Güzel bir aile filmi

Verda

Gales
Yönetici
Süper Moderatör
Katılım
9 Nis 2010
Mesajlar
10,920
Beğeniler
997
Puanları
113
#2
Sn Kodoo teşekkürler, filmi izledim hayatın içinden bi filmdi ve çok güzel mesajları vardı..
 

DostunDostu

Süper Moderatör
Yönetici
Süper Moderatör
Katılım
30 Eyl 2013
Mesajlar
5,947
Beğeniler
284
Puanları
83
#4
Sahil kasabasında evli bir çift vardır. Bu çift birbirine aşıktır. Çiftin aile büyükleri birbiriyle düşmandır. Hep bu iki çiftin üzerinden aile büyükleri birbirleriyle tartışıp dururlar. Bilhassa kadının ailesi zengin olduğu için tartışma hep oradan gelir. Çift bu kavga ikliminden bıksada ne yapsınlar, katlanırlar. Bilhassa kadın, kendi ailesinin bu tavrından çok rahatsızdır. Erkeğin babası var ama annesi yoktur. Öksüz bir çocuk olarak babasının elinde büyümüştür. Erkeğin babası anlayışlı birisidir ve kızın aksi ailesi yüzünden kıza hiç kabahat bulmaz. Bilhassa mutlu olmaları için hep alttan almaya çalışır.

Adamın eşi hamiledir. Bu kavgalara dayanamıyan kadın fırtınalı bir gecede sahile çıkar. Kocası evde karısını bulamayınca sahil boyunca eşinin adını bağıra bağıra eşini arar. Kadını bir kayalığın üstünde sırılsıklam depresif vaziyette bulur ve hemen sarılıp eve götürür. Şöminenin başına oturtur battaniye falan örter üstüne ama nafile. Kadın şifayı kapmıştır. O gece ateşlenir ve hastaneye kaldırılır. Zatürre olmuştur. Doktorlar kadını ve çocuğu kurtaramaz..

Adam cenazeden eve gelir. Karısı için yaptığı bir yat vardır. Bu yat bitmek üzereyken eşini kaybettiği için yatın üstüne kocaman bir örtü örter. Karısının odasını ve özelini olduğu gibi bırakır. Artık bekar olarak karısının hatırasıyla yaşamaya başlar. Adamın babası, çocuğunun bu haline bakıp kendini alkole verir..

Bu adam, ölen karısına mektuplar yazmaya başlar. Aşk mektupları yazar, bir şişeye koyar ve eşinin oturduğu kayalıktan her gün denize atar. Kaybettiği eşine olan aşkını bu şekilde yaşatmaya devam eder.

Buraya kadar olan manzarayı aklınızda tutun. Kadraj değiştiriyorum.. :)

Büyük şehirdeyiz. Sahne sakin sahil kasabasından curcunalı sahil metropolüne geçer. Bu iki mekan arasında ki mesafeyi 150-200 kilometre düşünebilirsiniz. Şehrin kumsalında her sabah koşu yapanlar var. Bu sahilde her sabah koşusunu yapan gazeteci genç bir kız vardır. Gene böyle işe gitmeden önce yaptığı sabah koşusunda bu kızın ayağı bir şişeye takılır. Kız kızarak şişeyi alıp çöpe atmak ister. Fakat şişenin içinde rule halinde bir kağıt olduğunu fark edince şişenin mantarını açıp mektubu çıkartır. Terini silip orada bulunan bir banka oturup okumaya başlar. Bu aşk mektubundan çok etkilenir. Eve gider duş alır ve işe gider fakat mektubun içinde ki aşk duygusu onu meşgul eder.

Ertesi gün gene koşu yaparken aynı yere gelince gözü etrafı arar. Bir şişe daha bulur. Bunun üzerine iyice araştırır ve onlarca böyle şişe bulur. Mektuparı okudukça bunu yazan meçhul adama aşık olur. Sahilde bulunacak şişe kalmayınca her gün sahile çarpacak şişeleri beklemeye başlar.. Denizden gelen bu aşk nasıl bir şey? Ben nasıl bir meçhule aşık oldum? Bunları kim yazıyor? Kim bu adam, diye hayıflanıp durur..


Devamını yazayım mı burada kalsın mı?
 

Cevheri

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
28 Haz 2014
Mesajlar
17
Beğeniler
0
Puanları
0
#5
Sahil kasabasında evli bir çift vardır. Bu çift birbirine aşıktır. Çiftin aile büyükleri birbiriyle düşmandır. Hep bu iki çiftin üzerinden aile büyükleri birbirleriyle tartışıp dururlar. Bilhassa kadının ailesi zengin olduğu için tartışma hep oradan gelir. Çift bu kavga ikliminden bıksada ne yapsınlar, katlanırlar. Bilhassa kadın, kendi ailesinin bu tavrından çok rahatsızdır. Erkeğin babası var ama annesi yoktur. Öksüz bir çocuk olarak babasının elinde büyümüştür. Erkeğin babası anlayışlı birisidir ve kızın aksi ailesi yüzünden kıza hiç kabahat bulmaz. Bilhassa mutlu olmaları için hep alttan almaya çalışır.

Adamın eşi hamiledir. Bu kavgalara dayanamıyan kadın fırtınalı bir gecede sahile çıkar. Kocası evde karısını bulamayınca sahil boyunca eşinin adını bağıra bağıra eşini arar. Kadını bir kayalığın üstünde sırılsıklam depresif vaziyette bulur ve hemen sarılıp eve götürür. Şöminenin başına oturtur battaniye falan örter üstüne ama nafile. Kadın şifayı kapmıştır. O gece ateşlenir ve hastaneye kaldırılır. Zatürre olmuştur. Doktorlar kadını ve çocuğu kurtaramaz..

Adam cenazeden eve gelir. Karısı için yaptığı bir yat vardır. Bu yat bitmek üzereyken eşini kaybettiği için yatın üstüne kocaman bir örtü örter. Karısının odasını ve özelini olduğu gibi bırakır. Artık bekar olarak karısının hatırasıyla yaşamaya başlar. Adamın babası, çocuğunun bu haline bakıp kendini alkole verir..

Bu adam, ölen karısına mektuplar yazmaya başlar. Aşk mektupları yazar, bir şişeye koyar ve eşinin oturduğu kayalıktan her gün denize atar. Kaybettiği eşine olan aşkını bu şekilde yaşatmaya devam eder.

Buraya kadar olan manzarayı aklınızda tutun. Kadraj değiştiriyorum.. :)

Büyük şehirdeyiz. Sahne sakin sahil kasabasından curcunalı sahil metropolüne geçer. Bu iki mekan arasında ki mesafeyi 150-200 kilometre düşünebilirsiniz. Şehrin kumsalında her sabah koşu yapanlar var. Bu sahilde her sabah koşusunu yapan gazeteci genç bir kız vardır. Gene böyle işe gitmeden önce yaptığı sabah koşusunda bu kızın ayağı bir şişeye takılır. Kız kızarak şişeyi alıp çöpe atmak ister. Fakat şişenin içinde rule halinde bir kağıt olduğunu fark edince şişenin mantarını açıp mektubu çıkartır. Terini silip orada bulunan bir banka oturup okumaya başlar. Bu aşk mektubundan çok etkilenir. Eve gider duş alır ve işe gider fakat mektubun içinde ki aşk duygusu onu meşgul eder.

Ertesi gün gene koşu yaparken aynı yere gelince gözü etrafı arar. Bir şişe daha bulur. Bunun üzerine iyice araştırır ve onlarca böyle şişe bulur. Mektuparı okudukça bunu yazan meçhul adama aşık olur. Sahilde bulunacak şişe kalmayınca her gün sahile çarpacak şişeleri beklemeye başlar.. Denizden gelen bu aşk nasıl bir şey? Ben nasıl bir meçhule aşık oldum? Bunları kim yazıyor? Kim bu adam, diye hayıflanıp durur..


Devamını yazayım mı burada kalsın mı?
Bu filme izle diyorsun dostum,ee ne yapalım artık izleyelim,sonunu merak ettim.:)
 

DostunDostu

Süper Moderatör
Yönetici
Süper Moderatör
Katılım
30 Eyl 2013
Mesajlar
5,947
Beğeniler
284
Puanları
83
#6
Bu filme izle diyorsun dostum,ee ne yapalım artık izleyelim,sonunu merak ettim.:)
Nerede kalmıştık? Ha evet.

Büyük şehirde ki kızın gazeteci olduğunu söylemiştik. Kız bu mektupları yazan kişiyi merakından olsa gerek yayınlamaya karar verir. Gazetenin patronuna gider ve durumu anlatır. Tabi mektupları yazan kişiye aşık olduğunu belli etmez. Gazetenin patronunu buna ikna eder. İlk gün çıkan yazıda, bu mektupları nerede ve nasıl bulduğunu yazar ve mektublardan birni yayınlar. Kızın aslında bunu yapmakta ki amacı yazan kişiyi bulmaktır. Patronun derdi ise gazetenin tirajı..

Ertesi sabah kız işe geldiğinde patronu onu hemen odasına çağırır. Çünki gazeteye yüzlerce telefon gelmiştir. Bu mektuplardan sağda solda tek tük bulan diğer vatandaşlarda bu işe katkı olsun diye buldukları mektupları yayınlanması için gazeteyi aramışlar ve bu mektupları yayınlamak şartıyla verebileceklerini söylemişlerdir. Patron bu durumdan çok memnundur. Gazetenin tirajı sırf bu aşk mektuplarının yayınlanmasıyla epey artmıştır.

Kız her sabah gazeteye gelince mektupları yazan kişinin arayıp aramadığını sorar... Ama nafile.

Aradan haftalar geçer hala yazan kişi ortallıkta yoktur. Lakin her gün sahile bu mektuplardan bir tane gelir. Bu iş o kadar tutulmuştur ki birbirine aşık çiftler sahilde nöbetleşe toplanırlar ve dalgalar arasından gelecek mektubu gözlerler. Ateşler yakarlar, gitar eşliğinde aşk şarkıları söylerler falan. Bunlardan birisi günlük mektubu bulunca ''buldum buldum'' diye bağırır diğer gençler hemen toplanıp ateşin başında mektubu okurlar.. Bu müthiş bir şey. Eşini kaybeden bir adamın aşkı, büyük şehirde bir sevgi seli oluşturmuş ve kendi doğasıyla bir şeyleri organize etmişti. Ama kendisi hala ortalıkta yok. Televizyonlara ilanlar verilir vesaire ama nafile. Adama bir türlü ulaşılamaz. Çünki bu sahil kasabası birkaç haneden oluşan mütevazi, kendi halinde bir yerdir. Bu adamın mektup yazıp kayalıktan denize atması ise sadece kendisinin bildiği bir durum. Üstelik gazete ve televizyon da yoktur hayatında. Arasıra arabasıyla kasabanın bağlı olduğu ilçeye iner ve oradan erzaklarını alıp kimseyle fazla konuşmadan kendi dünyasına geri göner.

Gazeteci kız, tanıdığı bir polisten parmak izi üzerinden bir tespit yapılması için rica eder. Kanunen bu mümkün olmasa da polis müdüründen belediye başkanına kadar herkes bu romantizmin girdabına kapıldığı için tereddütsüz kabul ederler ve hatta daha önce niye akıllarına gelmedi diye de şaşkınlık belirtirler. Hemen mektupların kağıdını, parmak izini vesaire incelerler. Parmak izi vardır fakat sistemde kayıtlı değildir. Yani adam hiç suça karışmamış. Kağıdı ve mürekkebi ise her yerden alınabilirdi. Gene nafile, gene çıkmaz sokak. Kız iyice delirecek gibi olmuştur.. Her gelen mektupta ki aşkın yoğunluğu en büyük şairlere dudak ısırtacak çapta olduğu kadar bıktırmıyor ve her biri bir şaheser niteliğindedir.

Günler böyle geçmekte iken kız artık depresyona girmiştir. Kara sevdaya tutulmuştur. Bir meçhule aşık olmak onu yormuştur. Platonik aştır bu. Mektupların yayınlanmasını durdurur, Patron bunu kabul etmez. Kız istifasını basar ve evine gider. Fakat örgütlenen gençler kıza moralmen destek olurlar. Sahile davet ederler. Arasıra gider onlarla birlikte günlük mektupları bekler durur. Hatta bu iş artık bir ritüel haline gelmiştir. Ortada bir ateş yanar gitarlar çalar. Sudan şişeyi bulan genç, buldum buldum, diye koşarak gelir, battaniyeye sarılı ateşin başında ki kıza şişeyi yavaşça uzatır, meraklı bakışlar arasında sessizlik çöker. Bu sükut ortamında Kız şişenin mantarını açar, mektubu çıkartır ve duygu yoğunluğuyla okumaya başlar. Gençlerin gözleri sulanır, sevgililer birbirine sarılır, mektubun sonuna gelinince bir müddet sükut hali devam eder ve yavaşça şarkıya giriş başlar.. Aman ya Rabbi. Bu örgütlenme nasıl oldu? Bu insanlar neyin etrafında toplandılar? Bunu yapan kim?

Kız bir gün üniversitede çalışan bir arkadaşından telefon alır. Senin şu mektup işi noldu? diye sorar. Kız, hiç bir şey çıkmadı, der. Arkadaşı, ''bak benim aklıma başka bir metod geldi. Denizin akıntısını hesap edebilir ve böylece mektupların çıkış noktasını bulabiliriz. Lakin bu iş için veri tabanı hazırlanması lazım. Şişelerin günlük hangi saatte sahile vurduğunu kaydedin'' der.

Kız buna çok sevinir. Yeni bir umut doğumuştur. Bu umutla gözleri parlar ve hemen bir veri tabanı hazırlar. Bununla koşarak üniversitede çalışan arkadaşının yanına gider. Bilgisayar üzerinden simulasyona bu veri tabanı kaydedilir ve starta basılır. Sonuç olarak 200 km uzakta bir kasaba olduğu ortaya çıkar. Bu kasabanın adı sanı google'den araştırılır.

Kız hemen aynı gün pılı pırtısını topladığı gibi bu küçük kasabanın ilçesine turist olarak gider. Bir pansyona yerleşir. Sahil kasabasına inerek çaktırmadan güneş gözlüğünün altından insanları gözlemler.. Dikkat çekmemeye çalışır. Bu işi yaparken içi bir çocuk kadar coşar. Gözüne kestirdiği kişileri sağında ki solunda kilere 'kim bu?' diye sorar. Kalbi çoşar, bu trajikomik halin kendiside farkındadır ve bu dahi ona bir neşe verir.

Adam, balık ağını tamir etmek için bakkala malzeme almaya çıkar. O sırada kızla yan yana geçerken omuzları hafif birbirine dokunur.. Adam ne bilsin. Kız bunun yanından geçerken hasır şapkasının altından güneş gözlüğünü hafif indirerek bu adama bakar. Gözüyle şöyle tepeden tırnağa süzdükten sonra soruşturmaya başlar. Oradakiler bu adamın kendi halinde yaşayan, kimseyle fazla konuşmayan biri olduğunu söylerler. Eşini kaybettiği günden beri asosyalleşen bir vakia olduğunu söylerler. Bunu duyan kızın kalbi küt küt atmaya başlar. Kaldığı yerin adresini vesaire hemen eli titreyerek not eder. Adamnın yaınıa ertesi sabah gitmeyi planlar. Pansiyonda o gece heyecandan uyuyamaz.

Sabah olunca kendisini toparlayıp adamın kaldığı eve doğru yol alır. Sonra..
 

Cevheri

Üye
İhvan Üyesi
Katılım
28 Haz 2014
Mesajlar
17
Beğeniler
0
Puanları
0
#7
Filmi izlemeye çalıştım türkçe alt yazısı yoktu,izlemedim.Abi senin anlatımın filmden daha güzel sen anlatmaya devam et.Merakla bekliyorum.
 

HTML

Üst