Her doğruyu söylemek doğru değildir!

mustafa

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
8 Haz 2006
Mesajlar
1,972
Puanları
0
Yalan söylemek büyük günahlardandır. Fakat bazı durumlarda, bazı hayırlar söz
konusu olunca, tevriyeli ifâdeler kullanmaya ruhsat vardır. Bu yalan değildir.
Resûl-i Ekrem Efendimiz (asm) şöyle buyurmuştur: “Halk arasını düzelten ve
bunun için hayır kastıyla söz ulaştıran veya hayır için söyleyen, yalancı değildir.”
Buhârî, 8/1156...Bu hadîsin devamı mâhiyetinde Müslim, Ümmü Gülsüm’den (ra)
şu ziyâdeyi rivâyet eder: “İnsanların ileri geri konuşmalarından yalnız şu üç şeyin
dışında yalana ruhsat verildiğini işitmedim. Bunlar:

1- Harp esnasında düşmana karşı,
2- Halk arasını ıslah için,
3- Karı-koca arasında aile birlik ve düzenliği için.” Müslim, Birr, 101.


Mutlak yalana cevaz verilmediğinden; mümkünse ruhsat verilen hususlarda
da “tevriye” usûlünü aşmamak gerekir. Tevriye, edebiyatta, birkaç mânâsı olan
bir kelimenin en uzak mânâsını kast etmek demektir. Bu sanatı kullanmak
sûretiyle meselâ insanlar arasını ıslah etmek veya harp esnasında düşmanı
oyalamak, ya da her hangi bir hayır gözetmek mümkünken, düpedüz yalan
söylemek câiz değildir.

Meselâ iki kişinin arasını düzeltmek veya barıştırmak için; birine gidip, “O sana
dâima duâ ediyor” dense ve bununla ötekinin, “Ya Rab, bütün Müslümanları afv ü
mağfiret eyle!” dediği kast olunsa; tevriye sanatı açısından yalan söylenmiş olmaz.
Böylece adamın adâvet ve husûmet ateşini söndürmek ve kin ve garazını
hafifletmek de mümkün olur.

Veya harp esnasında düşman askerinin moralini bozmak ve gücünü zayıflatmak
için, “Kralınız öldü!” denir ve bununla düşman askerinin eski krallarının öldüğü kast
edilirse yine tevriye usûlü ile hem yalandan korunmuş, hem de düşman askeri
zaafiyete uğratılmış olur.

Yahut düşmana esir düşen birisinin, “Cephaneniz nerede?” orusuna,
“Bilmiyorum!” diye cevap vermesi de tevriye açısından doğrudur.
Yani bardağın susuz kısmı gösterilip, “Bardağın yarısı boştur” demektense,
bardağın dolu yanını göstermek ve “Bardakta yeterince su vardır” demek
mümkündür. Bu şekilde yalan da söylenmiş olmaz.

Halk arasında her zaman hoşumuza giden veya gitmeyen bir çok olaylarla
karşılaşırız. “Çirkin olanı ve dert vereni bırak, güzel olana ve huzur verene bak!”
kâidesince amel ettiğimizde çirkin şeyleri âdetâ yokmuş gibi sayarız ve pek fazla
müteessir olmayız.

İnsanların arasını ıslah ederken, karı-koca arasını düzeltirken, harp esnasında
veya herhangi bir hayır umulan meselede başvurmamızda sakınca olmayan
tevriye sanatını “çirkin şeyleri görmemek, iyi şeylere bakmak” tarzında
değerlendirmek ve uygulamak, bizi düpedüz yalana bulaşmaktan koruyacak ve
doğruluktan ayırmayacaktır. Yoksa bu ruhsatlar, doğrudan yalan söylenebileceği
mânâsında değildir.
(alıntı)
 
Üst