Gülen-Erbakan karşı karşıya | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Gülen-Erbakan karşı karşıya

korakademik

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
17 Ağu 2009
Mesajlar
2,236
Puanları
0
Gülen-Erbakan karşı karşıya

Fethullah Gülen cemaati okullara, dergilere, yayınevlerine, yurtlara, dünyanın çeşitli bölgelerinde kolejlere ve okullara sahip olmuştu. Günden güne büyüyen cemaat artık en büyük cemaat haline gelmişti. Bu cemaate bir gazetenin gerektiği düşüncesi, cemaatin çeşitli kademelerinde konuşulmaya başladı. Bir gazete çıkarma düşüncesi olgunlaşırken 1986 yılında Ankara'da yayımlanan Zaman gazetesinin ortakları arasında problem çıktığı haberi alındı. Hazır bir gazeteyi almanın daha uygun olduğu görüşüne varıldı ve Zaman gazetesinin alınması için girişimlerde bulunuldu. 1986 yılında kurulan Zaman gazetesi Alaaddin Kaya 'nın sahipliğinde, Fehmi Koru ve ekibinin yönetiminde çıkarılan bir gazeteydi. Milli Gazete'den ayrılan Fehmi Koru ve arkadaşları, Yeni Devir gazetesi özlemine karşılık vermek amacıyla kurulan ve siyah-beyaz yayımlanan Zaman gazetesinde, entelektüel kesime ve gençliğe hitap eden bir yayın yapıyordu. Fehmi Koru, Ali Bulaç, Mehmet Doğan ve Nabi Avcı gibi isimler gazetenin yazarlarıydı. Zaman gazetesi, İslamcı tabanda itibarlı bir gazete haline gelmesine rağmen yirmi-otuz bin satıyordu. Bu da, gazetenin ortakları arasında birtakım sıkıntılara neden olmuştu.
 

korakademik

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
17 Ağu 2009
Mesajlar
2,236
Puanları
0
Koru'nun özel anlaşması Fethullah Güen çevresi böyle bir zamanda devreye girdi ve Alaaddin Kaya ile anlaşma yapılarak gazete Fethullah Gülen cemaatinin yayın organı haline geldi. Fehmi Koru'nun dışında kalan yazarların çoğu el değiştiren gazeteden ayrılmak zorunda kaldı. Ali Bulaç ve bazı yazarlar kendileriyle birlikte hareket etmeyen Fehmi Koru'yu, arkadaşlarını satmakla suçladılar. Ancak Fehmi Koru'nun gazete sahipleriyle özel bir anlaşması vardı ve ona göre para almıştı. Bu yüzden gazeteden ayrılamıyordu. Gazete, Fethullah Gülen cemaatinin eline geçince de Fehmi Koru başyazarlığını sürdürdü, Taha Kıvanç adıyla da kulisler yazmaya devam etti.
Gazetenin görüntüsünde bir değişiklik yoktu. Değişiklik yönetimde ve yazı kadrosundaydı. Daha önce Bugün ve Sabah gazetelerinin sahipliğini yapan ve gazeteleri iyi satan Mehmet Şevket Eygi , gazetenin başına getirildi. Onun yönetiminde de gazete satışını arttıramayınca yönetim yeniden değiştirildi. Bundan sonra Fethullah Gülen cemaatinin gazeteye abone edilmesi sağlandı. Bu konuda Türkiye gazetesi örnek alınıyordu. Cemaatin zenginlerine, ''Şu kadar gazeteyi satın alacaksınız'' talimatı verildi. Zenginler ve durumları iyi olanlar, on gazete, otuz gazete, yüz gazete gibi kendilerine biçilen rakamları üstlendiler ve onların toptan aldıkları gazeteler bedava dağıtıldı. Bu çalışmalardan sonra da yirmi-otuz bin satan gazete, bir anda yüz bini geçti, iki yüz bin sınırına ulaştı. Zaman gazetesi özellikle 1988'den sonra koyu bir ANAP iktidarı savunuculuğuna soyundu.
 

korakademik

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
17 Ağu 2009
Mesajlar
2,236
Puanları
0
Dini çevrelerde 'İsrailli bebekler' şoku
Irak'ın Kuveyt'i işgal etmesiyle başlayan Körfez krizi sırasında ABD ve müttefikleri Irak'a bomba yağdırıyordu. Bu savaşta mağdur olan, Irak'ın sivil halkıydı, her gün binlerce insan ve bebek ölüyordu. Dünya bu savaşı televizyonlarından CNN aracılığıyla bir pembe dizi gibi izliyordu. Savaşın Türkiye'ye bir başka etkisi de, siyasilerin arasındaki görüş ayrılığını derinleştirmiş olmasıydı. Hükümet kanadı ABD yanlısı tutum içindeyken Bülent Ecevit ve Necmettin Erbakan Irak'ın yanında yer aldı. Süleyman Demirel bile Irak'a yapılan saldırıyı kınadı. Bu kamplaşmaya cemaatler de karıştı. İslami grupların çoğunluğu ABD'ye karşıydı. Türk medyasında doğrudan Irak'ı savunan Milli Gazete ve Yeni Asya gazetesi vardı. İşte böyle bir dönemde Fethullah Gülen, Körfez Savaşı'yla ilgili bir konuşma yaptı. Bu konuşmasında ''İsrailli bebeklerin durumuna ağladığını'' belirtti. Irak bombardımanında zarar gören İsrailli bebekler onu çok üzmüştü! Fethullah Hoca'nın bu konuşması, kendi tabanını da, bütün dini çevreleri de şoke etti. RP'liler Fethullah Hoca'ya kızdılar. Milli Gazete açıkça Fethullah Gülen'i eleştiren yayın yaptı. Mukadder Başeğmez , Fethullah Hoca'nın aleyhinde çok sert bir yazı yazdı.
Fethullah Gülen'e bağlı Zaman gazetesi de başka bir yolla buna karşılık verdi. Erbakan Irak'ı destekliyorum demesine rağmen, ABD müttefiki olan Suudi Arabistan Kralı'na, Irak'a karşı yaptıkları savaşta başarılar dileyen mesaj göndermişti. Bir dergide yer alan bu haberi Zaman gazetesi de yayımlayarak Erbakan'ı ikiyüzlülükle suçladı. 20 Ekim 1991 genel seçimleri öncesi RP'nin, Türkeş 'in partisi MÇP ile ittifak yapacağı söylentileri yayıldı. Çoğu cemaat ve tarikat da bu ittifakın olmasından yanaydı. MÇP'nin barajı aşması zordu, ama RP ile ittifak kurarsa onlar da Meclis'e girebileceklerdi. Aykut Edibali 'nin IDP'sinin de ittifaka dahil olacağı söylenince muhafazakâr çevreler daha da sevindi.
Olay netleşmeden muhafazakâr çevreler, Türkiye ve Zaman gibi gazeteler adeta ittifak kurulmuş gibi yayın yapmaya başlayarak baskı oluşturdular. Hem RP tabanında, hem MÇP tabanında rüzgârlar esiyordu. Yıllardır birbirine mesafeli olan İslamcılar ve ülkücüler güç birliği edecekti, inananlar bir çatı altında olacaktı. Bu ittifak başka çevre oyları da getirecek ve ittifakçılar tek başına iktidar olabilecekti. Ancak Güneydoğu, RP'nin oy deposuydu, MÇP ile ittifak kurulunca kesinlikle oy kaybı olacaktı. Acaba diğer bölgelerden gelecek oylar bu kaybı nasıl etkileyecekti? Sonuçta ANAP'tan RP'ye geçen Melih Gökçek 'in mimarı olduğu bu ittifakın daha kazançlı olacağı görüşü ağır bastı.
 

korakademik

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
17 Ağu 2009
Mesajlar
2,236
Puanları
0
Enver Ören'in açıklaması

Cumhuriyet Gazetesi'nin 27 Haziran 2000 tarihli nüshasının 1-8. sayfasında, ''Cemaatlerin Gerçek Lideri: Özal'' başlığı altında, müvekkillerimiz Hüseyin Hilmi Işık ve Enver Ören aleyhinde gerçek dışı iddialarda bulunulmuştur. Bu yayınları bütünü ile reddediyoruz.
Müvekkillerimiz, Işıkçılık da dahil hiçbir cemaat veya partinin mensubu, kurucusu, üyesi, mensubu ve sempatizanı değildir. Kendileri, devletimize ve milletimize hizmet eden ve bu uğurda 24 saat çalışan, aydın, çağdaş ve münevver insanlardır.
Müvekkillerimiz, Sn. Turgut Özal da dahil, hiçbir siyasi partiden ve iktidardan hiçbir zaman menfaat temin etmemişlerdir. Bu konuda devlet imkânlarını da asla kullanmamışlardır. Müvekkillerimden Enver Ören'in sahibi bulunduğu Türkiye Gazetesi, Sayın Turgut Özal döneminden çok önce kurulmuş olup 1970 yılından bu yana elden dağıtım sistemi ile çalışmakta olduğundan, hiç kimseden böyle bir dağıtım modelini de almış değildir.
Müvekkillerimizin ülkemizde yaşayan hiçbir kişi, kuruluş ve cemaat ile de husumet içinde olmadıklarını, doğru bildiklerini ve inandıklarını daima söylediklerini ve bu sebeple de basının ağabeyi olarak kabul edildiklerini ifade etmek isteriz. Ciddi ve güvenilir bir yayın organı olduğuna gönülden inandığımız Cumhuriyet Gazetesi'nin bu yayınının yanlış bir bilgi akışından kaynaklandığına inanıyoruz.
Kamuoyuna saygı ile duyururuz.
Hüseyin Hilmi Işık-Enver Ören Vekilleri Av. Alaettin Şener-Av. Abdurrahman Gök.
 

korakademik

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
17 Ağu 2009
Mesajlar
2,236
Puanları
0
Turgut Özal cumhurbaşkanı, muhafazakârlar Refah Partisi'ne

Turgut Özal, muhalefetin sert eleştirilerine rağmen cumhurbaşkanı seçildi. Turgut Özal, Celal Bayar'dan sonra ikinci sivil cumhurbaşkanı olarak göreve başladı. Ama onun cumhurbaşkanlığının İslamcı kesimin gözünde daha özel bir anlamı vardı. Turgut Özal ilk dindar cumhurbaşkanıydı, hatta ilk tarikat mensubu cumhurbaşkanıydı.
Özal cumhurbaşkanı olunca, ANAP'ın başına muhafazakâr gruptan Yıldırım Akbulut getirildi. Yıldırım Akbulut kimsenin beklemediği, ummadığı bir isimdi. İcraatlarından çok, bir zamanlar hal müdürlüğü yapmış olması ve hakkında fıkralar uydurulmasıyla tanınıyordu. Çok geçmeden parti
içinde etkin olan liberaller, Dışişleri Bakanlığı yapmış olan Mesut Yılmaz'ı partinin başına getirdiler. Medyanın da desteğini alan Mesut Yılmaz, Özal'ın kendisini istememesine rağmen delegelerin çoğundan oy aldı ve hem ANAP genel başkanı hem de başbakan oldu.
Mesut Yılmaz, açıkça muhafazakârlara karşı tavır almıştı. Tarikat ve cemaatleri kızdıracak kimi açıklamalar yapıyordu. ''ANAP'ın tarikat ve cemaatlere ihtiyacı yok'' diyordu. Seçime bir buçuk yıl kala erken seçim ilan etti. Çağdaş, genç, modern bir parti lideri imajıyla daha çok oy alacağını düşünmekteydi...

Yeni Asya gazetesi imtiyaz sahibi Mehmet Kutlular sorularımızı yanıtladı
 

korakademik

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
17 Ağu 2009
Mesajlar
2,236
Puanları
0
'Fethullah Gülen, Nurcu Denilmesinden hoşlanmaz'



1- Öncelikle şunu ifade edeyim ki, bizim camiamızda liderlik ve önderlik gibi bir hadise söz konusu değildir. Benim konumum, diğer arkadaşlarım gibi, istişareler neticesi tevdi edilen görevlerde bulunmaktan ibarettir. Bu görevin, camia adına çıkan bir gazetenin imtiyaz sahipliği olması hasebiye camiayı dışarıda temsil misyonunu da beraberinde getirmesi, bu gerçeği değiştirmez. Netice itibarıyla ben de şahs-ı manevi tabir ettiğimiz camianın nihai karar mercii olan istişare zeminlerinde, tamamen hür ve katılımcı bir ortamda alınmış hizmet kararları çerçevesinde görev yapan bir insanım.
Bediüzzaman'ın önde gelen talebelerinden Zübeyir Gündüzalp 'in konumu da bu idi. Gündüzalp'in en belirgin özelliği ise Said Nursi 'nin hizmet metot ve anlayışını, onun ölçü ve prensipleri çerçevesinde en iyi kavramış bir insan olmasıydı. Bediüzzaman'ın vefatından sonra Risale-i Nur hareketinin aynı çizgide toparlanmasında, bu nitelikleri ile Gündüzalp belirleyici rol oynadı. Yeni Asya da bu çizgiyi devam ettirme gayretindedir...
Geride kalan otuz yılı aşkın süre zarfında Yeni Asya'nın çeşitli iç ve dış sebeplerle zaman zaman ciddi sıkıntı ve darboğazlar yaşadığı doğrudur. Ama bu sebepleri kişilere, özellikle de şahsıma indirgemek, gerçekçilikten uzak ve çok sığ bir değerlendirme olur. Elbette ki otuz yıl önce beraber yola çıktığımız insanların bir kısmıyla zaman içinde bilhassa siyasi konularda fikir ayrılığına düştüğümüz bir vakıadır. Böylesi ayrılıklar ise her sosyal grubun ve müessesenin içinde görülebilmektedir. Nitekim Cumhuriyet gazetesi de bu anlamda iç tartışmalara ve kopmalara sahne olabilmiştir.
Yeni Asya camiası içinde yaşanan sıkıntılarda en çok etkili olan faktör, benim tespitlerime göre, dahildeki ihtilafların harici eller tarafından körüklenmesi ve belli maksatlar istikametinde yönlendirilmesi olmuştur. Kişisel anlaşmazlıklar camiamızı bölmek için kullanılmış, bu hedefe ulaşıldıktan sonra da Yeni Asya'yı yıpratmak ve çökertmek için yoğun karalama kampanyaları yürütülmüştür. Bunların kendiliğinden olduğunu düşünmek saflık olur.
Yeni Asya özellikle 12 Eylül'den sonra açılan dönemde hem aleni ve yoğun devlet baskısına maruz kalmış, toplam süresi 470 günü bulan kapatma kararlarına ve bu kararların her alanda kendisini gösteren sıkıntılı sonuçlarına muhatap olmuş hem de bünyedeki ihtilafları, camiada bölünmeyi getirecek istikamette kullanan stratejilere hedef kılınmıştır.
Ancak bütün bunlardan sonra geldiğimiz merhalede Yeni Asya, yaşadığı sıkıntıları çok büyük ölçüde aşarak tekrar derlenip toparlanmayı başarmıştır. ''Artık bitti, bir daha ayağa kalkamaz, belini doğrultamaz'' denildiği noktalarda dahi pes etmeden, çok büyük zorlukları ve engellemeleri göğüsleyerek yoluna devam etmiştir ve etmektedir.
2- Fethullah Gülen , Risale-i Nur'dan da büyük ölçüde istifade etmiş olmakla birlikte, kendisini Nur camiasının mensubu olarak görmediğini ve ''Nurcu'' tabirinden dahi rahatsızlık duyduğunu, kamuoyuna defaatle deklare etmiş bir insandır. Biz ise Risale-i Nur talebesi ve Nurcu kimliğimizle dine hizmet etmeye çalışan insanlarız. Aramızdaki temel fark buradan kaynaklanmaktadır.
3- Bediüzzaman'dan aldığımız ölçüler bizi din adına çıkan partilere destek vermekten men ettiği için.
4- Bediüzzaman hayatta iken demokratları destekledi. Ve bu desteğin gerekçelerini detaylarıyla açıkladı. Bu izahların ışığında talebeleri de DP'nin devamı olan AP ve DYP'ye destek verdiler. Ama bu destek oy kullanmak, başkalarına da aynı yönde oy kullanmaları tavsiyesinde bulunmak, seçim sonrasındaki icraat ve gelişmeleri aktif bir sivil toplum ve demokrasi bilinci içerisinde izleyip denetlemekle sınırlıdır. Bu da demokratik bir vatandaşlık hak ve görevinin yerine getirilmesinden ibarettir. Bunun siyasallaşma ile uzaktan yakından bir ilgisi yoktur. Siyasallaşmadan söz edilebilmesi için, bilfiil siyasete soyunmak, parti kurmak ve iktidara talip olup o yönde çalışmak gerekir. Yeni Asya bu anlamda bir siyasallaşma olayına hiç girmemiş, söz gelişi hiçbir zaman bir parti oluşumuna kaynaklık etmemiştir.
Buna karşılık, Yeni Asya'nın karşı çıktığı din adına siyaset hareketinin mensupları, dinin de siyasallaşmasını sonuç veren bir yaklaşım içinde olmuşlardır. Bundan da en büyük zararı din görmüştür. Bilhassa 28 Şubat sürecinde yaşananlar, bunun en büyük ispatıdır. Konuya bir partinin yanında, bir diğerinin karşısında olmak şekliyle değil, bu çerçevede yaklaşılmalıdır.
 

korakademik

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
17 Ağu 2009
Mesajlar
2,236
Puanları
0
Mehmet Kutlular'a yönelttiğimiz sorular

1. Yeni Asya cemaatine Zübeyir Gündüzalp'ten sonra siz önderlik ediyorsunuz. Bu süreçte Yeni Asya'nın gerilediği, aranızdan çıkan Fethullah Gülen'in yükselişe geçtiği gözleniyor. Bunda sizin payınız olduğu iddiaları var. Cemaati küçülttüğünüz söyleniyor. Bu konuda yorumunuz nedir?..
2. Fethullah Gülen cemaati ile sizlerin arasında ne gibi farklar var?.. Aynı kaynaktan beslenmenize rağmen niye bir arada değilsiniz de ayrı yollardasınız?.. Sadece hizmet farklılığı geçerli bir neden mi?..
3. Başlangıçtan bu yana neden Erbakan ve partilerine karşı şiddetli bir muhalefet içinde oldunuz?..
4. Erbakan ve partilerine karşı özellikle 12 Eylül öncesi yoğun eleştiriler yaptınız ve Demirel yanlısı bir tavır aldınız. Cemaatin bir siyasi partinin yanında olup diğerinin karşısında olması, cemaatin siyasallaşması olarak eleştirildi. Bugünden bakınca o günleri nasıl değerlendiriyorsunuz?..

 

korakademik

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
17 Ağu 2009
Mesajlar
2,236
Puanları
0
'Mehmet Kırkıncı Hoca askerle görüşüyordu'

5- 12 Eylül'den sonraki bölünmede kişisel anlaşmazlıkların körüklenmesiyle büyütülen temel bir fikir ihtilafı belirleyici olmuştur. O da, ihtilale karşı alınacak tavır meselesinde ortaya çıkmıştır. Biz başından itibaren darbeye karşı çıktık ve demokrasiyi savunduk. Buna mukabil, içimizde darbeyi savunan ve darbecilere sahip çıkan görüşlerle karşı karşıya geldik. Biz böyle bir düşünceyi kabul edemeyeceğimiz gibi, bu görüş sahiplerinin de bizimle beraber yola devam edebilmeleri mümkün olamazdı.
6- Mehmet Kırkıncı 'nın ihtilal yönetimine mektuplar yazdığı, hatta Milli Güvenlik Konseyi üyesi ve eski Hava Kuvvetleri Komutanı Org. Tahsin Şahinkaya gibi bazı paşalarla bizzat görüştüğü doğrudur. 12 Eylül yönetiminin kendisine halk nezdinde ''meşruiyet'' kazandırmak ve destek bulmak için hemen hemen bütün dini cemaatlerle, bu arada bizim bazı gruplarımızla gizli pazarlıklar yaptığı da bir vakıadır. Zorunlu din dersleri de bu maksatla kullanılmış olabilir.
7- 12 Eylül askeri yönetimi, bütün dini cemaatlere bir şekilde nüfuz etmiş; gerek birtakım imkânlar bahşetmek, gerekse gözdağı vermek suretiyle çoğunu kontrol altına almıştır. Bu maksatla özel olarak görevlendirilen istihbarat elemanları bize de gönderilmiştir. Gelen kişiler bize bazı talep ve teklifler getirmiş; kabul ettiğimiz takdirde devlet imkânlarıyla destekleneceğimiz taahhüdünde bulunmuşlardır. Hatta bölünme arefesinde olduğumuz günlerde bize gelinerek şartlarını kabul edersek, mukabil gruba karşı bize destek verileceği vaadi ifade edilmiştir. Ama biz bu pazarlıklara girmedik ve önerilen şartları reddettik. Bizi zaafa uğratıp çökertmek için her yol kullanılarak üzerimize gelinmesinde bu tavrımızın çok büyük rolü vardır.
8- Fethullah Gülen'in el üstünde tutulması, bir yönüyle, Türkiye'de gelişen İslami potansiyelin kontrol altında tutulup kullanılabilecek bir mecraya kanalize edilmesini öngören ''ılımlı İslam'' projelerinin bir sonucu ve tezahürüdür. Bununla bağlantılı olarak, RP'nin geçen dönemdeki yükselişine karşı Gülen hareketine bir set ve bariyer olabileceği düşüncesiyle de destek verilmiştir. Nitekim 28 Şubat sürecinde Gülen, bu misyonu elinden geldiği ölçüde yerine getirmeye çalışmıştır.
9- Bizim Demirel'le irtibat ve ilişkimiz otuz seneyi aşkın bir maziye sahiptir. İsmet İnönü'nün, Demirel'i ''Said Nursi'nin halifesi mi olacak'' diyerek köşeye sıkıştırmaya çalıştığı 1960'lı yılların ortalarından bu yana Demirel'le ilişkilerimiz devam etmiştir. Bu süre zarfında Demirel'e verdiğimiz destek, dediğimiz gibi, demokrat misyona olan desteğimizin bir gereği ve neticesi olmuştur. 12 Eylül'den sonra da bu inanç ve düşünceyle Demirel'in yanında olmaya devam ettik ve onun 12 Eylül rejimine karşı verdiği demokrasi mücadelesine destek olduk. Bu desteği tamamen samimi ve hasbi düşüncelerle, hiçbir pazarlığa girmeden ve hiçbir talepte bulunmadan verdik. Yeri geldiği zaman da Demirel'i hiçbir rezerv koymadan, ''Hakkın hatırı yücedir, hiçbir hatıra feda edilmez'' prensibi çerçevesinde, ama yapıcı bir tavırla eleştirmekten kaçınmadık. Nitekim Demirel'in 28 Şubat sürecinde bizim de yoğun şekilde eleştirdiğimiz bazı tavır ve uygulamaları olmuştur. Ama nihai tahlilde biz bu ''aykırı'' tavırları, onun devlet içerisinde karşı karşıya olduğu ciddi zorluk ve sıkıntıların yansımaları olarak değerlendirdik. Bize göre Demirel, bu dönemde demokrasiyi yeni bir kesintiye daha maruz kalmaktan koruma endişesiyle hareket etti ve bunun için çok büyük gayret sarf etti. Ve Demirel 28 Şubat'ı, yapabildiği ölçüde frenleyerek hasar ve tahribatın mümkün olabilecek en az seviyeye düşürülmesine çalıştı. Sonuç olarak, bu zorlu süreçte zaman zaman eleştirsek de, Demirel tarafından ''kandırılmış'' olduğumuz gibi bir duyguya kapılmadık. Çünkü Demirel'in iç dünyasını tanıyoruz ve kendisiyle otuz beş yıllık bir hukukumuz var.
10- Gerek Erbakan, gerekse Gülen için kullanılan ''diskalifiye'' yöntemlerinin, dürüst, ahlaki ve samimi olduğunu herhalde hiç kimse iddia edemez. Devlet gücünü ve imkânlarını kullanarak sivil hareketleri ezmek, demokratik hukuk devleti anlayışıyla bağdaşmadığı gibi, bu yolla sağlıklı neticelere ulaşmak da mümkün değildir. Bu şekilde hareket etmek suretiyle bugün için Erbakan ve Gülen hareketleri tasfiye edilebilir; ama yarın başka versiyonları çıkar. Bu bakımdan, yapılması gereken şey, din alanındaki boşluğu doğru ve sağlıklı yaklaşımlarla doldurmak; halkın doğru bilgilerle donatıldığı hür ve demokratik bir tartışma ortamı oluşturarak yanlışların böyle bir ortamda, hür zihinlerin ikna edilmesi yoluyla izalesine çalışmaktır.
11- Erbakan da, Gülen de yapay bir büyüme noktasına gelmişken, bilinen yöntemlerle diskalifiye edildiler. Bu aşamadan sonra kendi asli sınırlarına avdet etmeleri beklenmelidir. Geçici bir süreyle elde ettikleri etkinlik ve güce tekrar erişmeleri artık zordur. Erbakan hareketi çok büyük ihtimalle tekrar çekirdek kitlesine dönecek, hatta bu kitlede dahi parçalanmalar olabilecektir. Aynı şekilde Gülen hareketi de dağılma ve gerileme sürecini yaşamaktadır. Onun da eski gücünü tekrar yakalaması son derece güçtür.
Yeni Asya camiası ise kemiyeti değil, keyfiyeti esas alan şuurlu bir kitledir. Pek çok zorlu ve çetin sınav yaşamış, birçok badireyi atlatmış, adeta feleğin çemberinden geçmiş, fikirlerinin gücüyle ayakta kalmayı ve itibarını korumayı başarmıştır. Yaşadığı hadiseler bu kitleye tecrübe birikimi en zengin cemaat niteliğini de kazandırmıştır. Hiç kimseye diyet borcu olmayan onurlu ve tavizsiz tavrı ile aynı çizgide bundan sonra da aynı kararlılıkla yürümeye devam edecektir.
Yeni Asya gazetesi İmtiyaz Sahibi Mehmet Kutlular
 

korakademik

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
17 Ağu 2009
Mesajlar
2,236
Puanları
0
Mehmet Kutlular'ın yanıtlaması istenen sorular

5. Bu tutumunuz yüzünden bölündüğünüz söyleniyor. En büyük bölünmeyi ise 12 Eylül ihtilalinden sonra yaşadınız. Bilenler, o bölünme için cemaat ortadan bölündü diyorlar. Bu bölünmenin nedenleri ne olabilir?..
6. Mehmet Kırkıncı ve Fethullah Gülen'in askeri darbeyi savunmasına şiddetle karşı çıktınız. Özellikle Mehmet Kırkıncı'nın askeri yönetime yazdığı mektup tarafınızdan ağır eleştirilere uğradı. Oysa ''Konseyciler'' diye anılan o grup, Kenan Evren'in ''okullara din dersi'' konmasını o mektupla sağlandığını iddia ediyorlar. Neydi o mektup, gerçekten durum böyle miydi?..
7. . Cemaatlerle askerler nasıl iç içe olabiliyor?.. Duyduğumuza göre, askerler sizlere de çok gelmişler, ama siz ikna olmamışsınız ve işbirliğine şiddetle karşı çıkmışsınız. Bu olaylardan bahsetmeniz mümkün mü?..
8. Fethullah Gülen cemaati, 1990'lardan sonra bazı çevreler tarafından ''el üstünde'' niye` tutuldu?.. Bu olayı ve Fethullah Gülen'in onlarla gönüllü işbirliği yapmasını, RP'ye yönelik eleştirilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?..
9. Size sorulması gereken en önemli soru, sanırım Demirel konusunda olacaktır. Yıllarca Demirel için mücadele ettiniz, en zor zamanlarında yanında oldunuz. 12 Eylül sonrasının ilk günlerinde sadece sizin yayınlarınızla sesini duyurabildi. Ama sonraki süreçte Demirel çok değişti. Özellikle 28 Şubat sürecindeki Demirel, sizin yıllardır savunduğunuz Demirel'e hiç de benzemiyordu. Çoğu cemaatler Demirel'i, ''Süleyman Korutürk'' olarak niteledi. Yıllarca askere karşı mücadele vermiş olan Demirel'in 28 Şubat'ta askerden yana olduğu iddia edildi. Hatta Demirel'in, askerleri kullanarak 28 Şubat'ı asıl yaptıran kişi olduğu dahi söylendi. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?.. Demirel tarafından yıllarca kandırılmış olduğunuz duygusuna kapıldınız mı?..
10. Erbakan 28 Şubat'ta, Fethullah Gülen de 18 Haziran 1999'daki şok kasetlerle diskalifiye edildi. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?..
11. Bundan sonra ne olacak?.. Erbakan ve Fethullah Gülen'in durumu nedir?.. Yeni Asya cemaatinin durumu nedir?..
27 yıl sonra başbakan olan Necmettin Erbakan , kurduğu Refahyol hükümeti ile ülkeyi gerilime soktu
 

korakademik

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
17 Ağu 2009
Mesajlar
2,236
Puanları
0
RP'nin yükselişi ve 28 Şubat
Türkiye ve Zaman gazetesinin de bütün güçleriyle ittifaka destek olması RP'li tabanı bile şaşırtmıştı. İttifak iktidardaki ANAP'ta fırtınalar koparıyordu. Parti içindeki muhafazakârlar bu ittifakın asıl mimarı olarak Mesut Yılmaz'ı görüyor ve onu basiretsizlikle suçluyordu. Mesut Yılmaz partinin başına geçer geçmez dini cemaatleri ve tarikatları karşısına almış, onları partiden uzaklaştırmıştı.
DYP ve ANAP Türkeş'i, Erbakan'la bir olmaması için uyardılar. Gerekirse birlikte ittifak kurabileceklerini belirttiler. Ama sonuç değişmedi. Türkeş sağ kesimde büyük bir coşkuya neden olan ittifaktan ayrılmayı göze alamadı. Zaten ''İttifakı bozan vebal altındadır'' yayınları ve anlayışı ittifaktaki üç partiyi de bağlayan en kuvvetli baskıydı.Ama seçime iki gün kala Zaman gazetesinde Fethullah Gülen'le yapılan bir konuşma herkeste soğuk bir duşa neden oldu. Fethullah Gülen bu konuşmasında ittifaka mesafeli olduğunu hissettiriyordu.
İttifaktan gelecek için bir şey beklemediğini söylemiş ve ittifakı önemsemiyormuş havası vermişti. Tabii onun bu konuşması RP'lilerle Fethullah çevresini yine karşı karşıya getirdi. RP'liler Fethullah Hoca'nın yine yan çizdiğini, mutlaka devletten bir işaret aldığı için seçime iki gün kala bu konuşmayı yaptığını söylediler.
 

korakademik

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
17 Ağu 2009
Mesajlar
2,236
Puanları
0
Başbuğ Erbakan, Mücahit Türkeş

Seçim meydanlarında ittifak rüzgârları esiyordu. Erbakan, Türkeş, Edibali bir arada aynı kürsüden, RP- MÇP ve IDP bayrakları sallayan kalabalıklara hitap ettiler. İslamcı, ülkücü ve mücadeleci kalabalık coşkulu tezahürat yaptılar, sevgi gösterisinde bulundular. Sloganlarda karşılıklı iltifatlar hâkimdi: ''Başbuğ Erbakan, Mücahit Türkeş!..''
Fethullah Gülen ve yakın çevresi de ANAP'ı tercih etmesine rağmen Fethullah Gülen cemaatinin tabanı ittifaktan yanaydı. Coşku öyle büyüktü ki, Fethullah Gülen'in gazetede yayımlanan konuşması bile etkilememişti. O gruba samimiyetle bağlandıkları halde, Hocanın bu konuşmasının yanlış olduğunu söyleyenler vardı.
Seçim büyük beklenti ve heyecanlar içinde yapıldı ve RP ittifakı yüzde 16.8 oy alarak TBMM'ye 62 milletvekili soktu. 1991 seçimlerinde DYP birinci parti oldu. RP ittifakı ise dördüncü partiydi. DYP birinci parti olmasına rağmen durumdan memnun değildi. Aldığı yüzde 27 oy ancak koalisyon iktidarı için yeterliydi. Böylece Türkiye, 12 Eylül darbesinden sonra yeniden koalisyon hükümetleri dönemine girdi. Koalisyon ortaklığı için seçim yapmak Demirel'i hayli zorladı. Sağ kesimde, DYP ile RP'nin ittifak yapması konusunda yoğun bir baskı oluştu. Ama Demirel Erbakan'la da ANAP'la da hükümet kurmak istemiyordu.
Demirel, SHP'ye ortaklık teklif etti ve DYP-SHP hükümeti kuruldu. İttifak ise bir ay sürmeden dağıldı. Artık TBMM'de RP milletvekilleri vardı, sayıları da az değildi. Şimdi sıra partiyi daha da büyütmeye gelmişti. İttifak rüzgârını artık tek başlarına estireceklerdi. Faaliyetlerine yeniden hız verdiler, eskisinden daha çok çalıştılar. Yarın seçim olacakmış gibi hummalı bir faaliyet içine girdiler. Bu dönemde özellikle kadınlara büyük görevler verildi. RP'li hanımlar kapı kapı dolaşmaya başladılar. Evde oturan kadınlar artık RP için sokaklara dökülmüş ve en aktif çalışan kesim haline gelmişlerdi.
Ortada seçim yokken, bir seçimden henüz çıkılmışken gösterilen bu çaba halkı ve kamuoyunu şaşırtıyor, onların RP'ye ilgisini çekiyordu.
Recep Tayyip Erdoğan, Melih Gökçek, Hasan Hüseyin Ceylan, Abdullah Gül, Mukadder Başeğmez gibi isimler bu yeni dönemde sivrildiler.
Başta Şevki Yılmaz, Bülent Arınç olmak üzere RP'li hatipler, Türkiye'nin her tarafına koşturuyor, onların yanı sıra teşkilatlar, gençler, araba konvoyları, kadın çalışmaları her tarafa yayılıyordu. Köy odaları, ev toplantıları, kahvehaneler, meyhaneler, hatta genelevler bile bu çalışma alanının içindeydi. Bu çalışmaların ilk semeresi de Bakırköy Belediye Başkanlığı seçiminde alındı. İstanbul'un en büyük ve en kozmopolit ilçesinde RP ikinci parti oldu. Kısa bir süre sonra da Kâğıthane için belediye başkanlığı seçimi yapıldı ve RP başkanlığı kazandı.
Bu süreçten sonra RP hızla yükseldi. Bu yükselişi kamuoyunda şoklara, depremlere yol açıyordu. Özal'ın ölümü ve Demirel'in Cumhurbaşkanı oluşu da RP'ye yaradı. DYP'nin yeni genel başkanı Tansu Çiller, RP ile mücadele edebilmek için ilginç bir yol seçti. Fethullah Gülen'i Erbakan'ın karşısına çıkardı. Fethullah Gülen bu rolü kabul etti. Tansu Çiller-Fethullah Gülen görüşmesi bu amaçla basına sızdırıldı. Yedi okuluna Tansu Çiller adını vermek istediğini Çiller'e söyleyen Gülen, aynı görüşmede artık meydana ineceğini belirti. DYP'yi destekleyen, RP'ye karşı çıkan bir tazda sahaya indi. RP dışındaki partiler ve medyanın büyük bölümü Fethullah Gülen'e sahip çıktılar. Fethullah Hoca, bu süreçte "Hocaefendi'' unvanını aldı ve "Herkesin Hocaefendisi'' oldu. O artık Erbakan'a alternatif bir isimdi. Ne var ki, RP'nin yükselişini engelleyemedi.
 

korakademik

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
17 Ağu 2009
Mesajlar
2,236
Puanları
0
Necmettin Erbakan 27 yıl sonra başbakan


RP önce İstanbul, Ankara dahil Türkiye'nin pek çok yerinde belediyeleri kazanarak 24 Mart 1994'de birinci parti oldu. Recep Tayyip Erdoğan İstanbul'un, Melih Gökçek Ankara'nın belediye başkanı seçilmişti. Türkiye'de "Refah depremi" , "Refah şoku" yaşandı. Bir yıl sonra da 24 Aralık 1995 genel seçiminde RP %1 oyla birinci parti oldu. Başlangıçta hükümet ortağı olamadı ama kısa süren Anayol hükümetini yıkarak, DYP ile hükümet kurmayı başardı. Çiller'in, can düşmanı gördüğü Erbakan ile hükümet kurması ve Erbakan'ı başbakan yapması herkesi şoke etti. Yirmi yedi yıl sonra Başbakan olmayı başaran Erbakan'ın kurduğu Refahyol hükümeti kısa zamanda ülkeyi gerilime soktu. Önce Kaddafi krizi, ardından Susurluk kazası , sonra ardı ardına yaşanan Taksim'e cami, Başbakanlık konutunda tarikat liderleriyle yemek , Türkiye'ye 28 Şubat sürecini yaşattı.
 

korakademik

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
17 Ağu 2009
Mesajlar
2,236
Puanları
0
Demokrasiye balans ayarı

Sincan halkı, 4 Şubat sabahı tank sesiyle uyandı. Sokaklardaki 15 tank ve 20 kariyeri gören Sincanlılar, darbe olduğunu sanmışlardı. Gerçekte 'mini darbe' ydi yaşanan. Sincan'da tankların şehir ortasından geçişi sadece Türkiye'de değil, dünyada da yankı buldu. Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Çevik Bir 'in açıklaması tarihe geçti: ''Sincan'da demokrasiye balans ayarı yaptık.''
Bu kargaşa içinde Adalet Bakanı Şevket Kazan , cezaevine konulan Sincan Belediye Başkanı Bekir Yıldız 'ı ziyaret edince, gerilim daha da arttı. Ankara'da kadınlar, ''Ne şeriat, ne tank sesi istiyoruz'' ve ''Türkiye laiktir laik kalacak'' sloganlarıyla yürüdüler. Ortaya çıkan bu gerilim her kesimi etkilemiş ve korkuya yol açmıştı. DYP'liler RP ile hükümet ortağı olduğu için pişmandılar. Çiller rahatsızlığını belli eden açıklamalarda bulunuyor, RP'yi gerilime sebep olduğu için uyarıyordu.
RP başta kendi tabanında olmak üzere her kesimden eleştiriye uğruyordu. RP tabanı Erbakan'a ama daha çok Şevket Kazan'a öfkeliydi.
 

korakademik

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
17 Ağu 2009
Mesajlar
2,236
Puanları
0
28 Şubat MGK toplantısı
RP'li tabanın korktukları 28 Şubat günü başlarına geldi. Cumhurbaşkanı Demirel 'in başkanlığında toplanan MGK, tam 9 saat görüşmelerini sürdürdü. MGK toplantısının bu kadar uzun sürmesi, ''Acaba darbe mi oluyor?..'' endişesini yaşattı. Türkiye'de yaşayan herkes tedirgindi.
28 Şubat MGK toplantısı bir muhtıradan farksızdı. Hatta üstü örtülü bir darbe gibiydi, moda tabiriyle Postmodern darbe... MGK'de RP'yi temsil eden tek RP'li Erbakan , 9 saat boyunca askerlerin laiklik ve Atatürkçülük konusunda sordukları sorular karşısında terlemişti. Demirel ve DYP'li MGK üyeleri de askerlerin hassasiyetlerine katılınca, Erbakan için MGK toplantısı bir kâbusa dönüşmüştü.
MGK'den 18 maddelik kararlar listesi çıkmış ve bildirinin sonunda ''tavsiye edilir'' değil, ''yaptırım'' kelimesi kullanılmıştı. 28 Şubat kararlarına göre laiklik ilke ve inkılapları ödünsüz uygulanacak, temel eğitim sekiz yıla çıkarılacak, irticai faaliyetlere karıştıkları için TSK'den ihraç edilen askerlerin belediyelerde istihdam edilmesinin önüne geçilecekti.
28 Şubat, Erbakan'dan temel eğitimin kesintisiz 8 yıla çıkarılmasını, kılık kıyafet yasasının uygulanmasını istiyordu.
Erbakan, bazı maddelerin çok sert olduğunu öne sürerek kararları imzalamadı. ''Demokratik sisteme destek'' için siyasi parti liderlerini ziyaret etti. Ama, ANAP, DSP ve DTP buna yanaşmadı. Kararları Meclis'e havale etmek istedi, Meclis Başkanı Mustafa Kalemli kabul etmedi. DYP'li kimi bakanlar da ''28 Şubat kararları uygulanacak, hem de bal gibi uygulanacak'' açıklamaları yapıyorlardı. Çiller de kararların uygulanması için Erbakan'ı ikna etmeye çalışıyordu. Bazı DYP'liler ''hükümetten çekilelim'' diye konuşmaya başlamıştı.
Erbakan basın toplantısı yaparak ''Hükümet TBMM'de kurulur, MGK'de değil'' dedi. TİSK, TESK, Türk-İş, DİSK, TOBB adlı beş sivil kuruluş, 28 Şubat kararlarının yanında olduklarını birlikte yaptıkları basın toplantısıyla açıkladılar. Türkiye'deki en etkin kuruluşların bu açıklamaları da hükümeti zor duruma düşürdü. Erbakan, 28 Şubat kararlarını imzalamak zorunda kaldı. Ama direnmeye devam ederek, 8 yıllık kesintisiz eğitimin 5 artı 3 formülüyle olmasını istiyordu. Bu formül DYP ve ANAP'ın da programında yer alıyordu. Ama o partiler bu konuda da RP'ye destek vermediler. Yalnız bırakılan Erbakan, direnmeyi sürdürerek 8 yıllık kesintisiz eğitimin uygulanamayacağı konusunda rapor hazırlayınca, Demirel'den ve Genelkurmay başkanından anında cevap geldi. Her ikisi de MGK'de alınan kararların uygulanmasının zorunlu olduğunu ifade ediyordu.
Demirel, Ankara Müzik Festivali'nin açılışında gerçekleştirilen konserde, ''İşte çağdaş Türkiye!..'' deyince, salonda bulunan on bin kişi ayağa kalkıp alkışladı ve ''Laik Türkiye!..'' sloganları attı. Yıllarca tarikatlarla iç içe olan Demirel, şimdi laik kesimin lideri konumundaydı!
RP, İstanbul, Ankara dahil Türkiye'nin pek çok yerinde belediyeleri kazanarak 24 Mart 1994'te birinci parti oldu. Türkiye'de Refah Partisi depremi yaşandı.
 

korakademik

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
17 Ağu 2009
Mesajlar
2,236
Puanları
0
Yeni Asya-Yeni Nesil ayrılığı



Said-i Nursi 'nin ölümünden sonra birkaç bölünme yaşayan Yeni Asya cemaati, büyük darbeyi, Mehmet Kırkıncı grubunun 12 Eylül'den sonra ayrılışıyla yemişti. 1990'ın başında Yeni Asyacılar yeni bir bölünme daha yaşadı. Bu bölünme siyasi ve dini nedenlere dayanmıyor, Mehmet Kutlular 'ın şahsından kaynaklanıyordu. Mehmet Fırıncı, M. Emin Birinci gibi Ağabeylerle, Bekir Berk, Yavuz Bahadıroğlu gibi cemaatin Ağabey kadar saygı duyduğu ve sevilen isimleri sıkıntılıydı.
Mehmet Kutlular'ın sinirli oluşundan, cemaati yönetememesinden, neredeyse bir partinin derneğine dönüştürmesinden, bir de 'Yakın Tarih Ansiklopedisi' adı altında Kemalizme, Atatürk 'e ve İnönü 'ye çok sert eleştiriler yapılmasından şikâyetçiydiler. Özellikle Yakın Tarih Ansiklopedisi krizin kaynağıydı. Mustafa Kaplan, Burhan Bozgeyik, Bünyamin Ateş gibi isimlerin hazırladığı bu ansiklopedi, onlara göre gereksiz bir çalışmaydı. Bunun yanısıra, Demirel'i sonuna kadar savunmak ne kadar doğruydu?.. Bu tavır yüzünden koca cemaat küçülmüş, ayrılan gruplar ise büyümüştü. Mesela Fethullah Hoca ve cemaati bugün her yönüyle en kuvvetli cemaat olmuştu. Zaman gazetesi çok satan gazete haline gelmişti. Işıkçılar, minicik bir cemaat bile değilken Türkiye gazetesi iyi bir noktaya gelmiş, üstelik şirketleriyle de hayli güçlenmişlerdi.
 

korakademik

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
17 Ağu 2009
Mesajlar
2,236
Puanları
0
Yeniden Yeni Asya

İyi bir hukukçu olan Bekir Berk, Mehmet Fırıncı ve M. Emin Birinci'nin üzerinde olan gazete, bina ve yayınevini koz olarak kullandı. Bir sabah gazete binasına gelen Mehmet Kutlular ekibi, kendilerini içeriye almamak üzere bekleyen polislerle karşı karşıya geldi. Gazetenin ve yayınevinin sahibi sayılan ve lider konumunda olan Mehmet Kutlular'ın, hukuken sahipleri görünen Mehmet Fırıncı ve M. Emin Birinci'ye karşı yapabileceği hiçbir şeyi yoktu. Mehmet Kutlular, Mustafa Kaplan, Bünyamin Ateş, Burhan Bozgeyik, İsmail Mutlu, Şaban Döğen gibi isimler Yeni Nesil'den kovuldular. Yeni Nesil'de Mehmet Fırıncı, M. Emin Birinci, Yavuz Bahadıroğlu, Safa Mürsel, Haluk İmamoğlu, Bekir Berk, Mehmet Paksu, İhsan Atasoy gibi isimler kaldı. Fakat kovulan gruba Yeni Asya cemaatinin çoğu destek oldu. Mehmet Kutlular kısa bir zaman sonra cemaatten para toplayarak Yeni Asya gazetesini yeniden yayımladı. Yeni Asya Neşriyatı adında bir de yayınevi kurdu.
Bütün bu gürültülü kopuşa rağmen Mehmet Kutlular tabana hâkim olmuştu. Yeni Nesil'in cemaati artmadı, tabanın büyük kısmı Yeni Asya'yı tercih etti. Yeni Nesil gazetesi bir süre sonra kapanmak zorunda kaldı. Yeni Nesilciler şirketleşmeye ağırlık verdiler. Yayıncılık, otomotivcilik ve üniversiteye hazırlık dershaneleri üzerinde faaliyet göstermeye başladılar.
 

korakademik

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
17 Ağu 2009
Mesajlar
2,236
Puanları
0
Genelkurmay, irticaya destek sağladığı ileri sürülen şirketlerden alışveriş yapılmamasını istedi

'Bir numaralı düşman irtica'



Pek çok RP'li o günlerde çıldıracak hale gelmişti. Askere, medyaya, Demirel'e, Yılmaz 'a, Ecevit 'e, herkese kızıyorlardı. Cumhurbaşkanı Demirel, RP'lilerin gözünde 28 Şubat'ın asıl mimarıydı. RP'liler bu görüşlerinde yalnız değildi. Dini kesimin genel yargısı da bu doğrultudaydı.
Yeni Nesil cemaatinden önemli bir isim bu süreçte Demirel ile görüşmüş ve bu görüşmeden sonra Demirel ile bir daha görüşmeme kararı almış, çevresine ve yakınlarına şu sözleri söylemişti. ''28 Şubat askerlerin değil, Demirel'in eseri, Demirel askerleri kullanıyor''
Bu söz her cemaat ve tarikat çevresinde yaygınlaştı. Bir fısıltı gazetesi halinde sağ kesimde duymayan kalmadı. Demirel artık darbecilerle el el eleydi, hatta yaşanan postmodern darbenin başıydı.
Onlara göre Demirel'in hiçbir zaman demokratlıkla ilgisi olmamış ama demokrasi mücadelesi adı altında kendilerini, halkı kullanmıştı. Şimdi siyasi sorumluluğu olmadığı için, Cumhurbaşkanlığı makamında gerçek yüzünü sergiliyordu.
 

korakademik

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
17 Ağu 2009
Mesajlar
2,236
Puanları
0
DYP'lilerin can düşmanı Demirel

Buna benzer duygular DYP tabanında da vardı. Demirel için yıllarca emek harcayan, çalışıp çabalayan pek çok DYP'linin can düşmanı artık Demirel'di. Aldatıldıklarını, ihanete uğradıklarını düşünüyorlardı. Turgut Özal onların gözünde daha da büyüyordu. Turgut Özal statükoya karşı mücadele vermiş, bir genelkurmay başkanını istifa ettirmişti. Demirel ise tam statükocuydu. Üstelik kendi partisi olan DYP'ye ve lideri Çiller'e düşmanca tavır alırken, ANAP'a kendi partisi gibi davranıyor, Mesut Yılmaz 'ı neredeyse oğlu gibi görüyordu. Bu da ilginç bir durumdu gerçekten. ANAP ile DYP adeta yer değiştirmiş gibiydi. Fakat RP'liler her şeyden daha çok Erbakan'a öfkeliydiler. RP'lilere göre, Erbakan derhal istifasını vermeli ve basın toplantısında Demirel'i, MGK'yi Genelkurmay'ı eleştirerek şerefiyle muhalefete dönmeliydi. Hatta sine-i millete dönüş yapıp, halkın gözünde daha bir kahraman olmalıydı. RP'li tabanın gözünde ''tartışılmaz'' konumu olan, her yaptığından hikmet aranan, ''bir bildiği vardır'' diye düşünülen Erbakan ve onun yakın çevresi Oğuzhan Asiltürk , Şevket Kazan , Ahmet Tekdal gibi insanlar, tabanın gözünde büyük sarsıntıya uğramıştı. O eski kutsallıkları yoktu artık ve şimdi Erbakan için canını verecek gibi olanlar tarafından bile eleştiriliyordu.
Sadece taban değil, RP milletvekillerinin çoğu bu düşünceye sahipti. Recep Tayyip Erdoğan, Bülent Arınç, Abdullah Gül, Melih Gökçek, Abdüllatif Şener, Mukadder Başeğmez gibi isimler yakınlarına ''Dışarıya bir şey aksettirmiyoruz ama içimiz kan ağlıyor, böyle yönetim, böyle anlayış olmaz'' diye dert yanıyorlardı. RP'de yol ayrımı başlamıştı.
6 Haziran 1997 tarihli gazetelerde yayımlanan bir haber Türkiye'yi yeniden dalgalandırdı. Genelkurmay Başkanlığı tüm birliklere gönderdiği ''gizli'' emirle, irticai faaliyetlere destek sağlayan bazı mağazalardan alışveriş yapılmamasını istiyordu.
''Ordu'da ambargo'' manşetiyle çıkan haberlere göre ''Yeşil Sermaye'' diye de anılan listede bütün dini çevreleri kapsayan firmalar vardı. RP'li diye tanımlanan Kombassan, Yimpaş, İttifak gibi holdinglerle, Türkiye gazetesi sahibi Enver Ören 'e ait İhlas Holding'in şirketleri ve Fethullahçı diye tanımlanan Asya Finans gibi kuruluşların da dahil olduğu bir liste yayımlanmıştı. Fethullah Gülen çevresi şoktaydı. O kadar RP aleyhinde konuşmuşlar, 28 Şubat'ı destekleyip askeri övmüşler, 8 yıllık kesintisiz eğitimi savunmuşlar, hatta Gazeteci ve Yazarlar Vakfı aracılığıyla 8 yıllık kesintisiz eğitime bağış yapmışlar, buna rağmen, irtica suçlamalarından kurtulamamışlar, RP ile bir tutulmuşlardı.
Oysa aynı gün, Fethullah Gülen, Zaman gazetesinde Genelkurmay'a taziye ilanı vererek askeri kesime jest yapıyordu. Genelkurmay, sadece ''gizli'' tamimle yetinmeyerek, yargı mensuplarına ve medyaya brifingler vermeye başladı. İrticanın bütün boyutları bu brifinglerde göz önüne serildi.
RP'nin irtica içinde olduğu resmen açıklandı. Rakamlarla irtica, irticacı medya, irticacı kuruluşlar, irticayı destekleyen ülkeler, irtica sermayesi tek tek, bütün ayrıntılarıyla Genelkurmay İstihbarata Karşı Koyma Dairesi Başkanı Tuğgeneral Fevzi Türkeri tarafından açıklandı. Askerlere göre, medyadaki irtica; 19 gazete, 110 dergi, 51 radyo, 20 TV kanalına sahipti. 19 gazetenin içinde Akit, Yeni Şafak ve Milli Gazete ile birlikte Türkiye ve Zaman gazeteleri de yer alıyordu. TGRT, Samanyolu, Kanal 7 gibi TV kanalları irtica propagandası yapan TV'lerdi.
Ordunun, medyanın ve muhalefetin işbirliği ve 28 Şubat kararları hükümeti hayli bunaltırken ve kimi generaller açıkça RP'yi eleştirirken, RP tabanı olayları dehşet ve korkuyla izliyordu. 8 yıllık kesintisiz eğitimle imam-hatip okullarının yolunun kesilmesi, kılık-kıyafet kanunlarının uygulanması gibi konular, bu tabanın en hassas olduğu konulardı. ANAP, DYP, MHP ve BBP tabanı da bu konuda tepki gösteriyordu. 16 Nisan akşamı Kanal D televizyonunda, ''Yalçın Doğan ile Güncel'' programına çıkan Fethullah Gülen , 8 yıllık eğitime destek verdiğini açıklayınca, imam-hatip okullarında çocukları okuyan aileler şok oldu. Gülen, o programda birbirinden ilginç sözler söylemişti. *''Birileri haksız yere laikliğe ve demokrasiye hücum ediyor.''
*''Bugün Türkiye'yi idare edemeyenler, 'Bu işi beceremedik, yüzümüze gözümüze bulaştırdık' demeliler, 'Ben bu emaneti götüremiyorum, emaneti al' diyerek millet adına bu fedakârlığı yapmalıdır.''
*''Askerler, bazı sivil kesimlerden daha demokrat.''
*''8 yıllık kesintisiz eğitimin imam-hatiplere kaynak açısından zararlı olacağını zannetmiyorum.''
Fethullah Gülen'in söyledikleri gazetelerde geniş biçimde yer aldı. ''Muhtıra ihbarı'' yüzünden mesafe bırakan medya, bu sözleriyle yeniden Fethullah Hoca'yı övmeye başladı, ''aydın din adamı'' yazıları yazıldı. Hoca efendi, arayı yeniden bulduğu egemen çevreyi memnun etmişti ama bu sefer sadece RP'den ve dini çevrelerden değil, çocukları imam-hatip okulunda okuyan ailelerden ve imam-hatip çevresinden de yoğun bir tepki almıştı.
1998 yılı, RP macerasının bittiği, Fethullah Hoca'nın zirvelere tırmandığı yıldı. Fethullah Gülen, ''bir yerlerden düğmeye basılmış'' gibi, gündemin başına oturmuştu. Televizyonlar, gazeteler eskisinden çok daha fazla yer veriyorlardı Hocaefendi'ye.
Fethullah Gülen'in ihtişamlı iftar yemekleri, Hilton ve Çırağan'daki davetleri, bu davetlere devlet erkânından sanat dünyasına kadar önemli isimlerin katıldığı, Fethullah Gülen'e övgüler yağdığı, işadamları tarafından büyük bir şevkle yardımlar edildiği, Fethullah Gülen ve cemaati açısından ''en verimli çağ'' yaşanıyordu.
Bir televizyon kanalında ''Fethullah Hoca'nın okulları'' programı yayımlandı. Fethullah Hoca'nın okullarında Atatürk'ün büstlerinin bulunması, İstiklal Marşı'nın okunması, kimi laik yazarları çok etkiledi, bazıları çok duygulandı. ''İşte çağdaş Müslümanlık bu'' yorumları yapıldı. ''Eski solcu ve ateist, şimdinin hızlı Alevicisi ve şeriat karşıtı'' Rıza Zelyut , en çok duygulanan, etkilenen yazarların başında geliyordu. Akşam gazetesindeki köşesinde, Hoca'nın okullarına bir tuğla koyamamanın acısını yüreğinde hissettiğini, onun acısıyla kıvrandığını yazdı. Bunun karşılığını da, Gazeteci ve Yazarlar Vakfı tarafından verilen ''hoşgörü ödülü'' ile aldı.
Türkiye Gazeteci ve Yazarlar Vakfı aracılığıyla sık sık Orta Asya ve diğer bölgelerdeki okullara götürülenler okulları öven yazılar yazdılar. Fethullah Gülen, tam anlamıyla meşruiyet kazanmıştı artık.
 

korakademik

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
17 Ağu 2009
Mesajlar
2,236
Puanları
0
RP kapatılıyor

İşte bu ortamda, 16 Ocak tarihinde Anayasa Mahkemesi Başkanı Ahmet Necdet Sezer , RP'nin temelli kapatıldığı kararını açıkladı. 2'ye karşı 9 oy ile alınan karara göre RP, ''Laik Cumhuriyet karşıtı eylemleri tespit edildi'' gerekçesiyle kapatılmıştı.
Karara göre Genel Başkan Necmettin Erbakan, Şevket Kazan, Ahmet Tekdal ile RP'den istifa eden Şevki Yılmaz, Hasan Hüseyin Ceylan ve İbrahim Halil Çelik 'in milletvekillikleri sona ermişti ve Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Şükrü Karatepe ile birlikte 5'er yıl siyasi yasaklı olmuşlardı.
RP'liler infial halindeydiler. Kalabalıklar halinde Genel Merkez'i kuşattılar. Ağlayarak, coşarak ''Başbakan Erbakan!..'' tezahüratları yaptılar. Erbakan, RP'li kalabalığı sükûnete çağırarak, kapatılma kararının, bu davanın tarihi seyri içinde ''önemsiz bir nokta'' olduğunu söyledi.
RP kapatılıp tarihten silindi. Erbakan siyasi yasaklı olurken medyada müthiş bir Fethullah Gülen rüzgârı esiyordu.
 

korakademik

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
17 Ağu 2009
Mesajlar
2,236
Puanları
0
Ailelerden Gülen'e beddua

Fethullah Gülen'e bu kez çocukları imam-hatiplerde okuyan yurttaşlar tepki gösteriyordu. İmam-hatip çevresi, imam-hatip okullarında okuyanlar ve aileleri beddua ediyorlar, kimileri ağlayarak, gözyaşı dökerek Fethullah Gülen'i lanetliyorlardı.
''Allah o münafığı cehennemine soksun yarab!.. Müslüman görünüp, İslam düşmanlarıyla işbirliği yapan, dini yıkmaya çalışan bu sahtekâr hocayı kahreyle Allah'ım!..''
''Allah onun belasını versin!.. O hoca moca değil, deccalın ta kendisi!..''
''O bir şeytan!..''
''Ne biçim hocadır o, işi gücü Müslümanların duygularını rencide etmek.''
Gerçekten halk içinde, farklı siyasi görüşlere sahip pek çok aile görülmemiş bir tepki gösteriyor, özellikle anneler ve kızlar Fethullah Hoca'ya beddua üstüne beddua edip, lanetliyordu. Kimi yerde gördükleri Fethullahçıları kovalıyorlardı. Bazıları Zaman gazetesi bürolarını bastı, gazeteleri paramparça etti... Kamuoyuna yansımayan ama Anadolu'nun her yerinde, şehirlerde, kasabalarda yaşanan bu Fethullah isyanının boyutu çok büyüktü. Çoğu yerde Zaman gazetesini okuyanlar, aboneliğini sildirdi. Evlerinde Fethullah Gülen'in kasetleri olanlar, kasetleri parçalayıp çöpe attılar. Çocuklarını Fethullahçı kolejlerde okutanlardan bazıları, çocukları okullardan çektiler.
Bu tepkiyi gösterenler belli bir parti mensubu değildi. RP'li, DYP'li, ANAP'lı, BBP'li, MHP'li, hatta DSP'li olan ama çocuklarını imam-hatip okullarında okutan ailelerdi onlar.
RP, işte bu olayda ilk kez açıktan tepki gösterdi Fethullah Gülen'e. Teşkilatlar, milletvekilleri, bakanlar tepkinin içindeydi.
RP'li Devlet Bakanı Sacit Günbey, ''Kendi okullarını kurtarmak için bir çaba gösteriyor. Bu sisteme sahip çıkmaması gerekirdi. Ben Hoca efendiyi yıllardan beri izliyorum. Hatta zaman zaman bazı konuşmalarını dinlerken, duygulanıp gözyaşlarına hâkim olamadığım olmuştur. Ama o konuşması beni çok rahatsız etti. Bir takım makamlara mesaj gönderiyor. O programa hiç çıkmamalıydı'' dedi.
En sert tepki RP İstanbul Milletvekili Mehmet Ali Şahin 'den geldi. ''Bazı yerlere mesaj gönderiyor. 'Benden zarar gelmez, ben sistemle uyum içindeyim' diyor. Gülen siyasetle ilgilenmediğini söylüyor, ancak siyasetin tam ortasında yer alıyor. Gülen'in imam-hatip liselerine rakip bir kolejler zinciri var. Şimdi bu kolejlere dokunulmaması için çaba harcıyor. Oğlumu zamanında bu kolejlerden birine göndermiştim. Ancak artık böyle bir okula göndermeden önce düşünürüm. Fethullah Hoca samimi Müslümanları üzmüş ama Müslümanlık deyince tüyleri diken diken olanları son derece sevindirmiştir.'' (18 Nisan 1997, Milliyet)
İmam-hatipliler, aileleri ve RP'liler sert tepki gösterirken, Lions Derneği Fethullah Gülen'e sahip çıkıyordu.
''Lions 118 T Yönetim Çevresi Basın Halkla İlişkiler Sorumlusu Nurşen Özbek , önceki akşam özel bir televizyonun canlı yayınına katılan Fethullah Gülen'in sekiz yıllık kesintisiz eğitimi savunmasının kendilerini sevindirdiğini söyledi. Fethullah Gülen'in laik rejime sahip çıkmasını da takdir ettiklerini belirten Özbek, 'Kendisi eğitime bizden de fazla önem veriyor. Bizden çok daha laik ve çağdaş olduğunu söyleyebilirim.' dedi."(18 Nisan 1997, Akit)
 
Üst