Hüseyin Akın / Ömrümün Kısa Günü | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Hüseyin Akın / Ömrümün Kısa Günü

mostar

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
6 Ara 2009
Mesajlar
1,011
Puanları
0
BU RENKLER HEP CANLI!

Bu simaları tanıyor musunuz?
Hüseyin Akın’ın yeni kitabında tanınması gereken pek çok isim yer alıyor. Peki, kimleri anlatıyor Hüseyin Akın?

30 Kasım 2010 Salı 19:00
Cumhuriyeti kuran iradenin Türkiye’de sistemi istediği gibi tamamlamak için çaba sarf ettiği, gerektiğinde baskıdan da çekinmediği bilinen bir gerçeğimiz. Aradan geçen 80 küsur yıla rağmen kurucu iradenin bir türlü erişemediği bu halin, tekraren dile getirilmesinde ise bir beis yok.

Kurucu iradenin gerçekleştirmeye ve ulaşmaya çalıştığı temel meseleyi ise Türk insanının tırnak içinde “modernleştirilmesi” ve bunun için de zihniyetin değiştirilerek, “pozitivist” bir yaklaşımın egemen olması şeklinde belirleyebiliriz. Yüzeysel de olsa kısa Cumhuriyet tarihini şu geride kalan birkaç cümle içine sığdırmak mümkün. Bu cümleleri açarak detaylandırmak, örneklendirmek ise bu gibi kitap tanıtım yazılarının görevi değil.
Tren medresesi
Kurucu iradenin zihniyet değişimini gerçekleştirmesindeki en önemli engellerin başında bazı zat-ı kiramın “modern” sayılan kanalların dışında bir kanaldan beslenmeleri ve bu bilgilenme kanalının tıkanmaması için ellerinden gelen gayreti göstererek alternatif bilgilenme yöntemlerinin ayakta kalmasına hizmet etmeleri gösterilebilir. Bu alanda bayraklaşmış birer simge isim haline gelen Süleyman Hilmi Tunahan, Sarı Hoca namıyla maruf Mehmet Ruhi Turan Hocaefendilerin isimlerini zikretmek ve hatırlatmak bu yazının başta gelen görevleri arasında. Sarı Hoca’nın Balıkesir – Kütahya arasında çalışan posta treninde talebeleriyle birlikte birer yolcu görünümüyle ders yapması, dersini veren talebenin ilk istasyonda inmesi bu alternatif bilgilenme kanalının devamlılığının nasıl sağlandığıyla ilgili anlatılan efsaneler arasında çoktan yerini aldı bile.
Canlı Renkler’de canlı simalar

Bu isimlere İsmail ve Mustafa Kara’nın babaları Kutuz Hoca namıyla maruf zatın ilave edilmesi gerektiğini ise hoca efendinin hatıratının yayınlanması üzerine öğrendik. Kutuz Hoca’nın hatıralarını oğlu İsmail Kara derleyerek yayınlamıştı. Hüseyin Akın’ın “Canlı Renkler” isimli deneme kitabı ise işte bu kitap üzerine bir değerlendirme ile açılıyor.
Geçtiğimiz Eylül ayı içinde çıkan kitap on üç denemeden kurulu. Hacmi küçük, lakin muhtevası ağır olması hasebiyle Akın’ın bugüne dek yayınlamış olduğu kitaplar arasında epey ayrıcalıklı konumda. Edebiyat camiasında, üslubundaki yoğun (abartı değil) ironi ve humor ile tanınan Akın, bu kez denemelerini bir matine atmosferinin aksine tam bir öğretmen edası ile kaleme almış. Konunun (kişilerin) ağırlığı ve kalemin kemale ermesi bunun sebepleri arasında gösterilebilir. “Sıkı olmak” ile “sıkıcı olmak”ı her ne kadar birbirine karıştıranlar olsa da (ki bu onların sorunudur) sıkı bir kitap sıkmadan bitebiliri Akın’da bir kez daha görmek mümkün.
Kelime kelime okunması gereken bir kitap
Yakinen takip edenler fark edecektir, gazete ve dergilerde belli aralıklar ile yayınlanan söz konusu denemeler diğerleri gibi lirik biçemde değilse de didaktik bir üslup içinde yazılmış olmaları onları Akın’ın kalemi kokmaktan alıkoymuyor. Akmak tabiri ayaküstü okunup rafa kaldırmak olarak anlaşılmamalı. Zira kapağı açıp ilk zata (Kutuz Hoca) selam vermeniz ile yoğun bir okuma serüvenine başladınız demektir. Ayrıntılar kaçırıldığında kitap bir şey ifade etmeyeceğinden, bahsedilen tarihe ve eserlere dair bilgiye haiz olmak için arada kısa molalar vermek icap ediyor.
Akın’ın “Sadece kendisine kilitlenmiş, attığı adımların geride bıraktığı izlerin yaşamsal değerini merak dahi etmeyen insanlara nasıl da alıştık. Dedesinin dedesini ismen bilen şunun şurası acaba kaç kişi var aramızda? Gariptir ki, bu bilgi bile ancak müteveffa dedelere ve yaşlı babalara mahsus bir uzmanlık alanıymış gibi değerlendirilir hale geldi” tespitinden (ve tabii serzenişinden) sonra verilen bu molalar bir kez daha önem kazanıyor.
Millet Mistiklerini de okuyun!
İsmail Kara’nın kitabı referans alınarak yazılan Kutuz Hoca ile ilgili bölüm yakın tarihimizi şöyle bir kontrol etmemiz için birebir uyarıcı nitelikte. Nereden nasıl geldiğimize ve nereye nasıl gitmemiz gerektiğine dair merakı olanlar bu yazıyı ve tabii ki İsmail Kara’nın “Kutuz Hocanın Hatıraları” adlı kitabını okuyabilirler.
Nurettin Topçu
’nun “Millet Mistikleri”nde geçen isimlerin genç kuşak tarafından silik bir yazı yahut soluk bir resim olarak hatırlanmasının, bahsi geçen kişilerin alkış ve taltiften ne kadar uzak olduğuna bağlıyor Akın. Topçu’nun mistiklere dair yazdığı kitabın önemini vurgulamak adına kitapta şu cümleler altının çizilmesini hak ediyor: “Büyük adam bize unuttuğumuz ya da fark edemediğimiz büyük tarafımızı gösteren adamdır. İçinde büyük dünyaları, büyük hedefleri ve büyük vaatleri barındırır, bu yüzden büyüktür. Önündeki olumsuz örneklerle ümidi kırılmış bir nesle nasıl büyük bir medeniyetin üyesi olduğunu anlatmak için büyük adamların portresini yeniden çizip gönül duvarına asmak lazımdır.” Akın bu cümleleri kaleme alarak mistiklere dair portrenin bir an evvel belirginleşmesi için bize Topçu’nun “Millet Mistikleri”ni okumamızı salık veriyor.
Tanpınar ile ilgili bölümde O’nun abasız postsuz dervişane yönüne dikkat çeken Akın, Tanpınar şiirinde zaman kavramını irdeliyor. Ve zaman kavramının Tanpınar tarafından salt şiirde yoğun bir biçimde kullanılmadığını Akın’ın “Tanpınar'ın sadece şiirlerinde değil, romanları başta olmak üzere bütün yazdıklarında çeşitli boyutlarıyla hâkim bir zamanın ağırlığını fark ederiz. Zaman, mekân ve insan aynı bütünü tamamlayan unsurlar gibi müşterek bir noktada yüzmektedirler." satırlarından anlıyoruz. İbnülemin Mahmut Kemal ve Beşir Fuad’ın ilginç yaşam serüvenlerine de yer verilmiş Canlı Renkler’de.

Dıranas, Osman Konuk…
Akın’ın hemşerisi olan “Bir Muhteşem Tembel Adam: Ahmet Muhip Dıranas” kitapta yer alan bir diğer Canlı Renk. Asaf Halet’e dair olan bölümde onun yaşamına ve şiirine dair ipuçları veren kısım olarak “Zamanındaki bütün kalıpları altüst etmiş, alay konusu olmak pahasına şiire sadece farklı bir dil değil, aynı zamanda farklı bir kulak da kazandırmıştır.
Asaf Halet'in ezber bozan tınısı muhafazakâr kalemlerin hücumuna uğramış, egemen anlayış tarafından dışlanıp yok sayılmıştır. Hiçbir temele dayanmayan bu yok sayışların çoğu ondaki mistik tarafı anlayamamak, daha doğrusu anlamaya çalışmamakla alakalı bir durumdur" satırlarının altını çizmek mümkün.

Ve son olarak bir başka renk Osman Konuk’un şiirine dair: "Şairin gerilim ve asabiyetinin kaynağında modern hayatla kıyasıya didişme yatıyor. Yaşarken kendi zamanında olup biten karşısında yerini yadırgama duygusu bu. Yer yer mizah ve ironiyle sanki duruma müdahil olmaya çalışıyor, intibaı verse de bu öfke ve mizah şiirden dışarıya taşmıyor. Bozulan şiirin değil, şairin asabıdır." cümlelerini okuyoruz Akın’dan. Diğer kitaplarına göre bilgi yoğunluğu açısından farklı olduğunu evvelce de söylediğimiz Canlı Renkler’de referans olarak alınan isimler arasında akla ilk gelenler ise Nurettin Topçu, İsmail Kara, Orhan Okay ve Âlim Gür diyebiliriz.

Henüz dumanı üzerinde bu kitabın ardından Akın’ın “Ayağımda Kırk Numara Kâğıthane” isimli kitabının Heyamola Yayınlarından çıkmış olduğunu da belirtmeden geçmeyelim. İyi okumalar…

Emine Yaşar altıçizili satırlar arasında
 

ismail

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
3 Mar 2007
Mesajlar
20,475
Puanları
0
Yaş
42
Canlı Renkler'de Neler Var?
Canlı Renkler; kültür,sanat, fikir ve şiir dünyamızın önemli isimlerine dair esaslı yazılardan oluşuyor.
Hüseyin Akın, kuşağının önemli şairlerinden biri olmasının yanında düzyazılarıyla da zihinde ve gönülde bir tat bırakan, yazdığını okutan bir isim.
Akın’ın 2010 yılında Profil Yayınlarından çıkan Canlı Renkler kitabı, epeydir ertelediğim kitaplardan biriydi. Nihayet okudum. 1965 doğumlu bir şairin, Hüseyin Akın’ın yakın tarihimizin önemli kavşak noktalarına, kültürel ve sosyal meselelerine bakışını yansıtması bakımından önemli bir kitap. Akın, kitabında, bazı kitaplar ve isimler üzerinden şiire ve hayata dair notlar düşmüş.
Kitabın ilk yazısı “Ahşap Kubbenin Çöküşü, Beton Kubbenin Yükselişi: Kutuz Hoca’nın Hatıraları Üzerine” başlığını taşıyor. Yazıda Kutuz Hoca’nın (Hafız Mehmet Kara) hatıralarından yola çıkılarak eski ve yeni eğitim anlayışlarının başarılı bir karşılaştırması yapılıyor. Kendisi de bir eğitimci olan ve eğitim meselesine ciddi şekilde kafa yoran Hüseyin Akın, bu yazıda günümüz eğitim anlayışının çıkmazlarına ve bu çıkmazların sebeplerine ışık tutuyor.
Nurettin Topçu’nun Millet Mistikleri kitabının ele alındığı yazıda geçtiğimiz asrın bazı önemli fikir ve dava adamlarının özellikleri sıralanarak bir anlamda “büyük adam” tanımı yapılıyor. Bugün isimleri unutulmaya yüz tutan Hüseyin Avni Ulaş, Salahattin Köseoğlu, Remzi Oğuz Arık, Rahmi Eray, Cahit Okurer gibi mücadele insanlarının yeni nesillere örnek olması gereken hayatları genel hatlarıyla veriliyor.
Sonraki yazıda ise Hüseyin Vassaf’ın, orijinal adı Kemâlü’l Kemal olan ve Prof. Dr. İsmail Kara ve Fatih M. Şeker’in “Eski Zaman Efendisi: Mahmut Kemal İnal” adıyla yeniden düzenleyip yayınladığı, İbnülemin Mahmut Kemal’in geniş bir şekilde anlatıldığı kitap ışığında İnbülemin’e ve Hüseyin Vassaf’a dair önemli bilgiler sunuluyor. Ayrıca yazıda tezkire geleneği ve tercüme-i hal yazımına dair değerlendirmeler yer alıyor.
Kitabın en ilginç yazılarından biri “İlk Türk Pozitivist ve Natüralisti: Beşir Fuat” başlıklı yazı. Beşir Fuat’ın yaşamı ve ölümü üzerinde durulan yazıda aynı zamanda bir dönemin aydın kesiminin trajedisi ortaya konuluyor. Beşir Fuat hakkında Tanpınar, Cemi Meriç, Rıza Tevfik gibi isimlerin görüşlerinin de nakledildiği yazıda Beşir Fuat’ın intiharına da geniş yer veriliyor.
Kitabın sonraki iki yazısı Tanpınar’a ayrılmış. Bu yazıların ilki “Ahmet Hamdi Tanpınar Şiirinde Zaman” başlığını taşıyor. Yazıda şair-zaman ilişkisi ve Türk şiirinde zaman konularına değinildikten sonra Tanpınar’da zamanın yeri etraflıca anlatılıyor. “Bir Hülya Adamının Muhayyilesi” başlıklı diğer Tanpınar yazısında şöyle deniyor: “O ki bütün ömrü boyunca kaybolan ya da kültürel şaşkınlıkla dağılıp dört bir yana saçılan zamanları bulup yeniden kendilerine uygun mekânlarına iade etmenin içedönük mücadelesini vermiştir.”
Kitapta entelektüel ilgi ve birikimle yoğrulmuş bir titizliğin yanısıra bir şair belagatını da görmek mümkün. Akın’ın sade ve akıcı üslubu yazdıklarını daha çekici ve kalıcı kılıyor.
Aynı zamanda Hüseyin Akın şiirine dair önemli ipuçları içeriyor kitap. Sözgelimi Tanpınar’ın rüya ile ilişkisini anlattığı bölümü okurken aklıma Akın’ın Susma Hakkı şiirindeki şu dizeler geliverdi: “Ben rüyaya inanırım dünyaya değil/ Böyle söylemiştim bir keresinde/ Geçmişti içimden uzak bir gemi/ Kimdik, kaç kişiydik, var mıydık bilmem/ İnsan kayboluyor kendi sesinde.”
Bir Muhteşem Tembel Adam: Ahmet Muhip Dıranas yazısında Türk şiirinin özgün isimlerinden Ahmet Muhip Dıranas’ın hayatı ve şiirine dair yine efradını cami, ağyarını mani bilgiler veriliyor. Akın, yine kendi şiirinde önemli bir yeri olduğu anlaşılan Dıranas’ı şu sözlerle anlatıyor: “Ahmet Haşim mahcubiyeti, Ahmet Hamdi estetiği, Faruk Nafiz pastoral havası ve biraz da Orhan Veli havailiği bir araya gelmiştir O’nun şiirinde.”
Sonraki yazılarda yine şiirimizin iki orijinal şairi Asaf Halet Çelebi (Çelebi Bir Şair: Asaf Halet) ve Hüsrev Hatemi (Hüsrev Hatemi Ya da Yozlaşmadan Şair Olmak) üzerinde önemli değerlendirmelerde bulunularak bu şairlerin yaşam serüvenleri ile eserleri arasındaki ilişki belirlenmeye çalışılmış.
Mustafa Ruhi Şirin’in “Çocuk Edebiyatına Eleştirel Bir Bakış” kitabı çerçevesinde ülkemizde çocuk edebiyatının durumunun ele alındığı yazıda Akın’ın çocuk edebiyatına dair önemli tespitleri yer alıyor. “Bu Dağların Ardı” başlıklı yazıda ise Sücaattin Erdem’in aynı isimli hatıra kitabı üzerinde duruluyor. Yazıda anı yazımı, insan-mekân-coğrafya ilişkisi, dönemin toplumsal özellikleri konularına değiniliyor.
Kitabın son yazısında (Beyaz Savunma) Osman Konuk şiirini ele alan Akın, yazısında O’nun uzun süren sessizliğinin sebeplerine dikkat çekerek bu sessizliğin de bir “duruş” meselesi olduğunu vurguluyor.
Hüseyin Akın, kitabın bir yerinde bu yazıları kaleme alırkenki temel felsefesini şu sözlerle ifade ediyor: “Maksadım ne ortalığı fırtınaya verip bütün kristal düşüncelere kırılma korkusu yaşatmak ne de bir bardak suda fırtına koparmaktır. Bütün çabam Türk edebiyat ve düşüncesine ait mihenk taşlarını yaşadığı mahsus zaman ve mekânlarıyla görmeye ve göstermeye çalışmaktır.”
Mahir Yolcu
HaberKültür.Net

 

ismail

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
3 Mar 2007
Mesajlar
20,475
Puanları
0
Yaş
42
Bir güzel çağrışım çilingiridir Hüseyin Akın


Hüseyin Akın’ın şiiri ince dikişlidir. Kelimelere cinsine, boyuna posuna, endamına ve mevsimine göre yeni elbiseler diker; elbiseleri uzun ömürlüdür.


Ayağında numara bir İstanbul; ökçesine bakmadan yürür.
Karanfil ve kirazı sevmek için anahtar olarak kullanır. Güzel çağrışım çilingiridir. Kapısını açtığı her güzelliği teşbihatta ve tesbihatta kullanır.
365 mevsimlidir. Günü sayılmaz.
Gittiği her ülkeye her şehre ait notlar tutar, sözcüklerden krokiler, şekiller çizer. Süheyl Ünver’in sünnetini kendi meşrebince devam ettirir. Eksiği bu notların defterleşmemesidir.
Kapıyı çıkarken de girerken de, anahtarı ters çevirirken de düz çevirirken de selamlar.



İyi olan her şeyin tutkunudur

Sokakla arkadaştır. Hatta en samimi arkadaşı sokaktır; her şeyiyle…
Ay dedeyi kırpıp yıldız yapanlardan olmasa da kelime kırıntılarından, cümle kırıntılarından yıldız yaptığı çok olmuştur.
Şiiri de kendi gibi sokak sever milletindendir. Yanılgı ve yenilgiden deneme çıkarır.
Karagün dostudur; kara gününden yalnız kaldığında dostu olduğu kişilerin karagün dostluklarını test eder; sınıfta kalanların karnesinden vefa hanesini siler.
Aya ninni söylemeden uyuyamaz, gözleri güneşten önce ışır.
Heyecanı dengeli ve ölçülüdür; taştığında kıyıdaki ağaçları yıktığı, köpüğünü çerle çöple kirlettiği görülmemiştir. Öfkesi en çok şiirine dize olur.
İyi olan her şeyin tutkunudur; almayacağı metanın fiyatını soranlardan değildir.
Kışa daima hazırlıklıdır. Odalarındaki sobalar temizlenmiş, doldurulmuş, çırası kıyılmış, ateşe ve kışa hazır bekler.
Sıcağı çok sevdiğinden kazara yandığı çok olmuştur.
Vapuru kaçırırsa üzülmez. Bir sonraki vapurdan bir yazı ve bir yüz çıkacağını bilir.
Yüzünün bir zamanlar Sinop zindanlarında yattığı söylense de
Eski sinema afişlerinden, eski büyük radyolardan, eski kırkbeşliklerden, eski kulağı kesiklerden, eski tüfeklerden, hülasa eskilerden ve eskicilerden yeni şeyler öğrenme ustasıdır.
Şiiri ince dikişlidir. Kelimelere cinsine, boyuna posuna, endamına ve mevsimine göre yeni elbiseler diker; elbiseleri uzun ömürlüdür.
Kendisinin ince alaylısı, dünyanın alaylısıdır. Esasında dünyanın mekteplisi olunmayacağını da bilir.
Mushaf’ı titreyerek okur.
Gönlünün duvarındaki çivilere astığı sütün ekşidiği görülmemiştir. Bezin dışı nemlenince tövbe eder.
Rüyadaki riyayı bile seçecek kadar basiret sahibidir.
Ergenliğindeki kalem kavgalarını masum ve çocuksu bulur; ciddiye almaz.



Hüseyin Akın
bu, şairimiz…
Pek çok şiir ve deneme kitabına imza attı.
Arkadaşlarıyla dergiler çıkardı.
Denedi, yanıldı, yenilmedi.
Aykırı teolog…
Uyumlu muallim…
Yüzünün bir zamanlar Sinop zindanlarında yattığı söylense de rivayettir.
Yüzü yerleşik değildir, göçebe de değildir. Sürgün halindedir. Biraz sonra yeni bir yaprak açabilir.
Böyle biliriz.

Mehmet Aycı yazdı
 
Üst