GÜZEL iBADETLER | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

GÜZEL iBADETLER

TuaNa MiNa

Paylaşımcı
İhvan Üyesi
Katılım
11 Eyl 2006
Mesajlar
358
Puanları
0
Yaş
33
Yukarida sayilmis ve anlatilmis olan farz ve vâciblere uyup, yasaklari terketmek, ibadetleri yerine getirmek mutlaka gerekli ise de yeterli degildir.



Bedenimizi temizleyen abdest, namaz, oruç, zekat ve hac gibi ibadetler yaninda bu ibadetlerle uyumlu olarak; içimizdeki latifelerin de zikre, fikre, ibadet ve taharete ihtiyaci vardir. Bedenle yapilan ibadetler nasil bizi azaptan kurtarip nimetlere kavusmamiza sebep ve ön sart oluyorsa, kalb ve ruhumuzla yapacagimiz ve herbiri âyet ve hadisle emredilmis bulunan ibadet ve taatlar da, Peygamberimiz’in sevgisini ve Allah’in rizasini kazanabilmemizin vasitasi ve ön sarti bulunmaktadir.



Nitekim Peygamberimiz, Beni herseyden fazla sevmeyince imaniniz kemâl bulmaz, Beni seven Allah’i da sever, buyurmustur. Cenab-i Allah da, Beni seven Habibim’e uysun, buyurmustur. Peygamberi sevip O’na uymak ise, O’nun hem seriatina hem de sünnetine, sünnet olan velâyet ve bâtinina uymakla olur. Biz Peygamber’i görmedik. Peygamber’i ve Allah’i sevmenin hakikatini O’ndan görerek ögrenmedik. Amma, Hazreti Ebubekir gördü ve ögrendi. Ebubekir Siddik’tan görüp ögrenen Selmani Farisi, O’ndan Kasim bin Muhammed (Hz. Ebubekir’in torunu), O’ndan Caferi Sadik (Hz. Ali’nin torunu), O’ndan silsilenin diger halkalari zâhir ve bâtinlariyla ögrenerek ilâhî emanet günümüze ulastirilmis oldu.



Netice olarak denileceklerin özü sudur: Allah yakinligi ve Peygamber sevgisini kazanabilmenin biricik yolu, bu yakinligi kazanmis olan ve bu yakinlik ile yaklastirici bir salâhiyet kazanan bir velînin yoluna girerek onun emir ve tavsiyelerini gönül hoslugu ile kabul edip muhabbetle yapmaktan ibarettir. Hazreti Ebubekir Siddik’tan bu yana silsilede siralanan ve küçük silsilede tek tek sayilan yüce velîler bu tarzda yetismis, Peygamberimiz’in emri ve direktifi ile bu görevi yapmaya memur edilmislerdir. Bu usûlün kiyamete kadar böylece devam edip gidecegi bildirilmistir. Bu yola halis bir inanç ve simsiki bir bag ile girenler de bu yakinlik ve kemâlden hisse alacak, onlarla hasrolup, onlara ikram edilen Cemâlullah’a kavusacaklardir. Zira, âyet ve hadislerde, Allah için sevin. Sadiklarla beraber olun. Herkes sevdigiyle beraberdir, burada da, orada da. buyurulmustur. Bu yolun faziletini belirten haberler pek çoktur. Biz de kiymet ve degerini bilelim. Iyilerle, iyi yolda arkadaslik edelim. Kötüleri de kötülükleri de terk edelim. Allah’in en büyük düsmani olan nefsimizi ve nefsin hilelerini tanimaya çalisalim. Çünkü nefis, yaradilisi icabi hayirdan kaçar, serri ister, insani da kötü yollara sürükler. Içimizde olan, bütün varligimiza hükmeden nefsin yegâne ilaci rabitadir. Gerçi nefis açlikla dize gelip zayiflarsa da, islah olmaz. Bizim nefsimizi islah ederek bedenimiz ve niyetimizi temizleyecek, ruhumuzu aritip gafletten uyandiracak olan biricik vasitamiz, vesile ve dermanimiz rabitamizdir. Bu yolda en yüksek araç, ulastirici kuvvet rabitadir. Rabita, hem yolun usûlüne dikkatle uymayi, hem de mürsidi akil ve hayalden çikarmamayi ifade eder. Bizde en yüksek batinî amel rabitadir. Bu yüzden, Nebi, siddikla rabita; Rabb’e çikar bu rabita, denilse yeridir. Rabita, ilahî feyzi müridin kalbine aktaran bir oluk gibidir. Feyiz ise manevî gidadir. Böyle bir hizmetle bizi manevî âlemlerin üstüne çikarmanin memuru olan zata olan sevgimizi büyütüp çogaltmak da bizim en ileri görevlerimizdendir. Rabitayi anlayip sevmeye çalismali, bu konudaki is ve ameller nelerse onlari yavas yavas ögrenip ona göre gayret ve hizmetler yapmaliyiz. Beden ve kalb ile yapmamiz gerekli amelleri yeterince ve geregince yapmanin yaninda; haram, günah ve yasak olan isleri Allah için terketmeliyiz. Her amelimizi seriat terazisinde tartarak yapmali seriatin kabul etmedigini birakip, kabul ettigini yapmaliyiz. Bilmediklerimizi bilen arkadaslarimizdan sorup ögrenmeliyiz. Sevgi ve bagliligimizi artiran is ve ugraslari yapip, sevgi ve bagliligimiza zarar verecek isleri, kitaplari, insanlari terketmeliyiz. Bos zamanlarimizda rabitamizi düsünelim. Tefekkürümüz rabitamiz ve onun çevresi olmalidir. Rabitanin taninmasi, muhabbetin yerlesmesi ve ihlâsimizin artmasi için sohbetlere ve hatmelere devam etmeliyiz. Hatme, hem büyük rabita, hem de en iyi sohbet aracidir. Mazaretsiz üst üste üç defa hatmeye gelmeyenler, üst üste üç defa cuma namazina gitmeyene benzetilmistir. Bizde hatme öyle mühimdir ki, bu yolun terfi araci olan hatmeye gelmeyenler terakki kazanamaz ve rabita ve zikrin nimetine ulasamaz. Zikrimiz gönül zikri, gizli zikir ve Lafza-i Celâl’dir. Allah’in bütün isim ve sifatlarini içeren zat ismidir. Bütün isimlerinin faziletini ve bütün nurlarinin hakikatini toplamis olan bu zikirdir. Peygamberimiz’in halifesi ve hicret arkadasi Hazreti Siddiki Ekber’e ilk defa verilen dersin aynisi bizim dersimiz, rabitanin aynisi bizim rabitamiz, zikrin aynisi bizim zikrimizdir.



Yolumuz; muhabbet, ihlas, âdab ve teslimiyet üzerine kuruludur. Muhabbet demek, rabitayi Allah için sevmek, bu yolu Resulullah için benimsemektir. Ihlas, rabitamizin gizli halimizi de yanindaymisiz gibi bilip gördügüne inanmaktir. Onu, ilimde Imami Azam, marifette de en yüksek velîlik derecesi olan kutbul aktab bilmektir. Âdab ise, rabitamiza olan hizmet, hürmet, muhabbet ve edepleri yeterince yapmaktir. Insanlarin âdabi Allah’a ulasan ip gibidir. O ipe tutunanlar ancak o huzura varirlar. Edepsiz yakinlik olamaz, bu sebeple, tarikati olmayana tarikattan bahsetmemek, davet edilmedigi yere gitmemek, noksanligi daima nefsimizden bilmek, halkin ayiplayacagi davranislari yapmamak; baskalari yaninda el baglama, el öpme, boyun kirma gibi bu devirde kaldirilmis olan fiilleri yapmamak, aramizda ise yer ve diz öpme, öpüsme gibi sünnetle yasaklanmis fiilleri yapmamak bu devrin edeplerindendir. Kötü amel ve fenâ çigiri açmayip açani da nezaketle uyarmaliyiz. Terbiye, iyi ve hos geçinme kurallarina her zaman ve her yerde uyalim. Hadisi serifte, Edebi olmayanin dini yoktur, buyurulmustur. Mümkün oldugunca edep ve terbiye disi, görgü harici islerden sakinalim. Yollarin sonu ve müridin kemâli ise teslimiyettir. Rabitanin yap dedigini yapmak, yapma dedigini veya ima ettigini de yapmamak teslimiyettir. Emirleri, akil yorumu katmadan yapmak, yasaklari da his ve çikar ilgilerine düsmeden yapmamaktir. Zorluklara sabir ve güçlüklerde sebatli olma da teslimiyet olarak ifade edilmistir. Tevazu ve mahviyet ise teslimiyetin ürünü ve bu yolun en degerli kazancidir.



Bu yolun en üstün nimeti umurunu rabitasina teslim edip noksanini bilmek ve aman ya Rabbi demeye devam etmektir.



Her yol ve kolun bir usûlü, bazi sartlari vardir. Bizde su üç husus bu sartlardandir:



Devamli abdestli olmak.
Helâlinden kazanip, helâlinden yemek.
Nisbeti korumak.
Her amel abdestli olunca yapilabilir. Abdestli iken yiyip içilen nefse zehir, ruha da gida olur. Abdestli iken ölen sehittir. Abdestli bulunmaya dikkat etmeli, yatarken mümkünse abdestli olarak yatmaya gayret etmeliyiz. Böyle yapan sabaha kadar ibadet etmis gibi ecir alir. Devamli abdestli olan, niyetinde de halis ise, disi ve içiyle temizlenmis, pâk olmustur.



Helâl lokma yemeyenin ibadetinin kabulu süpheli oldugundan, helâl islerde çalisip, helâl lokma yemek herkes için dikkat edilecek bir görevdir. Helâl lokma besmele ile yenince nefs ondan gida alamayacagindan, bizim riyazetimiz helâl lokma yemekle yapilir. Böylece besmele ile yenilen helâl lokma, bir de rabitali yenilirse bu defa ruhumuz büyük bir kuvvet kazanarak yüce makamlara çikma gücüne erisir. Bu tarzdaki beslenme aliskanligi, maneviyatin esas motoru, yahut nurdan binegidir.



Nisbeti koruma olarak söyleniveren sart ise, bütün sartlari bünyesinde toplayan bir sartlar özetidir. Bu sartin asli, bu yolun usûlünce amel etmektir. Diger yollarin ve baska büyüklerin usûlleri hak ise de, biz ancak bizim usûlümüz, bizim amelimiz, bizim büyüklerimizden fayda görebilir, ancak ve ancak onlardan feyiz alabiliriz. Bir müride bütün yollarda degismez bir kaide içinde, feyiz ancak kendi rabitasindan gelir. Aksine hareketle her kapidan birseyler kapmaya çalisanlar, misalleri görüldügü gibi bosuna yorulup, kendilerine uyanlarla birlikte beyhude yere ugrasip durmus olurlar. Rabitayi hiç unutmamaya gayretli olmak, her is ve ugrasinda onu düsünüp onu hayal etmek, aksam yatarken, sabah kalkar kalkmaz rabita etmek hedefe kolaylikla ulastirici nisbet unsurlarindandir. Bu konuya, haram ve yasaklarin hepsinden sakinmak, kötülüklerle ser olanlardan korkmak, emirlerin hepsini yapmak da dahildir. Nefsin arzusu ve seytanin ameli olan kibir, gurur, hased, kin ve bugzetme, iki yüzlülük (riya), hilekarlik, yalancilik ve hirs gibi hayvani sifatlardan olan tehlikeli günahlari terketmek de bu nisbetin cihadindan bir bölümdür. Nisbet yürütücüsü de denilen rabitanin bizde görmek istedigi sâlih amellerin geregi ve kemâlli hallerin kapisi olan su hasletlerdir:



Sabirli olma, güçlüklere ve amellerin yüküne sebat etme, hak ve adaletle insafdan ayrilmama, hayati boyunca görevlerinde dogru ve çaliskan olma, sefkat ve merhameti birakmama, güvenilir ve aranilir kisilikte olma, cömert ve hayir sever olma, kanaatkâr olma, bilhassa tevazulu ve mahviyetkar olma gibi yüksek sifatlardir.



Bas olma, üstünlük ve büyüklük taslama, kesif ve keramet elde etme gibi öldürücü, mâna söndürücü nefsani beklentileri de kökten kesip atmamiz, onlarin hergün tekrarladiklari nasihat ve daima bekledikleri vazifelerimizdendir.



Bizde ilâhi ente maksûdî ve rizake matlûbî diyerek tekrarlayip durdugumuz Allah rizasini dilemenin disinda kalacak olan bütün manevi istekler yasak ve yerilen gayretlerdendir.



Özürsüz virdleri terketmek; rabitayi unutmak; hatmeye devam etmemek; varlik sahibi görünmek; seriatin yasakladigi is ve amelleri yapmak; amelleri cennet gibi, dünyevî ve uhrevî bir arzunun yerine gelmesi gibi bir niyetle yapmak; taskinlik ve sivrilikler yapmak; baska yol ve diger büyüklerin usûl ve virdlerini benimsemek gibi zararli durumlardan son derece sakinmak da nisbet unsurlarindandir.



Küfre düsme, ana-babaya isyan, haksiz yere adam öldürmek, yetim malini yemek, zina yapmak, silayi rahmi terketmek, mazluma zulmetmek, içki içmek, yalan yere yemin etmek, yalanci sahitlikte bulunmak, (irza, cana, mala) hainlik etmek, günahiyla mânevî bagliligini kendi elleriyle koparmak olup bu yoldan çikma sebebidir, Böyle günahlara düsenler, nispet ipini kopardiklarindan derslerini tazelemek zorundadirlar.



Allah’in rizasina ulasan; her nimete ulasmis, her makami geçmis, her hayri yapmis, en yüksek mutluluk olan Cemâlullah’a kavusmustur. Bu sebeple biz, mali-mülkü hedefleyen dünya talepleri ile yine dünyada kalacak olan sûrî (dünyevi) kerametleri talep etmeyiz. Bana seni gerek seni diyenlerin yolunda yanlizca Allah rizasi isteriz.



Bir müslümanin yasantisi su üç seyin yapilmasi ile kemâle ulasir:



Ilim,
Amel,
Ihlâs.
Ilim, zâhirî ve bâtinî görevlerimizi ögrenip bilmektir. Amel de, bildigimiz bu görevleri güzelce yapmaktir. Ihlâs ise, bu görevleri sadece Allah için yapmaktir. Biz, baska yollarin “isin sonudur” diyerek yaptigi amelleri isimizin basinda yapmaya baslariz.



Ihlâsin asli, gizli ve açiktan olan her davranis ve niyeti Allah’in görüp bildigine kesinlikle inanmaktir. Rabitanin görüp bildigine kesinlikle inanmak da ayni seydir. Biz bu inançla ise baslariz. Arsa, kürse sigmam, mümin kulumun kalbine sigarim buyuran Allah’in kalbine sigdigi yani (kudret ve azametiyle tecellî ettigi) velîsine biat etmek, onu sevip, ona inanip baglanmakla Allah kapisi önüne gelmis oluruz. Çalisip gayret ederek bu kapinin açilmasini beklemeliyiz. Baska yollar, baska kapilar bize ebediyyen kapalidir. Allah kapisi bizim için ancak rabita eliyle açilir.



Bizim yolumuz bu kapiya kadardir. Ondan sonrasi, hakikat denilen peygamber kapisi ve sonu da marifet denilen Allah kapisidir. Allah kapisi ancak Allah’in razi oldugu kimselere açilir. Bu riza kapisinin kilavuzu rabitadir. Hiç süphemiz olmasin ki, bu kapi sabir ve teslimiyet sahiplerine açilacaktir.



Bu yolun büyüklerinin bazi tavsiyeleri:



Nefs ejderhasi ancak rabitanin gölgesinde ölür.
Zikir kalbi arindirir, rabita ile yükselinir, kâmil velinin sohbeti ise hayat iksiridir.
Dosdogru olanlarin degeri yüksektir.
Aslandan kaçar gibi yol inkarcilarindan kaçin.
Bu yolun selâmeti inkarcilardan uzak durmaya baglidir.
Ayni anda iki ayri yolda yürümek mümkün degildir.
Baskasinin sana yaptigi kötülükle, senin baskasina yaptigin iyiligi unut.
Baskasina yaptigin kötülükle, baskasinin sana yaptigi iyiligi unutma.
"Âlem iyi de; bir ben kötüyüm" demeyi benimse.
Aman yarabbi!.. yi dilden düsürme.
Her isinde seriat terazisini elden birakma.
Bir ise baslarken yiyip-içerken hep söyle de:



Bismillâhi destur yâ Hazreti Pîrim.
Yarabbi! Elimi mürsidimin eteginden kesme.
Yarabbi! Noksaniyla kabul buyur.
Yarabbi! Fazli tevfikini üstümüzden eksik etme.
Cenabi Allah, kendi nurundan Habibi’nin ruhunu yaratmis, o nurun kalanindan da diger insanlarin ruhlarini halketmistir. Ezel gününde bütün ruhlara: “Ben sizin Rabbiniz degil miyim?” diye sormus, basta Habibi’nin ruhu olmak üzere, bütün inananlarin ruhlari "belî” yani “evet ya Rabbi, sana kulluk yapacagimiza yemin ederek söz veriyoruz” demislerdir. Âyet ve hadisle bildirilen, fakat dünyaya gelince unuttugumuz bu anlasmanin hatirlanmasi için peygamberler gönderilmis, ilâhî kitaplar indirilmistir. Hudeybiye denilen yerde sanli sahabilerin hepsi ezeldeki anlasmasini Habibi elinde tazeleyince, Allah’in rizasina ulasip maddî ve manevî fetihlere kavustular. Basta pîrimiz Ebubekir Siddik olmak üzere, belli basli sahabilere ayri ayri, bütün sahabilere de guruplar halinde ders verip zikir ve belirli ameller tarif eden peygamberimiz, onlarin Hakk’a ulasmalari için gerekli yollari tayin etmis, gelecekteki ümmetinin istekli olanlarina da "sahabilerime uyan Hakk’i bulur" diyerek kiyamete kadar izlenecek usûlü belirtmistir. Peygamber’in vefatinda, yine bütün sahabiler Siddiki Ekber efendimize biat ederek birlik içinde dirlik buldular. Bundan sonra, Peygamber’in velayetinin mirasçisi olan bâtinî halifelere biat etmek, sünnetteki sekil ve ruhuyla sistemleserek devam edegeldi. Böylece, ilmi ezelîde verilen sözü bu âlemde kâlb ve kalibiyla duyup ahdine sadik oldugu anlasilan bir Allah kilavuzuna biat ederek onun yolundan yürüyüp Allah ve Resûlü’ne makbul olma isinin ögretisine tarikat, bu isin ögretmenine mürsit, seyh veya pîr denilmistir. Tarikat, usûlüne sadakatla uyani Hakk’a ulastiran bir sünnet, bir sahabi yolu, âyet ve hadisle emredilen seçilmis ve sevilmislerin yasanti seklidir. Bu yolda Allah’in emirleri olan seriata inanarak uyulmali, yani bu emirler yasantimizin kurali olmalidir. Hakk’in Habibi’nin sünneti ve sahabilerin can ve ruhlarini feda ettigi Peygamber emirleri de gönlümüzün severek isledigi amellerimizi teskil etmelidir. Nasil ki bütün sahabiler kendilerine emredilen özel amelleri hayatlarinin sonuna kadar canla-basla yerine getirmisler, herbiri aldigi emrin disina asla çikmamissa; onlardan intikal eden bir yol olan tarikatta da onlar gibi amel ederek kendi yolunun disina tasmamali, "beni ancak bu usûl Hakk’a ulastirir, diger yollarin usûlü bize fayda yerine zarar verir” diye bilmelidir. “Mürsidini hak bilmeyen Hakk’i dahi bilmez" kaidesini iyi anlamalidir. Bir ucu Allah’in ve Resûlü’nün elinde olan nurdan bir zincir düsünün. Bu zincirin her halkasi, bir evvelki halkaya bagli olan mürsitlerden olusmustur. Iste bizim mürsidimizden baslayip Peygamber’e ulasan mürsitlerden kurulu halkalara silsile denilir. Nebi, Siddik, Selman… diye nurlarina bürünmek istediklerimiz bu altin halkalardir. Bunlarin herbiri Allah’i ve Resûlü’nü sevmis, Allah ve Resûlü’nün direktifiyle bizlere de Allah ve Resulü’nü sevdirmeye memur edilmislerdir. Bunlar insanlara lutfedilen en büyük nimettir. Bu nimetin kadrini bilip ona göre sükrünü eda edelim. Onlar Allah tarafindan yücelmis ve sevilip sayilmaya, kendilerine uyulup emirleri tutulmaya layik görülmüs Allah dostlaridir. Bunlara maddî ve manevî bir beklentisi olmadan Allah için uyanlar, Allah’a giden yolun kiymetli yolculari olurlar. Bizim bu yolumuz en büyük sahabi olan Ebubekir Siddik hazretlerinin yolu ve evliyanin baskani, kemâllerin doruguna varan Sahi Naksibendi efendimizin usûlüdür. Bu yolda Allah zikri gönüllere islemis, kalblere Allah adi naksedilmistir. En kolay ve en kiymetli sünnetlerle donatilan bu yol, kestirmeden süratle götüren ruh yoludur. "Bu yolda bir adim atan, baska yollarda bin adim atandan ileri geçer”, “bu yolda isin sonu basina yerlestirilmistir” denilmistir. Allah için mürsidi sevmek; onun bulunmadigi yerledeki durumlari da bilip görecegine inanmak; onu büyük velî bilip bizi mutlaka Allah’a ulastiracagina kani olmak; onun usûl ve emirlerine teslim olup, tabi olmak bu yolun sartlaridir. Cenab-i Hakk bu kainati Habibi’ne olan sevgisinden yaratmistir. Ta oradan gelen bu sevginin bir damlasi olan mürsidimize olan sevgimizi iman ve baglilik haline getirmeye çalisalim.



Yüce Mevlâ, Habibi’ni en güzel sekil ve sifatta yaratmis; O’na olan muhabbetini belirtmek ve üstün kemalini sergilemek için bütün kainati yoktan varetmistir. Âlemlere rahmet olan Habibi’ni dis ve iç güzelliklerin en âlâsi ile bezemis, O’nu bütün insanlarla cinlere sefaatci peygamber olarak göndermistir. Kur’an-i Kerim’i O’na indirerek, önceki kitaplarla diger seriatlarin hükmünü yürürlükten kaldirmis, “Habibim seni sevdim, bu kainati senin için yarattim” buyurmustur. O’nun emirlerine inanani atesten koruyacagini vaadetmis, O’na uyarak, O’nu candan sevenleri de yüksek derecelere çikaracagini belirtmistir. Bu ilâhî sevginin bereketiyle; O’nun atalari, aile ve çevresi, evlâtlari, en kemâlli müritler olan sahabeleri, bu sahabelere baglanan tabileri ve evliyâsi da Hakki gösterici birer mesale yapilmistir. "Biz sana kevseri verdik" âyetinin bir mânasi da, kiyamete kadar hakikat kilavuzlugu yapacak ve insanlik numunesi olacak Allah ehlinin devam edip gidecegidir. Rabbulâlemin’in Habibim diye yücelttigi rahmet Peygamberi’ni sevmek ve bu sevginin sefaatiyle Hakk’a sevilmek; seriatin noktasi, sünnetin gayesi, tasavvuf ilminin konusudur. Bu muhabbet ilk önce ve kemâlli sekli ile Hazreti Ebubekir Siddik’in gönlünde filizlenmis, Hicret sonrasinda diger sahabilere de ayni biçimlerde lutfedilmistir. Peygamber rabitasi, sohbet ve gizli zikir olarak özetlenen Tariki Siddikî, tâ Abdulhâlik Gucdüvanî hazretlerine kadar bu sekliyle gönülden gönüle devredilmistir. Nübüvvet ortamindan uzak kalan sonraki devirlerde, ana santral gibi olan Peygamber feyzine dayanamayanlarin çogunluk kazanmasi üzerine, Abdulhâlik Gucdüvanî hazretlerinin sefaatiyla, rabita, Peygamber emriyle mürsitlere yapilmaya baslamis; bu suretle de, peygamberlik seyri velâyet seyrinde gizlenmistir. Büyük kolbasi, büyük irsâd eri Mevlâna Halid hazretlerinin tecdidiyle de, Siddiki Ekber’in feyzine, sâhi velî Hazreti Ali’nin feyzi de eklenerek Habibi Kibriya’nin nübüvvet ve velâyet verimleri yolumuzda bütünlesmis bulunmaktadir. Bizim yolumuz; Resulü Ekrem’in zâhir ve bâtin halifesi, magara ve hicret yoldasi, sohbet ve istisare arkadasi, risalet ilmi ve hikmetlerinin emanet edilen kasasi olan Ebubekir Siddik Hazretleri’nin yoludur. Peygamberlerden sonra bütün insanlarin büyügü olan pirimizin imani, peygamberler disindaki gelmis ve gelecek bütün insanlarin imanindan agirdir. Bu yüce sahabiyi sevmek farzdir. Cennet’e O’nu sevenler girecek sevmeyen nasipsizler ise ates ehli olacaktir. Mâneviyat yolunun rehberi, mahviyet ve fenânin benzersiz örnegi, ilim, irfan, marifet ve vuslat ehlinin ögretmeni, hüküm, idare ve dirayet sahibi, Kur’ân’in toplayicisi, azanlarla döneklerin terbiyecisi, sefkat ve merhametin madeni, cömertlik ve hizmetin mektebi, sadakat ve teslimiyetin Siddiki Ekber’i olan velîlik üstündeki bu yüce pirin yolu Tariki Siddikî adiyla baslamistir. Yüce Peygamberimiz "Yürüyen bir ölüye bakmak isteyen Ebubekir’e baksin.", "Herkes Cennet’in bir kapisindan çagrilacak, Ebubekir ise Cennet’in sekiz kapisindan çagrilacaktir." buyurmustur. Tariki Siddikî, böyle bir önder ve rehberin yoludur. Iki yillik hasretin sonunda sevgili Peygamberi’ne kavusan Hazreti Siddik’tan sonra, bu yol yine büyük sahabilerden olan Hazreti Selmani Farisî (r.a.) eliyle yürütüldü. "Selman bizdendir." hadisi serifiyle ehli beytden sayilan, "Hayirli Selman.", "Cennet Ali, Ammar, ve Selman’a âsiktir." hadisleriyle ölümsüzlesen Hazreti Selmani Farisî için Hazreti Ali: "Selmani Farisî evvelkilerin ve sonrakilerin ilmini bilen bitmez tükenmez bir denizdir." buyurmustur. Ebu Hüreyre: "Selman, Kur’an’i da Incil’i de bilirdi." demistir. Peygamberimiz buyurmustur: "Dört kisi fazilette öne geçmistir. Ben Araplari, Süheyl Rumlari, Selman Farslari, Bilal Habeslileri…" 250 veya 400 yasinda vefat ettigi söylenen bu yüce pirden sonra, tabiinin iki büyügü yolumuza mürsit ve rehber oldu. Hazreti Ebubekir’in torunu büyük âlim ve yüce insan Kasim bin Muhammed ile Hazreti Ali’nin Hazreti Hüseyin’den olma torunu, Hazreti Zeynelabidin’in oglu Imami Bakir’in oglu altinci imam Caferi Sadik Hazretleri… Peygamber iklimi ve sahabî nefeslerinin mevcut oldugu devrin bu iki faziletli büyügünden sonra, bu nisbet, fark âlemine inmis ve peygamberlik kemâline yükselmis olan büyük mürsitler eliyle yürütülmüstür. Tayfur ve Âriflerin Sultani olarak bilinen Bayezidi Bistamî, Hasani Harkanî, Ebu Ali Farimedî, yüce veliler Yusufu Hemedanî ve Abdulhâlik Gucdüvanî, Ârifi Riyvegerî, Mahmut Incir Fagnevî, Ali Ramitinî, Muhammed Baba Semmasî, Sâhi Naksibendi efendimizin Seyhi Seyyid Emir Külal, bu yolun usûlünün kurucusu ve evliyâlar baskumandani Sâhi Naksibend, Alâaddin Attar, Yakub Çerhî, Ubeydullah Ahrar (Hâcei Ahrar), Muhammed Zâhid, Dervis Muhammed, Hacegi Emkengî, Muhammed Bâkibillâh, ikinci bin yilin müceddidi Imami Rabbanî, Muhammed Masum, Seyh Seyfeddin, Seyyid Nur, Mazhari Câni Cânan, Abdullah Dehlevî, kolbasi ve yüzlerce subenin imami Mevlâna Halid, Seyyid Tâha, Seyyid Sibgatullah Arvasî, son müceddid Abdurrahman Tâgî, Muhammed Samî, kasimül erzak ve mürsidi sakaleyn Muhammed Besir, Sultani evliyâ ve gönüllerde safa Dede Pasa (Musa Bastürk), ve… Beseri örtülerle gizlenen mahviyet madeni Abdurrahim Reyhan Hazretleri…



Bu yolun usûl ve esasi bire indirilecek olsa, bu birlenen sart ancak rabita olarak belirmis olacaktir. Isin aslini böylece tesbit edince, bu yolun pîrlerini anmak, onlarin yasantisini ve kemâle ulasma sebeblerini bilmek, elbetteki hâlis bir rabitadir. Büyük amel olan hatmenin feyiz çesmesi ve nur banyosu olmasi da bu sebebledir. Bizler için zarurî olan böylesine büyük bir amelin vesilesi olan bu mukaddes ruhlarin sahiplerini ismen, cismen, ilmen, amelen, mânen ve hakikaten taniyip safiyetle onlara baglanmak, himmetlerine siginip, rizalarina kavusmak; Habibi Kibriyâ’yi sevmenin ve Allah’i bilip, Allah’i bulmanin yegâne formülüdür.



Böylece maddî ve mânevi hallerimizin ilmihalini en kisa sekliyle özetlemis oluyoruz. Hemen ilerdeki giris ve günlüklerimizi sevkle yapmamizi, amellerimizin makbul olmasini dileyelim.



YOLLAR



"Yollar…Ki Allah’a gider" ; noksani yolda gider



Her yol ayri tarzla gider ; vücut geç, ruh hizla gider



Noksandir ruh, nefis, vücut ; akil, mal, cümle his, mevcut



Ya tek tek hapsedip uyut ; ya geç hepsinden, ruhu tut



Ilim , amel, zühd ve gina ; varligina müsait esmâ



Kuvvet verir isen ruha ; pisman etmez seni aslâ



Gören gönül; tene, akla ; görür diyen gözler sehlâ



Yere, göge sigmaz Mevlâ ; fikri zandan çekmek evlâ



Zat, uluhiyet: Bir Allah ; burda kayan bulmaz felâh



Ahad’dendir vahidiyet ; hâl diliyle söyler kesret



Tevhid ise sayet niyet ; âlem sivâ, zikri vahdet



Deme: Dehrî degil bunak ; düser mi nübüvvet bir bak



Allah buyurur ki: "Levlâk" ; "Olmasan olmazdi eflâk"



Yavan akil cüz ancak ; risaleti etmez idrâk



Yol Peygamber’le olur hak ; vesilemizdir muhakkak



"Yollar…Düz, çikis, inisde ; hak, bâtil, patika, cadde"



Kimi hakdir velâyetle ; kimi delâlet içinde



Her yol bir baska biçimde ; hak yollar sünnet içinde



Nimet, Seriat içinde ; sapiklar, hasret içinde



Kimi yol isler zikirle ; kimisi gider fikirle



Kimi kaim bin rekatle ; kimisi iftar, imsakle



Kimi hizmet, mahviyetle ; kimi himmet, selâmetle



Kimi ilim, marifetle ; kimi temkin, istikametle



Yollar uzar, ibadetle ; kimi zühd, riyazetle



Kimi fâni musibetle ; kimi dert, belâ, illetle



Kimi sevilmis zilletle ; kimi yol almis killetle



Kimi sevkle, muhabbetle ; kimi kabiz, melâmetle



"Zikri, fikri, ibadetle" ; Oruç, namaz, kerametle



Olmaz ilim, maharetle ; riza: Rabb’la, Muhammed’le



Yol var, usûlü rabita ; hizmet, ibadet rabita



Muhabbet, âdab rabita ; ihlâs teslim hep rabita



Ilim, idrakdir rabita ; seyre buraktir rabita



Olur seriat rabita ; sünnet, seriat rabita



Sünnette yoldur rabita ; Cemâle yoldur rabita



Görür hep seni rabita ; duyar hep seni rabita



Emri tutup yap rabita ; nehyi atip yap rabita



Nebi, Siddik’la rabita ; Rabb’a çikar bu rabita



Bil: "Bu tariki rabita" ; emir: "Hemen et rabita"



Bu yolda tek istek riza ; riza varsa yok âriza



Riza iste, görme ceza ; istek: Varlik, yokluk: Riza



"Seyhin severse, de riza ; Seyhin döverse, de riza"



Fehmi, "rizake matlubi" ; de, Pîrin’den dile riza.










"Seyhin severse, de riza ; Seyhin döverse, de riza"



Fehmi, "rizake matlubi" ; de, Pîrin’den dile riza.
 

keskinbey06

Asistan
İhvan Üyesi
Katılım
15 Eki 2006
Mesajlar
468
Puanları
0
allahü alem razı olsun
 
Üst