Hayvanların Şaşırtıcı Özellikleri | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Hayvanların Şaşırtıcı Özellikleri

SeTTaR

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
1 Eyl 2009
Mesajlar
1,142
Puanları
63
Hayvanların Şaşırtıcı Özellikleri

Çölde kavurucu sıcaklıktaki kumların üzerinde kilometrelerce ilerledikten sonra yanında hiçbir yardımcı araç olmaksızın tekrar başladığı yere dönebilen, 121oC gibi muazzam bir sıcaklıkta hayatını sürdürülebilen, 200 metrelik bir gökdeleni hiç zorlanmadan zıplayarak geçen canlıların olduğunu biliyor musunuz? Bu gibi şaşırtıcı yetenekler ve dayanıklılık, insanlar ile karşılaştırıldığında, hayvanların ne kadar üstün ve mucizevi özelliklere sahip oldukları açıkça ortaya çıkmaktadır. Allah'ın ilhamıyla hareket eden bu canlılar Rabbimiz'in kusursuz yaratışını gözler önüne sermektedirler.

En Zor Koşullarda Yaşayan Canlı

Bilim adamları, çok zor koşullarda yaşayabilen bir canlıyı keşfettiler. Bu canlı 121oC'de yaşadığı için "Strain 121" adı verilen tek hücreli bir mikroorganizma. Uzmanların görüşüne göre, yüksek sıcaklıklarda yaşayabilen bu tür canlılar, Dünya henüz soğumadan yaşamaya başlamış olabilirler.

Science dergisinde yayınlanan bu araştırmayı, Massachusetts Üniversitesi'nden Kazem Kashefi ve Derek Lovley isimli iki bilim adamı yürüttü. Profesör Lovley, "Amacımız sıcaklık sınırını aşmak değildi. Bir organizmanın genel özellikleri arasında, yaşayabildiği sıcaklık aralığına da bakılır. Isıyı giderek artırdık ve bu organizma yaşamaya devam etti. En sonunda bu canlıyı, bütün organizmaları öldüren basınçlı buhar cihazına koyduk" dedi.

121 Co'de 10 saat geçirdikten sonra yaşamaya devam eden Strain 121, araştırma sonunda 131 Co'de ölmüştür. Şimdiye kadar ise canlıların yaşayabildiği en yüksek sıcaklığın 113oC olduğu düşünülüyordu. Strain 121 adlı mikroorganizma, Pasifik Okyanusu'nun 2400 metre derinliklerinde, demir ve sülfür bileşiklerinin yoğun olduğu Juan de Fuca bölgesinde bulundu. Okyanus zemininden fışkıran kaynar sularda yaşayabilen bu canlının bir diğer mucizevi özelliği ise oksijen yerine demir soluyor olması.

6 mm'lik Boyuyla 70 cm Zıplıyor

Bir İngiliz hayvanbilimcinin yaptığı araştırma, dünyanın en iyi yüksek atlayıcısının 6 mm boyundaki çayır köpüğü böceği olduğunu belirledi. Bilim adamının yaptığı araştırma sonuçlarına göre, çayır köpük böceği 70 cm'den daha fazla zıplayabiliyor. Ağustosböceğini andıran çayır köpük böceği Philaenus spumarius, arka bacaklarını mancınık gibi kullanarak kendini yükseğe fırlatabiliyor. Böcek, bir tür kilit sistemi sayesinde bacaklarında depolayabildiği kas enerjisini zıplamak için kullanıyor. Araştırmacıların görüşüne göre, insan çayır köpüğü böceğinin yeteneğine sahip olsaydı 200 metrelik gökdelenin üzerinden rahatça atlayabilecekti.

Minik Haritacılar

Karıncaların yiyecek aramak için çok uzak mesafelere gidip tekrar yuvalarına dönebilmeleri, araştırmacıların hayvanlar aleminde en çok dikkatlerini çeken konular arasında bulunur. Karıncalardaki bu yön bulma kabiliyeti, özellikle Büyük Sahra'da yaşayan çöl karıncasında açıkça ortaya çıkıyor. Bu karınca türü, çorak çöl ortamında yüzlerce metre yolu aşıp tekrar yuvasına dönmeyi başarıyor. Alman ve İsviçreli biyolog ve zoologlardan oluşan bir grup bilim adamı, onlardaki bu özelliği arabalardaki kilometre saatine benzetiyorlar. Çünkü karıncalar şaşmaz bir biçimde aynı mesafeyi gidip gelebiliyorlar.

Sahra Çölü karıncaları yön bulmada yol entegrasyon sistemini kullanıyorlar. Bu sistemde karınca, yuvadan çıktıktan sonra yaptığı yürüyüş ve dönüş hareketlerinin toplamını, yuvaya olan uzaklığını hesaplamak için kullanır. Çöl karıncası adeta bir matematikçi gibi yaptığı bir dizi matematik işlemini şu şekilde gerçekleştirmelidir: Karınca, yuvasına olan mesafeyi küçük mesafelere böler; her bir mesafe uygun yön ve uzaklık vektörünü taşır. Bu vektörlerin toplamıyla yuvanın uzaklık ve yönünü veren 'homing' vektörü elde edilmiş olur.

Ancak sahra karıncasının ileri hareket ve dönüşlerini nasıl ölçtüğü ve bu hesapları nasıl yaptığı henüz açıklanamamıştır. Araştırmacılar, karıncalardaki yön bulma sisteminin özelliklerini, bu hayvanların inişli çıkışlı arazide yiyecek aramalarını inceleyerek ortaya koymaya çalışıyorlar. Yapılan bir deneyde özel iniş ve çıkışlardan oluşan zigzaglı bir ortam hazırlanmış ve karıncalara bu bölümde yiyecek aramaları öğretilmiş; eğitilmiş karıncaların, düz yüzeyli bir alana konulduklarında yiyecek arama işini daha kısa mesafede yaptıkları görülmüş. Bunun aksine, düz alanda eğitilen karıncaların ise, engebeli alana konulduklarında öncekine göre daha uzun yürüyüş yaptıklarıı saptanmış. Her iki deneyle karıncaların yiyeceği bir önceki eğitimlerine göre asıl uzaklığında değil, onun düz plan üzerine yansıyan mesafesinde aradıkları keşfedilmiş.

Araştırmacılar bu gözlemlerden şu sonucu çıkarmışlar: Karıncalar yönlerini, engebeli arazide katettikleri gerçek mesafeye göre hesaplamıyorlar. Onun yerine hareketlerini hayalî bir plana koyup bu planda yuvaya göre pozisyonlarını kaydediyorlar. Böylece, arazideki dalgalanmaları gözardı ederek, gitmek istedikleri noktayı buluyorlar. Üstelik, yuvalarına dönüşü genellikle farklı yoldan yaptıkları halde, yine de yuvalarına şaşırmadan ulaşabiliyorlar.

Bu konuda yoğun araştırmalar yapan Berlin Üniversitesi biyologları, karınca yön bulma sistemleri hakkında birkaç teori daha ortaya atmışlardır. Bu hayvanların aynı yol bulma kalıbını farklı yerlerde de kullanıp kullanmadıkları da araştırılmaktadır. Şuur ve zeka sahibi insanlar dahi zaman zaman daha önce gittikleri bir yere tekrar giderken yol bulma sorunu yaşarken, Allah'ın ilhamıyla hareket eden bu küçük canlılar yollarını şaşırmadan bulabiliyorlar. (Harun Yahya, Karınca Mucizesi)

Yukarıda saydığımız tüm canlıların sahip oldukları özellikleri onlara Allah vermiştir. Bu canlılar var edildikleri ilk günden beri, vücutlarındaki kusursuz sistemler ve sahip oldukları üstün kabiliyetlerle onları yoktan var eden yüce Rabbimiz'in apaçık varlığının delillerinden sadece birkaçını oluşturmaktadırlar. Allah Kuran'da şöyle bildirmektedir: "Gerçekten hayvanlarda da sizin için bir ders (ibret) vardır..." (Mü'minun Suresi, 21)
(makale harun yahya)
 

SeTTaR

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
1 Eyl 2009
Mesajlar
1,142
Puanları
63
PİRANALAR
30 yıl boyunca bu tropik yırtıcılar üstünde araştırma yapan Alman biyolog Wolfgang Schulte, piranhaların canavarlaştırılarak abartılmasını saflık olarak nitelendiriyor. Ancak, onları masum, insanlar için hiçbir tehlike yaratmayan balıklar olarak göstermenin de yanlış olduğunu düşünüyor. Gerçek, tam bu iki tanımlamanın ortasında yer alıyor.
Piranaların bir ineği kemiğine kadar bu kadar çabuk soymalarının nedeni birkaç faktöre bağlı. İlki, piranalar çiğnemez. Isırdıkları zaman, etten büyük bir parçayı çiğnemeden doğrudan karınlarına gönderiyorlar. Diğeri ise, bu görevi yüzlerce pirana başarılı bir şekilde yerine getiriyor. Piranalar, çok uzman takım yiyicileridir. Piranalar etraflarında çok hızlı döndükleri için suda kaynıyormuş gibi fokurdama görüntüsü oluşuyor. Beslenme çılgınlığı boyunca piranalar sürekli olarak pozisyon değiştiriyorlar.
 

SeTTaR

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
1 Eyl 2009
Mesajlar
1,142
Puanları
63
Kargalar
Bir karga ortalama olarak 200 ile 400 yıl arası hayatta kalabiliyor yani yaşam süreleri 400 yıla kadar dayanıyor
Kargalar görünüş itibari ile pekde sevimli hayvanlar olmasada oldukça ilginç hayvanlar.Kendisini diğer uçan hayvanlardan ayıran en belirgin özelliği ise 200 ile 400 yıl yaşayabilmeleridir.Bu oldukça şaşılacak bir süre ancak yapılan araştırmalar bunu kanıtlıyor.Kargaların bir diğer dikkat çekici özelliği ise aile yapılarına oldukça bağlı ve düşkün olduklarıdır.Örneğin bir karga bir insan tarafından zor bir duruma itiliyor ya da kendisine işgence tarzı zorbalık uygulanıyorsa işte o zaman o insan kargaların gazabı ile tanışıyor.O anda etrafta bulunan tüm kargalar o insanın üzerfine saldırıyor.Ancak burada ince bir ayrıntı var ki bu gözden kaçmıyor.Yaralanan ya da uçamayan bir kargaya yardım etmek isteseniz bile kargaların size saldırmaları için bu geçerli bir sebep.Yani kısacası yol kenarında uçamayan ya da yaralı bir karga gördüğünüz zaman önce bir kere daha düşünün ve eğer yinede yardım etme taraftarıysanız etrafınıza dikkatllice bakın birçift siyah göz sizi izliyor olabilir.
Kaynak: nethaberleri
 

SeTTaR

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
1 Eyl 2009
Mesajlar
1,142
Puanları
63
KÖPEK BALIKLARI
Bazı ülkelerde canavar balık ismiyle nitelendirilir. İnsan eti dahil her eti yerler. Ayrıca butun kopekbalıklakrının en hassas yerlerı burunlarıdır. Burunlarında avlarını algılamak kan kokusu almak ıcın cokca sayıda olan sınırlerden dolayı burnuna en ufak bir parmak darbesi bile onların kaçmasına, irkilip yanınızdan uzaklasması için yeterlı olacaktır. Hatta burunları çok narin oldugu için en ufak derbede kanamaktadır.
Köpekbalıkları insanların tatlarını pek sevmezler. Genelde sörf yapanları ısırmalarının sebebi en sevdikleri yemeğin fok olması köpekbalıkları da sörf tahtalarını fok zannedip ısırırlar. Köpekbalıkları kan kokusunu 1,5 km den alabilir
 

SeTTaR

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
1 Eyl 2009
Mesajlar
1,142
Puanları
63
Nil kaplumbağası (Trionyx triunguis),
Trionychidae familyasından göl, nehir ve denizlerde yaşayan kaplumbağa türü.

Özellikleri
Kabuğunun üzeri yumuşak deriyle kaplıdır. Üst tarafı yeşilimsi kahverengidir üzerinde küçük yuvarlak sarı lekeler bulunur. Karnı kirli beyaz ya da grimsi renktedir. Başının ucunda yumuşak kısa bir hortumu vardır. Havayı sudan çıkmadan bu hortumuyla alır. Parmak aralarında zar bulunur ve yalnızca 3 parmağında tırnak olur. Boyu 1 metreyi geçebilir.

Yaşam şekli
Sucul hayvanlarla beslenir. Yumurtalarını sahilde açtığı çukurlara bırakır, bir seferde 15-60 yumurta bırakabilir.

Dağılımı
Türkiye'de Akdeniz'e dökülen nehir ağızlarında ve Dalyandan Hataya kadar tüm Akdeniz sahillerinde yaşar.
 

SeTTaR

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
1 Eyl 2009
Mesajlar
1,142
Puanları
63
1. Taklit Uzmanı Kuşlar

Ağaç Kütüğünü Taklit Eden Patoo Kuşu

Venezuela ormanlarında yaşayan Patoo isimli kuş bir taklit ustasıdır. Kuşun tüyleri ve üstüne konduğu ağacın kabuğu, birbirine olağanüstü derecede benzer yaratılmıştır. Bu anlamda canlı zaten doğal bir kamuflaja sahiptir. Kütüğün üzerinde fark edilmesi son derece zordur. Bu özelliğe ek olarak kuş, ağaç kütüğünü adeta “taklit eder”. Kuş, yanına yaklaşıldıkça taklidini daha mükemmelleştirmek için hareket etmeye başlar. Çok yavaş bir şekilde, kuyruğunu indirir ve onu ağaç kütüğünün deliğine sokar. Böylece kuşla ağacın birleşme yeri iyice belirsizleşir.

Kuşu ele verebilecek tek ipucu, gagası ve gözleridir. Bu yüzden aynı yavaşlıkta, gagası dik olarak gökyüzüne dönene kadar başını kaldırır, gözlerini kapar ve iyice gerinir. Kuşa 90 cm. uzaklıkta olunduğunda bile kuş hareketsiz ve donuk durur. Bu sayede ağaç kütüğünden ayırt edilmesi imkansız bir hale gelir. Tehlike uzaklaştığındaysa rahatlar ve taklit yapmayı bırakır. (David Attenborough, The Life of Birds, s.164)

Yavrusunu Korumak İçin Yaralı Taklidi Yapan Altın Kuşu

Patagonya’da yaşayan Altın Kuşu, yuvasını açık alanlardaki otlaklara yapar. Anne kuşun karnında olgunlaşan yumurtanın üzeri, yumurtlamadan hemen önce toprak deseniyle kaplanır. Bu desenler yumurtaya kamuflaj sağlaması için yaratılan özel bir korumadır. Böylece yumurtalar otların arasında fark edilmezler. Bir tehlike, yırtıcı bir kuş veya bir insan yuvaya doğru yaklaştığında ise, altın kuşu çok şaşırtıcı bir taklit sergiler: Kuş yuvasından fırlayarak koşmaya başlar. Sonra otların üzerinde yaralı ve kanadı kırılmış bir kuş taklidi yapar. Yabancı canlı kendisine doğru yaklaşınca tekrar koşmaya başlar. Aradaki mesafe açılırsa hemen yere yatarak yaralı numarasını tekrarlar. Amacı, yaklaşan yabancının dikkatini yuvadan uzaklaştırmaktır. Tehlikeyi yeterince uzaklaştırdığında taklit sona erer. Altın kuşu, uçarak yuvasına geri döner. (Russel Freedman, How Animals Defend Their Young? s.51 Harika Canlılar - 3 Belgeseli)

Görüldüğü gibi kuş burada, muhteşem bir akıl yürütme ve bir taklit sergilemektedir. Bu aklın ve yeteneğin kuşa ait olamayacağı, kuşun tüm bunları Yüce Rabbimiz’in ilhamıyla yaptığı çok açıktır. Allah'ın canlılar üzerindeki hakimiyeti bir Kuran ayetinde şöyle bildirilmiştir:

“ … O'nun alnından yakalayıp-denetlemediği hiçbir canlı yoktur…” (Hud Suresi, 56)

Yılan Sesini Taklit Eden Kuşlar

Bazı hayvanlar düşmanlarını yanıltmak için seslerini çeşitli şekillerde kullanırlar. Örneğin ağaç deliklerinde yuva yapan birçok kuş rahatsız edildiğinde bir yılan gibi tıslar. Yuvaya saldıran yırtıcı hayvanlar da, delikte muhtemelen bir yılan olduğunu düşünerek bu deliği kurcalamazlar. Küçük tırtıllardan bazıları da tehlike hissettikleri anda tıslarlar ve vücutlarındaki sahte göz beneklerini şişirirler. (Jill Bailey, Mimicry and Camouflage, s.50)

Baykuşun Korunma Amaçlı Taklitleri

Yavru bir baykuş korkutulduğunda, dışa açılan kanatlarını ve kafasındaki tüylerini çok iri gözükene kadar kabartarak korkutucu bir görünüm alır. Bir yandan da davetsiz misafirlere büyük gözlerini ardına kadar açarak bakar. Bu sayede yavru baykuşun yüzü çok daha büyük bir hayvanın yüzü gibi görünür. (Jill Bailey, Mimicry and Camouflage, s.44)

Göz benzeri benekleri olan baykuşun (Glaucidium perlatum) başının arkasında belirgin gözleri bulunan taklit bir yüz bulunur. Yüce Allah’ın baykuşa özel olarak verdiği bu taklit yüz, arkadan gelen düşmanları caydırıp uzaklaştırmak içindir. (Prof. Peter JB Slater,The Encyclopedia of Animal Behaviour, s.62)

2. Taklitçi Katydidler

Katydidler cırcır böceği ve çekirge benzeri canlılardır. 6 bacaklı olan Katydidlerin yarasa ve kuşlardan, yılan ve çayır farelerine kadar, keskin görüşe sahip pek çok düşmanı vardır. Allah bu canlıları kendilerini başka canlılara benzeyerek koruyacakları özelliklerle yani doğal kamuflajla birlikte yaratmıştır. Bu özelliklerine ek olarak, Katydidler son derece kapsamlı savunma taktiklerine sahiptirler. Örneğin Katydidlerin "korkutma gösterileri", saldıran hayvanların uzun bir süre duraksamasına sebep olur. Bu sırada Katydidler, kaçıp uzaklaşabilecekleri kadar zaman kazanmış olur.

Yaban arısı Katydidleri kısa antenleri, neredeyse saydam, zarımsı ön kanatları ve dar karın bölgeleri ile en ince detayına kadar yaban arılarını taklit eder. Gerçek yaban arılarından tek farkları iğnelerinin olmamasıdır. Hatta duruşları bile gerçek yaban arılarından farksızdır. Taklit o kadar başarılıdır ki avcı hayvanlar, bu canlılara yaklaşmaya dahi cesaret edemezler. (International Wildlife, May/June 1998, s.24-28)

3. Termitin Kokusunu Taklit Eden Böcek

Yırtıcı Redovid böceği (Salyarata varilgata) ağaçlarda yaşayan bir tür termit ile beslenir. Avını yakalama yöntemi çok ilginçtir. Önce, termit yuvasındaki yiyeceklerin arasına saklanır. Termitlerin kendilerine özgü bir kokuları vardır. Termitler kördürler ve yuvalarına giren düşmanlarını da koku farkı sayesinde tanırlar. Termit yuvasında saklanan Redovid böceği de bir süre sonra termitler gibi kokmaya başlar, bu yüzden kendi kokusu anlaşılmaz. Bu böcek türü düşmanlarına karşı yırtıcı olan termitlerin saldırısından termitlerin kokusunu taklit ederek korunmuş olur. (Bilim ve Teknik Dergisi, Haziran 1987, Sayı.235, s.7)

Sizin için hayvanlarda da elbette ibretler vardır... (Nahl Suresi, 66)

Görmedin mi ki, gerçekten, göklerde ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanlardan birçoğu Allah'a secde etmektedirler. (Hac Suresi,18)

4. Savunma Amaçlı Taklit Yapan Diğer Canlılar

Farklı koloniler arasındaki savaşlarda, karıncaların uyguladıkları bir takım taktikler vardır. Bunlardan en yaygın olarak uygulananı karıncaların kendilerinden daha uzun ve büyük olan canlıları taklit etmeleridir. Karıncalar bacaklarını mümkün olduğu kadar düzleştirerek ve kafalarını kaldırarak daha uzun boylu ve daha "caydırıcı" görünmeye çalışırlar. (Bert Hölldobler-Edward O.Wilson, Journey to The Ants, Harvard University Press, Cambridge, 1994, s. 70)

Kedi güvesi tırtılı korktuğu zaman adeta "şahlanarak" korkunç bir görünüm kazanır. Başını içeri çekerek "omuzlarını" kamburlaştırır. Böylece ortaya parlak kırmızı bir halkayla bunun üzerinde duran iki siyah nokta çıkar. Tırtılın aldığı bu şekil, bir surata çok benzer. Kırmızı halkaysa bir uyarıdır. (Hayvanlar Ans., C.B.P.C Publishing, Böcekler, s.150)

Sonuç

Alemlerin Rabbi olan Allah canlılarda eşi benzeri olmayan, eksiksiz sistemler var etmiştir. Doğadaki canlı türlerinin her birinde, ayrı ayrı yaratılmış özellikler, üstünlükler vardır. Bu yazıda yalnızca birkaçına değindiğimiz canlılardaki taklit yetenekleri, bu canlıların Yüce Rabbimiz'in üstün aklı ve ilhamıyla hareket ettiklerini açıkça gözler önüne sermektedir. Tüm bu muhteşem yaratılışın sahibi, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbi olan Yüce Allah'tır.

Akıl sahibi insanlara düşen ise Allah'ın yaratması üzerinde düşünmek ve O'nu övüp yüceltmektir. Allah, Kuran ayetlerinde şöyle buyurur:

"Şu halde övgü, göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve alemlerin Rabbi Allah'ındır. Göklerde ve yerde büyüklük O'nundur. O, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir." (Casiye Suresi, 36-37)
(makale harun yahya)
 

SeTTaR

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
1 Eyl 2009
Mesajlar
1,142
Puanları
63
Kuşlardaki şaşırtıcı denge

Kuşlardaki şaşırtıcı denge

Herkesin mutlaka bir kez olsun dikkatini çekmiştir. Telefon telleri üzerinde dinlenen kuşlar hiç zorlanmadan dengede kalabilirler.

Ne sürekli yön değiştiren rüzgar, ne de rüzgarın etkisiyle sallanan tel bu mükemmel dengeyi bozamaz. Sirklerde çalışan cambazları düşündüğümüzde kuşların dengede kalma yeteneklerinin ne kadar üstün olduğu daha da iyi anlaşılır.
Örneğin, gergin bir çelik halat üstünde yürümeye çalışan bir cambaz, dengesini sağlamak üzere, özel malzemeden yapılmış uzun bir sırık kullanmak zorundadır.
Bu sırık cambaza bir tür terazi mekanizması kazandırır ve düşmeden tel üzerinde kalmasını sağlar. Kuşlar ise dengelerini kurmakta herhangi bir alet kullanmazlar ama en iyi cambazdan çok daha yeteneklidirler: Bir telin üzerine havadan süzülerek iniş yapabilir ve 1 saniyeden daha az bir sürede dengelerini kurabilirler.

Alman bilim adamı Prof. Reinhold Necker, üstün birer akrobat olan kuşların nasıl olup da incecik bir tel üzerinde düşmeden kalabildiğini bulabilmek için tam dört yıl süren uzun bir araştırma yürüttü. Bochum Ruhr Üniversitesi'nde görev yapan araştırmacı, kuşların son derece özel bir denge mekanizmasıyla donatılmış olduğunu keşfetti. Bu araştırmaya göre, denge mekanizmasında iki farklı organ görev yapıyor. Organlardan biri, diğer omurgalılarda da görülen iç kulak organı. Bu organ daha çok kuş havadayken faydalı oluyor ve kuş kanat çırptığı sırada ters yüz olmasını engelliyor. Diğer organ ise kuşun leğen bölgesinde bulunuyor. Mükemmel işleyen bu organ omuriliğin sol ve sağ tarafındaki yarım daire kanallarından meydana geliyor. Omuriliğe bağlı simetrik kanalların içi özel bir sıvıyla dolu.
Prof. Necker, bu sistemin işleyişini şöyle aktarıyor: "Bu yarım daire kanalları bir terazi gibi işliyor. Kuşun vücudu nasıl hareket ederse bu sıvı ya o kanala ya da diğer kanala gidiyor". Bu sistem elektronik bir bilgisayar sistemine benzer şekilde çalışan sinir hücrelerine dayanıyor.

Mekanik uyarılmayla uyarılan loplardaki sinir hücreleri sinyali bacak ve beyinciğe gönderiyor. Necker, "Kaslar hareketi öyle düzenliyor ki kuşlar dengelerini mükemmel sağlıyor" diyor. Bu organın denge üzerinde oynadığı rolü test eden bilim adamı, leğen bölgesindeki organları kusurlu olan kuşların denge sağlayamadıklarını ve yere düştüklerini belirledi. Kuşlardaki bu harikulade denge organları olmasaydı, hafif bir rüzgar esmesiyle bulundukları tel üzerinden kolayca düşerlerdi.

Bu organın en şaşırtıcı yönü ise otomatik çalışarak kuşu dengede tutuyor olması. Organdaki tasarım incelendiğinde kanalların özel olarak varedildiği sonra akışkanlığı özel ayarlanmış bir sıvıyla doldurulduğu kolayca anlaşılmakta.

Elbette böyle bir organ kuşun kendi iradesiyle oluşamaz. Ayrıca şuursuz atomlardan meydana gelen kas ve sinir hücreleri kuşu dengede tutmayı 'isteyemezler' ve gerekli ayarlamaları 'hesaplayamazlar'.

Akıla sahip olmayan bir kuşun, uzun kimyasal tahlil ve incelemeler sonucu bunu keşfettiği elbette söylenemez. Bunu ona ancak her şeyi kusursuz olarak yaratan ve her şeyi bilen Allah (cc) öğretmiştir.
 

SeTTaR

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
1 Eyl 2009
Mesajlar
1,142
Puanları
63
Posta Güvercini

Posta güvercinleri bir evin çatısına alıştırıldıklarında çok uzak mesafelerden serbest bırakılsalar, hatta serbest bırakıldıkları yer daha önceden hiç tanımadıkları bir bölge olsa bile, nasıl olup da her defasında yuvalarına hatasızca dönebilirler?

Bir insan bile daha önce hiç bulunmadığı bir yerden evine ulaşmak için mutlaka başkalarının yardımına ihtiyaç duyarken, bu konuda güvercinleri insanlardan üstün kılan özellik nedir?

Bilimsel adı Columba livia olan güvercinler, yüzyıllar boyunca güçlü yön bulma yetenekleri sayesinde insanlara hizmet etmişlerdir. Güvercinlerin, 1150 yılında Bağdat’ta mesaj iletme amaçlı kullanıldığı, dünyaca ünlü Reuters haber ajansının kurucusu Paul Reuter’in 1850’de Belçika’nın Brüksel kenti ile Almanya’nın Aachen kenti arasında, 45 güvercinden oluşan bir filo ile haber ve borsa tahvil fiyatlarını dağıttığı bilinmektedir. İşte bilim adamlarını bu canlıları incelemeye yönelten de bu özel yetenek olmuştur. On yıllar boyunca süren çalışmalar sonucunda güvercinlerin evlerinin yolunu tekrar nasıl bulabildikleri sorusunun cevabı, yakın zamanda yapılan araştırmalar sonucunda bulunmuş ve bu muhteşem canlıların manyetik alanları algılama yeteneğine sahip oldukları anlaşılmıştır. Üstelik güvercinleri her seferinde şaşmaz bir doğrulukla yuvalarına ulaştıran manyetik algılama sisteminin, bu kuşun birkaç cm boyutundaki gagasında saklı bulunduğu keşfedilmiştir.

Güvercin Gagasındaki Manyetik Konumlandırma Sistemi

Güvercinin gagası, Almanya Hamburg’da bulunan HASYLAB senkrotron (elektronları ışık hızına yakın bir hıza çıkan özel bir parçacık hızlandırıcı) laboratuvarlarında bilim adamları tarafından oldukça ayrıntılı bir biçimde incelenmiş, yapılan araştırmalarda şu sonuçlar elde edilmiştir:


Güvercinlerin üst gagasını kaplayan derinin duyusal sinir hücresine giden ince liflerinde (dendritlerinde) demir içeren maghemit ve manyetit parçacıklara sahip olduğu bulunmuştur.


Dendritler üç boyutlu ve oldukça kompleks bir yapıya sahiptir. Dünya’nın dış manyetik alanına çok duyarlı olan, özel yaratılmış bu alıcılar, manyetik alanda meydana gelen değişikliği üç bileşeni ile ayrı ayrı analiz ederek elde ettiği verilere göre yönlendirme yapar.


Bu biçimde Dünya'nın manyetik alanıyla etkileşim sağlayan manyetitli hücreler algıladığı verileri sinirlere iletir, sinirler ise bunları elektrik sinyallerine çevirerek beyne yorumlaması için gönderir.


İşte, güvercinin yapısındaki tüm sistemlerin birbiri ile, mükemmel bir uyum içinde çalışması sayesinde kuş binlerce kilometre uzaklıktaki evinin konumunu şaşmaz bir hesapla tayin edebilir. İnsanların, güvercinin ilk yaratıldığı günden beri sahip olduğu bu sistemin benzerini yapabilmeleri ise çok uzun süren araştırmalar sonucunda mümkün olmuş ve üç eksenli manyetometreler (Manyetik momentleri ve manyetik alanların momentlerini ölçmeye, karşılaştırmaya yarayan aygıt) yapılabilmiştir. Gaganın yapısındaki mükemmel detayı şuursuz atomların bir araya gelerek yapamayacağı ise çok açık bir gerçektir. Kuşkusuz gaganın sahip olduğu kusursuz detay, Yüce Allah’ın üstün aklının ve yaratma sanatının delillerinden yalnızca biridir.


Güvercinin Gagasındaki Mükemmel Detay

Bilim adamları güvercinin gagasını farklı ışık ve elektron mikroskopları altında incelemişlerdir. Yaptıkları araştırma sonucunda elde ettikleri bulgular mükemmel bir detayın varlığını ortaya koymuştur. Peki bilim adamlarını hayrete düşüren bu detaylar nelerdir?


Columba livia isimli posta güvercininin üst gagası 5 mikron (mikron, milimetrenin binde biri) çaplı ve süper mıknatıs özelliğine sahip manyetit (SPM) kristaller içerir.


Bu kristaller (SPM nanokristalleri) yaklaşık olarak 1-2 mikron çaplı demetler şeklinde toplanmışlardır.


Her manyetik SPM demeti, hücrenin yüzeyine açılan lif kutucuklarına gömülüdür ve bu kutucuklar sayesinde manyetik demetler hassas bir şekilde sinir liflerine yapışırlar.


Gaganın içinde, manyetik özellikleri olan demetlere ek olarak, ikinci bir inorganik yapı keşfedilmiştir: Bu, uzun bir sinir lifinin sonlandığı yerde bulunan nano kristal yapıdaki demir-fosfat tabakadır. (500 nm (nanometre) uzunluk ve genişlikte, en fazla 100 nm kalınlıktadır)


Sinir liflerinin ucunda bulunan bu demir-fosfat tabakaların anatomik özellikleri incelendiğinde, kuşların Düny'anın manyetik şiddetinde meydana gelen en küçük değişiklikleri bile hissetmelerini sağladıkları anlaşılmıştır.


Buraya kadar anlatılan ve insanın anlamakta dahi güçlük çektiği detaylar, güvercinin gagasına yerleştirilmiştir. Üstelik bunlar sadece buraya yerleştirilmekle kalmamış aynı zamanda birçok kompleks işlem sayesinde işlev de kazanmışlardır. Bu işlev o kadar hassastır ki sinir uçlarının anatomik özellikleri Dünya'nın manyetik alanındaki en küçük şiddetteki değişiklikleri dahi ortaya çıkarabilecek niteliktedir.

Güvercinin gagasındaki bu detayların derinlemesine düşünülmesi, bunların elbette kendi kendine oluşamayacağını evrimcilerin iddia ettiği gibi kör tesadüflerin böyle mükemmel bir sistem meydana getiremeyeceklerini açıkça ortaya koyar. Aksine ince hesaplar ve detaylar bunun üstün bir aklın eseri olduğunu kanıtlar. Bu eşsiz aklın sahibi ise alemlerin Rabbi olan Yüce Allah’tır. Rabbimiz bir Kuran ayetinde bu gerçeği şöyle haber vermiştir:

“Sizin yaratılışınızda ve türetip-yaydığı canlılarda kesin bilgiyle inanan bir kavim için ayetler vardır.” (Casiye Suresi, 4)

Evrimcilerin Tesadüf İddiası Tamamen Çökmüştür

Güvercine üstün bir konumlandırma yeteneği sağlayan manyetik algılama sistemi, bu sistemin birbiri ile tam bir uyum içinde çalışması, küçücük gaga içinde saklı olan mükemmel detaylar hiçbir şuuru olmayan tesadüflerin eseri olamaz. Tesadüflerin evrimcilerin iddia ettiği gibi böylesi muhteşem bir yapıya sahip güvercini meydana getirmesi, bu güvercine mükemmel fizyolojik sistemler eklemesi, manyetitli hücreler yerleştirip kusursuz bir duyu sistemi oluşturması mümkün değildir. İnsanların uzun yıllar boyunca uğraşarak bir benzerini elde edemedikleri bu sistemi, güvercinler sonsuz bilgi ve kudret sahibi Yüce Allah’ın onlara bahşetmesi ile ilk yaratıldıkları günden beri kullanmaktadırlar. Alemlerin Rabbi olan Yüce Allah tüm kainatın sahibi olduğunu ve dilemesi ile tüm kainatı bir anda yaratıp, ona kusursuz bir düzen verdiğini bir Kuran ayetinde şöyle bildirmektedir:

“Göklerin ve yerin mülkü O'nundur; çocuk edinmemiştir. O'na mülkünde ortak yoktur, her şeyi yaratmış, ona bir düzen vermiş, belli bir ölçüyle takdir etmiştir.” (Furkan Suresi, 2)

"Ben gerçekten, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a tevekkül ettim. O'nun, alnından yakalayıp-denetlemediği hiçbir canlı yoktur. Muhakkak benim Rabbim, dosdoğru bir yol üzerinedir (dosdoğru yolda olanı korumaktadır.)" (Hud Suresi, 56)

Güvercin Gagaları Teknolojiye İlham Kaynağı Oluyor

Bilim adamları güvercinin gagasındaki muhteşem sistemin benzerinin teknoloji alanındaki kullanımının büyük kolaylıklara yol açacağını belirtmekteler. Manyetik algılama sisteminin bir benzerinin yapılması durumunda:


Doktorlar ilaçları vücutta sadece hedeflenen noktaya ulaştırabilirler.


Yeni bilgi depolama cihazlarına destek verilebilir.


Uçaklarda ve uzay mekiklerinde bulunan manyetometrelerin boyutları küçültülebilir.


Ancak bunlar şu anda sadece hayal edilebilecek düzeydeki teknolojik imkanlardır. Çünkü bilim adamları manyetik alıcıları keşfetmiş olsalar da, bu son derece hassas alıcıları nasıl üreteceklerini bilememektedirler. Oysa ki küçücük bir kuş olan posta güvercini milyonlarca yıldan beri Yüce Allah’ın eşsiz yaratışı ile bu son derece hassas algılayıcılara doğdukları andan itibaren sahiptir. Frankfurt Üniversitesi’nden bir bilim adamı insanın, Yüce Allah’ın yaratma sanatı karşısındaki acizliğini şöyle ifade etmektedir:

“Kuşlar bu parçacıkları milyonlarca yıldan beri üretiyor olmasına rağmen, bunların kullanımından fayda elde etmek isteyen bilim adamları için esas problem, bu parçacıkların teknik üretimi olacaktır.”
(makale harun yahya)
 

SeTTaR

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
1 Eyl 2009
Mesajlar
1,142
Puanları
63
Muhabbet Kuşu

Muhabbet kuşlarının vatanı Avusturalya'dır. Papağan ailesinin küçük üyesidir. Ormanlar ve düz ovalarda gruplar halinde yaşarlar. Doğada yabani olarak yaşayan muhabbet kuşlarının renkleri yeşil, başları sarı ve sırtları enine siyah çizgilidir. Boyları 17-20 cm. kadardır. Doğada tohumlar ile beslenirler. Yaşam süreleri 15-16 sene kadardır. Bazen yaklaşık 20 sene kadar yaşadıkları da olur. Evcil tipleri çok çeşitli renklerdedir.Ani ve büyük oranda ısı değişimlerinden korunmaları gereklidir. İnsanlarda olduğu gibi dünyayı renkli görürler, saniyede 150 resmi algılayabilir.Yüksek ve ani seslerden çok korkarlar, Evcil kuşların kendilerini bazı seslere alıştırması gerekir. Örneğin ağır vasıtaların geçerken çıkardıkları seslerine ve son zamanların korkusu deprem gibi seslere alıştırılabilir. Bu sesler gece panik yaratır. Sık sık kuşlar korkutulmamalı. Örneğin titreşim gösteren araçlardan buzdolabı üstü gibi yerlerden uzak tutmalıdır. Muhabbet kuşları, neşeli, akrobatik, sevecen, sıcakkanlı ve şaşırtıcı küçük kuşlardır. Onların dostluklarını kazanmak için, ona zekice yaklaşarak ilgisini çekebilirsinz.


Çoğunlukla muhabbet kuşlarıda, size sizden önce yakınlık gösterebilirler. Ancak bu narin vücuttaki eğlendirici kişilik, ona kaba davranmanıza asla müsaade etmez. Bir çok muhabbet kuşu, omuzlarınızda vakit geçirmeyi çok sever. Bu özelliklerine rağmen genellikle kucaklanacak, okşanacak hayvanlardan değildirler. Muhabbet kuşları, kendilerine her gün dokunulmasını isterler. Eğer dokunuşlarınızı yeterli bulmazlarsa utangaç, vahşi ve bazen de yaramaz olabilirler. Kolay edinilebilir olmaları ve konuşabilme yetenekleri tercih edilmelerindeki en önemli etkendir. Çok zeki ve kolay öğrenen bir kuştur.Çok dayanıklıdır. Topluluk halinde olmaktan hoşlanırlar.
 

YagmuR

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
18 Ağu 2006
Mesajlar
2,504
Puanları
0
Yaş
33
Web sitesi
www.gencislam.com
Hepsini okuyamadım şimdi ama çok ilginç ve muhteşem

Güzel bir konu olmuş Settar, Allah razı olsun...
 

SeTTaR

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
1 Eyl 2009
Mesajlar
1,142
Puanları
63
AKREBİN ALGI YETENEĞİ

Çölde yaşayan kum akrepleri, küçük hayvanlar içinde en tehlikeli olanlardandır. Bu akrep türünün gözleri hemen hemen hiç görmez. Buna rağmen geceleri avlarının yerini büyük bir ustalıkla belirleyebilirler. Peki bu şaşırtıcı olay nasıl gerçekleşir?

Bu durum, akrebin sekiz ayağında da bulunan yarık biçimindeki mükemmel algılayıcılarla ilgilidir. Bu algılayıcılar, milimetrenin milyonda birinden daha küçük titreşimlere yol açan hareketleri bile belirleyebilecek kadar hassastırlar.

Akrebin yakınlarında bir yere bir kelebeğin konduğunu düşünelim. Yere konan kelebek yerde iki tip titreşim dalgası oluşturur. Birincisi saniyede 150 metre hızla ilerleyen hacim dalgalarıdır. İkincisi ise yüzeye paralel olarak saniyede 50 metre hızla yayılan "Rayleigh" denilen dalgalardır. Ava olan mesafe, bu iki dalganın akrebe ulaşma süreleri arasındaki fark tespit edilerek belirlenir.(1)

Avın ne kadar uzakta olduğunu bilmek elbette tam bir tesbit anlamına gelmez. Bu nedenle hedefin hangi yönde olduğunun bilinmesi de şarttır.




Çöl akrebi milyonlarca yıldır kum üzerindeki en ufak titreşimleri dahi algılayabilecek hassasiyette sistemlere sahiptir. İnsanlar ise uzun yıllar içinde bilim alanında edindikleri birikimler sonucunda titreşim sensörleri yapabilmişlerdir.

Akrebin bacakları yaklaşık 5 cm. çaplı bir daire üzerinde yere basar. Dolayısıyla avın yaydığı Rayleigh dalgasının akrebin ava en yakın bacağına ulaşmasıyla, en uzaktaki algılayıcıya varması arasında 5 milisaniye (saniyenin iki yüzde biri) kadar bir fark olur. Algılayıcılardan biri, Rayleigh dalgasını belirlediğinde, sinir hücreleri akrebin sinir sistemi merkezine bir sinyal yollar. Bu uyarıcı sinyal, karşı taraftaki üç ayaktan gecikmiş olarak gelen dalgaları algılayan sinire de ulaştırılır. Ancak bu üç bacaktan gelen sinyaller bastırılarak sinir sistemi merkezine anında ulaştırılmaz.

Böylece her defasında erken gelen sinyale kaynak oluşturan ayak ile diğer taraftaki üç ayağın konumu değerlendirmeye alınır. Bu konumsal değerlendirmeyle dalganın kaynağının yönü belirlenir.

Eğer uyarıcı sinyal ile baskılanan sinyallerin ayaktaki algılayıcılara ulaşması arasındaki fark saniyenin beş yüzde biri kadarsa, sinir sistemi merkezi her iki sinyali de gecikmesiz olarak aynı anda algılar. Bu ise akrep için, harekete geçme ve "saldırı için mükemmel tasarlanmış silahlarını kullan" anlamına gelir.




1-CİGERLER
Akreplerin karınlarında sekiz adet nefes deliği bulunur. Bunlardan sadece biri açık olsa bile akrep hiç zorlanmadan nefes almaya devam eder. Güçlü ciğerleri sayesinde iki gün suyun altında rahatlıkla kalabilir.
2- GÜÇLÜ ZIRH
Vücudunu bir zırh gibi saran kabuğu, onu yalnız düşmanlarından değil, radyasyondan bile koruyacak kadar dirençlidir. İnsan vücudunun radyasyona direnci 600 rads dolayındadır. Oysa akreplerde bu direnç 40.000 ile 150.000 rads'a kadar yükselir.
3- ZEHİRLİ MIZRAK
Akreplerin bazen insanı bile öldürecek derecede olan kuvvetli zehirleri vücutlarının arka tarafında bulunan mızrakları vasıtasıyla düşmanlara aktarılır.
4- KISKAÇLAR
Akrebin kıskaçlarının görevi, kurbanlarını iğnesiyle sokmadan önce etkisiz hale getirmektir. Ayrıca kıskaçlar vasıtasıyla kumu kazıp yer altına gizlenebilirler.
5- BEYİN
Akrep başından kuyruğuna kadar uzanan 15 sinir düğümünden oluşan bir beyin yapısına sahiptir. Beynin bu yapısı hayvanın süratli karar alma, refleks ve gerekli emirlerin organlara ulaştırılması için büyük bir avantaj sağlar.
6- AYAKLAR
Ayaklarındaki alıcılar hayvanın her türlü hareketi, sesi ve titreşimi algılamasını sağlamaktadır. Bu alıcılar o kadar hassastır ki, akrep, yakınındaki bir canlının kumda oluşturduğu titreşimleri, saniyenin 1/1000'i kadar olağanüstü bir sürede algılayabilir.
Ayaklardan gelen sinyalleri işlemden geçiren 8 sinir hücresi adeta bir komite gibi toplanıp, her defasında avın yönünü ortak bir kararla belirlemektedir.(2)

Bu belirleme nasıl gerçekleşmektedir? Bunun için sinir hücreleri her seferinde bir toplantı yapmakta, verileri belirlemekte ve sonuca mı ulaşmaktadırlar?

Böyle bir toplantının olmadığı, sinir hücrelerinin sadece protein, yağ ve sudan oluşan varlıklar olduğu, bir akla ve şuura sahip olmadıkları açıktır.

Bu mekanizma milyonlarca yıldan beri, yaşamış her akrepte aynıdır. Evrimcilerin iddia ettiği gibi, tesadüfen ve zaman içinde gelişmiş veya sonradan eklenmiş değildir. Akrebi, sonsuz kudret sahibi olan Allah mükemmel bir tasarımla yaratmıştır.
(harun yahya doğadaki mühendislik)

 

SeTTaR

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
1 Eyl 2009
Mesajlar
1,142
Puanları
63
Yılanlardaki ısı Algılayıcı Sistem
Çıngıraklı yılanın başının ön kısmındaki yüz çukurlarında bulunan ısı algılayıcılar, çevresindeki avın vücut sıcaklığının neden olduğu infrared ışınını saptar. Bu saptama, ortam sıcaklığındaki 1/300'lük bir derece artışını saniyenin binde 35'i kadar kısa bir sürede tespit edebilecek kadar hassastır.1 Bu hassasiyet o kadar fazladır ki, yılan kendisinden uzaklaşmış olan avının ayak izlerinden yayılan ısıyı tespit ederek onu takip edebilir.

Yılanın bu hassas ısı algılama duyusu sadece av bulmaya yaramaz. Yılan soğuk kanlı bir hayvandır. Yaşadığı ortam 30 derecenin üzerinde olduğunda normal yaşamsal etkinliklerde bulunabilir. Isı algılayıcılar, kışları geçirecekleri sıcak bir mağara veya ağaç kovuğu bulmalarındaki en büyük yardımcılarıdır.

14 yılan familyasının sadece ikisinde ısı algılayıcılar vardır. İki familyanın sahip olduğu algılayıcılar arasında yapısal olarak farklılıklar vardır.

Engerek yılanlarındaki algılayıcılar bir çukurun içinde yer alırlar. Bu çukur Hayvanın başının ön tarafında, gözlerin aşağısında açıklıkları ileri doğru bakacak şekilde konumlanmışlardır. Bu sayede hayvan en büyük silahı olan zehirli dişleri ile gece görüş sistemini beraber yöneltebilir.

Çukurlar birkaç milimetre çapında ve 5mm. Kadar derinliktedir. Deliğin içi bir zar aracılığı ile ikiye ayrılır. Böylece oluşan iki hacim iç ve dış odacık diye adlandırılır. Yılanın kafasında, zarın içine sonlanan ve trigeminal olarak adlandırılan iki sinir kolu vardır. Hayvanın avından kaynaklanan ısı elektrik sinyallerine çevrilir. Trigeminal sinirin görevi bu sinyalleri beyine göndermektir. Beyinin ısı sinyallerini algılayan kısmı "terminus"tur. Sinir kolu terminusa yaklaştıkça üzerindeki özel kaplama malzemelerini kaybetmeye başlar. En sonunda geniş ve yayvan bir yapı halini alır. Bu yapının uçlarında mitekondri denen küçük hücresel yapılar mevcuttur. Isı uyarısı bunlara uğradıklarında yapısal olarak değişime uğrarlar. İşte avın algılanmasında bu değişim sayesinde gerçekleşmektedir. Bugün algılama sisteminin tam olarak nasıl çalıştığı bilinmiyor. Ancak bilim adamlarının bildiği bir şey var ki, algılamanın tamamen özel bir yapı da gerçekleşen karmaşık bir süreç sonunda gerçekleştiği.

Yılanın ısı algılayıcı sistemi kendi vücut ısısından bağımsız olarak çalışmaktadır. Sistem uyarı başlar başlamaz çalışmakta sonra tepki vermemektedir. 2 Sırf bu bile hayvanın sisteminin, tesadüflerden uzak inceden inceye yapılmış bir planlamanın ürünü olduğunu göstermektedir. Eğer ısı algılayıcıları, hayvanın kendi vücudundan yayılan ısıyı da dikkate alsaydı sistem sürekli olarak sinyal verecekti. Bu sinyaller yılanın çevredeki ısı kaynaklarından aldığı sinyalleri perdeleyecek ve sistemi felç edecekti.

Yılan, koku alma organı olan çatal dilinin yardımıyla, koyu karanlıkta yarım metre ilerisinde yere çömelmiş hareketsiz bir farenin durduğunu anlayabilir. Ortama gece karanlığı olmasına karşın, ısı algılayıcı sistem sayesinde avının yerini hatasız tespit eder. Yılan önce ona sessizce sokulur, saldırı mesafesine girer, ardından boynunu yay gibi gerer ve avının üzerine büyük bir hızla atılır . Bu sırada 180 derece açılabilen güçlü çenesindeki dişlerini avına geçirmiştir bile. Tüm bunlar, bir otomobilin yarım saniye içinde sıfırdan 90 km/saat hıza erişmesi ile eşdeğer bir süratte olup biter. Yılanın, avını etkisiz hale getirmek için kullandığı en büyük silahı olan 'zehir dişleri'nin uzunluğu 4 cm kadardır. Bu dişlerin içi oyuktur ve zehir bezlerine bağlıdır. Bez kasları, yılan ısırdığı anda büzülür ve zehri önce diş kanalına, oradan da avın cilt altına basınçla püskürtürler. Yılan
zehri, ya avın, merkezi sinir sistemini felce uğratır ya da kanını pıhtılaştırarak ölümüne neden olur. Bazı yılanların 0,028 gramlık zehri, 125.000 fareyi öldürecek kadar güçlüdür. Zehir, avın yılana bir zarar vermesini engelleyecek kadar çabuk etki eder. Artık yılanın yapacağı iş, felce uğramış avını son derece esnek olan ağzıyla yutmaktır.

Yapılan bir deneyde yılanın, ısı algılayıcısı ve dilinin ortak çalışması sayesinde ısı kaynağının bir av olup olmadığını tespit edebildiği anlaşılmıştır. Karanlık ortamda hayvanın önüne bir sıcak kum torbası ile cesedi soğumuş bir fare bırakılmıştır. Yılan ilk başta torbaya hemen hamle etmekte ancak yemeye çalışmamaktadır. Fareden bir ısı yayılmamasına karşın ona rastlayınca diliyle yoklamakta ardından da yemeye başlamaktadır. Eğer böyle olmasaydı hayvan her ısı kaynağına saldıracak belki de sokarak boş yere uğraşmış olacaktı. Ancak iki duyu sisteminin birbirini destekleyecek şekilde yaratılması sayesinde böyle bir durum ortadan kaldırılmış olmaktadır.

Yılanın zehirli oluşu herkesçe bilinen bir konu olduğundan, hemen hiç kimse bunun nasıl olabildiği üzerinde düşünmez. Oysa, bir hayvanın gece görüş sistemi ve başka bir hayvanı zehirleyerek öldürme gibi bir "teknoloji"ye sahip olması, gerçekten de şaşırtıcı ve olağanüstüdür.

Ortada alışılmışın dışında ve ancak "mucize" terimiyle ifade edilebilecek olağanüstü bir olay vardır. Doğanın ise, "doğaüstü" olan mucizeyi yaratması gibi bir durum söz konusu olamaz. Doğa, çevremizde gördüğümüz düzenin tümüne konulmuş bir isimdir. Bu düzeni kuran da elbette bu düzenin kendisi değildir. Doğa kanunları Allah'ın koyduğu ve yarattıkları arasındaki ilişkileri düzenleyen kanunlardır. Kavramları doğru tanımlamak gerçekleri ortaya çıkarır. Kavramları karıştırmak ise inkar edenlerin bir özelliğidir. Bunu da gerçekleri örtbas etmek, değiştirmek amacıyla yaparlar.

Allah'ın varlığından şüpheye düşenler, yılanın nasıl böylesine olağandışı bir yeteneğe sahip olduğunu açıklayamazlar elbette. Çünkü yılanın ağzında yer alan zehir sistemi, son derece karmaşık ve hesaplı bir sistemdir. Bu sistemin işlemesi için hayvanın içleri oyuk özel "zehir dişleri" olması, bu dişlere bağlı zehir bezleri olması, bu bezlerin içinde düşmanlarını anında felç edecek kadar güçlü bir zehrin oluşması ve hayvan avını soktuğu anda bu sistemi çalıştıracak bir refleksin ortaya çıkması gerekir. Bu çok parçalı sistemin tek bir parçası dahi olmasa, sistem çalışmaz. Bu da yılanın avlamak için seçtiği hayvanlara yem olmasıyla sonuçlanacaktır. Hayvanın ısı değişikliklerini ve kokuları algılamadaki olağanüstü yetenekleri de karşı karşıya olduğumuz dizaynın ne denli detaylı olduğunu gösterirler
 

SeTTaR

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
1 Eyl 2009
Mesajlar
1,142
Puanları
63
YUNUS BALIKLARI

Yunus, balinalar (Cetacea) takımının dişli balinalar (Odontoceti) alt takımı içindeki yunusgiller (Delphinidae) familyasında sınıflanan türlerin büyük çoğunluğu ile nehir yunusları (Platanistoidea) üst familyasında sınıflananların tümü için kullanılan ortak addır.Hastalanmayan tek hayvan yunustur.
Başta kıta sahanlıklarının görece sığ denizleri olmak üzere, tüm Dünya denizlerinde ve bazı nehirlerde bulunan yunuslar etçil canlılardır ve genellikle balık ve mürekkep balığı ile beslenirler. Omurgalı hayvanların içine girer. Yunusgiller (Delphinidae) familyası, balinalar (Cetacea) takımı içindeki en kalabalık familyadır üyeleri yaklaşık 10 milyon yıl önce, Miyosen devrinde ortaya çıkmıştır. Yunusların hayvanlar âleminin en zeki canlılarından olduğu kabul edilir ve arkadaş canlısı genel görünümleri ile oyuncu tavırları, onları insanların gözünde popüler bir yere koyar.
Konu başlıkları


Adlandırma

En sık rastlanan yunus türü olan ve "yunus" denildiğinde ilk akla gelen canlı, 1970'li yıllarda Türkiye'de de yayınlanan ABD televizyon dizisi Flipper'ın özellikle popülerleştirdiği ve Türkçe'de "şişe burunlu yunus" (ya da "afalina") olarak anılan Tursiops truncatus türüdür. Ancak, yunusgiller (Delphinidae) familyasının tipik türü Tursiops truncatus değil, Türkçe'de "tırtak" adı ile anılan ve bayağı yunus (Delphinus) cinsi içinde sınıflanan Delphinus delphis'tir.

Yunusgiller (Delphinidae) familyası içindeki görece büyük altı tür, bu familya içinde sınıflandıkları için aslında yunus olsalar da daha çok "balina" adı ile anılır. Bu canlılar şunlardır:
Dişli balinalar (Odontoceti) alt takımı içinde bulunan ve açık olarak "yunus" adı ile anılan diğer türler, nehir yunusları (Platanistoidea) üst familyası içindeki dört familyada birer tür olarak sınıflanan Amazon nehir yunusu, Ganj ve İndus nehir yunusu, La Plata yunusu ve Yangtze nehir yunusudur.
Yine dişli balinalar (Odontoceti) alt takımı içinde bulunan Phocoenidae familyası ve bazı türleri, yunuslardan farklı olsalar da bazen "yunus" adı ile ilişkilendirilir. Örneğin İngilizce'de, bu familyanın türleri için "domuz balığı" anlamına gelen bir kökten genel porpoise kelimesi kullanılır ve bu kelime, özellikle gemiciler ve balıkçılar tarafından herhangi bir küçük yunusu adlandırmak için kullanılmıştır.Türkçe'de Phocoenidae familyası için "domuz balinaları","nehir yunusları", "liman yunusları" ve "liman yunusugiller" gibi adlara rastlanabilir. Bu familyanın tipik türü olan Phocoena phocaena için ise "domuz balinası", "mutur" , "gerçek yunus", "azak yunusu" ve yalnızca "yunus" adlarının kullanıldığı görülebilir.
Sınıflama


Pasifik Okyanusu'nda sürü halinde gezen yunuslar



Yukarıda verilmiş olan bilgiler ışığında, "yunus" ortak adı ile anılan canlıların sınıflama listesi aşağıda sunulmuştur; yalnızca ilgili familya (yunusgiller - Delphinidae) ile üst familya (nehir yunusları - Platanistoidea) ayrıntılı verilmiştir.
Yakın tarihli moleküler çözümlemeler, henüz aksi kabul ediliyor olsa da yunusgillere dahil çeşitli cinslerin tek soylu olmadığını göstermiştir. Dolayısıyla, başta Stenella ve Lagenorhynchus cinsleri için geçerli olan bu durum nedeniyle, yunusgiller familyasının sınıflamasında ileriki yıllarda önemli değişiklikler olabilir.
 

SeTTaR

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
1 Eyl 2009
Mesajlar
1,142
Puanları
63
Vaşak

Vaşak

Vaşak, kedigiller (Felidae) familyasından oooo cinsini oluşturan orta büyüklükte etçil omurgalı ve yabanıl hayvan türlerinin ortak adı. Kediye benzemekle birlikte normal kedi ağırlığından 5 kat daha ağırdırlar. Kulakları da normal kediye kıyasla daha uzun ve uçları tüylüdür. Kış bastırdığında ise sadece kulaklarının üzerindeki tüyler değil tüm vücudu kalın bir tüy tabakası ile kaplanır.

Adeta kışın gelmesi ile mantolarını giyerler. Patilerinin genişliği karda yürümelerini kolaylaştırır. Gövdelerine göre küçük kalan başları ve kısa kuyrukları ile ilk bakışta ürkütücü gözükseler de görünüşleri kesinlikle etkileyicidir. Renkleri kum renginden koyu kahveye kadar değişir. Vaşak türleri arasında görünüş farklılıkları mevcuttur.
En bilinen vaşak türleri : Amerikan Vaşağı, Keşmir Vaşağı, Tibet Vaşağı, İspanyol Vaşağı, Avrasya Vaşağı’dır.
Engebeli arazilerde ve genellikle Çam ormanlarında yaşarlar ama açık ormanlık araziler ya da diğer coğrafi mekanlarda da rahatlıkla yaşamlarını sürdürebilirler. Hatta denizden 3000 metre yükseklikte yaşayan vaşaklar bulunmaktadır. Sadece iyi bir dağcı değil aynı zamanda iyi birer yüzücüdürler. Bu sebeple kar tavşanı, kemirgen, ördek, yer kuşları, balık gibi geniş bir av yelpazesi vardır. Her vahşi kedide olduğu gibi avını mükemmelen gözler ve yaklaştığını hissettirmez. Vaşaklar ara sıra avlanırken birlikte hareket ederler. Özellikle tavşan gruplarını avlarken birlikte hareket ettikleri görülür.
Avlanma zamanı olarak geceden ziyade gündüzü tercih ederler. Çiftleşme döneminde egemenlik alanının dışına çıkarlar. Genellikle de Ocak sonu ya da Mart başı arasında çiftleşirler. Dişi vaşakların hamileliği 69 ila 72 gün arasında sürer ve 2 ila 3 yavru doğurur.
Yavrular annelerinin bir dahaki çiftleşme dönemine kadar ayrılmazlar. Dişi vaşaklar 21 aylıkken erkek vaşaklar ise 33 aylıkken erginleşirler. Ne yazık ki doğal hayatın bir parçası olan vaşaklar insanoğlunun tehdidi altındadır. 600 kadar vaşağın yaşadığı Norveç’te sadece 2 ay içinde 117 vaşak avcılar tarafından öldürülmüştür.
World Conservation Union (~Dünya Koruma Birliği) açıkladığı nesli tehlike altındaki 120 memeli türü arasında vaşaklara da yer verilmiştir. Vaşakların avlanması hala yaşadıkları ülkede yasaklanamamıştır.
 

SeTTaR

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
1 Eyl 2009
Mesajlar
1,142
Puanları
63
Arılar


Eşekarısı; Vespidae familyasına ait böcek türüdür.Gövdesi kızılımsı sarı ve siyah çizgili olan eşekarıları oldukça iri yapılıdır; uzunlukları arıbeyinde 30 mm'yi, işçi arılarda 23 mm'yi, erkek arılarda ise 2,5 cm'yi bulur.

Yeryüzünde geniş bir bir dağılım gösteren bu yaban arıları, bazen kova büyüklüğünde olan yuvalarını ağaç kovuklarında, duvar oyuklarında ender olarak da toprak üstünde kurarlar.Yuvaların içi, çiğnenmiş bitkisel maddelerin tükürükle karışmasından oluşmuş, kağıda benzer peteklerle döşelidir.
Sokması çok ağrı veren eşekarısının zehiri, insanda ağır alerji tepkilerine yol açabilir.

Gardiyan Arılar; Arılar Tutuklayıp Hapsediyorlar
Kovandan bal çalmaya çalışan böcekler öldürülemezlerse tutuklanıp hapsediliyor.
Popüler bilim dergisi Nature'un internet sitesinde yayınlanan bir haber, balarılarının organize sosyal hayatlarına yeni bir boyut kazandırdı. Güney Afrika balarısını inceleyen bilim adamları arıların kovanlarını ve bal stoklarını asalaklardan korumak için akıllı bir çözümle donatıldıklarını ortaya çıkardılar.

Almanya'nın Martin Luther Üniversitesi'nden Peter Neumann ve meslektaşları 57 gün boyunca Güney Afrika'da yaşayan bal arılarını incelediler. Gördükleri karşısında oldukça şaşırdılar. Arılar kovanlarına tecavüz edip, ballarını çalan kovan asalağı bir tür böceği (Aethina tumida) yakalayıp hapsediyorlardı. Uyguladıkları hapsetme politikası sayesinde asalakların kovana zarar vermesini başarılı bir şekilde önlemiş oluyorlar. Tecavüzle birlikte tam bir takım çalışması sergileyen bal arıları, asalak böceklerin önce etrafını kuşatıyor, onları kovanın bir köşesine sıkıştırdıktan sonra, etraflarını hemen donan ağaç sütüyle çeviriyorlar. Bir süre sonra hapsedilen böcekler açlıktan ölüyorlar.
Arıların hırsızları hapsetmekten başka daha etkili bir savunmaları bulunmuyor. Neumann bunun nedenini şöyle açıklıyor: "bu kovan asalağı böcekler birer tank gibiler, kalın zırhları onları arıların öldürücü iğnelerine karşı koruyor". İşte bu nedenle arılar için düşmanlarını hapsetmek tek akıllı çözüm olarak kalıyor.
Eğer asalak böceklerin sayısı fazla ise, hapiste bir mahkum ayaklanması kaçınılmaz oluyor. Ancak gardiyan arılar kısa süreli de olsa bu kontrol sayesinde vakit kazanmış oluyorlar. Kraliçe arıyı "bir an önce kovanı terk etmemiz gerek" diye uyaran gardiyanlar, arı larvalarının güvenli nakline fırsat tanımış oluyorlar.
Arıların kovanlarını, ballarını ve larvalarını korumak için böyle akıllı bir çözümü kendi başlarına geliştirmiş oldukları tabii ki iddia edilemez. Şüphesiz bal üretmeyi ve o kusursuz petekleri sonsuz akıl ve güç sahibi Allah'tan gelen ilham ile yapabilen balarıları, düşmanla mücadelede de aynı Sonsuz Bilgi Kaynağı'ndan ilham almaktadırlar. İğnelerinin etkisiz kaldığı böyle zor bir durumda soylarının tükenmesi kaçınılmaz bir sondur, ama Yüce Allah'ın ilhamı ile hareket eden arılar uyguladıkları bu akıllı çözümle bu sorunu da çözmüş oluyorlar.

 

_Berceste_

bir tutam delilik...
İhvan Üyesi
Katılım
21 Eyl 2010
Mesajlar
6,798
Puanları
0
düsünenler icin ne ibretler var ....
 

Meryem

Komplike
İhvan Üyesi
Katılım
6 Tem 2006
Mesajlar
15,309
Puanları
113
Yaş
35
Settar hocam, çok güzel, çok faydalı bir bölüm oluşturdunuz ve foruma hediye ettiniz. Teşekkür ediyorum. :)
 

SeTTaR

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
1 Eyl 2009
Mesajlar
1,142
Puanları
63
Ebabil Kuşu ( Uçarken Uyuyan Kuşlar )

- Neredeyse tüm ihtiyaçlarını havada gidermeleridir.
- Hem gündüz hem de gece havada kalırlar.
- Uçarken uyurlar, yer ve içerler, oyun oynarlar, eş seçer ve kur yaparlar.
- Ayrıca ağızlarıyla su fışkırtıp serinledikleri de kayıtlara alınmıştır.
- Havada en uzun kalan kuşlardır.
- Ayaklarını kısa ve zayıf olması nedeniyle olağanüstü bir durum dışında yere konmazlar.
- Sadece üreme döneminde yuvalarına girerler.
- Ayrıca en hızlı uçan kuşlardan birisidir.
- Kolonilerinde üyelerle birlikte saatte 240km/saat hıza ulaşırlar. Yılda ortalama 190 bin km uçtukları söylenir.
- Ebabil Kabeyi yıkmaya giden Ebrehe ordusunu ayak ve gagalarından attıkları taşlarla bozguna uğratan kuşlar olarak bilinir.


Uçuşu sırasında sinek ve böcekler ile beslenir. Yavru besleyen çiftler günlük yaklaşık 50 gramlık avlanırlar.

Hava durumunun kötüleşmesi durumda besin kaynağı olan sinek ve böceklerin tekrar gün yüzüne çıkmasını beklerken yarı kış uykusu durumuna girer. Bu dönemde az enerji harcarlar. 108 saat aç ayakta kalabilen ebabil kaydı vardır. Yavrular ise 10 gün aç kalabilirler.

Ebabillerin gürültülü akşam uçuşları özellikle gençlerin uçmaya başladıkları zaman göz kamaştırıcıdır.

Yaşam Süresi 7 - 21 yıl
Kulucka Süresi 19 - 20 gün
Yumurta Sayısı 2 - 4 adet
Yumurta Boyu 25x16 mm

 

serkan..

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
5 Eyl 2009
Mesajlar
1,305
Puanları
0
hani bal porsuğu:pokey:
 

SeTTaR

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
1 Eyl 2009
Mesajlar
1,142
Puanları
63
Bal Porsuğu

En çılgın en korkusuz hayvan olarak ilk sıraya adaydır.Genellikle yalnız yaşar sadece çiftleşmek için bir araya gelir,günde yaklaşık 80 kilometre yol gider önüne çıkan her şeyi yemek ister.Balı çok sevdiği için "bal porsuğu" denmiştir.Derisinin kalınlığı ve her türlü zehire karşı bağışıklığı olduğu için etkilenmez.Çölümsü yerlerde yaşar.


 
Üst