Harf inkılabı neden yapılmıştı? | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Harf inkılabı neden yapılmıştı?

leylinur

ARŞ.YAZAR,RADYO PROG
İhvan Üyesi
Katılım
26 Haz 2010
Mesajlar
2,329
Puanları
0
HARF İNKILABI NEDEN YAPILMIŞTI?MURAT ALTIN
1 Kasım 1928’de yapılan harf inkılabı değişen ve gelişen yeni dünya düzeninde kaçınılmaz bir gereklilik mi, yoksa bir dayatma mıydı? Bu sorunun cevabını bırakalım yaşayan tarihin bizzat kendisi versin. İnkılaplar 92 yıllık Cumhuriyet tarihinin mahremiyeti hatta dokunulmazı olmalarına rağmen hayata geçtiği günden bugüne tartışılmakta, devrimlere ilişkin lehte ve aleyhte olan hararetli tartışmalar günümüzde de hala sürüp gitmektedir. Cumhuriyetin ilanıyla Batı’dan esen inkılap rüzgârı siyasetten, orduya, eğitimden, ekonomiye, hukuktan, kılık kıyafete, ölçü tartıdan, selamlaşmaya kadar hayatın hemen hemen her alanında hissedilecekti. Bizatihi bu inkılaplarla bir toplumun hayat anlayışı tepeden tırnağa sistematik bir cetvelle yeniden dizayn edilecekti.
Avrupa merkezli bu değişimin adına batılılaşma, modernleşme denilecek kötünün iyisiyle, eski olanın yenisiyle değişimi esas alınacaktı. Objektif olarak bakıldığında bu takas herkesin kabul edebileceği makul bir durumdu. Örneğin Osmanlı’da ağırlık birimi olarak kullanılan ve standardı olmadığı söylenen okka yerine, dünyanın her yerinde 1000 gr. olan bir kilogramı veya arşın yerine daha gelişmiş metreyi kullanmak gibi. Hoş okka ya da arşın ıslah edilemez miydi yoksa gaye Batı’ya her alanda entegrasyon muydu o da ayrı bir tartışma konusudur. Ancak değişimde yaşanan bu makul durum Cumhuriyet’in ilanıyla bambaşka bir ivme kazanacaktı. İnkılaplar 1925 kılık kıyafet ve 1928’deki harf devrimiyle gerçek yüzünü gösterecekti. Adeta İslami değerlere savaş açan bu devrimlere ilk önce dönemin âlimleri tepki gösterecek, canları pahasına bu değişime karşı duracaklardı. İşte bu yüzden İslam âlemi devrimlere karşı kıyamın bedelini eşi görülmemiş yaman bir çelişkiyle ödeyecekti. Bir milletin kalkınma yolunda en çok ihtiyaç duyacağı beyin gücünü binlerce güzide âlim ve mütefekkiri devrimler uğruna kurban edecekti. Buna gerekçe olarak da hayat dinamizmini kaybedip dünya siyasi arenasından silinen Osmanlı ve temsil ettiği İslami değerlerin çağın gerisinde kalması gösterilecekti.
Oysaki İslam güneşi doğduğu miladi 6. asırdan bugüne insanoğlunun şahit olduğu en büyük medeniyetlerin beşiği olmuş ve Müslüman tebaa hep dünyanın zirvesinde olmuşlardı. Yadsınamaz bu mümtaz gerçek 16. Yy. başlarında değişmekte İslam âlemi yerinde sayarken Batı medeniyeti hızla yükselmekteydi. Avrupalı tarihçiler Batı’da yaşanan bu irtifanın ilham kaynağını 15. yy. Rönesans’ı ile başlatırlar. Bu minvalde Avrupa yeni hayat anlayışını kilisenin zalim dogmalarının kurduğu skolastik düzenden kurtulup özgürlükler üzerine kuruyordu. O dönem Avrupasında hayat kilise papazlarının keyfî kanun koyma yetkisi ile din adına halkı dımdızlak soymalarına olanak veriyordu. Yine aynı dönemde halk kilisenin lordlara tanıdığı ilk gece “prima nocte” gibi insanlık dışı gayri ahlaki uygulamaları yaşamaya mahkûm edilmişti. İşte bu yüzden Batı âlemi yaşamak istemediği oligarşik düzene, Hıristiyan ritüellerine karşı toptan savaş açıyordu. Avrupa milyonlarca cana mal olan kanlı savaşlar sonrası yaşadığı ortaçağ karanlığından kurtulup siyasi istikrarını sağlamıştı.
Batı’da yaşanan bu istikrar 18. yy. gelindiğinde yeni icatlar, fen ve müspet ilimlerde ilerleme baş döndüren seviyelere ulaşmıştı. İslam medeniyetinin entelektüel aydınları Avrupa’nın sanayi devrim rüzgârını yakalayıp yarışmak yerine, sanki yerlerinde çakılı kalıp şaşkınlığa düşmüşlerdi. Daha sonraları bu şaşkınlık yerini anlamsız bir hayranlığa, hatta minnete dönüşmüştü. İslam âlemi düne kadar merhamet nazarıyla baktığı Hıristiyan Batı’ya artık saygı duymaya ilim ve irfanın batmayacak güneşi gibi bakmaya başlamıştı. Hiç şüphesiz Batı İslam medeniyeti karşısında yakaladığı bu psikolojik üstünlüğü taçlandırıp perçinlemek istiyordu. Batı’nın bu asırlık projesi İslam topraklarında milliyetçi entelektüel aydınlar eliyle ilk meyvelerini vermeye başlamıştı. Arap alfabesinin reforma tâbi tutulmasını ilk dile getiren, son Osmanlı maarif nazırlarından Münif Paşa idi. Münif Paşa 1862’de Cemiyet-i İlmiye-i Osmaniye’de yaptığı konuşmada, Arap harflerinin Türkçe’nin grameri için yetersiz olduğunu, bu yüzden Arap alfabesine yeni işaretler eklenmesini ve harflerin birbirinden ayrı yazılmasını önermişti. 1913’lerde Balkan harbi sırasında ittihatçı Enver paşa şuan kullandığımız Latin alfabesini, askere öğretmek suretiyle orduda kullanılmasını emretmişti. O zamanlar Harbiye Nezareti’nde görevli subaylardan İsmet (İnönü), Enver Paşa’ya “Paşam, yaptığınız büyük bir inkılaptır. Ancak memleketin genç zabitleri ihtiyat subayı olarak bulunuyorlar ve keşiftedirler. Harfler öyle tek tek yazılırsa keşif raporları çok gecikir. Oysa keşif raporlarının hemen ulaşması lazımdır. Bu bakımdan bu büyük eserinizi zaferden sonra tatbik etmek üzere şimdilik erteleseniz,” ön görüsünde bulunurken. Bir başka subay Mustafa Kemal de “Peki, güzel! İyi bir niyet; fakat yarım iş, hem de zamansız. Harp zamanı harf zamanı değildir. Harp olurken harfle oynamak sırası mıdır? (…) Bu şimdiki şekil, hem yazmayı, hem okumayı, hem de anlamayı dolayısıyla anlaşmayı eskisinden fazla geciktirir ve güçleştirir. Hız isteyen bir zamanda böyle yavaşlatıcı, zihinleri yorup şaşırtıcı bir teşebbüse geçmenin maddi, ameli ve milli ne faydası var?” Sonra da“Mademki başladın, cesaret et şunu tam yap, medeni bir şekil alsın!” diyecekti. Lozan barış görüşmeleri devam ederken 1923 İzmir İktisat Kongresi’nde İzmir işçi delegesi Ali Nazmi Latin alfabesinin kabul edilmesini önermişti. Kongre başkanı Kazım Karabekir Paşa bu öneriye karşı çıkarak “Türk yazısı güçtür okunmaz şeklindeki propagandanın aslında yüzyıllardır bizi kemirmek İslam âlemini parçalamak isteyen Batı menşeli bir düşünce olduğunu savunmuştu.” Ardından Karabekir paşa “Arap harflerinin İslam harfleri olduğunu ve Türk ırkına mal olduğunu.” söyleyerek bu tartışmaya şimdilik son verecekti.
Yaşanan bu süreçte zaman, Osmanlı aleyhine hızla ilerlemekte Batı’nın desteklediği entelektüeller artık Osmanlı’nın ideolojisi olan İslam’ı bile sorgulamaktaydı. Tarihsel süreç incelendiğinde bu sorgulamalar neticesinde Osmanlı İslam Devleti önce I. ve II. Meşrutiyeti ardından Cumhuriyetle yaşanacak rejim değişikliğiyle yok olup gidecekti. Sonuç olarak Cumhuriyetin Batılılaşma hamlesinin önemli kilometre taşlarından olan Harf İnkılabının amacı, okuma ve yazmayı kolaylaştırıp cehaleti ortadan kaldıracaktı! Ya da Müslüman Türk halkının geçmişi Osmanlı İslam Hilafeti ile tarihsel bağını kopartacaktı!

Sahi, harf inkılabı neden yapıldı!?
 
Üst