar, bilgi satmazdı. Sadeliği tabiî idi ve giyim gibi hususlarla ayrıcalık sergilenmesinden asla hoşlanmazdı.

Muamelelerinde âdildi. Arkadaş olsun yabancı olsun, zengin olsun fakir olsun, güçlü veya zayıf olsun, herkese adaletle muamele ederdi. Bilhassa halk kesimlerine çok yakın ilgi gösterir, onların şikâyetlerini dinler ve onlar tarafından çok sevilirdi.

Askerî başarıları, kazandığı zaferler, O'nda hiçbir gurur ve kendini beğenmişlik uyandırmadı; eğer bu başarılar şahsî gayelere dayanmış olsaydı, mutlaka uyandırırdı. Düşmanlarıyla çepeçevre sarılı olduğu zaman hangi sadelik ve tevazu içinde idiyse, gücünün zirvesine ulaştığında da yine aynı sadelik ve tevazu içindeydi. Bırakın bir hükümdar tavrı takınmayı, bir odaya girdiğinde kendisine normalin dışında bir saygı gösterildiğinde bile çok rahatsız olurdu.” (9)

Charles Stuart Mills: “Kendisi bütünüyle ümmî, fakat tabiat kitabını çok iyi okumuş bulunan zihni, en okumuş ve akıllı muhalifleriyle tartışmalara girmiş ve takipçileri içinde en alt seviyede bulunanların bile idrak seviyesine seslenebilmiştir.

Sade belâgatı, izzet ve inceliği bir araya getirebilmesiyle büyük etki gücü kazanıyor, iç ihtişam ve hürmet telkin ediciliğiyle çok içten bir sevecenliğin birleştiği yüz ifadeleri, karşısındaki insanlara sevgi ve hürmet telkin ediyordu. Aynı anda okumuşu tesirine alan, okumamışa hükmeden bir dehâ veya yön verici bir edaya sahipti." (10)

Kur’an-ı Kerim Meali Yazarı Papaz Rodwell: “Muhammed'in yüklendiği vazife ve misyon, ancak Allah'a ve gayb âlemine çok derin bir imanı olan bir insanda bulunabilecek olağanüstü bir güç ve hayat örneğidir. O, arkadaşlarının imanı, ahlâkı ve bütün bir dünya hayatı üzerinde, ancak gerçekten çok büyük bir insanın yapabileceği tesiri yapmış ve çok önemli bir gerçeği yayma çabaları hep yeni yeni sonuçlar verecek kişilerden biri olarak kabul edilecektir.” (11)

Felsefe Yazarı W. Montgomery Watt: “İnancı uğruna her türlü işkenceye katlanmaya hazır olması, O'na inanan ve O'nu lider kabul eden insanlardaki yüksek ahlâkî karakter ve başarısının büyüklüğü, bütün bunlar, O'nun şahsiyet bütünlüğünün delilleridir. Muhammed'i bir yalancı görmek, ortaya çözülemeyecek pek çok problem çıkaracaktır.

Ayrıca, tarihte büyük insanların hiçbiri, Batı'da Muhammed kadar yanlış tanıtılmamıştır. Bu bakımdan, eğer O'nu gerektiği gibi anlamak istiyorsak, sadece Muhammed'in gayesindeki temel dürüstlüğünü ve bütünlüğü tanımakla kalmamalı, geçmişten devraldığımız hataları düzelteceksek, O'nun ortaya koyduğu inandırıcı ve kesin delilin doğruluk gösterisinden çok daha öte ve önemli şeyler istediğini ve elde edilmesinin de çok zor olduğunu unutmamalıyız.” (12) “…Hz. Muhammed’in ve İslamlığın başlangıcının tarihi üzerinde insan ne kadar düşünürse, onun gerçekleştirdiklerinin büyüklüğü karşısında o kadar şaşmamasına imkân yoktur.

Eğer O’nun peygamberlik, devlet adamlığı ve yöneticilik yeteneği, bütün bu yeteneklerinin üstünde de Allah’a olan güveni ve kendisini Allah’ın göndermiş olduğuna sarsılmaz inanışı olmasaydı, insanlık tarihinin önemli bir bölümü hiç bir zaman yazılamamış olacaktı.”

İngiliz arkeologu ve seyyahı D. G. Hogarth: “O'nun bütün davranışları, günlük hayatı, bugün milyonların şuurlu bir hafızayla gözettiği bir kanun ortaya koymuştur. İnsanlığın herhangi bir bölümünün Mükemmel (Evrensel) İnsan kabul ettiği başka hiç kimse, bu kadar yakından ve bu ölçüde ayrıntıyla taklit edilmemiştir. Hıristiyanlığın kurucusunun davranışları, takipçilerinin günlük hayatını yönlendir-memiştir. Ayrıca, başka herhangi bir dinin kurucusu, geride Müslüman Resül ölçüsünde bir güven ve itimat bırakmamıştır.” (13)

Aleksi Lovazon: “O Allah tarafından gönderilmiş hak bir peygamberdir.”
Sosyolog V.D. Eratsen: “Ben şahsen Hz. Muhammed’in hayranıyım.”
Prof. Jules Masserman: “Bütün zamanların en büyük lideri Muhammed idi.’…

O, en güzel övgülere, en yüce duygularla sevilmeye ve anılmaya layık olan yegâne insandır. Yüceler yücesi efendimiz! Gün gelecek tüm insanlık seni böyle olması gerektiği gibi anacak ve anlayacak

SALÂT VE SELAM SENİN ÜZERİNE OLSUN EY RESUL!
Müzeyyen Tayin

Kaynaklar:

1. Alphonse de LaMartaine, Historie de la Turquie, Paris, 1854.
2. Thomas Carlyle, Heroes and Hero Worship and the Heroic in History, 1840.
3.De Lacy O'leary, Islam at the Crossroads, Londra, 1923.
4. Edward Gibbon, The Decline and Fall of the Roman Empire, 1823.
5. Annie Besant, The Life and Teachings of Muhammad, Madras, 1932.
6. W. C. Taylor, The History of Muhammadanism and its Sects.
7. Dr. Gustav Weil, History of the Islamic Peoples.
8. Prof. Dr. Michael Hart, The 100, A Ranking of the Most Influential Persons in History, New York, 1978.
9. Washington Irving, Life of Muhammad, New York, 1920.
10. Charles Stuart Mills, History of Muhammadanism.
11. Rodwell, hazırladığı Kur'ânı Kerim meâline yazdığı önsözden.
12. W. Montgomery Watt, Muhammad at Mecca, Oxford, 1953.
13. D. G. Hogarth, Arabia.
 

mahmud enes

Doçent
İhvan Üyesi
Katılım
24 Nis 2010
Mesajlar
708
Beğeniler
42
Puanları
0
#2
objektif olan dünyadaki bütün insanlar gercegi aramaya koyuldukları vakit hakikati anlamaları hiç te zor olmuyor inşaAllah cc.
 
Üst