Hızır AS ile Görüşen Celali Baba'ya Ne oldu?

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,948
Puanları
83
Yaş
51
1915 yılından beri Bayburt’un Demirözü ilçesine bağlı Ozansu (Tahsini) köyünde medfun bulunan Bayburtlu Celali’yi, Celali Baba yapan onun aldığı Tasavvuf eğitimidir, gönülden bağlandığı Şeyhidir, Mürşididir.

Peki, Celali’yi irşad edip ölümsüz eserlere imza atmasını sağlayan Zat kimdir? Ve Mürşidine nasıl bağlanmıştır. Bu sorumuzun cevabını Cemal Kurnaz ve Mustafa Tatçı’nın hazırladığı “Bayburtlu Celali ve Şiir Dünyası” adlı eserde buluyoruz:

“Nakşibendi büyüklerinden Muhammed Beşir Erzincani (vefatı 1932), yanında bir grup mensubu ile birlikte Celali Baba'nın köyü olan Tahsini’ye gelir. Beraberlerinde Ekmel halifesi Dede Paşa Hazretleri de bulunmaktadır. Dede Paşa Hazretleri (Vefatı 1973), Celali Baba’nın Beşir Efendi’ye bağlanışını şöyle anlatmıştır:

Özetle nakledersek; Muhammed Beşir Erzincani Hazretleri, ihvanlarıyla beraber Celali’nin köyüne giderler; meclisler kurulur, sohbetler olur. Celali’nin de bulunduğu bir mecliste bir ara Şeyh Efendi murakebeye dalar, murakabeden sonra başını kaldırır:

Celali, bizden el alsan (bize bağlansan) iyi olurdu, buyurur. Celali de,

Ben el almışam!

karşılığını verir. Çünkü, Celali Baba, Hızır AS'dan ders almıştır, Ondan istifadelerde bulunmakta ve Hızır AS ile neredeyse günlük görüşmektedir. "Benim zaten Mürşidim var" deyip Beşir Efendiyi reddetmesinin sebebi de budur.

Bu reddedişin hemen sabahında Celali’nin ağır bir hastalığa yakalandığını duyan misafirler, bir müddet sonra köyden ayrılırlar. Celali Baba ağır bir hastalık baygınlığı ve ıstırabı içinde Kırk gün yatağında kalır. Kırkıncı gün, kendine gelerek bir mektup hazırlatır ve Beşir Efendiyi köyüne davet eder. Çünkü kendisi yürüyecek takati dahi bulamamıştır.

Celali’den gelen davet mektubu üzerine Beşir Efendi bir heyetle beraber Celali’nin köyüne tekrar gelir. Celali, etrafından kendisini kucaklarına almalarını, köyün dışına çıkarıp Beşir Efendiyi öyle karşılamalarını rica eder. Öyle de yaparlar. Beşir Efendi ve yanındaki topluluğu uzaktan görününce Celali irticalen (o anda, manevi bir beliriş eseri olarak) söylediği şu şiirle karşılar misafirlerini:

Yanında bir bölük melek simalar
Gene esti bize bâd–ı sabâlar
Derd ehli derdine alsın devalar
Hayat iksirinin lokmanı geldi

Habib–i Kibriyanındır bu dergah
Kasem olsun inan vALLAH billah
Neden münkir olalım ALLAH ALLAH
Sultan–ı Enbiya varisi geldi

Celali dur selama gözle râhı
Budur burc–ı felekin sems ü mâhı
Tarik–i Nakşi’nin Piri penahı
Elinde gavislik fermanı geldi.


Celali Baba'nın, “yanında bir bölük melek simalar” demesi, Muhammed Beşir Efendi’den sonra yerine geçen Dede Paşa Hazretlerinin de beraberlerinde gelmesi sebebiyledir..

Bayburtlu Celali’nin Beşir Erzincani ile buluşmasını bize nakleden ve Beşir Efendi’nin vefatından sonra da irşad makamına oturan Dede Paşa’nın irşad selahiyeti ile ilgili bir paragrafını sözünü ettiğimiz kitaptan birlikte okuyalım:

“Dede Paşa Hazretleri sohbetinin devamında;

Hızır Aleyhisselam ile her gün konuşan bir zatın bile mürşitsiz kemale kavuşamayacağını ifade eder ve irşad etme selahiyetinin, Kur’an, ilim, Hızır, melek veya başka bir vasıtada bulunmadığını bu yüce vazifenin ancak ve ancak Mürşitlerin kârı olduğunu, sadece velayet kemalinin ve veraset şerefinin bu işin tek lokmanı bulunduğunu ifade ile başka türlü konuşanların hepsinin de aldanmış ve yanılmış kimseler olduklarını;

Zahirde, şeriat ve sünneti ikmal edenlere bir Mürşidin manen sahip olup irşad etme selahiyetlerini kullanmak suretiyle kemale ulaştıklarını böylece irşad olanlara Üveysi denildiğini belirterek istisnasız her hal ve şartta; “Mürşitsiz müşkil hallolmaz” buyurup Eşrefoğlu Rumi Hazretlerinin şu beytini okumuştur:

Gör ol Şeyhsiz gidenleri
Kimi mülhid kimi dehrî
Olma Cebri ya Kaderi
Zinhar Şeyhe eriş Şeyhe
"

(Bu alıntı tarafımdan, olayın aslını Dede Paşa Hazretlerinden dinleyenlerden bizzat öğrendiğim için genişletilmiş, kitapta bildirilmeyen ayrıntılar da eklenerek nakledilmiştir.. hirahos)
 

serdAR-

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
18 Kas 2006
Mesajlar
86
Puanları
0
Allah razi olsun cok güzel bi hikayedi. Yukarida belirttigin Mürşitler Nakşibendi tarikatinin halidiyye koluna baglilar(Erzincan şübesi), bilmeyip ve bilmek isteyenler icin yaziyorum. devamini diliyorum

saygilar
 

Zeynep Özmen

Kevok_84
İhvan Üyesi
Katılım
7 Haz 2006
Mesajlar
3,306
Puanları
0
hirahos abi Allah razı olsun yazılarını ilgi ile okuyorum sayende bilmediklerimizide öğreniyoruz.İnşallah bu bilgilerinizden bizleri mahrum bırakmazsınız.

selam ve dua ile.
 

EbRu

Paylaşımcı
İhvan Üyesi
Katılım
10 Haz 2006
Mesajlar
336
Puanları
0
Allah razı olsun ailemde tasavvuf ile ilgili kişiler var acaba bu yazıyı saklamamda bir mahsur varmı hirahos abi?
 

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,948
Puanları
83
Yaş
51
Allah razı olsun ailemde tasavvuf ile ilgili kişiler var acaba bu yazıyı saklamamda bir mahsur varmı hirahos abi?
Teveccühünüz, kereminiz olur kardeşim.. Yazıyı saklamanızda hiç bir sakınca yoktur, aksine şeref duyarım..

Aslında yazıyı ilk haliyle ben de alıntılamıştım.. Başka bir forumdan.. Ama bir çok önemli ayrıntı ilk halinde yoktu.. Bir de olayın akışında biraz karışıklık vardı.. Zannedersem bu karışıklık istemeden hasıl omuş.. Kasıtlı değil yani..

İlk haline ayrıntıları ekleyip, o karışıklığı düzelttikten sonra bu son haline ulaştı..

Tekrar edeyim ki bu hadiseyi bizzat Dede Paşa Hazretlerinden dinleyenlerden dinledim..

 

melde

helina_roje
İhvan Üyesi
Katılım
7 Haz 2006
Mesajlar
2,238
Puanları
0
Aslında bu tür yazıları pek okumam ama bu çok akıcı olmuş Allah razı olsun hirahos abi ellerine sağlık. Bir şeyler öğreniyoruz sayenizde.
 

keskinbey06

Asistan
İhvan Üyesi
Katılım
15 Eki 2006
Mesajlar
468
Puanları
0
Bir şeyler öğreniyoruz sayenizde. sağolun
 

m.ali

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Eki 2006
Mesajlar
60
Puanları
0
Allah razı olsun böle güzel şeyleri anlatıyorsun ne güzel yapmışsın sağolasın..
 

EbRu

Paylaşımcı
İhvan Üyesi
Katılım
10 Haz 2006
Mesajlar
336
Puanları
0
Teveccühünüz, kereminiz olur kardeşim.. Yazıyı saklamanızda hiç bir sakınca yoktur, aksine şeref duyarım..

Aslında yazıyı ilk haliyle ben de alıntılamıştım.. Başka bir forumdan.. Ama bir çok önemli ayrıntı ilk halinde yoktu.. Bir de olayın akışında biraz karışıklık vardı.. Zannedersem bu karışıklık istemeden hasıl omuş.. Kasıtlı değil yani..

İlk haline ayrıntıları ekleyip, o karışıklığı düzelttikten sonra bu son haline ulaştı..

Tekrar edeyim ki bu hadiseyi bizzat Dede Paşa Hazretlerinden dinleyenlerden dinledim..

Allah razı olsun abi
 

AR_can

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
19 Haz 2006
Mesajlar
46
Puanları
0
amenna vesaddakna
Allah razı olsun abicim
 

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,948
Puanları
83
Yaş
51
BAYBURTLU CELALİ BABA KİMDİR? HAYATI:

Celâlî'nin asıl adı Ahmet'tir. Bayburt'un Pulur (Şimdiki adı Demirözü) bucağına bağlı Tahsini (Ozansu) Köyü'nde dünyaya geldi (1850).

Babası Abus, bu köyün Nasuhoğulları, annesi ise Kerimoğulları ailesindendir. Babasını küçük yaşta kaybetti. İki kardeş oldukları bilinmektedir. Küçük kardeşinin adı Kadir'dir. Dayıları tarafından büyütülmüştür.

Celâli, 14 yaşlarında iken. Akkoyunlu Ferahşad Bey'in yaptırdığı meşhur Sünür Medresesi'nde öğrenim gördü. Burada, bilhassa Hacı Hoca lakabıyla anılan müderristen istifade etti..

On yedi yaşında icazetname aldı. Tekrar köyüne döndü. Annesinden kendisine kalan miras hissesini istediyse de, dayısı ona rutubetli bir "merek" (saman ve tahıl ambarı), kıraç bir tarla ve küçük bir bostan verdi.

Celâli, yokluk içinde geçimini sürdürmeye çalışırken, on dokuz yaşındayken köyünden evlendiği hanımını kaybetti. Kundakta bir de oğlan çocuğu kalmıştı. Şair, hanımı için yazdığı ağıtta, ona olan sevgisi yanında yokluk içinde geçirdikleri günleri de dile getirmiştir..

Celâli, küçük çocuğunu kayın validesine bırakarak Bayburt, Erzincan ve Elazığ yörelerini dolaştı. Pek çok şairle tanıştı. Bu ilk gezisinden sonra köyüne döndü. Bayburt Merkez bucağı Hindi köyünden Leyla adında bir hanımla evlendi. Leyla’dan Bahri adında bir oğlu oldu. Şiirlerinde eşi Leyla'dan ve köyü Hindi'den de söz eder..

Celâli, 1915 yılında köyünde vefat etmiştir. Kabri, Bayburt'tan Tahsini'ye giden yolun kuzeyindedir.

Şairliği:

Celâli, "badeli" âşıklardandır. On dört yaşında çobanlık yaparken, bir kaya dibinde uyuklamış, rüyasında bir Pir gelerek (muhtemelen Hızır AS.) bileğine bilezik takmış ve ona Celâli mahlasını vermiştir. Ahmed, bundan sonra Celâlî mahlasıyla şiirler söylemeye başlamıştır. Rivayete göre, onun söylediği ilk şiir, "Bir peri aşkından dîvâne oldum" diye başlayan şiiridir.

Celâli, medrese öğrenimi görmüş bir şairdir. Onun, "Tahsilsiz bir şair, yavan pilava benzer" sözü bu bakımdan anlamlıdır.

Doğaçlama (irticalen) şiir söylemekte çok yetenekli olan Celâli, hiç saz çalmamıştır. Bunda, aldığı medrese öğreniminin yanında, bağlandığı Nakşibendî tarikatının de etkisi olduğu düşünülebilir. Ancak, çok sevdiği arkadaşı Mahmut, onun deyişlerini besteleyip okuyarak şöhretinin yayılmasında önemli rol oynamıştır. Şair, onun saz çalmasından memnun olmuş, hatta zaman zaman birlikte seyahat etmişlerdir.

Genç yaşta ölen Mahmut hakkında yazdığı şiirler, Celâlî'nin ona olan sevgisini açıkça göstermektedir..

Celâli, şiirlerini genellikle hece vezniyle yazmıştır. Aruzla yazdığı az sayıda şiiri de vardır. Celâlî'nin bir divanı olduğu, 1. Dünya Savaşı sırasında Bayburt'un Ruslar tarafından işgali üzerine köylülerince Zile'ye götürüldüğü söylenmekteyse de, günümüze ulaşmamıştır. 1916–1918 arasında yaşanan "Bayburt muhacereti" sebebiyle şiirlerinin çoğu kaybolmuştur. Türk-Rus savaşı, Balkan savaşı ve Umumi harbe dair söylediği şiirler de bunlar arasındadır.

Celâlî'nin şiirlerinden, zengin bir dinî-tasavvufî kültüre sahip olduğu anlaşılmaktadır. Mizahî şiirlerinde de oldukça başarılıdır. Söylemiş olduğu destanlar da ölümünden sonra yayılan ve geniş bir çevrede tanınan şiirlerindendir.

Celâli Baba Hazretleri, Bayburt, Erzincan ve Elazığ havalisini dolaştığında pek çok şairle tanışmıştır. Celâli, hemşerisi Zihni'den sonra Bayburt'un yetiştirdiği en ünlü ve yetenekli şairidir, denilir. Zihni'den etkilenmiş, ona nazireler kaleme almıştır.

Celâlî'nin Narmanlı meşhur Aşık Sümmani ile tanışması da onun şairlik gücünü ve şöhretini gösteren önemli bir olaydır. Söylentiye göre, Sümmânî Baba, Celâlî'nin şiirlerini duyup beğenmiş, ona bir mektup yazarak altı ay sonra ziyaretine geleceğini söylemiş. 1882 yılında, dediği gün Bayburt'a gelmiş. Celâli de aynı gün onu beklemekteymiş. İki şair, bir terzi dükkânında karşılaşmışlar. Sümmani Baba Hazretleri, Celâlî'nin kulağına şu kıt'ayı okumuş:

Aşkın kervanını düzüp bezersin
Sokakları adım adım düzersin
Neden böyle miskin miskin gezersin
Galiba sarhoşsun Baba Celâli


Celâli de Sümmânî'ye şöyle karşılık vermiş:

Aşkın kervanını düzüp bezetdim
Altı ay oldu ki yolun gözetdim
Rüyamda görmüştüm seni benzetdim
Hakikat sadıksın Baba Sümmânî


Sûmmani'nin bir manzum mektubu, onun Celâli ile münasebetinin daha sonra da devam ettiğini göstermektedir..

Celâli, çevresindeki pek çok şairi de etkilemiştir. Bu şairlerin başında Bayburtlu Aşık Hicrani (1908–1959) gelmektedir. Hicrânî'nin Celâli'ye söylediği nazireler vardır..

Rivayete göre, Celâlî'nin söylediği son şiir de "Nedir bu sevdalar serde ilâhî" diye başlayanıdır..

 

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,948
Puanları
83
Yaş
51
Tarikatı:

Ziyaettin Fahri Fındıkoğlu, Abdulbaki Gölpınarlı gibi kimi araştırmacılar Celali Baba Hazretlerinin Alevî veya Bektaşî olduğunu sanmışlardır. Bazı yazarlar da şiirlerinde geçen ifadelerden onun Kadiri Tarikatına bağlandığını zannetmişlerdir.

Araştırmacıları yanıltan bir husus, şairin "Baba" lakabıyla anılmasıdır. Celâli ile Sûmmânî'nin birbirlerine "Celâli Baba", "Sûmmânî Baba" şeklinde hitap etmeleri, bu "Baba" kelimesinin tarikat kültüründen ziyade, mahalli bir hürmet ifadesi olarak kullanıldığını göstermektedir.

Halbuki Celâlî'nin Nakşibendî tarikatine bağlı olduğu uzun zamandan beri bilinmektedir. Celâlî'nin Nakşibendi tarikatine intisabı (bağlanması, girmesi) ise şu şekilde olmuştur:

Nakşibendi büyüklerinden Es-Seyyid Muhammed Beşir Erzincani Hazretleri, yanında bir grup dervişi ile birlikte Tahsini’ye gelmiştir. Bunlar arasında, Muhammed Beşir Efendi'den sonra yerine geçen Dede Paşa Hazretleri de bulunmaktadır. Dede Paşa Hazretleri, Celâlî'nin intisabını şöyle anlatır:

"Hazreti Pir (Muhammed Beşir Efendim), Tahsini’yi teşrife karar verince, birkaç ihvandan ibaret bir kafileyle refakat etmeye başladık.

Yolda, ne hikmetse, Hazreti Pir'in atı bir türlü yürümedi... Gençlik âlemi, tüfek ata olan merakım sebebiyle o zaman kırmızı altın liraya aldığım o havalide bir eşi daha bulunmayan cins atımı hemen Hazreti Pir'e takdim ederek, nefsim de yürümemekte ısrar eden ata bindim. Ne hikmetse Hazreti Pir'in altında yürümeyen bu at, inadı bırakarak onu takibe başladı...

Tahsini’de büyük bir alâka ile karşılandık... Çok kimseler el ve himmet aldılar. Bu esnada, Celâli de ziyarete geldi. Mecliste beş dakika kadar sükût hâli hâsıl oldu. Hazreti Pir ile Celâlî'nin ikisi de murakabeye vardılar (sessizce başları önde gözleri yumuk bir süre beklediler)... Bir müddet sonra Hazreti Pir:

— "Celâli, bizden el alsan iyi olur" diye buyurunca, Celâli iftiharla:

- "Ben el almışam" karşılığını verdi.

Sabahleyin, Celâlî'nin tepetaklak düşüp hastalandığını işittik ve bir müddet sonra Tahsini’den ayrıldık.

Aradan kırk gün kadar bir müddet geçtikten sonra, Celâlî'den bir mektup alan Hazreti Pir:

“Dede, haydi Tahsini’ye dönüyoruz” buyurdu ve süratle hazırlanıp acele ile köy meydanına ulaştığımızda, Celâli:

Durun üftâdeler istikbâline
Velayet tahtının sultânı geldi
Dest uzadın lâl-i lebin balına
"Ledünni" ilminin irfânı geldi

Habib-i Kibriya'nındır bu dergâh
Kâsem olsun inan vallahi billâh
Neden münkir olalım Allah Allah
Sultân-ı enbiyâ vârisi geldi

Diye başlayıp devam eden; göz ve gönül perdelerinin kaldırılması üzerine açıkça görmeye başladığı velayet kemâllerini nazmeden meşhur şiirini irticalen okudu ve bu büyük mürşide (Muhammed Beşir Efendiye) bağlanarak o gün manevî nimetine ulaştı...

Celâli, ani hastalığında, kırk gün yiyip içmeden yatmış, vücûdu eriyip ufalmış, yakınları ümidi keserek cenaze hazırlığına başlamışlar... Kırkıncı günü birdenbire doğrularak:

'Beşir Efendi Hazretlerinden haberiniz var mı? Bana kalem kâğıt getirin' diye iç yakıcı bir mektup yazarak özel olarak Hazreti Pîr'e göndermiş ve hastalığını şöyle anlatmıştır:

'Kırk gündür beni azaba tuttular... Yiyip içmeme, konuşma ve hareketime mâni olmalarından ayrı, her gece önüme bir çuval dolusundan koyarak, 'Haydi bunu say' diye zorlarlar, yüz binlerce küçük daneyi sayarken yaptığım bir yanlış üzerine de yeniden 'Haydi bunu say' diye karşı konması imkansız bir azap ve çileyi tekrar edip dururlardı...' "

Celâli, Beşir Efendi Hazretlerinin manen tecellisine kadar bu tarifsiz azabın devam ettiğini belirterek, 'Hazreti Pir'in eliyle işaret edip 'Kalk Kalk' demesiyle de hiç rahatsızlık çekmemişim gibi, bu acaib hastalık geldiği şekilde, yine birden bire zayi oluvermiştir
' demiştir...

Dede Paşa Hazretleri, sohbetinin devamında, Hızır Aleyhisselâm'la her gün konuşan bir zatın bile mûrşitsiz kemâle kavuşamayacağını ifade eder ve irşad etme selâhiyetinin, Kur'an, ilim, Hızır, melek veya başka bir vasıtada bulunmadığını, bu yüce vazifenin ancak ve ancak mürşitlerin kârı olduğunu, sadece velayet kemâlinin ve Peygamberlere veraset şerefinin bu işin tek Lokmanı bulunduğunu ifade ile başka türlü konuşanların hepsinin de aldanmış ve yanılmış kimseler olduklarını;

Zahirde, şeriat ve sünneti ikmal edenlere bir mürşidin manen sahip olup irşâd etme selâhiyetlerini kullanmak sureliyle kemâle ulaştırdıklarını, böylece irşâd olanlara "Üveysi" denildiğini belirterek istisnasız her hâl ve şartta:

"Mûrşitsiz müşkül hallolmaz..." buyurup Eşrefoğlu Rumi hazretlerinin şu beytini okumuştur:

Gör ol şeyhsiz gidenleri
Kimi mülhid kimi dehrî
Olma Cebrî yâ kaderi
Zinhar şeyhe eriş şeyhe


Şeyhi Muhammed Beşir Efendi Hazretleri: “Celâli bir müddet daha yaşasaydı, çok yüksek makamlara ulaşabilirdi” demiştir.
 

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,948
Puanları
83
Yaş
51
Şiirlerinden:

Seni görenin aklı zây'olur
Elbet Servi serin halka saye bağlamış
Ne boyda ser çektin ey servi kâmet
"Elif" zülfün serin "bâ"ya bağlamış

Yanağın "Tebârek Kasem" suresi
"Er-Rahmân" okunur cismin turası
"Alleme'l-esmâ"da ismin süresi
İki "mim" bir "dal"ı "hâ'ya bağlamış

Celâli sâildir kapında dilber
Hüsnün pertevinden bir buse ister
Dediler muteber bir delil göster
Dedim hüccet "Ve'd-duhâ"ya bağlamış


Zay: yitirmek.. Ser: Baş.. Kamet: Boy, endam.. Er-Rahman: Rahman Suresine atıf.. Allemel Esma: "Adem'e Esmaları öğretti" Ayet-i Kerimesi.. İki mim bir dal ve ha'ya: Muhammed İsm-i Şerifi.. Harflerinden bu mübarek ismi anlatıyor.. Sail: Dilenci, isteyen.. Pertev: Işık, nur.. Hüccet: Delil.. Ve'd-duha: Ve'd duha ayet-i kerimesi..
 

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,948
Puanları
83
Yaş
51
Lâm-elif dersinde aşk ocağında
Ben “elif” dedikçe dilim döndü “mim”
Yedi kalem çalmış kudret bağında
Kalemi "mim" imlâsı "mim" pendi "mim"

O serv-i semendin öz otağında
Yedi nâr beslemiş şâh dudağında
Dört ırmak akıyor cânân bağında
Çeşmesi "mim" gözesi "mim" bendi "mim"

Çoktan âşık oldum ben o dilbere
İsmin kitap ettim aldım ezbere
İstedim Celali yazam deftere
Ülkesi "mim" durağı "mim" kendi "mim"



Lam-elif dersi: Ledün ilmi, Kalb ilmi.. Allah'ta fani olmayı hasıl eden bilgi.. Elif: Allah.. Mim: Muhammed.. Pend: Nasihat.. Serv: Selvi.. Semend: Çevik ve güzel at..
 

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,948
Puanları
83
Yaş
51
Belâ-yı kazadan kurtulmaz başın
Gün-be-gûn yürekte artıyor cûşun
Celâli yâd ile görülmez işin
Bu dertli sinemin dermanı geldi
 

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,948
Puanları
83
Yaş
51
Bu fânî dünyâya "benim" diyenler
Son deminde pişman olsa gerektir
Yeşil atlas kutnu kumaş giyenler
Soyunup da üryan olsa gerektir

"Nahnû Kasemnâ" dan ayrılmış payın
Bir günde çekerler çarhını yayın
Tâc u tahtı elvan köşk ü sarayın
Yıkılıp da viran olsa gerektir

Sana davacıdır ehlü ıyâlin
Yarın mahşer günü ne olur hâlin
Kimi yakan çeker kimi sakalın
Çeşmin yaşı umman olsa gerektir

Bir kuru dâvada olmuşsun sebâ
Geceler subha dek çalarsın heba
Şöhreti dillerde Celâli Baba
Bu ad bize bühtan olsa gerektir
 

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,948
Puanları
83
Yaş
51
Celâli dert ehli derdin ağlamış
Kendi neşteriyle bağrın dağlamış
İki çeşmin yedi bahre bağlamış
Bir de sen bağlama sel incinmesin
 

hirahos

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
9 Kas 2006
Mesajlar
35,948
Puanları
83
Yaş
51
Beni kınamayın Hakk'ı sevenler
Rüzgâr esmeyince dal ırganır mı
Küllî boş değildir aşka düşenler
Katre düşmeyince sel uyanır mı

Dil meftun olmazsa âşık yârine
Yanar mı pervane şem'in nârına
Ah u zâr çekmese Hak dîdârına
Uyanıp hâbından su dolanır mı

Öyle bir Leylâ'ya Mecnûn'um billâh
İsminde okunur Harf-i Bismillah
Tutuştu her yanım hasbeten-li'llâh
Mevlâ'yı zikreden kul kınanır mı

Nice bir âlemin Perverdigârı
Mevlâm her kuluna vermez bu kârı
Gûn-be-gün artıyor bülbülün zârı
Goncasız gülşene gül yamanır mı

Buldu Celâli'yi Kırklar Yediler
Erkânı öğretip hizmet verdiler
Haşre dek bu çarhı çevir dediler
Sormadım ki buna kol dayanır mı


Irganmak: Sallanmak, oynamak.. Katre: Damla.. Hab: Uyku.. Gaflet.. Pervane: Kelebek.. Ateşe aşık olduğundan, ateşin etrafında döner döner, kendini ateşe atıp yakar.. Külli: tamamen.. Şem: Ateş.. Mum.. Işık kaynağı.. Sevgili.. Meftun: Âşık, Mecnun. Deli divane.. Didar: Vech, cemal, yüz.. Perverdigar: Allah.. Zar: İnleme, feryad, yanıp yakılmak.. Gülşen: Gül bahçesi.. Erkan: Kurallar, edepler, yapılması gerekenler, kaçınılması gerekenler..
 

abla

Doçent
İhvan Üyesi
Katılım
21 Kas 2006
Mesajlar
694
Puanları
0
Hizir

Hızır(a.s) konusunda çok şey söylenir. inanan,inanmayan hayattadır,değildir diyen v.s.burda bunları tartışmak değil maksadım.Sadece dün başıma gelen bir olayı nakledeceğim.
Çocukları okuldan aldıktan sonra markete uğradık.Alış verişi bitirip arabaya bindiğimizde bir kaç çocuğun arabanın altına baktıklarını farkettim.
-ne oldu dedim işaretle,onlarda
-bişey yok işareti yaptılar. tam çalıştırdım,kır sakallı bir amca çıktı aniden.Aç camı diye işaret etti. Açtım,
-"benzin akıyor " dedi. hemen indim.baktım asfaltı yıkamışız nerdeyse.
-"farketmedin mi,kokuyu da mı almadın ,yanacakmışsınız "dedi.
kaportayı açtırdı baktı ,arabayı çalıştırttı yeniden
-"hortum bağlantı yerinden kaçırıyo" dedi. "tornavida var mı ?"
yok dedim . arabadan alıp geleyim dedi.nereye gitti hangi arabadan getirdi bilmem.çakıyla kesti hortumu.Allahtan 150 m ilerde bi yedek parçacı varmış .yerini gösterdi git hortum al gel diye.yeniden benzin hortumunu taktı.
"-amca ücret versem . dediğimde de
"estağfirullah insanlık öldümü dedi.sonra yine nereye gitti göremedim.
hızır kimdir bilmem. Ama o hızır gibi yetişen nur yüzlü amcamdan Allah razı olsun.böyle karşılıksız ,elinden gelen yardımı kullardan esirgemeyen,insanlık vazifesini yerine getiren kullardan Allah razı olsun.
hem maddi hem manevi alemde yaradılana yaradandan ötürü şefkat,merhamet duyan,yardım eli uzatan gani gönüllü insanlardan Allah razı olsun.onları Alemimizden eksik etmesin.manevi hastalıklarımızada yangın çıkmadan yetiştirsin rabbim hızır gibi kullarını (amin)
 

KuTeYBe

Doçent
İhvan Üyesi
Katılım
21 Nis 2007
Mesajlar
637
Puanları
0
Bu tür olaylarda aklıma Hafaza melekleri gelir. Neden hemen kabrinde uyuyan Musa'nın arkadaşı gelmeli akıllara? Oysa biiznillah temessül eden melekler var.
 
Üst