Hz İsa İnmeyecek(miş) | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Hz İsa İnmeyecek(miş)

EHLİ-SUNNET

Paylaşımcı
İhvan Üyesi
Katılım
10 Eki 2006
Mesajlar
384
Puanları
0
Web sitesi
www.islamlehrer.de
İSA aleyhisselam’ın GÖĞE ÇIKARILMASI

Yahudiler, İsa aleyhisselam’ı öldürmek için anlaştılar. Fakat onlar, O’na ulaşmadan once Allah, İsa aleyhisselam’ı göğe yükselteceğini vahiy ile bildirmiştir. Bu şekilde kafirlerin eziyetinden İsa aleyhisselam’ı kurtaracaktır. Yahudiler, İsa aleyhisselam’ın yanına gelmeden, İsa aleyhisselam’ın yanında Müslüman öğrencilerinden 12 kişi vardı. İmam Nesai ve İmam İbnu Ebi Hatim’in rivayet ettiklerine göre İbnu Abbas şöyle diyor; İsa aleyhisselam 12 talebesiyle bir evde bulunuyorlardı, onlara
dedi ki: „Sizlerden bazılarınız bana iman ettikten sonra küfre düşecektir“, Daha sonra tekrar dedi ki: „Sizden kim bana benzetilip ve yerime öldürülüp Cennette benimle beraber olmak ister?” Aralarında en genç olan ayağa kalkıp „ben“ dedi. İsa aleyhisselam „otur” dedi. İsa aleyhisselam aynı şeyi tekrarladı. Aynı kişi tekrar kalktı. İsa aleyhisselam tekrar “otur” dedi. İsa
aleyhisselam aynı şeyi tekrarladı. Aynı kişi tekrar kalktı. İsa aleyhisselam ”O sensin” dedi. O genc İsa aleyhisselam’a benzetildi. İsa aleyhisselam evde bulunan tavandan göğe çıktıktan sonra, Yahudiler İsa aleyhisselam’a benzeyen o genci gelip aldılar, Onu öldürüp, astılar. Bu Müslüman ve mü’min olan genci öldürdüler. Ondan sonra insanlara İsa aleyhisselam’ı
oldurduklerini soyleyince bazı insanlar da onlara inandı. Allahu Teala “En-Nisa” Suresinin 157. ayetinde mealen şöyle buyuruyor: “Halbuki O’nu ne öldürdüler ne de astılar, fakat onlara İsa aleyhisselam gibi gösterildi”. Gerçekten İsa aleyhisselam ne öldürüldü ne de asıldı. O halen göklerde yaşamaktadır. Kıyamet kopmadan önce yeryüzüne inecek kırk yıl yaşayacaktır. İndikten sonra İslamiyeti bütün dünyaya yayacaktır. İsa aleyhisselam, Peygamber efendimizin şeriatı olan Kur’an’la hükmedecektir. Allah-u Teala “Ez-Zuhruf “ Suresinin 61. ayetinde mealen şöyle buyuruyor: “Şüphesiz ki İsa aleyhisselam kıyametin alametidir”. Peygamber efendimiz bu ayeti “İsa (aleyhisselam) kıyametten önce inecektir” diye tefsir etmiştir.





İSA aleyhisselam ZAMANINDA ONA TABİ OLMANIN FARZ OLMASI

İsa aleyhisselam göğe yukseldikten 300 yıl sonra İsa aleyhisselam’dan sonra dinini bozan kişiler çoğalmış, İsa aleyhisselam’ın dininin üzerinde olanların sayısı açık bir şekilde azalmıştır. Yaklaşık 500 yıl sonra bu Müslümanlardan da hiç kimse kalmamıştır. Musa Peygamber aleyhisselam’ın kavmi, Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselam’ın ümmeti gibi İslam dinine bağlı kalmadılar. Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselam’ın ümmeti 1400 yıldan fazla ve şimdiye kadar İslam dinine bağlı kaldılar. Musa Peygamber aleyhisselam’ın kavminin bir çoğu birkac yüzyıl sonra küfre girmişlerdir. İsa aleyhisselam gelince O’nu yalanlayarak, İslam dininden çıkmışlardır. Kulların bir Peygamberden sonra gönderilen Peygambere inanmaları gerekir. İnanmış oldukları Peygamberden sonra gelen Peygambere: “Biz senden önceki Peygambere iman ettik, biz seni tanımıyoruz” demeleri caiz değildir. İsa aleyhisselam geldiğinde ve onlara mucizeleri gösterdiği zaman ona tabi olmak zorundaydılar. Peygamberler birbirlerini yalanlamazlar, her biri insanlara diğer Peygamberleri doğrulamalarını emrediyorlardı. Fakat Müslümanlar kendi zamanlarındaki Peygamberin şeriatına tabi olmaları gerekir. Allah’ın indirmiş olduğu din birdir, akide de birdir; O da Allah’a , Allah’ın göndermiş olduğu Resule, meleklere, Ahiret gününe, Peygamberlere indirilen semavi kitaplara iman ve kaderin hayrına ve şerrine iman etmektir. Kaderin hayrına ve şerrine iman etmek, yani bu alemde hayır olsun şer olsun her şey Allah’ın takdiriyledir demektir. Hayır, insanların yaptığı şeylerden olup Allah’ın rızasıyla ve sevgisiyle olur. Şer ise yine insanların yaptığı şeylerdendir ama Allah’ın rızasıyla ve sevgisiyle değildir. Her şeyi yaratan Allah’tır. Yaratmış olduğu hiçbir şeye benzemez. Bütün bu şeylere her Müslüman’ın iman etmesi farzdır.
 

EHLİ-SUNNET

Paylaşımcı
İhvan Üyesi
Katılım
10 Eki 2006
Mesajlar
384
Puanları
0
Web sitesi
www.islamlehrer.de
İSA aleyhisselam’ın DAVETİ

İSA aleyhisselam’ın DAVETİ

Allah-u Teala’nın İsa aleyhisseleem’ı kundaktayken insanlarla konuşturması, onun gelecekte yani ilerde diğer Peygamberler gibi Allah’a davet edeceğinin bir başlangıcıydı. İsa aleyhisselam’ın konuştuğu lisan normal insanların konuştuğu lisandır, fakat o sayılı kelimeleri konuştuktan sonra eski bebeklik haline dönmüştür. Normal çocukların konuşma yaşına gelinceye kadar başka hiçbir şey konuşmamıştır. Allah-u Teala her şeye kadirdir.
İsa aleyhisselam’a iman edenler İslam dini üzere idiler. Ortağı olmayan ve tek olan Allah’a iman ediyorlar, İsa aleyhisselam’ın Allah’ın kulu ve Resulu olduğuna iman ediyorlardı. Namaz kılıyorlar ve oruç tutuyorlardı. Kıldıkları namaz da ruku ve sucud vardı ve abdestli bir şekilde namaz kılıyorlardı. İsa aleyhisselam’ın göğe kaldırıldığı andan itibaren 200 yıl O’nu oğrettiği, onun yolu ve onun dini yani İslam dini uzerinde yaşadılar. Daha sonra aralarına kötü fikirler girmeye başlamıştır. İsa aleyhisselam’a iman eden kişilerin sayısı yavaş yavaş azalmaya başlamıştır. Bunun karşısında İsa aleyhisselam’a ibadet eden kişilerin sayısı coğalmaya başlamıştır. Daha sonra Kıstantin adında bir putperest (Allah’a şerik koşan) geldi. Hak dinden sapmış olan dine girdi. Girdikten sonra daha kötü sapık fikirler ekledi ve bu sapık olan dini yaymaya başlattırdı. Hatta memleketinin bir cok yerinde Allah’tan başkasına ibadet ettiklerini açıkca gösteriyorlardı.

Halen İsa aleyhisseleem’a tabi olan ve İslam dini üzerine kalan kişiler çok çetin duruma düştüler. Hatta şehri bırakıp dağlara gittiler. Zulmedip küfre düşen şehir halkından kaçarak her biri yaşamak için kendine bir baraka (camurdan bir ev ) yaptı. Ya da bir mağaraya sığınıp ağacların yapraklarından veya yer otlarından yiyorlardı. Peygamber efendimiz Muhammed’e Peygamberlik görevi gelmeden önce, o mü’minlerden hiçbiri kalmamıştır. Ne dağlarda ne de şehirlerde.




İSA aleyhisselam’e VAHYİN İNMESİ

Meryem, İsa aleyhisseleem ile beraber Mısır’a gitmişlerdi. Orada İsa aleyhisselam 12 yıl yaşamıştır. Yazmayı öğrenmiş ve ilk mektebe başlamıştır. Ondan sonra ikisi de Filistine geri döndüler.
Daha sonra İsa aleyhisselam’a vahiy indi. İnsanlara şöyle demeye başladı;” Ey insanlar! Sadece Allah’a ibadet ediniz, O’na asla ortak koşmayınız ve benim de Allah’ın Resulu olduğuma iman ediniz”. İsa aleyhisselam’a Havariler adı verilen 12 kişi iman etmiştir. İsa aleyhisselam o kişileri çeşitli yerleşim yerlerine gönderip, insanları sadece Allah’a tapmaya ve O’na ortak koşmamaya davet etmekle görevlendirdi. İsa aleyhisseleem yaklaşık olarak 30 yıl yaşamıştır. Bütün günleri insanları İslam’a davet etmek için yeryüzünde dolaşarak gecirmiştir. İşlenmemiş koyun derisini giyerdi, yerden biten yeşil bitkiler (otlar) pişirmeden yerdi ve ne zaman akşam olursa bulunduğu yerde, ya mescitte ya da çöl de yatardı.
Günün birinde kollarda tabut üzerinde götürülen krallardan birini diriltmesi için Allah’a dua etmiş, Allah onu diriltmiştir. Doğuştan kör olan bir kişinin gözlerine elini sürdükten sonra o kör görmeye başlamıştır. Baras adında bir hastalığa yakalanan bir kişiyi de iyileştirmiştir. Yahudiler, bütün bu şeyleri gördükleri ve doğru olduğuna inandıkları halde inad ederek ve kibirlenerek kabul etmemişler. Bazıları önceden mü’min idi ancak İsa
aleyhisselam’ı yalanlamalarından dolayı küfre girmiştir.
 

İttihad-ı İslam

Asistan
İhvan Üyesi
Katılım
19 Ocak 2011
Mesajlar
440
Puanları
0
Yaş
33
"Şüphesiz o, kıyamet saati için bir ilimdir. Öyleyse ondan (kıyametten) yana hiçbir kuşkuya kapılmayın ve bana uyun. Dosdoğru yol budur."(Zuhruf Suresi 61)
 

arifan yolcusu

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
9 Ağu 2010
Mesajlar
1,303
Puanları
48
Yaş
39
işte bu:)
ondan sonra cübbeli hoca eleştiriyor diyorlar...
eleştirmesinde dilsiz şeytan mı olsun....
 

Ezrak Yektâ'

NisyanDireniŞ
İhvan Üyesi
Katılım
21 Nis 2008
Mesajlar
629
Puanları
0
Yapmayın arkadaşlar Kurana da mı itimadınız yok. Kimin sözlediğinden çok ne söylediğini dinleyin. Kuran da Hz. İsa ile ilgili geçen ayetlerden başka bildiklerinizi kurandan saymayın. Bu sapıklıktır. Kuran yok mu evinizde açık okuyun. Bunu için sitelerden uzun uzun açıklamalar yazmanıza gerek yok. "Seni vefat ettireceğim ve katıma yükselteceğim" bitti.

Sizin bundan sonraki söyleceğiniz Hz İsa'nın ölmediğini yeniden geleceğini söylemeniz Kur'ana şirk değil de nedir? Hem Son peygamberin Hz. Muhammed olduğu açıkça geçmiyor mu kuranda. Hz. İsa ne vasfıyla gelecek. Sıradan bir kul mu son peygamber mi? Ki Hz. İsa ne getirecek. Kuranın nuru kıyamete kadar sönmeyecekse ( garantisini yine kuran veriyor) hz isa bize ne diyecek ne söylecek. Söylenecek her şeyi Kuran söylemiyor mu. Siz haşa dinde bi eksiklik mi gördünüz ki mesih beklentisi içindesiniz.

Lütfen kimsenin sözüne itibar etmeyin. Benim sözüme de itibar etmeyin. Açın Kuranı okuyun. Ona da inanmıyorsanız muhatabım değilsiniz...
 

HaZiRuN

Revizyonda
İhvan Üyesi
Katılım
15 Ara 2010
Mesajlar
2,591
Puanları
0
Ezbere konuşmamak,araştırmak,ince eleyip sık dokumak gerek zıttını sergilemek
İslama fitne tohumlarını ellerinizle bil fill ekmektir bu Allah muhafaza....
 

Ezrak Yektâ'

NisyanDireniŞ
İhvan Üyesi
Katılım
21 Nis 2008
Mesajlar
629
Puanları
0
"Şüphesiz o, kıyamet saati için bir ilimdir. Öyleyse ondan (kıyametten) yana hiçbir kuşkuya kapılmayın ve bana uyun. Dosdoğru yol budur."(Zuhruf Suresi 61)
Hayır, o bir tanrı değil, nimetimize mazhar ettiğimiz ve İsrailoğulları için bir örnek yaptığımız bir has kulumuzdu. Şayet yapmak isteseydik, sizin yerinize geçmek üzere melekler yaratırdık. Ama bu, Allah'ın hikmetine aykırıdır. ( Zuhruf 59-60)
Sakın Şeytan sizi yoldan çevirmesin.Çünkü o sizin besbelli düşmanınızdır.( Zuhruf 62)
 

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,948
Puanları
83
Yaş
52
Ehli Sünnet uleması ve o yolun yolcusu Müslümanlar Mehdi As'ın bütün dünyaya hakim olmasına, Hz. İsa As'ın nüzuluna (yeniden inişine) ve Deccal, Yec'üc mec'uc, güneşin batıdan doğması gibi Kıyamet alametlerine iman ederler. Bunların inkarını küfür olarak telakki ederler. Bu hadiselere ilişkin Kur'an ve Sünnetten pekçok delilleri vardır.

Peygamber efendimiz, bütün bunları buyurmuş 60'tan ziyade Sahabe-i Kiram da Peygamberimizden bu haberleri nakletmişlerdir.

Peygamber efendimiz Muhbir-i Sadık'tır; ne buyurduysa mutlaka olmuştur; olmadıysa da zamanı gelmemiştir. Amenna ve sadakna.

Peygamberimiz buyurduysa O'nun mübarek sözünün yanında falanın ya da filanın sözünün hiçbir değeri yoktur.

Bu gerçeklere ilişkin yüzlerce alimden ve eserden nakil yapabiliriz ama gerek yoktur. Ehli sünnet bir Mezhebe tabi olan Müslümanlar bunları zaten bilmekte ve şüphe etmeden inanmaktadırlar.

Peki, bu haberleri haşa yalanlayanlar ya onlar kimlerin yolundadır? Hangi Mezhebe uyarak inanç ve amel ortaya koyarlar? Hangi alimleri okumuşlardır? Kimlere itimad ederler?
 

Ezrak Yektâ'

NisyanDireniŞ
İhvan Üyesi
Katılım
21 Nis 2008
Mesajlar
629
Puanları
0
Mesnetsiz konuşmayın arkadaşlar, bu vebaldir. Fitne oklarının yaygın olduğu günümüz çağında öncelikle ayet sonra sahih sünnete itibar edilmesi gerekir. O kadar çok hocaefendi ülema alim var ki. Biz her duyduğumuza inanma cehtine gidersek elimizdeki üçbuçuk imanımızdan da oluruz mazallah. Burada İslamoğlu bir yorumda bulunmamış dikkat ederseniz sadece Kuran lafzını açıklamış. Doğru mu yanlış mı öğrenmek isteyen açsın ayeti, sahih sünneti orda bulabiliyorsa bir delil yazsın biz de okuyalım, öğrenelim.
 

talib

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
11 Tem 2006
Mesajlar
21,906
Puanları
113
Lütfen kimsenin sözüne itibar etmeyin. Benim sözüme de itibar etmeyin. Açın Kuranı okuyun. Ona da inanmıyorsanız muhatabım değilsiniz...
Kur'an'a yönlendirdiğinizi mi zannediyorsunuz yoksa birinin yazdığı meale mi?

Kur'an'a inanmayan bu forumda olmasa gerek. Siz muhatap alırsınız almazsınız o ayrı bir bahis.

Biz İslamoğlu yerine Kur'an'ı daha iyi anladığını düşündüğümüz ve bildiğimiz ulemanın sözlerini dikkate alırız.
 

Ezrak Yektâ'

NisyanDireniŞ
İhvan Üyesi
Katılım
21 Nis 2008
Mesajlar
629
Puanları
0
Kur'an'a yönlendirdiğinizi mi zannediyorsunuz yoksa birinin yazdığı meale mi?

Kur'an'a inanmayan bu forumda olmasa gerek. Siz muhatap alırsınız almazsınız o ayrı bir bahis.

Biz İslamoğlu yerine Kur'an'ı daha iyi anladığını düşündüğümüz ve bildiğimiz ulemanın sözlerini dikkate alırız.

Ben açın meali okuyun demedim. Öyle demek isteseydim açın bilmem kimin mealini okuyun derdim.( Konuyu tek kişiyle sınırlandırmıyorum) Ben kuranın arapçasını açıp okuma taraftarıyım. Arapça bilmiyorsanız lafız meallerine bakın. Farklı meallerden araştırın. Kuranın ayetlerini anlamak çok ta zor değil.
 

talib

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
11 Tem 2006
Mesajlar
21,906
Puanları
113
İş o kadar basit yani. Koca koca alimdelerde mezhepler kurmuşlar, tartışmışlar, doğruyu araştırmışlar vs.
 

Ezrak Yektâ'

NisyanDireniŞ
İhvan Üyesi
Katılım
21 Nis 2008
Mesajlar
629
Puanları
0
İş o kadar basit yani. Koca koca alimdelerde mezhepler kurmuşlar, tartışmışlar, doğruyu araştırmışlar vs.
Sizde akıl melekesi eksikliği mi var. Eminim yoktur. Okursunuz tercihinizi yaparsınız. İnsanlar tercihleriyle yaşar....
 

İttihad-ı İslam

Asistan
İhvan Üyesi
Katılım
19 Ocak 2011
Mesajlar
440
Puanları
0
Yaş
33
Ben Son Peygamber'in Hz.Muhammed (sav) olduğuna iman etmişim zaten, bunun üzerine siz benim adıma imanımı mı belirliyorsunuz?
İmanıma söz söylemeyin yeter benim hakkımda ne düşündüğünüz önemli değil kardeşler...

[FONT="]“Şüphesiz ki o, kıyâmetin (ne zaman kopacağının) bilgisidir. Ondan hiç şüphe etmeyin ve bana uyun; çünkü bu, dosdoğru yoldur.” [/FONT][/B][B][I][FONT="](Zuhruf, 61)[/FONT][/I]

[FONT="]Abdullah el-Gımarî, [/FONT][I][FONT="]İkâmetu’l-Burhân ala Nuzûli Îsâ [/FONT][/I][FONT="]aleyhisselâm [/FONT][/I][I][FONT="]fî Âhiri’z-Zemân [/FONT][FONT="]adlı kitabında bu âyet hakkında şöyle der: [B]“Yani Îsâ [/B][/FONT][B][I][FONT="]aleyhisselâm [/FONT][/I][FONT="]kıyâmet için bir alamettir. Onun nuzûl edeceği şüphesiz olarak buradan anlaşılır. [COLOR=red]Peygamber [/COLOR][/FONT][/B][COLOR=red][B][I][FONT="]sallallâhu aleyhi ve sellem[/FONT][/I][FONT="]’in tefsîri bu şekildedir.[/FONT][/B][/COLOR]

[/SIZE] [SIZE=2][FONT="]İbn Hibban, [/FONT][FONT="]Sahîh[/FONT][/I][FONT="]’inde “Meryem oğlu Îsâ’nın Kıyâmet Alâmeti Olarak Nuzûl Edeceğinin Beyânı” diye bir başlık açmış ve şöyle rivâyet etmiştir;[/FONT]

[FONT="]Muhammed b el-Hasen b. el-Halil [/FONT][FONT="]Hişam b. Ammar [/FONT][FONT="]el-Velid b. Müslim [/FONT][FONT="]Şeyban b. Abdurrahman [/FONT][FONT="]Asım [/FONT][FONT="]Ebû Rezin [/FONT][FONT="]Ebû Yahya Mevla İbn Afra [/FONT][FONT="]İbn Abbas isnadıyla;[/FONT]

[FONT="]Peygamber [/FONT][I][FONT="]sallallâhu aleyhi ve sellem[/FONT]
[FONT="]: [/FONT][I][FONT="]“Şüphesiz ki o, kıyâmetin (ne zaman kopacağının) bilgisidir.” [/FONT][/I][FONT="](Zuhruf, 61) [/FONT][/I][FONT="]âyeti hakkında buyurdu ki: [/FONT][FONT="]“Meryem oğlu Îsâ kıyâmet gününden önce nuzûl eder.”[/FONT][/I][FONT="] İbn Hibbân (8/288)[/FONT] [FONT="]Bu isnad sahîhtir, bütün ravileri güvenilirdir. Asım meşhur kıraat imamlarındandır.[/FONT]
O ayetin devamı;

"Hani Allah, İsa'ya demişti ki: "Ey İsa, doğrusu senin hayatına Ben son vereceğim, seni
Kendime yükselteceğim, seni inkâr edenlerden temizleyeceğim ve sana uyanları kıyamete kadar inkâra sapanların üstüne geçireceğim. Sonra dönüşünüz yalnızca Banadır, hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyde aranızda Ben hükmedeceğim."(Al-i İmran Suresi 55)



Hz. İsa için "canını almak" anlamına gelen "Teveffa" fiili kullanılırken, diğer peygamberler için normal ölümü ifade eden "katele" ya da "mevt" gibi ifadeler kullanılmaktadır. Bu bilgiler doğrultusunda, Hz. İsa'nın uykudakine benzer bir duruma sokularak Allah Katına yükseltildiğini, olayın bildiğimiz ölüm olmadığını, sadece bu boyuttan bir ayrılış olduğunu söyleyebiliriz. (Allah-u alem)


Sizi geceleyin vefat ettiren (teveffakum) ve gündüzün "güç yetirip etkilemekte olduklarınızı" bilen, sonra adı konulmuş ecel doluncaya kadar onda sizi dirilten O'dur... (Enam Suresi, 60)
 

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,948
Puanları
83
Yaş
52
Senin aklın var, Kur'an'dan oku seç diyen Ezrak Yektâ' arkadaşa edille-i şeriyye'yi ve necat bulmayı en başından kim anlatacak? Anlatsa da acaba kabul edecek durumda mı? Sizi kim bu hale getirdi? Kime çarpıldınız?
 

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,948
Puanları
83
Yaş
52

Hikem

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
31 Ağu 2009
Mesajlar
6,073
Puanları
0
Şeyhulİslamımız allame Mustafa Sabri Rahimehullahi Teala(Allah Teala şefaatına nail etsin.Amin) Mevkıf-ulAkli... adlı ünlü eserinde Muhammed Abduh zamanına kadar İslam aleminde Hazreti İsanın nuzülü, Mehdi aleyhisselamın gelmesi, mucizeler konusunda bir tartışma yoktu.Ta ki, Muhammed Abduh gelinceye kadar...Selefin ve halefin hiçbir eserinde, tefsirlerinde mezkur ayet ve ilgili hadisler konusunda bir kafa karışıklığı mevzubahis değildi...Bu konuda aykırı düşünenler maattessüf Ehli sünnetin mezheblerinden çıkıp, mezkur şahsın mezhebine girmişler demektir.Üstad Ramazan El-Bûtinin dediğine göre , Muhammed Abduh ilk devrelerinde böyle düşünmüyormuş.Sürgünden sonra dönüş zamanlarında şaz görüşlerini öne sürmeye başlamış.Allah Teala ayaklarımzı kaydırmasın.Amin..
 

türkü

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
18 Tem 2007
Mesajlar
4,973
Puanları
113
Allah'ım bize katından bir mehdi gönder, bu kadar zannımıza karşılık..çok samimiyiz lütfen.amin :)
 

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,948
Puanları
83
Yaş
52
İmam Şatıbi Hz., El-İ’tisam, Kitap Dünyası Yayınları: 1/264-266.’den:

Bid'atçilerin yöntemlerinden birisi de şudur:

Allah ve Resulü’nün kastettiği şeyi anlamaya yarayan Arapça ilmini bilmedikleri halde Arapça olan Kur'an ve Sünnet hakkında yalan yanlış şeyler uydururlar; [1] kendi bildikleri şeylerle şeriatın aleyhinde bulunurlar, uydurdukları şeyleri kendilerine din edinirler ve ilimde yeterli seviyede olan kişilere muhalefet ederler. Kendi nefislerine çok güvendikleri ve hiç de öyle olmadıkları halde kendilerini içtihat (Kitap ve Sünnetten hüküm çıkarmak) ve istinbat (manayı meydana çıkarmak, kaynaklardan açıklığa kavuşturmak) yapabilecek kişiler olarak gördükleri için böyle bir tavrın içine girerler.

Nitekim onlardan birisine Ali İmran, 117. [2] ayeti hakkında sorulunca şöyle demiştir: Buradaki "sır" sarsar, yani geceleyin öten cırcır böceği demektir, der.

Nazzam'dan [3] rivayet edildiğine göre o da şöyle demiştir: "Kişi Allah'ın ismini anmaksızın îlâ [4] yaparsa îla yapmış sayılmaz."

Çünkü îlâ, Allah isminden türemiştir. Bazıları da "Âdem Rabbine başkaldırdı ve yolunu şaşırdı." [5] âyetini tefsir ederken yasaklanmış ağaçtan meyveyi çok fazla yedikleri için Adem'in yolunu şaşırdığını söylerler.

Çünkü ayette geçen ve "başkaldırdı, âsi oldu" anlamına gelen (ğavâ) kelimesini Arapların, annesinin sütünü çatlayıncaya kadar emen ve hatta bu yüzden bazen hayata veda eden deve yavrusunu anlatmak için kullandıkları (ğave'l-fasilü) tâbirine takılarak yorumlarlar. [6]

Halbuki bir insan hakkında bu tâbir kullanılamaz. Bu kelime Ayet-i Kerimede, başkaldırmak, âsi olmak anlamına gelen "ğayy" mastarındandır. Bunlar "And olsun, biz insanlardan ve cinlerden birçoğunu cehennem için yarattık" [7] âyetini "Biz insanlardan pek çoğunu cehenneme attık, saçtık, dağıttık" şeklinde yorumlarlar. Sanki onlar âyette "ze-ra-e" kelimesindeki hemzeyi görmezler, bu yüzden Arapların "rüzgar bir şeyi saçtı, dağıttı anlamında kullandıkları" zerrathü'r-rîhü" tabirinden yola çıkarlar. Halbuki (zerae) "yarattı" " (zerâ) ise "saçtı" "dağıttı" anlamına gelir. Araplar "hayvan sırtındakini attı" anlamında da " (ezrathu d-dabbetü) derler.

İbn Kuteybe'nin anlattığına göre Bişr el-Muraysi arkadaşlarına: "Allah Teala sizin ihtiyaçlarınızı en güzel şekilde karşıladı" anlamında bir söz söylerken Arapça kurallarına aykırı bir cümle kurdu. Orada bulunan topluluğun buna güldüğünü gören Kasım et-Timar güya el-Muraysi’yi savunmak için Arapça bir şiir okudu, fakat aynı kural hatasını kendisi de bu şiiri okurken yaptı.

Kâsım'ın okuduğu şiir meâlen şöyle idi: "Süleymi'yi Allah himaye ediyor. O hiçbir şey vermediği halde Allah onu mahrum bırakmadı." Bişr el-Muraysi akılcıların reisiydi. Kasım et-Timar ise kelamcıların reisiydi.

İbn Kuteybe der ki: Kasım'ın, Bişr'i savunmak için okuduğu şiirdeki hatası Bişr'in hatasından daha da tuhaftır.

Bunlardan bazıları "Leş, kan ve domuz eti size haram kılındı" [8] âyetinin domuz yağının helâl olduğunun delili olarak ileri sürerler. Bu âyette domuzun sadece eti haram kılınmıştır, başka şeyi haram kılınmamıştır, dolayısıyla bu âyet domuz yağının helal olduğuna delildir, derler. Bazen bazıları da onların söylediklerini kabul ederler ve domuz yağının sadece icmâ ile haram kılındığını zannederler. Halbuki mesele basittir. “Lahm” yani “et” kelimesi hakiki anlamıyla yağı ve başka şeyleri de içine alacak şekilde kullanılır. Tâ ki özel ismiyle anıldığı zaman “şahm”, yani “yağ” denilir. Nitekim damar, sinir ve deri de böyledir. Şayet onların dedikleri gibi olsaydı “damar”, “sinir”, “cild”, “ilik”, “beyin” gibi özel ismi olan şeylerin hiçbirisi domuzda haram olmazdı. Bu ise domuzu tamamen haram olmaktan çıkarırdı.

Hâricilerin "Hüküm ancak Allah'ındır" [9] âyetini delil göstererek hakem tayin etmenin gayri meşru olduğunu iddia ederken sinsice bir yol tutuklarını söylemek mümkündür. Çünkü bu Ayet-i Kerimede hüküm lafzı genel bir anlam ifade edecek şekilde kullanılmıştır. Bu kelimenin özel anlamlı olarak kullanıldığı yerler buna dahil edilemezler. Onlar hepsini aynı kategoride gördükleri için şu âyetlerden yüz çevirmişlerdir:

"Eğer karı-kocanın aralarının açılmasından korkarsanız, erkeğin ailesinden bir hakem, kadının ailesinden bir hakem gönderin." [10]

"İçinizden adalet sahibi iki kişi buna hükmeder." [11]

Şayet genel anlam ifade eden lafızlarla özel anlam ifade eden lafızların reddedilemeyeceğine dair olan Arapça kuralını araştırarak bilmiş olsalardı özel hükümleri hemen inkara koşmazlardı ve kendi kendilerine: "Acaba bu genel hüküm başka hükümlerle tahsis edilmiş midir?" diye sorarlardı da sonra onu tevil ederlerdi. Bu konuda başka bir şey daha vardır ki yeri gelince o da zikredilecektir.

Arap kelamıyla ilgili cehaletin pek çoğu mecaz konusunda ortaya çıkar ki aklı başında olan bir kişi buna razı olmaz. Allah Teala lutf u ihsanıyla bizi cehaletten ve cehaletle amel etmekten korusun.

Buna benzer istidlallerin (delile dayanarak netice çıkarmak) hiçbir kıymeti yoktur, konuşanların seviyesini düşürür, emsallerine aykırı bir görüş olarak bile kabul edilemez. Bu tür istidlallerle ortaya konulan inanç ve amelle ilgili hükümler bid'atin ta kendisidirler.

Çünkü bunlar hevâ ve hevese uyarak Arapçanın genel-geçer kurallarının dışına çıkmak demektir. Hz. Ömer'den nakledilen şu söz ne kadar doğrudur: “Bu Kur'an bir sözdür. Onu yerli yerine koyunuz. Onu hevâ ve hevesinize uydurmayınız. Yani bu kelama kendi anlamlarını veriniz ve anlamlarının dışına çıkarmayınız. Çünkü Kur'an'ı kendi anlamlarının dışına çıkarmak demek onun doğru olan yolundan çıkıp hevâ ve hevese uymak demektir.

Yine Hz. Ömer'den rivayet edilmiştir: “Ben sizin içinizden sadece iki adamın durumundan korkarım: Kur'an'ı yanlış tevil eden adam ve malı kardeşinden kıskanan adam.” El-Hasen'den (r.a) rivayet edilmiştir.

Ona sorulur: “Dilini ve mantığını düzeltmek için Arapça öğrenen adam hakkında ne dersin?”

Şöyle cevap verir: “Evet öğrensin. Çünkü bir adam ki Kur'an'ı okur da yanlış manalara çekerse helak olur.”

Yine ondan rivayet edilmiştir: “Kur'an'ı yanlış tevil eden acemler (Arap olmayanlar) sizi helake sürüklediler (sürüklerler).”


Dipnotlar
[1] Arapçayı bilmemek, Kur'an ve sünnet hakkında bilgisizce konuşmaya cüret eden yabancıların ve diğer kişilerin yol açtıkları kötülüklerin en önemli sebeplerinden birisidir. Bu yüzden onlar hem kendileri sapıtırlar, hem de başkalarını saptırırlar. Bu sebeple İmam Şafii'nin şöyle dediği rivayet, edilir: Arapçayı öğrenmek, şer'î ilimleri tahsil etmek isteyen herkesin üzerine farz-ı ayındır.
[2] Ali İmran: 117. Halbuki "sır'" kelimesi burada şiddetli soğuk rüzgar anlamına gelir, (el-Lisan 4/2429)
[3] en-Nazzam: Ebu İshak İbrahim İbn Seyar el-Basri. Kelama ve Mutezile şeyhidir. Bazıları onun kâfir olduğunu, bazıları da Brahman dinine mensup olduğunu söylediler. Sarhoşken balkondan düştüğü ve öldüğü rivayet edilir. 220 küsurlarda vefat etti. (İhtilafu'l-Hadis, 17; el- Milel ve'n-Nihal, 1/53; el-Farkbeyne'1-Firak, 113)
[4] el-îlâ: Bir adamın hanımına yaklaşmayacağına dair yemin etmesidir. Fıkıhta buna dair hususi hükümler vardır. (Lisanu'l-Arab. 1/117)
[5] Tâhâ: 121
[6] Bu kelimelerin anlamları için bakınız: el-Lisan 5/3320 ve 3423.
[7] A'raf. 179.
[8] Maide: 3
[9] En’**: 57, Yusuf 40, 67.
[10] Nisa: 35
[11] Maide: 95
 
Üst