Gurbet Mektupları... | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Gurbet Mektupları...

Muhtazaf

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
22 Ocak 2014
Mesajlar
1,865
Puanları
48
Web sitesi
www.facebook.com
Gurbet Mektupları...
Deruni dilden canı gönülden pek çok sevgili kardeşlerim.
Nasılsınız iyimisiniz iyisinizdir inşa-ALLAH.
Sizde bizlerden soracak olursanız, gurbetten çok şükür derim.
Gelelim asıl konuya.
Gurbet mektupları, işte öylesine aklıma geliverdi bu isim.
Ve bu isim adı altında yazmaya devam edeceğim.
Babamın hastalığı ağırlaşınca ruhumda rüzgarlar esti adeta.
Bir gurbet güvercini daha anadoluya uçacak ve bir baba daha memleket hasreti ile bu dünya,ya veda edecekti.
Ve öyle oldu babacığım rahmana doğru kanat açtı.
Geldiği yere adeta uçtu. Daha nice birinci kuşaktan insanlar son limana yelken açtı. Hepsine ALLAH’dan rahmet dilerim.
Ne ümitlerle gelmişlerdi, evlatlarını, eşlerini ebeveynlerini düşünerek.
Sevdiklerinden hasret kalarak, hiç tanımadıkları bekar evlerinde bir odada 4, 6, 8, kişi kalarak.
Hayatı tanımadıkları, huylarını bilmedikleri kişilerle paylaşarak.
Her türkçe konuşanlara kardeş gibi sarılarak, ama hep onları menfaat gören insanlara aldanarak.
Camiler kurmuşlar, çocuklarını getirmişler adeta kendilerine küçük bir dünya oluşturmuşlardı.
Her taraftan fireler verdiler, hayata yenilmemek için hep direndiler.
Vatanları onlar için önemliydi.
Canlarından önemliydi ay-yıldızlı bayrakları.
Gurbette yabancı vatanda Almancıya çıkmıştı isimleri.
Emekleri ile alın teri ile tırnakları ile kazandıkları paralarını sömürenler olmuştu.
Ama onlar birgün vatana dönmeyi hep hayal etmişlerdi.
Gözlerinin içinde vatan hasreti titrerdi.
Ama geriye dönüş olmayınca, gurbet ikinci vatan olmuştu.
Çocuklar büyümüş okullu olmuşlardı.
Çocuklar evlenmiş torunlar, hatta torunların çocukları olmuştu.
Hasret güvercinleri her köşede uçuyordu adeta.
Geriye baktığımızda nasıl bir girdabın içine girmişiz anlarız.
RABB’im bizim yardımcımız olsun.
Sadece birinci kuşaktan ve onların çektikleri çileleri düşünürsek.
Böyle bir serüvenin bizleri nerelere sürüklediğini görürüz.
Onların verdikleri emeklere sahip çıkarak benliğimize sahip çıkmamız gerektiğini.
Uğraşımız geleceğiz olmalı, geçmişimizden örnek alarak.
Vatana sıla özlemi ile giden arabamızın tekerleri gibi adeta uçarak.
Evet hasret güvercinleri sizlere yazdığım bu ilk gurbet mektubunun sizleri memnun edeceğini düşünerek o ilk kahramanların vefat edenlerine ALLAH’dan rahmet kalanlara sıhhat ve afiyetler dilerim.
Burada mektubuma son verirken büyüklerin ellerinden küçüklerin gözlerinden öperim.
ALLAH’a emanet olun.
Selam ve dua ile.
M.S.A.
 

Muhtazaf

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
22 Ocak 2014
Mesajlar
1,865
Puanları
48
Web sitesi
www.facebook.com
Gurbet Mektupları 2

Mektubuma başlamadan önce en içten sevgilerimle selamlarımı iletirim.
Selamün aleyküm arkadaşlarım, dostlarım.
Eh klasik olarak nasılsınız demeden önce, ALLAH’tan sağlık, sıhhat, afiyet, bereketler dilerim.
Ve ayrıyeten kocaman tebessümlerimi gönderiyorum.
Bu mektubların ayrı bir özelliği ve güzelliği vardı hayatımızda.
Şimdilerde mesajlarla, canlı bağlantılarla bu dostluklar tüketildi.
İstedimki bu dostluklar bir can bulsun.
İstedimki yüreklerde kardeşlere karşı bir sıcak ve samimi tebessüm belirsin.
İnsan bir derya kendini bilene.
İşte marifet bu deryada yüzmesini bilende.
Bencilliğimizden tavizler vererek yaratıldığımız gibi olalım.
Girelim o ince ruhlara dost olalım.
Arada sırada da olsa tefekkür edelim niçin, nasıl, neden?
İçimizdeki o gizli putları kıralım.
Vel hasıl hayatın içinde olalım diyorum.
Sizlere bir mektub yazayım dedim nerden nereye geldik.
Gelelim günlüğümüzde olanlara.
Eh kuşların haber verdiğine göre kardeşin birinin misafiri gelmiş.
Gezmişler, tozmuşlar zaman geçmiş ayrılık treni gara girmiş.
Uğurlamak için misafirle trene binerler.
Trenin kalkış saati gelince tren hareket eder.
Sonradan trenin hareket ettiğini farkederler.
Tren bilet kontrol memuruna giderek ben gitmeyecektim desede 170 € ya patlar.
Çünkü hızlı trene binmişlerdi.
Bu arada yenge telefon eder:
- Nerdesin?
- Mannheimdayım.
- Şakamı yapıyorsun?
- Ne şakası! Misafiri uğurlamak için trene binmiştim, Mannheimda ancak durabildi.
Demekki insan, başına ne geleceğini, biraz sonra hangi yerde ve zeminde duracağını bile bilememektedir.
İşte, onun için yaşadığımız bu günü sevdiklerimizle değerlendirelim.
Yarın ne olacağını hala bilmiyoruz...
Şöyle pencereden bakıyorum.
Kaybettiklerim aklıma geliyor.
Yeniden dünyaya gelseler vaktimi boşyere geçirmez size harcardım insan ne boş işlerle uğraşırmış.
Babamın vefatından 1 ay geçmişti.
Camideyim, bir kardeşimiz geldi, uzun zamandır görmemiştim.
Biraz sonra yanıma yaklaştı ve:
- Uzun zamandır izinde idim, bu mescide hacı amcayı görmek için geldik. Görebilirmiyim?
- Abi nasıl söyleyeyim, babam sizlere ömür rahmetli oldu.
Uzun bir zaman yüzüme baktı kaldı.
Sonra yanıma yaklaştı ve:
- ALLAH rahmet eylesin. Dedi.
- ALLAH tüm geçmişlerimize rahmet eylesin.
Sonra sadece gözleriyle konuştu.
İşte sevdiklerini kaybedince, onunla geçirecek zamanında olmaz.
Sadece ufuklara bakar hüzünlenirsin.

Kalbine buruk bir acı ve vucudunu hasret kaplayıverir.
Dünyayı versen geriye dönüş yok.
Sonra camiye gidersin onun oturduğu köşeye bakarsın.
Köşede hala meal okuyor ve hala bir vakitten öbür vakite o köşede oturuyor.
Baba ocağına gidersin, sanki köşeden çıkıp yine takılacak gibi sanırsın.
Ama bunların hiçbiri olmayacaktır.
Gurbetin hikayeleri de mektupları da hüzün ve gülümsemelerle dolu.
Gurbet dedikçe insanın aklına hep vatan geliyor.
Vatanın kıymetini gurbete giden anlarmış.

Daha şehre girer girmez, ilk namaz vaktinde ezanı duyar ve huzurla dinlerim.
O anki huzuru kimse veremez.
Çünkü iç huzurudur, insanı rahatlatır.
Hele şadırvanda abdest alıp o mimari deha camilerde namaza durmak daha başka bir huzur.
Kelimelerle anlatılmaz, sadece yaşanır.
Bu menval üzere burada kelimelerime son verirken sizleri ALLAH’a emanet ediyorum.
M.S.A.
 

Muhtazaf

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
22 Ocak 2014
Mesajlar
1,865
Puanları
48
Web sitesi
www.facebook.com

Gurbet Mektupları 3

Derdiniz derdim, sevinciniz sevincim dedim.
Aldım elime kalemi, yazdım aklıma geleni, ilk aklımda olan bir olayı hemen yazdım.

Yazıma başlamadan önce baktım unuttuğum birşeymi var?

Dedim:
- Selam kelamdan öncedir. Öyle ise! Bir selam vereyim dedim..
Rahman ve Rahim olan ALLAH’ın adı ile.
ALLAH’ın selamı rahmeti bereketi üzerinize olsun.
Gününüz bereketli, geceniz hayırlı olsun.
RABB’im sıhhat ve afiyetten ayırmasın.
Geçenlerde arkadaşın biri anlatıyor:
Arkadaş telefon etti:
- Bizim bodrumda kalorifer yakıt deposu var. Gel kes götür.
- Tamam kardeşim.
Ben kesmeye başladım, bu arada içinde yakıt varmış, her tarafa akmaya başladı.
Arkadaşa dedimki:
- Biraz bıçkı tozu getirde üzerine atalım.
- Hemen alıp geliyorum.
Biraz sonra bir çuval bıçkı tozu geldi, üzerine attım, işe koyuldum.
Tabii, ben çalışırken, makinadan çıkan kıvılcımlar bıçkı tozuna düştükçe ateş alır yanmaya başlar.
Ben oh sıcaklık geliyor sırtım ısınıyor.
Arkana dön de bir bak.
Nerde!
Yok, ben hala çalışıyorum.
Bu arada pencereden çıkan dumanı gören meraklılardan biri hem itfaiye ye hem polise telefon açar.
Etraf itfaiye kaynıyor.
Arkama bir döndümki ateş almış yanıyor.
Neredeyse bende yanacağım.
Hemen suyla felan söndürdüm.
Dışarı çıktım, arkadan birşey yokmuş gibi yaklaştım, baktım itfaiye erlerinin içinde bir türk var.
Ona yaklaştım:
- Yangın felan yok yakıt tankını keserken biraz ateş almış söndürdüm dedim. Git şunlara yanlış ihbar varmış de kurtar bizi.
- Tamam dedi.
Ben yukarı çıktım duruma bakıyorum.
Baktım polisler de geldi, ama daha sonra itfaiye gidince arkasından polislerde çekti gitti.
Oh be dünya varmış dedim.
Arkadaş bunu anlatınca, bir gurbetçi saflığı daha dedim ve sizlerle paylaşmaya karar vererek sizlerle paylaşıyorum....
Eh mektublarımda zaman, zaman böyle hikayeleri sizlerle paylaşabilirim.
Sizlerin mektublarıma katkılar sağlamanızı, hatta yorumlar yazmanızı bekledim.
E mail adresime her zaman yazabilirsiniz.
Olumlu veya olumsuz.
Hiç farketmez.
İnşa-ALLAH hayırlı yorumlarınızı bekliyorum.
Zamanın birinde adamın biri uzak bir memlekete çalışmaya gider.
Uzun bir zaman memleket hasreti ile çalışır didinir ve yavrularının özlemini yüreğine gömer.
Gün gelir memlekete döner.
Bakarki ne memleket yerinde kalmış ne yavrularından hanımından eser var.
Yıkılmış adamcağız.
Günlerce kendine gelemememiş.
Oradan geçen bir bilge adam:
- Niçin umutsuzluk girdabına girdinde kendini bıraktın acizler gibi, mantığını aklınla yoğur, düşünceni içine kat, kuvvetini yardımcı ver ve yola çık çok sürmeyecek düşünce pınarındaki kişilere ulaşacaksın. Umutsuzluk acizlerin işidir. Der.
Bunu duyan adam o bilge adamın dediği gibi yapar ve hasretler buhar olur ailesine kavuşur.
Gurbete hiçbir kimse zevkine gelmemişken ve içindeki vatan hasretini saflığıyla yoğurmuşken, memleketteki bütün kültür ve adetlerini yaşamaya çalışmışken yinede boynu bükük yüreği özlemle, sırtını dayayacak bir duvar bile bulamamış, bulamamaktadır.
Gözlerinizde bu durumu okur gibiyim.
Kim gelirse boynu kravatlı sırtı katlı, hemen boynumuz bükülür, saygıdan dolayı.
İçimiz titrerken ruhumuz adeta siner.
Eh memleket mektubları önemli, kimi haber bekler, ana, babadan kimi komşulardan kimi kalbe hitap edeni bekler.
Bir kere gelmeye görsün acıklı ve umutsuz haberler, yüreği acıyla burkulur, gözleri bir noktaya bakar ve öylece akar gözlerindeki yaşlar.
Başka da yapacak birşey yoktur.
Bütün gücü gözlerinden akan yaşlar.
Ayrısı gayrısı kalmamış bütün vatan köşelerinden gelenler birbiri ile akraba bile olmuş, olmaktadır.
ALLAH c.c. geleceğimizi hayr eylesin.
Burada bir mektubun sonuna gelirken sizlere mektub yazmayı özleyeceğim.
Uzun zamandır ne bir mektub ne kart gönderdik.
Artık bu adetler yerini teknolojiye bıraktı.
İşte bu can alıcı noktada teknolojiye tamamen teslim olmadan bazı güzellikleri yaşatalım.
Hayata yeniden eskidi dediğimiz adetlerimizi yükleyelim.
Belki hareket bereket getirir.

Bu minval üzere sizleri ALLAH’a emanet ediyorum.
Selam ve dua ile.
M.S.A.
 

Muhtazaf

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
22 Ocak 2014
Mesajlar
1,865
Puanları
48
Web sitesi
www.facebook.com
Gurbet Mektubları 4!

Rahman ve Rahim olan ALLAH’ın adı ile.
En güzel dileklerimle mektubuma başlıyorum.
Zamanımızda zamanın dediklerine uymadan doğruya, iyiye, güzele hakikatin gerçekliğine inanarak sabırla yürümeyi RABB’im cümlenize nasip etsin.
Dün gece yatarken, açlıktan uyuyamadığınız geldi aklıma, bende uyuyamadım, kalktım ağladım, ağladım.
Evet!
Ağladım.
Sonra sabah namazı vakti girdi.
Ama!
(Buralarda ezan sesine hasret olduğumuzu unutmayalım.)
Ne de zor geldi rahatı bırakarak yataktan kalkmak, sıcak suyla abdest alıp namaz kılmak.
Pijamayla 4 rekat namazı kılıp biran önce hemen yatmak.
Namazı bir kılsa idim, bir kılsa idim de, hemen yatsa idim artık.
Namazımı alelacele eda ederken açlık'tan oturarak namaz kılışınız geldi aklıma, halime nasıl da yandım.
Namaz bitmişti ama tesbih çekmek yaradanı zikretmek nasıl da zor geldi.
Nefs ve şeytan dua etmeyi çok gördü, biran önce yatağı sevdirmek için çabaladı.
Ama "Kardeşlerime selam olsun" diyen yüreğiniz geldi aklıma, içim cız etti.
Dualarınıza bizi de katışınız, hala kendinizi değil ümmeti düşünüşünüz.
Geldi aklıma ah ettim.
Eğdim başımı, utandım halimden, ağladım, ağladım, ağladım.
Evet!
Ağladım...
"Ümmetin hali ne olacak" diye seslenişiniz gelir gibi oldu kulağıma.
Gözyaşlarınızın içinde kayboldum.
Biz bunlara değmeyiz dedim, halime baktım, ağladım, ağladım, ağladım.
Sustum, tefekkür ettim.
Nerede durduğumuzu gördüm, içim paramparça oldu.
Yine!
Ağladım!
Başımı önüme eğdim, bir suçlu olarak.
Sadece ağladım.
Ümmet bilincini kaybeden bir müslüman gibi.
Benim yitik kardeşlerim.
Unuttuklarımız, dünyanın herbir köşesindeki kardeşim dediklerimiz.
Yüreğimizdekileri, özümüzdekileri icraate döndürmek ne güzel.
Küçücük bir yavruyu sevindirmek, huzur verir insana.
Başını okşamak küçücük bir çocuğun.
Suya kavuşturmak, susamış yürekleri.
Hayatın herbir parçasında bir sahne oluşuyor.
Bu sahnelerden birinde gülen bir yürek görerek huzur duymak ne güzel.
Bizim işim bu, iyiliğe teşvik etmek, yapılan bunca iyilikleri görünce, huzur duymakdır.
Bir elif gibi hayata dik durarak kıyam etmekdir.
Bir vav gibi, secdede yerimizi almakdır.
O’ nun emirlerini okuyarak ruhumuzdaki pası silmektir.
Oyalanmak için zamanı eritmek istemiyoruz, diyebilmek.

İnşa-ALLAH gelecek mektubumda yazacaklarım var.
İnşa-ALLAH sizleri memnun etmişimdir.
Her yaşamda, acı ve tatlı günler olduğu gibi, tefekkür ettiğiniz kendinizi hesaba çektiğiniz günlerde olmalıdır, diye düşünüyorum.
Mektublarımla sizlerle dertleşiyorum.
Sorunlarımızı paylaşmaya devam edeceğim.
Tabii sizlerin her konuda e maillerinizi bekliyorum.
Güzel vatanımızın biran önce istikrarlı olmasını diliyorum.
Sizleri ALLAH’a emanet ediyorum.
Yeni bir mektubta buluşmak üzere.
Selam ve dua ile
M.S.A.
 

Muhtazaf

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
22 Ocak 2014
Mesajlar
1,865
Puanları
48
Web sitesi
www.facebook.com
Gurbet Mektubları 5
ALLAH’ın selamı ve rahmeti ve bereketi üzerinize olsun efendim.
RABB’imden bedeninize sıhhat ve afiyet, Ruhunuza islamın nuru, evinize bereket, bütün hayatınıza ve hayatınızdakilere hayır ve selamet, Müslümanlara birlik ve kardeşlikler dilerim.
ALLAH c.c. bütün şerlerden şer odaklarının zararlarından müslümanları ve insanlık alemini korusun.
Bugün mektubumda anne ve kadından bahsetmeye çalışacağım.
Hani derler ya, ¨Ana gibi yar, Bağdat gibi diyar olmaz¨ işte anayıözetleyen ata sözümüz.
İşte tamda bu olayı anlatan bir hikaye var, bu hikayenin içinde anayı ve kadınıözetliyor.
Bu güzel hikayeyi sizinle paylaşmak istedim.
Şimdi sizleri bu hikayeyle başbaşa bırakıyorum.
Çocukların Unutamayacağı, ve büyüyünce hayatından hiç çıkmayacak bir kadın.
Adam akşama kadar çalışmış ve yorgun argın evine gelmişti.
İşyerindeki patron baskısı ve yorucu çalışma onu yıpratmıştı.
Ama o gün ailesini de düşünmüş hanımını yemeğe götürmek onu evden çıkarmak istemişti.
Gayesi bir değişiklik olsun, hanımına taze bir moral vermeyi düşünmüştü.
Anahtarı olduğu halde zile basmıştı.
Hanımına müjde verip güler yüzünü görmekti gayesi.
Hanımını güleryüzlü görünce sanki bütün yorgunluğunu üzerinden atacaktı.
Kapı açılınca hanımına:
- Esselamü aleyküm
- Ve Aleyküm selam, geçmiş olsun efendim. Hoşgeldiniz sefalar getirdiniz.
- ALLAH razı olsun hatun, bugün değişiklik olsun diye seni yemeğe götürmeyi düşünmüştüm. Acaba bu düşünceme ne dersiniz?
- Teşekkür ederim efendi, başka bir kadın daha vardı hayatında, onu götür, inan o buna daha muhtaç.
- Hangi başka kadın hanım, ben, seni yemeğe götürmeyi düşünüyorum, sen ise, başka bir kadınla gitmemi istiyorsun.
- Evet o başka bir kadın senin annendir, o gitmeye ilgi duymaya benden daha muhtaç.
- ALLAH senden razı olsun hatun, ben bunu nasıl düşünemedim. Benim düşünceli hatunum.
- Sen bunca çalışma stress içinde nasıl düşünebilirsin, ama o senin olduğu kadar benimde anam.
Adam sevinç ve heyecanla hemen telefona sarıldı ve:
- Anneciğim, hazırlan geliyorum, seni yemeğe götüreceğim.
Kadın şaşırdı sevincinden ne yapacağını bilemedi ve:
- Oğlum, tamam hazırlanıyorum, beni o kadar mutlu ettinki, teşekkür ederim, ALLAH razı olsun, sen hanımını götürseydin, dedi.
- Anneciğim geliyorum lütfen hazırlan, dedi; ve yola çıktı.
Yemekten sonra oğlu annesine sordu:
- Nasıl buldun yemeği anneciğim?
- Yemek önemli değil oğul, seninle zamanı paylaşmam güzeldi. Kendimi dünyanın en mutlu insanı olarak hissettim. Bu anı yaşattığın için ALLAH senden razı olsun.
- Anneciğim, artık sık, sık seni yemeğe götürürüm. Senin için zaman ayırırım.
- Yok oğlum, bu sefer ben seni yemeğe davet edeceğim. Zamanını bekle.
Aradan uzun bir zaman geçer.
Adam iş, güç dünyaya dalıyor ve anne vefat ediyor.
Annenin vefatından bir hafta sonra bir lokantadan davet geliyor.
Adam hayretler içinde sebebini bilmediği halde merakla lokantaya gidiyorlar.
Garson:
- Ismarlanıza gerek yok, ben menüleri getireceğim efendim diyor.
Adam garsona soramadan menü geliyor. Menüde annesi ile yedikleri yemekler var.
Adamı büyük bir merak sarıyor, bu kadar tesadüf olurmu? Diyor.
Ben birşey söylemediğim halde, ogün, rahmetli annemle yediğim yemekler, önüme geldi, diye düşünüyor.
Adam hanımı ile yemeği yedikten sonra hesap istiyor.
Garson önüne bir mektup bırakıyor ve:
- Hesap ödenmiştir beyefendi, diyor.
Adam tamamen şaşkın bir halde mektubu açıyor ve okuyor:
- Sevgili oğlum,
Ben seni yemeğe davet edecektim, ama sen çok çalışıyordun, bana ayıracak zamanın kalmamıştı.
Bende böyle birşey düşündüm.
Seni benimle yemek yemeğe gönderenin gelinim olduğunu da biliyordum.
O kıymetli gelinimle yediğin yemek afiyet olsun.
İkinizinde gözlerinizden öperim.
Annen....

Evet kadın yüreğinde evlat, ruhunda evlat incinmesin diye düşünür.
Kendince doğru olanı bütün gücüyle yapmaya çalışır.
Hatıralarında, daima çocukları ve yanında hep çocukları küçücüktür asla büyümezler. Ana evde can, anne çocuğa siper, koruyucu, besleyici bir arada tutan..
Ve nihayetinde, evin bağlayıcısı, birleştirici unsurudur, anne veya kadın.
Geceleri uykusuz kalan, ve nihayetinde bir ufacık tebessümde hayata gülen içindeki acıları daima hissettirmeyen kadındır anne. Velhasıl bu uzar gider.
Annem başa taç imiş her derde ilaç imiş.
Bir evlat pir olsada anneye muhtaç imiş.
Mektubuma burada son verirken Hepinize selam ve muhabbetlerimi iletirim.
Selam ve dua ile.
M.S.A.
 

Muhtazaf

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
22 Ocak 2014
Mesajlar
1,865
Puanları
48
Web sitesi
www.facebook.com

Gurbet Mektubları 6

Mektubuma başlamadan önce ALLAH’ ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.
O’nun rasulüne, ehline, ashabına salat ve selam olsun.
ALLAH’dan siz kardeşlerime sıhhat, afiyet, huzur, mutluluklar dilerim. Uzun zaman oldu, hal ve halimizden sizlere hep anlattık.
Nihayet sizlerle mektublaşıyorum.
Gurbet mektubu dedik.
Belkide konuya gurbetten başlasam daha iyi olur.
İşte efendim bu minval üzere bu mektubumuza başlıyorum.
Hasret, özlem, eşittir gurbet diye düşünüyorum.
Ve!
Rahmetli babamdan anekdotlar yazarak devam ettirmek istiyorum.
Karaman’da öğle namazından çıktık.
Babam:
- Oğlum şimdi eve gitme zamanımı gel bir kaçamak yapalım.
- Baba parayı yine nerede buldun?
- Orasını karıştırma.
- Baba ne yaptın yine annemin cüzdanınımı karıştırdın.
- Ne yapalım yani, kendi paramızı aşırıyoruz.
Hayatta birçok olaylar geçer insanın başından.
Kimi olaylar insanı hüzünlendirir, kimi olaylar gülümsetir.
Hayat bu işte dedik ya.
Rahmetli Necip Fazıl kısaküreğin dediği gibi:

İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya;
Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.
Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;
Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.

Hayatın mücadelesi içinde yoğunlaşan, babalarımızdan devir aldığımız, bu gurbetçiliği istesekte oynuyoruz, istemezsekte.
Fakat suyun akış yönünde gidiyoruz, hiç direnmeden.
Somon balığı yumurtalarını bırakmak için öyle bir yorucu yolculuğa çıkar, insan şaşırır.
Somonlar yıllar önce denize varmak için geçtikleri nehir yatağında, şimdi tam ters yönde, yani akıntıya karşı yüzmeye başlarlar.
Karşılarına çıkan hiçbir engel onları asla yıldırmaz.
Şelalelerle karşılaştıklarında suyun içinden yukarı zıplayarak yollarına devam ederler.
3 metrelik engelleri dahi zıplayarak aşabilirler.
Böylece binlerce kilometre yol alabilirler.
Somonun dönüş yolculuğunun sonundaki hedefi, yumurtadan çıktığı yerdir.
Çünkü somonlar yumurtlamak için doğdukları ırmak yatağına giderler.
Atlantik somonları söz konusu göçü her sene yinelerken, diğer türler ömürleri boyunca sadece bir kere göç ederler.
Sadece yavrularını koruma adına yüzlerce fire vererek hedeflerine varırlar.
Ya biz! Sıkıntı olmasın hayat devam etsin, gelsin çaylar, kahveler.
Bir balığın bile gayesi varsa, biz gayesizlikten utanmamız gerek.
Eğer uğraşıyor ve hedefe varamıyorsak, zaman utansın.
Yine necip fazıl kısakürek:

Ölümden ilerde varış dediğin,
Geride ne varsa bırak utansın!
Ey binbir tanede solmayan tek renk;
Bayraklaşamıyorsan bayrak utansın!

Hayatın bu zorlu ve tozlu yolunda, arkaya bakmadan ilerlemek.
Ruhundaki imanın, kıvılcımlarını ateşleyebilmek.
Bunca hasret ve hüzüne, gülümsemeleri katarak, yürümeye devam etmek.
Yüreğinde kocaman bir insan sevgisi taşımak.
Ve bunca yükü et ve kemiğe taşıtarak, sabrı öğretmek.
Karanlıklar girince düşüne, yine canhıraş çırpınmak.
Bana bak, hala ayaktamısın diyen dostlara inat.
Tıs, tıs gülerek sırıtan, düşmana inat ve ALLAH rızası için, kıyamda kalabilmektir, hayat.
Babam, da şunu gördüm, asla yeis yoktur.
Hayat’ı daima severek yaşamış, asla, bıkkınlık göstermemiştir.
Mücadele içinde, daima uğraşını vermiştir.
Fakat, son anları geldiğinde, dilinde, LA İLAHE İLLAH daim olmuştur.
Yüzündeki gülümseme, asla eksilmemiştir.
33 yaşında çıktığı gurbet yolculuğu, 80 inci yaşında bitmiştir.
50 yıl önce ekmek parası için kara trenlere binip, Avrupa yoluna düşen insanımızın, hasretini mektuba döküp, 3 ay cevap bekleyerek, ıstırabını yüreğine gömerek, ağıtlarını rüzgara vererek, kazandıkları paralarda, kimlerin gözü olmamıştı.
Kimler, onların saf ve temiz halinden, istifade etmedi.
Ayşeleri, Fatmaları rahat olsun diye, ömürlerini, ağır iş şartlarında tüketmişlerdi.
Sonraları, gurbete taşımışlardı, sevdikleri bütün insanları.
Herşeyleri vardı, ama artık çocuklarını ellerinden almıştı, yalancı dünya hayatı.
Birdenbire yabancı olmuştu, o yediveren gülleri, kıyamadıkları biricik yavruları.
Sanki ana baba değil el olmuşlardı adeta.
Hayat onları nereden nereye getirmişti.
Ekmek parası düşlerinde iken, kaybolan yavrularının peşinde hayat zehir olmuştu.
İşte gurbet, işte gurbetçi, işte onlerın çocukları.
Süslenmiş bir canavar, düden gibi içine çekmişti adeta.

Evet, gurbet dedikte Mehmet Akif Ersoyu Unuturmuyuz.
Mısırda yaşadığı günlerden birgün şöyle yazmıştı kızı Suad hanıma torunu için.
Ferda Kadın'a
Ferda Kadın! Ferda Kadın!
Ben görmeden sevdim seni.
Sen galiba, gördün beni,
Pek ihtiyar, hoşlanmadın!
Ferda Kadın! Ferda Kadın!
Ey yavrumun ilk yavrusu!
Pek tatlı şeysin doğrusu.
Lakin neden çirkin adın?
Yok yok, adın cidden güzel!
Dünyada her şeyden güzel;
Aydan güzel, günden güzel!
Ay, gün nedir? Senden güzel;
Hatta derim: benden güzel!
Zira 'yarın', 'dün'den güzel
Deden Mehmed åkif…

Bugünlükte bu kadar, sizleri ALLAH’a emanet ediyorum.
Selam ve dua ile.
M.S.A.
 

Muhtazaf

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
22 Ocak 2014
Mesajlar
1,865
Puanları
48
Web sitesi
www.facebook.com
Gurbet mektubları 7

Selamün aleyküm!
Benim gurbetimin gülleri.
Hayatını helal rızık peşinde kazanmaya adamış, canını dişine takmış fedakar dostlar.
Sizlerle yine bir mektubta buluşmak için buradayım.
Kısa bir girişten sonra, asıl yazacaklarıma geleceğim inşaALLAH.
Zaman konusunda çok yazdık.
Ama zaman konusunda ne yazarsak yazalım, yaşamımız sürdüğü müddetçe yine zaman güneşi gören kar gibi erimeye devam edecek.
İnsanlar gelecek, büyüyecek ve elveda bile diyemeden gidecek.
Esas söyleyeceğim o ki, yaşayana Ramazanı şerif yine geliyor.
Birçok evde Ramazan hazırlıkları devam ediyor.
Ama Rabbimiz KUR’ANI Kerimde:
Ey iman edenler size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin ve yalnızca O'na kulluk ediyorsanız, (yine yalnızca) Allah'a şükredin.
BAKARA SURESİ / 172.
Öyle ise bizde şükredelim inşaALLAH.
Bu girişten sonra, işte işin püf noktası birçok gurbetçimiz çocukları yuvadan uçurdukları için orucu vatanda tutmak için yine yollara dökülecek, belki orucu ve bayramı akraba ve dostlarla yaparız diye.
Okul izinleri uyanlarda yollara koyulacaklar.
O yollar nelere şahit. Hayatın ağır şartlarında neler yaşadılar.
Vatanla gurbet arasında mekik dokudular.
Ama asla kopamadılar.
Acılı ve tatlı zamanları bir anda yaşadılar.
Memleketin her vilayetinden insanlar aynı iş yerlerini ve aynı yolları aynı mescidlerde namaz kıldılar. Akraba oldular, gurbetçi oldular.
Yine bir Ramazanı izine gitmeyenlerle beraber tutacaklar.
Yine birçok anıları olacak.
Belkide gelecek Ramazan aralarında bazıları olmayacak.
Ebedi aleme göç ederek.
Evet!
Ayrıca muhanete muhtaç olmanın ne demek olduğunu bilerek.
Yapılan bütün yardım kampanyalarına canla, başla hep destek oldunuz.
Dünya üzerindeki mazlumların, kendilerini düşünen kardeşleri, olduğunu bilsinler diye.
Bütün zorluklara gögüs gererek, yeniden bir yaşam alanı ve çevresi oluşturdunuz.
Yeni dostlar, arkadaşlar, sırdaşlar edindiniz.
Birlik ve beraberliğiniz sürdüğü müddetçe RAHMAN yardımını esirgemeyecektir.
Birlikte, kardeşlikte bereket vardır, inşaALLAH.
Yeni bir Ramazanın heyecanı ile ümmete hayırlar getirmesi dileğiyle.
Rahmetli babam hacarap derdiki:
- Oğlum, sakın kötü sözle kimseyi incitme, bu düşmanın bile olsa.
Düşmanın olursa birgün dost, hangi yüzle bakarsın.
Dostuna kızmışsan, verdiğin sırların, dururmu dilinde.
İnsan olmanın özü, dinlemek, anlamak ve derdini anlatmak.
Direksiyonu eline alınca, bir sürü insanın hayatı, söz konusu olduğunu, unutma.
Yolda yürürken, ayaklarını yere vurarak yürüme, sakin ol.
Diye birçok öğütler verirdi.
Bakıyorumda hayat ve yaşam şartları öyle değiştiki; insan şaşırıp kalıyor.
Halbuki bütün bunları düzeltebilmek için elimizde bulunan rehberi bir keşfedebilsek.
Evet Abilerim, kardeşlerim, dostlarım.
Bugünkü, konumuzda Ramazanı şerif idi ve asıl heyecanda o günlerin hızla yaklaşması.
Evet geçen sene bir Ramazan günü.
Yaşlı adam birkaç senedir Ramazan orucu tutacak hali olmadığından, yine oruca niyet edememişti.
Tutamadığı orucun bedelini ödeyerek büyük bir üzüntü içinde o ramazanda geçmişti.
Ama Ramazanı şerifin başlarında idi. Hanımını yanına çağırarak:
- Yarım asırdır beraberiz, ateşte çalıştık, sıcakta çalıştık, tozda çalıştık, ama birgün bile orucu bırakmadık, ALLAH’ın izni ile. Ama şu ihtiyarlıkta, elden, ayaktan düştük. Yinede daima şükür, bu günlerimize elhamdulillah.
- Haklısın herif, hasta oldun, yinede orucunu tuttun, yola çıktık, yine orucunu tuttun. ALLAH seni senden iyi bilir. Üzme kendini bu kadar demişti.
İhtiyar adamın yüzü gülmüş, o hali ile gözlerinden ışıklar saçmıştı.
Ertesi Ramazana yetişemeden hakkın rahmetine kavuşmuştu.
Diyeceğim oki yaradandan hediyesini alacağınız, ve belki bir daha kavuşamayacağınız bir Ramazanı şerif daha geliyor.
Değerlendirin, kazanan siz olacaksınız.
Bu arada zekatınızı, fitrenizi, teravileri, hatimleri ve iftarları ziyaret ederek, mazlumu, fakiri ve ihtiyaç sahiblerini unutmayalım, hatırlatalım.
Konudan konuya geçiyorum, bana kızmayın.
Sadece bir kaç hatırlatma yazdım.
Şimdi bir annenin kızına nasihatına, şimdi böyle annelerin azaldığını biliyoruz.
Bir anne, kızına tesettürü şöyle anlatıyordu:
Kızım, Allah değerli olan her şeyi bir kılıf içine koymuş, gizli yerlere saklamıştır.
Elmaslar, yerin derinliklerinde, İnciler, okyanusun dibinde.
İstiridye, kabuğunun içinde korunaklı olarak bulunur.
Altın ve maden kayalıklarla kaplı yerlerde bulunur.
Sen onlara kolay ulaşamazsın, güzelliklerini çabucak göremezsin.
Yollardaki çakıl taşlarına, dokunur gibi dokunamazsın onlara.
Çünkü, onlar değerlidir.
Düşün ey kızım; Sen o taşlardan daha mı kıymetsiz misin ki, seni herkes kolayca görüp, güzelliğine erişebilsin.
Açıkta olan bala, sineklerin üşüştüğü gibi, güzelliği ortada olan kadına da üşüşenler çok olur.
İşte bu yüzden, tesettür seni kıymetli yapar, sana değer katar..!
Hayatın nerelerden alıp, nerelere götüreceğini insan bilemiyor.
Yanlış bir karar, bütün bir ömürü etkileyebiliyor.
Yanlışta ısrar ederek, bir yanlışa daha imza atıyoruz.
Babaların ve annelerin içgüdüleri ile değil, aksine acı bile olsa çocuğunun dünya ve ahiretini düşünerek karar vermesi gerekmektedir.
Hayatımız için karar vereceğimizde, inşaALLAH bir daha düşünürüz.
Birfıkra ile gülümseyek mektubumuza son verelim inşaALLAH.
Bir kıtlık zamanıymış. Hoca'nın yolu bir köye düşmüş. Öyle de olmak üzereymiş. Köylüler Hoca'yı köy odasına davet etmişler. Bir zaman sonra, köy odasına çocuklardan biri girip biri çıkmaya başlamış. Ellerinde de türlü türlü yemekler varmış. Hoca bunları hayretle izlemeye başlamış. Derken çabucak sofralar kurulmuş. Büyük küçük herkes sofraların başına geçmiş. Hocayı da sofraya çağırmışlar. Çeşitli yemekler, börekler, hoşaşar, tatlılar ikram etmişler. Hoca, hayretler içinde kalmış. Bir ara dayanamayıp:
- Allah bereketinizi artırsın!" demiş."Burası meğer ne bolluk yermiş! Bizim oralarda ise halk, açlıktan kırılıyor.
Sofradaki köylülerden biri:
- İlahi Hoca..." demiş. "Sen bayram, seyran nedir bilmez misin? Bugün bayram! Onun için herkes karınca kararınca azığını ortaya döktü. Bolluğun sebebi budur!
Hoca, bir süre düşündükten sonra:
- Ah, ah hemşehrim!..." demiş. "Keşke her gün bayram olsa! Olsa da şu ümmet-i Muhammet yiyecek darlığı çekmese.
Haydi sizleri ALLAH’a emanet ediyorum.
Hayırlı ramazanlar.
Saygılarımla.
M.S.A.
 

Muhtazaf

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
22 Ocak 2014
Mesajlar
1,865
Puanları
48
Web sitesi
www.facebook.com
Gurbet Mektubları 8

Mektubuma başlamadan önce:

“ALLAH’ın selamı rahmeti bereketi üzerinize ve üzerimize olsun.”
Bugün sizlere yine değişik bir formattan seslenmek istiyorum.
Uzun zamandır, buralarda kalmak ve acıları tatmak çok zor derken, ne düşünüyorduk? Gelecekte, önceki ayrı kalmanın hesabına bir eksi yazalım.
Ne dersiniz?
Hatıraları, kaf dağında saklarsak, gelir zamanı diyebilirmiyiz?
Ucuz edebiyatla, pahalı bir koltuğa oturmanın, ne anlamı var?
Kaçırdığımız bunca fırsatlara ne demeli?
Keşke denen nesne, geriye gelirmi bir daha?
Bütün bunların sonunda, kafamızda oluşan, binbir soru işareti ve benliğimizi kemiren karmaşık düşünceler.
Nerede durmalıyım?
Nereye ve kime ait olmalıyım?
Gerçekten bir kimliğim varmı?
Gibi fikir çağrıştırması ile zihinlerimizi hiç yordukmu?
Ama bir çıkar yol bulamamışsındır.
Çünkü sana zamanında kimse sahip çıkmamış, yalan yanlış hayatın bir ucundan tutarak yaşamışsındır.
Yanlışları seneler kovalarken, senin doğruya ulaşman ömrünü almıştır.
Elinden tutacak bir insanı bulduğunda, hayatın seni ne kadar hırpaladığını farketmişsindir.
Her eşyanın bir rehberi olduğu halde, insanın yaşama rehberi olduğunu ve bunun insanlardan ısrarla saklandığını da öğrenmişsindir.
İşte sen, orada iyi durumdasın.
Nice insan varki, hakikatin gerçeğine ulaşamamıştır.
Buna ömrüde yetmemiştir.
İnsan en çok emek isteyen varlık.
İnsan nede çok isyankar eden bir varlık.
İnsan nefsi ve ruhu arasında sıkışıp kalmış.
Ve yorulduğunda, daraldığında hemen isyan eden.
Bebeklik ve çocukluk döneminde aciz, bakıma muhtaç.
Õmrünün yarısı, dünya,ya ait eğitim ve öğretimiyle geçen ve hala olgunlaşamayan insan.
Sadece bir kaç yıl, dini eğitimle gerçek kimliğine bürünebilecekken.
Tembelliğini bırakıp, dünya ve ahiret bilimini birleştirerek vahiy ilmi ile insan oluyor.
Çünkü, insan yapı anahtarı furkandır.
Aradığımız gerçek, yakınımızda iken, biz nelerle uğraşıyoruz.
Nelere zaman harcıyoruz.
Evet, engebelli yollarda kendini bulmak ve gerçeğin kanatlarına, kendini bırakarak, ruhen bir kelebek gibi hafiflemek, ne güzel.
Bütün bu durumlar, defterimize artı yazıldığı zaman, ahirette hissedeceğiz.
Bunun için, düşünmezmisiniz?
Birgün, yalnız kaldığımızda, oturup, aklımızın erdiği günden itibaren, iyi ve kötü günlerimizi, şöyle bir tefekkür edelim.
Bakalım, gece karanlığından sahile ulaşmışmıyız.
Yoksa, sahile varmaya daha hayli mesafemi var.
Eh bütün bunlara rağmen hayat devam ediyor, ama devam eden hayatı değerlendirebilirsek. Vesselam.
……………………………………………………………………..
İçinde bulunduğumuz ramazan ayı bize birçok şeyi adeta hatırlatır.
O günlere iç çekilir.
Ahh nerde o günler deriz.
Ben küçüklüğümden hatırlıyorum.
Ramazan beni ilği alanı yapmıştı.
Oruca ne zaman başlıyacağım diye düşünür dururdum.
Demekki, o istek doğrultusu 10 yaşından beri aralıksız tutmama sebebmiş.
Hele gece kalkıp sahur yemeğinde hoşaf içilmesi bulunmaz bir nimetti.
Hoş, şimdiki gençliğin nelerden hoşlandığı bile meçhul.
Ahh mir langweillich.
Hayatları bu kelimelerle geçiyor.
Ooo das ist kuhl…
Nereden nereye.
Ve elveda benim olan ramazan.
Hoşgeldin, dününden haberi olmayan dünya.
Helal ekmek kazanma uğruna ramazanımdanda oldum.
Ama durum hiçte öyle değil ana yurtta durum dahada vahim.
Dün orucuma saygı duyan gayrimüslimler vardı.
Bugün Müslümanım diyen değil saygı, sanki hakaret eder gibi elinde sigara dumanını üfürüyor.
Bütün bunları yazmamdaki sebebler, sizin içini karartmak değil.
Bilakis hakikatlere bir adım daha yaklaşmak.
Eski ramazanlar dedik, dedikte bu konuda neler biliyoruz geleceğe neler aktardık.
İşte size anılarımın içinden bir anı.
Dokuz yaşındayım, nenemler sahura kalktı.
Küçük dayım ve dedem dışarıya ibrikle yüzlerini yıkamaya çıktı.
Nenem erişte pilavı ve hoşaf hazırlıyor.
O şimdiki ahım şahım mutfak düzeni yok.
Mutfak, Çamurdan yapılmış küçük bir ocak ve külle sıvanmış ve her zaman kullandığı içi kalaylı bakır tencere.
Beş bilemedin kertikli kalaylı tabaktan oluşan set.
Ogün arefe ve songün oruç tutmak istiyorum ısrarla.
Nenem beni kaldırıyor ve hadi gel yemek hazır.
Ortada bir sini, içinde bir kertikli tabak ve içinde erişte pilavı, tabii sadeyağlı, ve başka bir tabak ve içinde armut hoşafı.
Biz o zamanlar tabak değil sahan diyoruz.
İşte tamgün orucu böyle tutup ertesi gün bayram yapmaya hak kazandım.
Bayram günü yine eski elbiselerimle, üzerimde kırk yamalık ama temiz, bayram yerine gittim.
Sevinçten gözlerim birşey görmüyordu.
Sevinç olmazsa, sevinecek bir gayen olmazsa, isterse dünya senin olsun.
Neye yarar.
Sizlere en güzel bayramlar dilerken.
Büyüklerin ellerinden küçüklerin gözlerinden öperim.
ALLAH’a emanet olun.

Selam ve dua ile.
M.S.A.
 

Muhtazaf

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
22 Ocak 2014
Mesajlar
1,865
Puanları
48
Web sitesi
www.facebook.com
Gurbet Mektubları 9

Yazdık bir kıyaslama..
Önce ALLAH’ın selamıyla selamlarım.
ALLAH’ın selamı bereketi Rahmeti üzerinize olsun, kardeşlerim.
Bir Ramazan’ı şerif daha bize elveda dedi. Biz hala yaşıyoruz, ve hayat acılarla devam ediyor. İşte bu acıları haberlerde, tartışma ve analizlerde seyrediyor, veya tartışıyorsunuzdur.
Bu psikolojik ruhla, gününüzü geçirdikten sonra durumları belkide kendi zihninizde analiz edip yatıyorsunuz.
Gecelerden bir gece uyuyorsunuz, rüyalarına giren bir kabus sizi rahatsız ediyor.
İşte o anda dünyanın başka bir merkezinde insanlar boğazlanıyor, çoluk çocuk demeden. Savunma haklarına bile sahip değil.
Ekmek, aş alacak fırsat tanımadan.Sığınacak bir yerleri olmadığı halde, evler üzerinize yıkılıyor.
Sabah o kabusla kalkıyorsunuz, o acını birileri ile paylaşıyor, veya protesto ile kendini avutup kurtuluyorsun, ya olayları yaşayan?.
O anda dünyanın bir başka bölgesinde insanların emekleri sömürülüyor.
Hakları gasbediliyor.
Sen sabah kalkıyorsun haberleri seyrederken,kahvaltını yapıyorsun.
Kahvaltıdan sonra alış verişe gidip bazı şeyleri alamadığına veya bulamadığına üzülürken, dünyanın başka bir ikliminde anne ot ve ağaç kökleri toplayıp evdeki çocuğumu nasıl doyururumun peşinde.
Sen istediğim arabayı alamadığına üzülürken, dünyanın herhangi bir yerinde, insanlar hala yürüyerek işlerini hallettiği için dua ediyorlar, mutlu oluyorlar.
Sen su israfı yaparak banyoda saatlerce duş alırken, dünyanın herhangi bir yerinde, insanlar, on litre su için kilometrelerce yürüyorlar.
Ve sen hala bunları vicdanında hesaplaşmadıysan, biran önce hesaplaşman gerektiğini düşünmen lazım.
Şu dünyadaki bütün haksızlığı görüyor fakat vicdanında hissetmiyorsan, o zaman sende birşeylerin yanlış olduğunu anlaman lazım.
Ama hayat öylemi?
Hayat insanı düşünmediğinde içine çeken bir düden gibidir, adeta bütün gücüyle kendine çeker, ancak ölüm gelince insan uyanır.
İşte O Zaman geç olduğunu anlarız.
Kainatın bu kadar alıcılığını, RABBİN gücüne yorumlamak, gerekirken, yaşamaya bak anlıyor, ve bir yere tosluyor.
İşte o zaman ayet ikaz ediyor:
Hâl böyle iken, siz nereye gidiyorsunuz?
Tekvir 26.
Gidiş yine yaradana teslim olmak ve hesabını vererek.
Ve Yine ayet ikaz ediyor:
Sonra o gün, nimetlerden mutlaka hesaba çekileceksiniz?
Karia Suresi 8.
Bütün, bu ikazlara rağmen, ben hayatımı yaşıyorum, diyorsanız, işte oda size kalmış.
Ayet onuda haber veriyor:
Dediler ki: Hayat ancak bu dünyada yaşadığımızdır. Ölürüz ve yaşarız. Bizi ancak zaman helâk eder. Bu hususta onların hiçbir bilgisi de yoktur. Onlar sadece zanna göre hüküm veriyorlar.
Casiye 24.
Burada son sözü yine ayet verecek:
İçinizden, insanları hayra çağıracak, iyiliği emredecek, kötülükten alıkoyacak bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.
Âl-i İmran 104.

Bütün dünya haberlerinde olaylar etrafta ateş püskürür.
Vicdan kendinden utanır, ar gelir.
Ama, beyhude vicdan, adamdan utanıp, terketmiş vücudu.
İnsanlık nerede?
Bırak, zamana bırak, hakka dayan, var git çalış, uğraş, bir nebzecik olsun, emek ver.
Uzaktan uzağa, seyretme olanı.
Varsa emeğinle, yoksa yüreğinle, gerçeğe dayan.
Önümüzde, bir sefer var, haklının hakikate varması.
Uzat elini boğulmaktan kurtar, RABBİN kulunu.
Tek tesellim diye başlama, derdini sev, örnek ol.
Mazlumu seçme, şucu, bucu diye, Yaradanın kulu.
Uzat elini, ışıldıyan gözlerin sevincidir, hayatın özü.
Yalnız, kendi pencerenden, bakmak, marifet değil.
Gör nice kullar, teslim olmuş ruhunu vermiş RABBİNE.
Kimisi isyanlarda, kendine zulmeder.
İşte bu minval üzere aşağıdaki şiirimi yazdım:

Yanarken alem.

Ta uzaklarda, bir ah vardı,
Kurşunlar, yüreklerde patlarken,
Acılar, yürekleri parçalardı,
Yanarken alem, senin perdenmi kapandı.

Hayatına hala, bir düzen veremedin,
Umuda yolculuk dedin, bitiremedin,
Karanlığı, aydınlığa, hala çeviremedin,
Yanarken alem, senin perdenmi kapandı.

Uzun bir yola çıkarken, acılar geride kalmaz,
Yanan yürekler, su dökmekle, asla sönmez,
Hasretler, yürekleri daima yakar, ama bitmez,
Yanarken alem, senin perdenmi kapandı.

Salih rüzgar eser, fırtına gelir, ah gelir,
Acılar yürekte birikir, gözlere yaş gelir,
Izdırap verir, sıkar yüreği, dar gelir,
Yanarken alem, senin perdenmi kapandı.
M.S.A.

Hayatın her aşamasında bir gariblik ruhuma ahtapot gibi sarılır.
Yüreğimi aşağı doğru asılır, sanki beni sarsarak, her saniye kum saati, senin lehine çalışıyor, der gibi.
Ben niye ahiretimi şu üç günlük alem için satayım.
Ben niye bu hayatın geçici olduğunu bildiğim halde, boşa kürek sallayayım!
Değermi?
Hasta, bir hayatın sonu marazdır.
Hayatın bunca nimetleri arasında sınırını koyarak, gerçeğe, hakikate, hakka yürümek değilmidir.
Haydi öyle ise hakikat kervanının yolcusu ol.
Buralarda bir zamanlar kuş uçmaz kervan geçmezdi, şimdi cıvıl, cıvıl, yarın ne olacağını biliyormuyuz.
İşte bu minval üzere:
Biz gök ile yeri ve aralarındaki şeyleri, boş bir eğlence için yaratmadık. Eğer bir eğlence edinmek isteseydik, elbette onu katımızdan edinirdik. Yapacak olsaydık öyle yapardık (ENBİYA/16-17)
Son noktada Rabbimin yukardaki sözü ile bitiriyorum.
ALLAH’a emanet olun.
Selam Ve Dua İle.
M.S.A.
 

Muhtazaf

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
22 Ocak 2014
Mesajlar
1,865
Puanları
48
Web sitesi
www.facebook.com
Gurbet Mektubları 10

Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun gurbetin gülleri kardeşlerim.
Ufuka bakıp şöyle bir hislendim ve sizlere aşağıdaki yazımı yazdım.
Buyrun okuyun:
Ey güneşin yönünde yürüyen adam etrafına bak, buralarda neler oldu, neler.
Kum dağının ötesinden hira nur dağına bir yol göründü.
Evet, tarumar olmuş gönlündeki Kur’an aşkı ile nasılda yürürsün öyle.
Kurtuluşun ve hürriyetin tam önünde oturmuşcasına, yüzüme baktı öylece.
Daha dün gibi taze, daha dün gibi sıcak, içimde ılık,ılık aktı adeta.
Kurtuluşa çağıran bir elçi, ama o kurtuluşu, batış zanneden cehaletin sefilliği arasında kalmışlık.
Ufukta bir nur parladı, onurun koruyucusu RABBÜL Alemin.
Karşıda sömürü düzeninin sefilleri tuzakları ile adeta kahrolmuşlar.
Kapitalizmin ağababaları değişik uslublarla oyalarken insanları.
Bırakmak istemezler, sömürdükleri zavallıları.
Hakka giden, hakikate gül götüren bu dini, anlamak, duymak, görmek istemezler.
Kendilerine, şaklabanlar bulurlar, kaf dağının ötesinden.
Çıkarları için, binleri milyonları harcarlar sinelerinde.
Yeterki, kurdukları zulüm ve çile düzenine asla dokunulmasın.
Yeterki, insanlardan köleler, etraflarında dönsün.
Ama, her zulüm bir yere kadar.
Güçleri yetmediği halde karanlığın, nura karşı savaşı devam eder.
Gözleri kamaştı, aydınlıktan, karanlık ruhların.
Direnecek güçleri kalmamıştı, hakikate tevhide karşı.
Mazlımların ve mağdurların sahibi olan ALLAH c.c. hor görülen insanları yüceltmişti.
Hakka ve tevhide sahip olanların sahibi ALLAH c.c. yardım edecektir.
Tevhid dini, İslam’la onları ödüllendirmiş bu inşaALLAH ahirette devam edecektir.
Aşağıladıkları ve köle dedikleri insanlarla, aynı seviyede olmuşlardır.
Yine boş durmamış ve boş durmayacakladır bu kavga devam edecektir.
Habil ve Kabil,le başlayan hak ve batıl mücadelesi nasıl başladı ise öyle devam edecektir.
İtibar ve saygınlık bakımından farkları kalmamıştır.
Çünkü hepisi Ademin çocuklarıdır.
Rabb’ül Alemin Kur’anı kerimde şöyle der:
Hucûrat, 13:
Rahman ve Rahim olan ALLAH’ın adı ile.
Muhakkak ki, Allah yanında en değerli olanınız, takvaca en ileri olanınızdır.
Azim olan Allah ne güzel ne doğru söyledi.
Tevbe Suresi, 44:
Rahman ve Rahim olan ALLAH’ın adı ile.
Allah'a ve ahiret gününe iman edenler, mallarıyla ve canlarıyla cihad etmekten (kaçınmak için) senden izin istemezler. Allah takva sahiplerini bilendir.
Azim olan Allah ne güzel ne doğru söyledi.
ALLAH’ın kulu ve elçisi olan Efendimiz 17 yaşındaki bir genç sahabiyi komutan yapmıştı.
Birçok komutanlık yapmış sahabe de onun askeri olarak.
İşte püf nokta burası, anlarsanız.
Veya anlamak isterseniz.
Sinemizdeki o ateşi söndürseniz, yüreğimizde tekrar ateş alır, diye düşünüyorlardı, önden gidenler.
Şimdi önden gidenlerimiz nerede, onun için arkaya bakarlar neredeler diye.
Halimi arz eyledim sizlere beldi güldünüz belki düşündünüz bilemem.
Belki, dinlemediniz belki, dinlemediniz.
Ama şunları sizinle paylaşmak isterim:
Sen uzaklardan haber yolladın.
Duymamış gibi hareket ettim, ne yapabilirdim.
Izdırabımı, acımı sineme çektim.
Uzun gecelerde hayaller kurarak, kendime fikir ziyafeti çektim.
Ne bakıyorsun öyle hüzün dolu gözlerle, ızdırabımı çoğaltmak içinmi, yoksa bilemediğim bir şeymi var yüreğinde.
Kapılar açılır, kapılar kapanır, yurdun bir yanında şenlik bir yanında ağıt var.
Hani, beni kuşbakışı, halimle görecektin.
Yinede hatıranda kalmış halimle sana vardım.
Bir nebzecik anlarsın diye.
Şal duvarını aşmış, halinle, yüzüme bakıyordun, ufuktan vuran güneşin pırıltısında.
Hayli zamandır bu olanları unutmadım.
Seni tanıdığımda kum çöllerinin ortasında bir vaha gibi görmüştüm halbuki susuzluğum geçmedi.
Kendimi engin denizlere attım.
Bilemedim hem yüzme bilmediğimi hemde tuzun bu kadar susatacağını.
Herşeyin dozunda olması gerektiğini böylelikle öğrendik.
Verebileceğin yoksa, al demesini, diye bilen, çok az insana rastladık şu alemde.
Gülücükler sahte, algılar hissi, ruh yalana dayanmış, boş hislerle dolu kalp.
Allah rızası için, hak getire, sineler olumsuz duygularla dolmuş adeta.
Bırakılan, bırakan, terkedilen, terkeden, insanlarla dolu şu dünya ...
Af kavramı çıkmış adeta lügatlardan ...
Bırakta bende birşeylere katkı yapayım, yüreğimden bileğimden diyenler hep lafta.
Vurdumu bir haneye rüzgar, fırtına içindeki ateşle yalnız yaradanınla kalakalırsın.
Bir güleryüz, bir selam, sana çok görülür adeta ...
Kavramlar ve söylemler, birbirine zıd, birbirine inat olur, zihinlerde...
Gurur ve kibir, alnının ortasından kabarır, adeta isyan edercesine.
İşte o an kendine gelmen gerekir.
Ama!
İpler elinden çıktımı artık, gurur ve kibir alır götürür seni, istemediğin işlere imza atarsın. Nereden nereye geldik.
Sevgi dolu pınarları kuruttuk adeta.
Zihinlerde hep eksiler cirit atıyor.
Karşı insanı anlamaya değil bir yerlerden vurmaya calışıyor kişiler.
Zaaflar eksiler takip edilir oldu.
Moda yaptık artık üstümüze giydirip çıkarıyoruz.
Düşünmeyen insan üretemez, üretemeyen insan asalak olur.
Ta kalbinin ortasından zedeler insanı.
Bütün bunları yazarken, yanımdan devler geçti, kaf dağından olumsuzluk iksiri alıp gelerek insanların üzerindeki hükümranlıklarını ebedi sürdürmek için üzerlerine serpti.
insanlar siz gelinceye kadar ya uyanırsa diyecek oldum.
Dediler biz o perdeyi kapattık.
İnsan oğlu herşeyin tekrarını seviyor dediler..
Şöyle kafamda gördüklerimi duyduklarımı bir kıyas ettim.
Haklılar ama zulm ebedi kalmaz dedim.
Ve ıssız biryerde insanlar ne yapar anladım.
Laf anlamayan ve kendilerini para ve çıkar için herşeyi yaparım diyen insanlarla uğraşacağıma Yaradana kul olur, onun ismi şerifi ile meşğul olurum daha iyi diyerek hayata küserek hakikatle barışıyorlarmış..
Bu arada bir söylem duyuyorum.
Yükseğe, daha yükseğe, en yükseğe, dikilsin bu bayrak, bu bayrak, yükselen mücadelemizin, düşenler varmış, düşenler olurmuş, düşsün, aralık kalmaz bu saflar…
Sonuç hiç önemli değil....
Sizi RABB’ime emanet ediyorum.
Selam ve dua ile.
Not: 11.09.2014 Perşembe günü dayım ve kayınbabam hakkın rahmetine kavuşmuştur.
ALLAH’tan rahmet diliyorum. Ayrıca kurban bayramınız mübarek olsun.
M.S.A.
 

Muhtazaf

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
22 Ocak 2014
Mesajlar
1,865
Puanları
48
Web sitesi
www.facebook.com
Gurbet Mektubları 11

Yazdığım bunca yazılardan sonra yine bir güz akşamı klavyenin tuşlarına basmak zorundayım.
Çünkü siz dostlarla ancak böyle halleşiyoruz.
Hal hatır soruyoruz.
Evet; yine bir güz akşamı selam olsun dostlarım.
Selam olsun Türkiye den.
İşte yine dünya ve dünyadan yansıyanlar ve yüreğimdeki ateş.
Sinemde yine ateş oldu, acılarla yanan şu ızdırab çiçekleri.
Yandım dedikçe, ateşi harladılar adeta.
Yüreğimde patladı düşmanın kinleri.
Vardıkça ileriye, cehennemi ateşti çekilen.
Vurdukça, gümbürtüsü kulakları tırmaladı.
Gözyaşlarını göremedi, kör gözler ve vicdanlar.
Sadece evet sadece kan ve gözyaşı bırakarak gittiler.
Kendi hükümranlıklarını ilan etmek için.
Mazlumların ahları gökyüzünü tuttu.
Demediler bu ahlar seyri sefer edip bizi bulur.
Ah ne figanlar, ne figanlar tarumar olmuş yurtlar ve nice acınası acı hikayeler.
İnsan eşrefi mahlukat, ne hallere düştü, ne günlere kaldı.
Ve davaları, dertleri, hedefleri madde olmuş, din ve inançları para olmuş, hak, hukuk lafta kalmış, dostluklar çıkar olmuş bir dünyada yaşıyoruz artık.
Huzuru, dandik işler sanarak, kıymetli vakitlerimizi boşa harcıyoruz.
Hesabını veremeyeceğimiz ahlar alarak defterimize kara lekeler oluşturuyoruz.
Bu muhasebe ile iflas ettiğimizi ilan etmiş olmamıza rağmen dalavere ile hayata devam ediyoruz.
Ve bütün uygunsuz işlerimizi bir sözle destekliyoruz.
Gemisini yürüten kaptandır.
Gemiyi batırdık, kimsenin haberi yok.
Ah etmiş sinemdeki vicdanım kefen sarmış görmek istemez.
Yıkılmış merhametin duvarları, olanları duymak istemez.
Kırılsın kalplerdeki dünya sevgisi, olanları bilmek istemez.
Tutulsun dilleri kem sözleri yıkılsın sömürdükleri düzenleri.
Gözyaşları üzerine kurulan tahtlar ve figan eden analar babalar ve evlatlar.
Bilim kurgu üzerine kurulmuş nice hesaplar nice garibanın heder olan ömürleri.
Kıymet biçilen nice kıymetsizler ve kıymetli kişiliklerin boşa harcanışı.
Tahtının altındaki nice mazlum ve bir çare sesleri duyulmazken dünyada gününü abur cuburla geçiren Müslüman.
Besmele çeken fincanlar hoş geldin diyen kapı zilleri ve akan kan gölleri.
İnsanca yaşama hakkı olmayan, kendileri aç zenginlikleri sömürülen, nice dünya halkları.
Haktan hukuktan konuşan medeni boyayla boyanmış insancıklar.
Tut garibanın elinden eksilmez beden.
Birazcık gülümse, umut ver, umudunu yitirmiş güllere.
Açsın yeniden sürgün versin.
Kararmış gönüller aydınlık günlere hazırlansın.
Bu bayram olur, sevgi olur, inanç olur.
Yedi veren gülleri hasretin bülbülüne yurt olur.
Değilmi ki; umutlar tükenmemiş taptaze filizler topraktan fışkırsın sinelerden bahar kokuları yükselsin ufuklara.
Yüzlerde tebessümler eksilmesin.
Baki kalsın Allahuekber sesleri kulaklarda çınlasın.
Hakikatin nuru alınlarda parlasın.
Yürüsün hak yolunda müminler.
Yürüsün Bedir,de, Uhud,da, Hendek,te yediveren güller.
Barış sevgi kaynasın insanlık.
Ufuktan doğsun umut yelleri, gülen yüzlere.
Tarihin akışında nice huzur bozan simalar varmış.
Şimdi Tarihin derinliklerinde kötü isimleri ile anılıyorlar.
Kimleri evlerinden barklarından ve huzurundan ettiler.
Ve bu durumdan ders almayan zamanın despotları aynı zulümleri yapmaya devam ediyorlar.
Nice asırlarca emek verilen medeniyet birikimleri kül olup gidiyor.
İnsanlara değer vermeyen bunca despotlar madde için gerçek değerleri yok etmede adeta yarışıyorlar.
Dünya hırsı bütün insanlığı kapladı ve şimdi yok edenler ve yok olanlar uğraşır oldu.
Hayatta kalmak, insan olmak emek ister.
Ölüm anlık.
Bayramlar bile kan gölü, yürekler buruk geçer oldu.
Ama biz umutları tüketmedik.
Umut varız ve olacağız.
Bir demet gülle ve güler yüzümüzle dünya barışı için uğraşacağız.
Büyük insanlar dediklerimiz ne düşünür bilmem.
Lakin, bir şeylerin bu dünyada yanlış gittiği malum.
Bütün bunlara rağmen herkes görevine devam edecek.
Yaptığı hasen işlerden (hasen) güzellikler oluşacak ve mükafatını Rabbimden alacak inşallah.
Bu güzel işlerde emek veren kardeşlerden Allah razı olsun.
Sizleri ALLAH,a emanet ediyorum dostlar.
Selam ve dua ile.
M.S.A.
 

Muhtazaf

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
22 Ocak 2014
Mesajlar
1,865
Puanları
48
Web sitesi
www.facebook.com
Gurbet mektubları 12
ALLAH’ın selamı rahmeti bereketi üzerinize olsun.
Güzel insanlar.
Gurbetteki kardeşlerim, Almanyadaki ve dünyadaki gündemi takip ediyormuyuz.
Bizim hakkımızda kimler ne kararlar veriyor.
Yoksa Türk kanalları açıp kendimizi Türkiyedeymiş gibimi hareket ediyoruz.
Gündemi genel olarak takip edelim ve gündemde kalalım.
Hatıralardan unutulmayanlar.
Yokluğuna varlığına ayrı, ayrı özen gösterdiğimiz, evlatlarımız.
Emek vermemiz gereken, en büyük emanet.
Büyük uğraş vermemiz gereken, kutlu bir görev.
Fakat, madde ve maddiyat için, terkedilen evlatlar ve kıymet biçtiğimiz, nice kıymetsizler.
Dünyanın fani oluşu ve fani dünyada ebedileşmek isteyişimiz.
Bütün bunlara rağmen, hala kendi görevimizi yadırgayıp, teslim olmayışımız.
Acaba neye bağlamak gerekir, bu dünya ve ahiret arasında gidip gelmeler.
Dünya sevgisi ve ölümü kabul edemeyişimiz, içimizdeki nefis mücadelesi.
İnsan oğlu irtibatlı olduğu tüm kültür ve etkinliklerden etkilenen bir varlıktır.
Vahye bağlılık ve aklı tefekkür ile yoğurmadıkça erdem olamayız.
Bunun için ruh terbiyesi gereklidir.
Hakikat bağından hakka dayanmadığımız müddetçe, boşa geçirilen ömre yazıklar olsun.
Elinden alınan öz benliğinin yerine, hayvani bir özellik verilen insan maddeleşerek dünyaya meyl eder.
İşte o zaman ön planda madde, arka planda aile olur.
Aşama, aşama aileler yok edilerek, aile kavramı sıfıra iner.
Artık, birbirinden faydalanılan fertler haline dönüşür.
İşte tamda bu noktada ahlak çöker.
Kavramlar elle tutulur olmadıkça, yürekler yakılır.
Izdıraplar bütün insanlığı yakar.
Bütün uğraşılar dünya kaygısı bütün benlikler kendinden münhasır ..
Taraf tutulan kesimler ve ezilen bir çareler.
Oynanan oyunlar, arka perdeler, iki yüzler.
Günü gün etmeler, velhasıl yıkılan hayaller.
Toplum olarak, çöken ahlak ve edep.
Kendimize ait, islami anlayış ve bana göreler.
Çare ararım, çare içimde, çaresizlik yoktur gülüm.
Haset etmek olmaz bize, gönlümüz geniş bizim.
Yıkılmışsa bir garibin gönlü, hemen tamir et gülüm.
Kırma gönlü, yıkma boynu, zordur hesabı bunun.
Bir gülümse, al gönülü, yaralar silinsin, her kulun.
Kardeş, hicran dolu gönüllere, heyecan ol, merhem ol.
İşte yol budur, dosdoğru ol.
İsmini bırakmak istersen, en doğru yol bu yol derim.
Kimimiz derki, buda nesi, zengin olunca, daha cok yardım ederim.
Gönül kırmadan olurmu demeden, hicran olan o cebe nice akrep girer.
Yıkılır gönüller, harab olur, üç kuruş verdiğin yerler, boburlenirsen eğer.
Vicdanında şu muhasebeyi yapamazsan eğer, yıkılana kırılana ne değer.
Kimin malını kime veriyorsun meğer, mülk Allah‘ (c.c.) ın sınanmışsın meğer.
Kerbela ve Muharrem ayı.
Hakikat gün gibi açıkta iken hala nefsi arzuların saltanatı yine günümüzde daha hızlı bir şekilde icra etmekteyiz.
Günümüzde hergün kerbelalar devam etmekte iken anlıyamadığımız ve öğrenmekte istemediğimiz islamı istediğimiz yere yönlendirmek isterken Allah‘ın rızasını düşünüyormuyuz.
Birbirimizi katletmekte devam ediyoruz.
Kerbelaya giden Hazreti Hüseyin hakikatin sembolü iken, saltanatın sembolu yezid, saltanatın ve nefsinin oyuncağı olmuştur.
Hazreti Hüseyin ise hak ve hakikatin öncüsü olmuştur.
Kardeşi Zeynebin Yezide karşı duruşu ise bir ehlibeyt duruşu olmuştur.
Bütün bunlara rağmen tarihten ders almadık alamadık.
Haklı davanın şehidi Hazreti Hüseyinin haklı davasında susanlar olduğu gibi bugünde aynı düzen devam etmekte. Ve Muharrem ayı gelince kimileri aşure pişirip dağıtırken, Kimileri yas ilan edip ağlıyor.
Yapmamız gereken sadece birbirimizi kucaklayıp tarihin tekerrür etmemesini sağlamaktır.
Vesselam.
Sıladan serzeniş…
Sılamdan dostlara ulaşmak zor değil gönülden selamı ilettim bile.
Hoş olan yüreginizde, sıcacık dostluklar varken, dünyayı elimle ittim bile.
Kederde, üzüntüde yalnız değilsem, düşmanlıkları, körelttim bile.
Huzura varmada, yoksa zorluğum, secdede aşkımı, söyledim bile.
Duada istediğim, ümmetin affı, gönlümden geleni, diledim bile.
Salih, aşkı viran eden, sözsüzlük ise, hesapta mana alemi, verdiğim dile.
İbret al, dönen, cümle yürekten kırılan yoktur, asıl şimdi sözünü söyle.
M.S.A.
 

Muhtazaf

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
22 Ocak 2014
Mesajlar
1,865
Puanları
48
Web sitesi
www.facebook.com
Gurbet Mektubları 13.
ALLAH’ın rahmeti, rahmeti, bereketi üzerinize olsun.
Çok muhterem, gurbetçi kardeşlerim, bazen anılardan, bazen konular,dan yazarken, bugünde anılarla başlayalım, anılarla devam edelim.
Çocuk babası ile izine gidince o eski saflığıyla art niyetsiz, babasının arkadaşına:
- Bizde Almanya’dayız amca, der.
Babası hemen müdahale eder ve:
- Burası Türkiye sakın gurbetçi olduğunu söyleme.
- Sakladığımız bir sırmıdır ki gurbetçi olduğumu söylemeyeyim, der.
Aldığı cevab çok hazin:
- Seni Alamancı diye küçümser ler.
- Enayi derler, bunları sürecen vatandan kötü örnek oluyor, derler.
Nihayet bunları hep duyduk.
Ama şimdi anavatandaki modernleşme avrupada yaşayan insanımı fersah, fersah geçti.
Şimdi bizim yapmadığımız hatta avrupalı insanın yapmadıkları şeyleri yapıyorlar.
Hergün iyileşeceğine ahlak çöküyor.
Ar, saygı, sevgi, utanma, insan yerine konma, hatır taban yapıyor.
Analar, babalar evlatlarına birşeyler verdiğini sanıyor.
Dünya gündemi artık, kaybettiğimiz bu hasletleri yazmıyor.
Ahlak literatürden çoktan çıktı, yerine hak, hukuk adına saygısızlık, sevgisizlik oturdu.
Dünya gündemini, borsalar belirliyor, savaşları, yıkımları, kazanımları.
Silah fabrikaları ölümü, düşmanlığı, kini getiriyor.
İllegal satışlar, sahte petrol krizleri, devletleri fırtına gibi süpürüyor.
Düzenin çarkları arasında alt tabaka eriyip gidiyor.
Afrikalı, uzakdoğulu, orta doğulu dünyanın neresinden olursa olsun.
Aynı akibete uğrayarak, huzur yüzü görmüyor.
Halkların yaşam hakları, azınlıklar tarafından gasbedilip, talan ediliyor.
Geriye gözü yaşlı, mazlum, öksüz, ezilmiş insanlar kalıyor.
Avam dediler, alt tabaka dediler, acıyı kabüllendirdiler.
Kaymağın başına geçip, efendi biziz diyenler, zavallı insanları sömürdüler.
Boyunlarını içine çektiler, sadece el oğuşturdular efendi zannettiklerinin huzurlarında.
ALLAH’ın ayetlerini unutan bazı Müslümanlar,da ALLAH’ın c.c. kullarına el açtılar.
Fakat Cenabı ALLAH azze ve celle rezzaktır.
Oysa ayette bizlere şöyle diyor:
Onlar, gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.
Bakara Suresi, 3..
Başka bir gurbetçi mektubunda şöyle diyordu:
- Ey deruni dilden cani gönülden hasret kaldığım haticem ve yavrularım.
Mektubuma başlamadan selam eder büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öperim.
Nasılsınız, iyimisiniz, iyi olmanızı Cenabı Allah’tan dilerim.
Sizde benden sorarsan eh gurbet elde nasıl olunur, gelip geçiyoruz işte.
Bak sana ne diyeceğim, kulağını aç iyi dinle.
Sakın çocuklarımı davarın peşinden koşturma.
Benim çocuklarım okula gitsin, adam olsun.
Gönderdiğim paradan, onlara elbise al, ayakkabı al.
Yeni elbiselerle, yeni ayakkabı ile okula gitsinler.
Biz boşunamı, bu gurbetin kahrını çekiyoruz.
Mektubu, halayın torunundan başkasına okutma emi.
Sırlarımızı el alemler duymasın, bizimde dedikodularımız konuşulmasın.
O gönderdiğim paradan, babamlara 100 Mark,ını veriver, tütün parası yapsın.
Ha, benim ailem yokmu diyorsan, tabii, babana da 50 Mark veriver.
Zarfın içinde gönderdiğim parayı alıyorsun değilmi?
Yoksa postacı vermiyormu?
Bütün bunların cevabını beklerim.
Kayına söyle evdeki hayvanları satıversin.
Parasını cebine değil sana versin, muhanet çok zor.
Belki şehirden bir ev alırda göçeriz.
Böylece sizde rahat edersiniz, oralarda çocuklar kaybolup gitmez.
Parayı idareli harca, gurbette para kazanmak çok zor be hatice.
Burada mektubuma son verirken herkese selam eder, büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öperim.
Kestane kebab acele cevap beklerim.
Tabii aradan birbuçuk ay geçmiş ve mektub gelmiştir:
- Sevgili eşim Mehmet gönderdiğin çok kıymetli mektubunu aldım.
Mektubu aklıma geldikçe okuttum.
Selam eder ellerinden öperim, ayrıyeten mektubu okurken dinleyenler, baban, anan, ve kardeşlerin, yiğenlerin, muhtar emmi ve bizimkilerinde selamları var.
Nasılsın iyimisin diyorsun.
Ve.
Diyorsunki; Çocuklara elbise, ayakkabı al, babama ve babana harçlık ver, evi geçindir, hayvanları sat şehirden ev alacağım.
Sen zannediyormusunki tarladan, bağdan bahçeden birşey gelmezse bu çark döner.
Zarfın içinde gönderdiğin ikiyüz Mark,la bu iş yürümez.
Şimdiden gönderdiğin para eridi gitti.
Ele mektub yazdırıyorum, buraya herşey yazılmaz, bunu bil.
Bütün dertleri burada ben sırtlamışken sen Almanya,da keyf çat.
Gündüz dağda gece hayvanlarla uğraş dur.
Bütün yükü sırtıma yükleyip kurtuldun gittin ilin Almanya,larına.
Bütün bu işler yetmezmiş gibi birde köydeki kem gözlerle uğraş.
Altı ay oldu sen gideli, hala izine gelmeyi düşünmüyormusun.
Komşumuz ramazan ağa senden sonra izine gelmişti şimdi yine izine geldi, hemde üç tane bavulla.
Çocuklarına ve eşi Zeyneb,e neler almış, neler bir görsen.
Üstlerine giyip, giyip millete gösteriş yapıyorlar.
Güya bizim herifte Almanya,lı nerde, şimdiden unuttu bile bizi.
Eh gayri kafanı ağrıttım ama kusura kalma, daha çok yazacaklarım var ama yazdıramıyorum.
Ele ancak bu kadarını yazdırdım.
İyi düşün köyün yolunu unutma, artık yeter gayri.
Sabah erkenden kalkıp iki çocuğu okula gönderdikten sonra küçüğü sırtıma sarıp hayvanları yemledikten sonra, akşama kadar dağda çalışmak nasılsa bende o kadar iyiyim.
Sende iyisindir inşaAllah iyi olmanı Yüce Allah’tan dilerim.
Burada son verirken selamlarımı iletirim, ayrıca herkesin selamları var.
Gurbetçinin ilk kuşağından iki mektup örneği böyle idi kardeşlerim.
Burada bir sona daha geldik.
Haydi ALLAH’a emanet olun.
Selam ve dua ile.
M.S.A.
 

Muhtazaf

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
22 Ocak 2014
Mesajlar
1,865
Puanları
48
Web sitesi
www.facebook.com
Gurbet Mektupları 14
Bunca yalvarmalara rağmen hiç ödün vermiyordun.
Bütün akraba, dost toplanmış, baba’nın vefatında, seni yalnız bırakmamışlardı.
Ama, senin hal ve hareketlerin, sanki oralarda değil de, bir hesap peşindeydi.
Aradan geçen bu uzun zaman, senin için bunun en iyi ilacı idi.

Sonunda baklayı ağzından çıkarmış, herşeyi itiraf etmiştin.
Demek ki bu dünyanın nimetlerini, kendine dert edinmişsin.
İstediğin olmayınca arkana bakmadan giderken, nasılda hırs yapıyordun.
Bütün haklar benim, ben varım, kimse beni rahatsız etmesin, istiyordun.
Gözlerin yanındaki insanları, sanki görmüyor, kulakların kimseyi duymuyordu.
Binbir, hile, desile ile, rakip gördüğün kardeşlerinin, ölmelerini bile içinden geçirdin.
Yanındaki adamlarınla, çevirtdiğin dolaplar kalmamış, istediğini haksızca almıştın.
Milletin, ilgi ve dikkatini çekmek için, cumalara gidip, kardeşlikten dem vuruyordun.
Bu halinle, herkes seni adam zannediyor, sana daima saygı duyuyorlardı.
Hayatında şöyle beş dakika durup, kendi iç hesaplaşması yaptınmı?
Bütün bunlara rağmen, hiç pişmanlık duymadan, senelerini arkana attın.
O kadar yüzsüzsünki, hayatını fakirlik içinde geçiren yiğenlerinle dalga geçtin.
Ne, örnek bir baba, ne dayı, ne amca olabildin, yıktığın onca yuvalar ve kırdığın kalpler, yaptığının yanında kar kalacak sandın.
Gülerek dalga geçerek geçerdin garibin yanından.
Bırak bu cakaları, yürürken yere basmayan ayakları, toprak çeker birgün demedin.
Senelerce kahrını çeken hanımın bile sonunda illallah demişti.
Rüzgar eken fırtına biçer demişler, sen fırtına biçtin hayatını vererek.
Ah nelerini anlatayım, nelerini anlatayımda, insanlar anlasın seni.
Bütün düşüncen paralarındı, paraların seni yalnızlıktan, dostsuzluktan kurtardımı?
Artık çekilmez olmuş millete yaka silktirmiştin, yine de inadından vazgeçmemiştin.
Senin hayatın’da böyle geçmişti ama ızdırap çektirdiklerin olanları hala unutamamıştı.

Yaptıkların adeta zihinlere kazınmıştı.
Ah zaman dile gelse’de sana olanları bir, bir anlatsaydı anlatılsaydı.
İbret alan olurmu bilmem ama almayanlar çoğunlukta olacağını biliyorum.
Ölümünde hayatın gibi cimri be adam, geriye bıraktığın nefretten başka.
Elveda diyemeden bırakıp gittin, geriye bir sürü pürüz bırakarak.

Sordukmu?
Hayatın dünü, bugünü, yarını var, üç gün gibi, dünya hayatı dediğin hayat değilmi.
Kimseye yarın adına konuşamazsın ama bugün adına birşey sorabilirsin, diye birşey varmı bu hayatta, kimse, kimseye hesap vermeye yanaşmıyor bu alemde.
Kime hesap sorduk, kimle böyle bir durumu sorduk ki şimdi soralım, meraklılar gibi.
Hani diyorum, bunca yolu aştıktan sonra konuşalım, içimiz, dışımız aynı olsun.
Nerde, hep aynı durum, aynı düşünce ve hayat devam ediyor.
Allah’a emanet olunuz.
Selam ve Dua ile….
Muhammet-Salih Aydın.
 

Muhtazaf

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
22 Ocak 2014
Mesajlar
1,865
Puanları
48
Web sitesi
www.facebook.com
Gurbet mektubları 15

Sevgili kardeşlerim, selamün aleyküm.
Hayatın yarın insana ne getireceğini bilemediğimiz için, tedbirli ve hazır olmamızda sakınca yoktur. Aksine fayda vardır.
Rahmet sağanak, sağanak yağarken hasreti gelir aklına, kimine annesi kimine babası, kimine herhangi bir sevdiği.
İnsanı hayata bağlayan işte budur, der.
Hayatını birinin sırtına bağlayarak gözünde, o insan, adeta ölümsüzleştiriyor.
İşte hayatın en yanlışı budur.

Artık işlediği şirki bile farkedememiştir.
Hayat nedir bazılarına göre dünya nimetlerinden yeterince istifa etmektir.
Bazılarına göre Sadece ahirete hazırlık. Gerçeği ikisini dengelemek.
Besmele çekip, al abdestini.
Alınca abdesti, huzura hazır ol.
Tekbiri alınca, unut dünyayı.
Kıyama durunca, ruhunu cezbet.
Rukuda diyorsunki: Ey büyük Rabb'ım! Seni bütün noksan sıfatlardan tenzih ederim.
Secdede diyorsunki: Ey Yüce Rabb'ım! Seni bütün noksan sıfatlardan tenzih ederim.
İşte sadece teslim olmak ALLAH’a c.c..
İşte ondan sonra yapacağımız iş ALLAH’a c.c. kul olmak ve O’nun emrettiği farzları yerine getirmek için hayatta olmamız ve sıhhat ve afiyette olmamız gerekir.
İşte bu minval üzere helalinden kazanç ve helal olan yiyeceklerden evimize götürmemiz gerekir. Kul olabilmek bir şereftir olabilene.
Bu şerefi ahir ömrümüzün sonuna kadar taşımak daha bir şereftir.
Çünkü kulun son anı önemlidir. Ta ezelden söz vermişsek ALLAH’a, c.c. sözümüzde durmak gerekir.
Bütün yaşantımız emrine uymalı daima teslimiyet içinde yaşamalı.
Her nefesin bir hesabı varsa, gerini düşünmeli Müslüman.
Tarumar etme dünya’yı ve ahireti.
Birinde kazandığın öbüründe geçerli. Bak dostum her gün göçenler var etrafında haber bile vermeden.
Diyorki: Ey insan oğlu sakın yaratılana ve eşyaya bağlanma göçersin birgün.
Tarumar olur, evin yurdun.
Unutulur gidersin, bu dünyadan.
Geriye bıraktığın amelin ve hayırlı evladın güzel hesabını devam ettirir.
İnşaALLAH.
Evet günlük hayatımız böyle düzenlerken, Efendimizin ümmetim, ümmetim diye her duasına kattığı ümmetin derdiyle ne kadar ilgileniyoruz. Öksüze sıcak bir yuva, yetime el ayak, fukaraya bir sofra, engelliye bir destek, amaya bir ışık oldukmu?
Cüzdanımızla aramız nasıl, onu çokmu seviyoruz?
Şerlere firen hayra destek oluyormuyuz?
İşte, bu minval üzere Müslümanın derdi derttir, derdini sevmeyen kendini sevmemektir.
Acınmalarla, sebeb aramalarla, müsait değilim diyerek, vaktini bu dünyada hayıra ayırmayanlar, büyük mahkemede ne cevap verecek şimdiden hazırlansın.
İşte ayetler:
Kim İslam´dan başka bir din ararsa asla ondan kabul edilmez. O, ahirette de kayba uğrayanlardandır. (3/85)

"Allah, iman edenlere bu dünya hayatında ve ahirette, o sabit sözlerinde daima sebat ihsan eder." (İbrahim, 14/27)

Ve hadisler:

Aişe (Radiyallahu Anha)’nın rivayet ettiği hadiste:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
‘Sizler yalın ayak, çırılçıplak ve sünnetsiz olarak haşr olunacaksınız!’
Aişe (Radiyallahu Anha):
−Ya Rasulallah! İnsanlar birbirlerine bakarlar, dedim.
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
−‘Ya Aişe! Durum insanların birbirlerine bakmalarından daha şedit ve çetindir!’ buyurdu.”
Buhari 6441, Müslim 2859/56
Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) şöyle demiştir:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bizim aramızda ayağa kalkarak bir hutbe irat etti ve:
‘Şüphesiz sizler yalın ayak, çırılçıplak sünnetsiz olarak haşr olunacaksınız!’ buyurdu.
Sonra:
“İlk yaratmaya başladığımız gibi onu iade ederiz. Bu üzerimize bir va’ddir, biz bunu mutlaka yapacağız. Enbiyâ Suresi 104 ayetini okudu.”
Buhari 3142, Müslim 2860/58

Adiy bin Hatim (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
‘Sizden her biriyle Allah konuşacaktır. Allah ile kendi arasında tercüman da olmayacaktır. Sonra o kimse bakar fakat önünde hiçbir şey göremez. Sonra önüne bakar, kendisini ateş karşılar. Sizden herkim bir hurma yarısıyla da ateşten korunmaya gücü yeterse bunu yapsın!’ buyurdu.”
Buhari 6451, Müslim 1016/66, 67, Nesei 2551, 2552, Ahmed 18274

Verilen mühlet harcanan bozuk para değildir.
Kıymeti bilinmeyen en güzel bir nimettir, diye düşünüyorum.
Kısa olarak şunlara değinmek istiyorum.
Ah şu aleme bak, her taraf gizli, gizli yanıyor.
Yürekler, ateş olmuş herkes ayrı bir dertte, devletler devletlerle oynuyor.
Bize ne sunuluyorsa onu görüyoruz.
Olaylara ne kuş bakışı ne 4 boyut bakıyoruz.
Yaşadığımız ülkelerde yerimiz nerede ve neredeyiz?

İşte bu minval üzere Nasrettin hocamızın bir fıkrasını paylaşıp konuyu kapatmak istiyorum.
Kimin İçi Yanıyor?
Bir bayram günü nasreddin hoca komşusuna ziyarete gidince komşusu her misafire olduğu gibi hocaya da bal ikram ediyor.
Bir tepsi içinde gelen koca bir petek baldan her gelen misafir bir iki kaşık alır çekilirmiş. Komşusu bakar ki hoca kaşığı daldırdıkça daldırıyor.
Peteğin yarısına gelmiş daha duracağa da benzemiyor. dayanamayıp:
- Aman hoca fazla yeme yoksa için yanar.' deyince hoca cevabı yapıştırır:
- Kimin içinin yandığını allah bilir.'

Gönlünüz şen, eviniz huzurlu olsun.
ALLAH’a emanet olun.
Selam ve dua ile.
M.S.A.
 

Muhtazaf

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
22 Ocak 2014
Mesajlar
1,865
Puanları
48
Web sitesi
www.facebook.com
Gurbet Mektubları 16

Dostlar!
Selâmün Aleyküm!
Deruni dilden cani gönülden, can dostlarım, hal ve hatırınızı sorar, sıhhat ve afiyette olmanızı yüce ALLAH’tan dilerim.
Hal hatır sorma, hala yapılıyorsa da desinler, anlamında yapıyoruz.
Bizler her hâl ve zamana uygun sözlerimizle, hayatımızın heryerini sanki dualarla bezemişiz.
Dualarla etrafımızı çevirerek, kardeşlerimize, tanıdıklara, dostlara, tanımadıklarımıza ve bütün müminlere dualarla donatmışız.

İnşaAllah bu adetlerimiz böyle devam eder, gider,
Meselâ yolculuğa çıkana, Uğurlar olsun, derken çeşit, çeşit duâ ve dilek sözü kullanırız.
Yolcusunu uğurlayana, Allah kavuştursun, deriz.

Gurbetten yakını dönmüş kişiyi de, Gözün aydın, iş başındaki kişiye, Kolay gelsin veya balık tutana Rastgele dememiz, Allah kolay getirsin, Allah işini rast getirsin mânâsına tebrik ederiz.
Böyle daha birçok kalıp ifadelerimiz vardır ki, hemen hepsinin gayesi, hayata duâ mayası çalmaktır.
Lakin bu adetlerimiz samimi olarak istisnalar hariç gençler arasında artık yapılmamaktadır.
Hayatı yanlış pencereden gördükçe, yanlışlar hakikat gibi görünmeye başlıyor.

Hayatı anlaşılmaz, yapan yanlışlardan hisse alınmazsa, sadece o yanlışların tekrarını yaşarsın, yaşarız, yaşamak zorunda kalır, hayatımızı kendimize zehir edebiliriz.
Yanlışları şöyle tarif edelim; beyaz bir kağıt alın resim çizmeye veya yazı yazmaya çalışın.
Yaptığınız resim veya yazdınız cümle yanlış olmuşsa ve siz onu düzeltmeye değilde karalayarak başka resime veya cümleye çevirmeye çalışırsanız, yanlışın üzerine yanlış yapmış ora çıkan resimi veya yazıyı sırtartmış olursunuz.

Yanlışlar doğruları bulmak için vardır.
Doğruları bulmak için akıl ve düşünce melekesini çalıştırmak gereklidir.

Efendimiz bir hadisinde şunları ümmetine tavsiye ediyor.
Peygamber Efendimiz (sav):
"(Akıllı ve olgun) Mü'min aynı delikten iki defa sokulmaz, ısırılmaz."
(Buhârî, Edeb, 83; Müslim, Zühd, 63) buyurmuştur.
Günler birbirini kovalarken, yeni bir günün başlangıcın da, kimimiz akşamın olmasını, kimimiz işyerlerimizde zamanın dolmasını, kimimiz evlerinde eşinin gelmesini, bazılarımızda yollarda eve ulaşmak için seyahat ediyoruz.
Fakat atladığımız unuttuğumuz bir şeyler hayatımızda hep oluyor, bu durum da ya zarar görüyoruz, yada ciddi hatalara neden oluyoruz.
Ama her şeye rağmen yüzümüzden tebessüm, eksik olmasın istiyoruz, insanları kırmıyorum, diye düşünüyoruz, aileme sevgimi azaltmadım, zannı ile yaşıyoruz, kim bilir belkide biz böyle hissettiğimiz için karşımızdaki kişininde, böyle olduğunu düşünüyoruz.
Ama aynaya bakıp hatalarımızla bile yüzleşemiyoruz, yüzleşemeyecek kadar zayıfız, vesselam.
Yüzleşemediğimiz için sürekli olarak hatalara geri dönüşlerle dolu anlar yaşıyoruz. Çalışırken, konuşurken, kitap okurken, müzik dinlerken, Kur’an okurken, ibadet ederken, sevdiklerimizi uğurlarken, gece yatarken, en sevinçli anımızda, her anımızda, hayatın yanlışlarından birini daha yapacakmış, yapılacakmış, yapacaklarmış gibi korkuyoruz.
Büyüklerimizden, dostlarımızdan veya tanıdıklardan birileri hastanede, evde, işyerinde, trafik kazasında yaşamdan koptuğu anları yeniden yaşayınca, ölümden korkuyoruz.
Bazen çocukluğumuzun en sıcak günlerine geri dönüp, eşsiz sıcaklığına sığınabiliyoruz, eski günlerin yorğanını üzerimize örterek sarınıyoruz.
Büyüklerimizi kızdırdığımız ve üzdüğümüz günler daha dün gibi aklımız da, çocukluğumuzda o güzel anılara dönüp çelik billi oynamak geliyor içinden.
Kız çocukların çöpten bebek yaptıkları ve onun sevincini yaşamaları.
En yakın dostumuzun dert ortağı olup dertleştiğimiz ve eve geç geldiğimizde o dostun hatırına ebeveynlerimizden duyduğumuz acı sözlere rağmen dostluğun pekiştiği anlar.
Ama esas mesele nedir biliyor musunuz annelerimiz de, babalarımız da aslında çocuklarının hiç birine içindeki volkanı yüreğindeki ateşin yangınını açamıyorlar, açmıyorlar.
Çocuklarım üzülmesin, birde benim acılarımla yoğrulmasın dercesine.
Hayatın içindeki karmaşık bütün sorunları kendi kendilerine çözmeye çalışan, fakat çok kırılgan, bir zamanlar, çok acılar çekmiş, olmalarına rağmen, hep kendilerine sakladılar. Hüzünlerini, ağıtlarını, ızdıraplarını, hastalıklarını.
O buram, buram acı kokan yanları, canları kadar çok sevdikleri kendi çocukları ile konuşmadıkları gibi, büyükleri ile bile dertlerini ortak edip konuşmadılar.
Zorluklarla kendi kendileri ile savaşmaya çalışan yorgun bir savaşçıydılar.
Ne yazık ki artık savaş bitti, o savaşçıların bir çoğu gitti.
O içlerinde yanan ateşlerini de yanların da alıp gittiler.
Yerlerine mücadele edemeyen yorgun bir nesil oluştu.
Acaba bu yetişen yeni nesil şunları düşünüyormu, düşünebilirmi?
Annemin sesi çınlatsaydı odamın duvarlarını, hep anne kokan ilâhiler dinleyerek güçlü olmaya çalışsaydım.
Demiştin ya, ALLAH’a sığın ve yat, ben de yorganı çekmeden başıma ALLAH’a sığınıp yatmıştım ve hiç ama hiç ağlamamıştım.
Ama sonra, sabah kahvaltıda Allah ne verdiyse onu yiyelim ve şükredelim, demiştin. Bende öyle yaptım anneciğim!
Gözyaşlarım söndüremez içimde yanan ateşi senin hasretin var oldukça anneciğim.
Çünkü senin yokluğun, bir sürü insanın içinde kendimi yapayalnız hissetmek gibidir, anneciğim.
Ve Ayrıyeten!
Sevgili babacığım, çocukluğum da çocuk, gençliğim de genç oldun. Bana baba olmanın ötesinde arkadaşım dertdaşım oldun.
Sana yalan konuştuğum halde bunu anlayışla karşılayıp, bana daima doğruyu söylemem için ısrar ettiğin ve hata da olsa doğrunun değerini öğrettin.
Hatalar insanlar içindir, dedin, yaptığım hatalardan ders almamı ve yaşamıma kaldığım yerden devam etmemi sağladın.
Seni nasıl özledim, babacığım.
Diye itirafta bulunabilirlermi?
İşte asıl mesele burada, onlar fedakarlıklarını yaptılar, karşısındakiler en azından arkalarından du edeceklermi?
Diye düşünceler geçiyor insanın içinden.
Nerden nereye geldik dostlar!
Hayat insana ne ler getirir, hangi yardan uçurur bilinmez.
Ne kadar plan, proje çizersen çiz, ukbaya tertemiz teslim olduğun anda kazanımın olur.
Yoksa gerisi laf ü güzaf, boş laf olur.
Meseleri, tedkik ederken dengede kalalım, kimsenin ahı kimsede asla kalmaz, sen bu dünya ile hesablama ki hakikat yurdundan hergün milyonlarca selam gelir de duyamazsın desem ne anlarız.

Biraz sorumluluk, biraz insanlık, biraz da ahiret katıp şerbetini içersek o zaman anlıyacağız.
Biz yine de onları yalnız bırakmayacağız, onlar bu dünyanın en pahalı hediyesidir.

Vesselam.
Selam ve dua ile
M.S.A.
 

Muhtazaf

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
22 Ocak 2014
Mesajlar
1,865
Puanları
48
Web sitesi
www.facebook.com
Gurbet Mektupları 17
Hiç doğmamış, bir devletin, hiç doğmamış bir şehirinde, hiç doğmamış dünyaya gelmişiz.
Kanat germişiz adeta, olumsuzlukların yaşaması için, korunmasız hayata gülümseyerek, yolumuza devam etmişiz.
Sanki kendi gölgemize sığınmış, sahipsiz bir varlık olarak, acıların sancılarını nasılda çekmişiz.
Gelen ve giden her kimse, yüzümüze, kimliksiz olduğumuzu, nasılda haykırır olmuş.
Biz, iyi niyet kanısıyla, hala güleryüz göstermeye, suskun kalmaya çalışan, ceset olmuşuz.
Acılarımızı, dertlerimizi, hasretlerimizi, kaybedişlerimizi adeta içimize gömerek, rüzgarın önünde uçuşan, yapraklar gibi, bir oraya, bir buraya, yer değiştirmişiz.
Yıkılan gururumuz, yerlere serilen kimliğimiz, kaybolan gençliğimiz ve emeklerimiz diyememişiz.
Vicdan yolculuğa çıkmış, ahlak emekliye, saygı kuyuya düşmüş, sevgi nefrete dönüşmüş adeta yıkılmışız.
Karanlıkta, uzun bir koridorda yol alırken, birden duvara toslayarak yere yıkılmışız.
İşte bütün bunları düşünürken, aklın almadığı bir an vardır, işte o anda kalbimizden vurulmuşuz.
Artık kendimizi bu kadar salıvermişken artık yolları bıraktık duvara tırmanıyoruz.
Tam bu manzarayı yaşarken birden yeni bir perde aralanır, gözünüzün önüne.
Korkunç düşler sizi peşine düşürürken, kıvranırsınız adeta.
Bütün bu kıyımın içinde, suçsuz zavallılar, istemiyerek rol alırken, yıkım devam ediyor.
Birgün hıçkırık dolu bir vicdanla, uyanırsınız kaldığınız yerden.
Ah gönül, sana ne diyeyim, ne söyleyeyim.
Yıkılmışi viran olmuşi nice haneler, harap olmuş şehirler, darmadağın olmuş aileler, boynu bükük küçücük bedenler, suçsuz kadınlar, ihtiyarlar.
Ve rahatında, lüksünde umursamayan hayatı yemek, içmek, giymek, caka atmak zan eden zavallı insanlar.
Hatta, zulmü normal gören zavallı insancıklar, haberlerde, gözyaşlarına boğulmuş çocukları seyrederken, kebablarını daha bir iştahla yerlerken, kaygı bile göstermiyerek, zalimle arasında zerre farkım yok hissini verir insana.
İnsan var, eşrefi mahlukat, insan var, şeytanları bile utandıracak.
Evet, sıkıştığımız kıskaçın işkencesinde uğraşırken, şeytan ruhlu insanların, istilasına uğramış bulunuyoruz.
Tamir etmemiz gereken, o kadar yürek varki, ömrümüz yetmez.
Gizemli bir baharın kışına dönerken, efsunlu hayatın hırsına kapılmış, geriye dönmek istesekte dönemiyoruz.
Zaman denen mefhumu bedavaymış gibi, eften, püften sebeblerle, en kalın eleklerde eliyoruz.
Günlerimiz tek sesli, kulaklarımız kapalı, yürek duygusuz ve rahat.
Bütün bu gürültülerin, vurdumduymazlığın, hırsların içinde doğmamış zannı ile yaşamak ise beni adeta sarsıyor.
Şöyle bir haykırsak duyan olurmu?
Yoksa dünya homurtularının içinde kaybolur gidermi?
Duygular alabora olmuş, karmakarışık duyguların içinde kaybolmuş zihinler nasıl düşünsün.
Her anını kiralamış, düşünme denen şeyin ne olduğu unutulmuş dizilere, aletlere esir olmuş insan hipnoz vaziyetinde.
Deryaya açılmış, balıkçı teknesi gibi med, cezir kıvamında ne geleceğini bilmeden hedefe doğru yol almak varken, fırtına ile ensemizden yakalanıp, tuzlu suyun içinde kalmakta var.
Ufukta, hala güneşin görünmediğini görünce, insanın kalbi sıkışıyor.
Yıkılıyor, bütün umudları, tek celsede bitiyor.
Ve Şöyle diyorsunuz mırıldanarak!
Dilhun oldum, bunca dertten, sevkettim dertlerimi böylece kaleme.
Kalem dile gelip:
- İsteğin üzerine gözyaşlarımla satırları karalıyorum.
Sen istediğin için, adeta içimde ne varsa, harfleri satırlara boşaltıyorum.
Belki yıkılan umudlara merhem olabilirim diye.
Selam ve dua ile.
M.S.A.
 

Muhtazaf

Profesör
İhvan Üyesi
Katılım
22 Ocak 2014
Mesajlar
1,865
Puanları
48
Web sitesi
www.facebook.com
Gurbet Mektupları 18

Güzel yürekli dostlar, gurbetin cefakar insanları, sizlerle yine beraberiz.
Yüreğinde kederin varsa, senin derdin olmalı!
Hüznünde göz yaşı varsa, özlem olmalı!

Demişsek, gurbetin verdiği yalnızlıklardandır, kederimiz, hüznümüz. Izdırapları, acıları, bırakılışları, aldatışları, yüreğimizle çekişimizdendir.
Benim için sözün doğruluğu önemlidir, sözü söyleyenenin görünüşü değil!
Demişsek eğer, artık doğru sözlü, doğru özlü insanlara ihtiyacımız olduğundandır. Doğru sözlü, yalanı olmayan, senet gibi tapu gibi kişilikler arar olduk, cemiyetlerimizde, toplumlarımızda, arkanı dönünce vurulmayacağını bilmeli insan.
Ahirete zaman ayırmadığın ve dünya'da bitiremediğin o yoğun işlerini bitiremeden, ölüm meleği gelecek ama, yine zamanım yokmu diyeceksin?
Evet bu sorunu defalarca yazmıştık yine yazıyorum. Denge diye birşey var hayatta, evin bütçesi gibi, yolda yürürken ve bunlar gibi ama en önemlisi ahiret, dünya dengesi. Burada dengeyi kaybetmek, asıl kaybetmektir herşeyi. İflasa kadar gider.
Günlük işlerin sarhoşluğundan, ahireti düşünemez olduk!
Diyerek, yaraya parmak basmak istiyorum. Hayatımızı güncelleyerek nerede hata yaptık diye tespitimizi yapalım.
Bir kez daha fark ettim ki dünya'ya gerekenden fazla değer veriyor insanoğlu!
Evet; ne yapıyoruz, bu dünya için diye düşündüğümüzde, hayalimizin ermediği şeyleri planlayarak ölümsüz olduğumuzu zannetmeye başlıyoruz. Oysa birçok sevdiklerimizi toprağa veriyoruz ama yine unutuyoruz, yine unutuyoruz. Ölenle ölünmez diyerek, kaldığımız yerden hayata sımsıkı tutunuyoruz.
Hayatın birinci kademesinde durakladıysan bir düşün.
Hayatın birinci dönemi okul dönemidir, daha o çağda karar veremiyorsak, vermeyi öğrenmeliyiz, çünkü karar verememek insanı çıkmaza götürür.
Adam gibi düşünemiyorsan bari sus adam sansınlar.
Sus ve dinle doğruları ve yanlışları öğren ki gerçeği öğren.
Ahların, sultasında gönül görmezlik varsa, hakikatin gönlünde hak vardır.
Bunca zulümle inleyen halkların acılarını ne zamana kadar görmezden gelebilir insanlık, Bu görmezlik ve zulüm ebedi olamaz, gerçekler ne kadar alt üst olabilir. Gün gelir yenen hakkın içinde zalimler boğulur.
Fenerle sokaklarda adam arasakta bulunmuyor.
Ne yazıkki adam gibi adam zor bulunuyor, hayatı zorlaştıranda bu ya.
Karanlık insanlar geldiler uyuyan insanları uykularından rahatlarından ettiler. Komşu evdekiler hala uyuyor. Uyandırılmalarını bekliyorlar.
İnsanlar, huzur içinde kendi hayatlarını yaşarken, çıkar peşinde koşan ve çıkarcılığı sanat etmiş bazı insanlar bulunduğu mevkileri çıkarları için kullanırken, milyarlarca insanları da acı, elem, kedere gark ediyor.
Müslümanlar aklını başına almazsa birbirinin katili olmaya devam edecektir.
Aklımızı başımıza almamız insanlığın yararınadır, almamamız çıkarcıların cebine yarayacaktır. Bizde Müslüman öldürmekle cennete gideceğimizi zannedeceğiz.
Allah c.c. nefislerimizden ve vicdanlarımızdan putları şirkleri bidatları temizlesin. İnşaAllah.
Tarif edilmez bir kıskacın içine girmeye kendini zorlayan insan oğlu, acıları kendine ortak yaparak, dikine doğru ve hiçbir taviz vermeden, karşısındakini inciterek doğruların doğrucu adamıymış gibi ahkam kesiyor. Hayat insan olmanın ve adem olmanın hasretini çekerken, herkes haklılığının ispatı peşinde yıkımla uğraşmaktadır. Ta ezelden beri insanlar, birilerinin yanlışlarını aramakla meşgulken, bunu körükleyip çıkarlarını her işe alet eden insanlar var. Bu minval üzere hayat devam ediyor. Hakkın hakikatin peşinde olanlara ise, deli diyorlar hikaye de olduğu gibi.
Şu karamsar dünya'nın aydınlık tarafından geçelim derken bak yine zaman bizim aleyhimize geçiyor.
Etrafta karanlık insanlar dolaşırken, biz kendimizi unutma çabasındayız, ama bazı seçkin kullar Rabbine zikirle meşgul olarak ibadet anındaki o huzuru yaşıyorlar.

İnsan oğlu ot gibi veya sürü bir akıma kapılmış gidiyor.
Hangi insana doğruyu veya doğru zannettiklerimizi anlattığımızda.
Önce gülümsüyor sonra ''sen hangi devirde yaşıyorsun.
Adam ticarette devamlı kaybediyor.
Tutuyorsun akıl veriyorsun.
Adam:

- Sen aklını kendine sakla, varsa para ver.
Yani çok zıdlıkların bir arada olduğu bir dünya da yaşıyoruz.

Hayatı yaşıyorum zannedenler, yaşamayı başka, başka yorumluyor. Kimine göre hayat yaşamak, eğlenmek, gezmek, tozmak. Kimine göre hayata hükmetmek, Kimine göre boşvermek. Kimine göre imtihan. Kimine göre ahireti ve dünyayı dengede tutmak.
Siz dengeyi dünya ve ahirette terazide tutarsanız kazanan siz olacaksınız.
İnşaALLAH
Vesselam.
M.S.A.



 
Üst