Gözaltında intiharı düşünen şair | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Gözaltında intiharı düşünen şair

ismail

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
3 Mar 2007
Mesajlar
20,475
Puanları
0
Yaş
43
Ona göre dünyada sayılı şair var ve şair onları "veli" olarak adlandırıyor. Ben dememek için şiir yazdığını söyleyen şair Türkiye'yi karanlığa gömen darbe ortamında başına gelenleri ve hayata bakışını anlattı.

'Ben' dememek için şiir yazıyorum'

Şair Haydar Ergülen'in genişletilmiş baskısıyla yayımlanan Zarf adlı kitabı raflarda. Kitabında eşi İdil'den Engin Turgut'a, Turgut-Tomris Uyar'a; babası Kel Hasan Usta'dan Gül Anne'sine; 17 Ağustos'ta yitirdiklerimizden 35 Sivas Şehidi'ne dek birçok adrese uğruyor mektup-şiirleri Ergülen'in. Öte yandan Haydar Ergülen şiirini derinlemesine inceleyen iki kitap da okurlarla buluştu; Sıddık Akbayır imzalı Şiir Adımlı Bir Yolcu-Haydar Ergülen ve Yusuf Alper imzalı Psikodinamik Açıdan Haydar Ergülen ve Şiiri (Ateşli Bir Hastalık). Ergülen'le bu kitaplar ve bağlamında ömrüne yayılan şiiri üzerine söyleştik.
'Bu mektubu senin kalbine yolluyorum/ elyazısıyla değil külyazısıyla/ yazıyorum ilk defa güzel adını/ kardeşim benim külkardeşim/ ancak bir rüzgâr postası taşır bu zarfı/ bu uzun gecenin yanık havalarında/ Puldan hafiften, kâğıttan ince, mektuptan tez/ bu senin yazınmış meğer külünden ağır/ temmuz yandı, şiir yandı, dil yandı/ külün daha uzun sürecekmiş anılarından/ mektup yanar, zarf yanar, pul yanar bundan/ annem gibi kızıl gül yanar bundan'

(Kül-Kardeşlerim!' şiiri)

-Eskişehir'de şiirle örülmüş bir ortama açıyorsunuz gözünüzü. Şiir ta en başta merkezde... Babanız, dayınız, dedeniz. Hepsi de saz söz ve şiirle yakından ilişkide'

Öyleydi, Eskişehir'de şiir ve edebiyat tutkunu arkadaşlar, ağabeyler arasında yetiştim. İlkokula giderken babam koskoca bir kitaplık oluşturmuştu. İlkokulda rahmetli öğretmenim Halil Sönmez'in teşvikiyle önemli günler ve haftalara dair şiirler yazardım. Sonraları dayımın kitaplığındaki tüm romanları, şiir kitaplarını okudum. Hatta nişanlısına yazdığı, divan şiirinin örnekleriyle dolu mektupları bile... Dedem Hüseyin Efendi Garip Musa Ocağı'ndan bir Alevi dedesiydi. Saz çalıp, söylerdi. Geniş bir kitap olacak sayıda şiirleri de vardır bende. Şiir benim için doğal bir şey haline gelmişti, dediğin gibi yazmamak olmazdı.


'ŞAİRLİĞE İNANMAM, ÇÜNKÜ...'


- Şiirden önce hikâye yazmak istemişsiniz'

- Ortaokuldayken Dağlarca, Necatigil, İlhan Berk, Attila İlhan, Cahit Külebi, Dıranas gibi şairlerin şiirleriyle tanışınca şiiri rafa kaldırdım. Şiire yeniden başlamam en yakın arkadaşım Şahin'in bir demiryolu kazasında ölmesi üzerine oldu. Sağ gözü görmezdi Şahin'in, ben de onunla, 'sen de her şeyi Yaşar Kemal gibi soldan görüyorsun' diye şakalaşırdım. Küçük solculardık ikimiz de. Kitapçı dükkânlarında çıraklık yapar, haftalıklarımızla da kitap alırdık: Aziz Nesin'in 'Ölmüş Eşek'i, Fakir Baykurt'un 'Amerikan Sargısı', Halide Edip gibi... Şahin tek gözüyle benden hızlı okurdu. Sonra İstanbul'daki trajik ölümü. Birdenbire unuttum her şeyi, buzdolabına kaldırdım adeta acıyı.

ODTÜ'ye gittiğimde ise siyasi olaylar sürüyordu, arkadaşlarımız öldürülüyordu. O ölümlerle birlikte Şahin'in ölümü daha bir sarstı, 3-4 sene sonra çözüldüm ve Şahin şiir olup şiir uçtu zihnime. 'Giden' diye bir şiir yazdım anısına. Lisede ve üniversitenin ilk dönemlerinde Kafka'nın romanları ve hikâyelerinden esinlenerek 18-20 kadar hikâye yazdım ve yayımlattım.

- Bu takma adlar konusu, hayli takma ad kullanıyorsunuz' Erkan Güçlü, Mehmet Can'

- 'Erkan Güçlü' adıyla Eskişehir'de Deneme dergisinde 'Bir Tahkiye-i Havadis' hikâyemi yayımladım. Ankara'da yayımlanan Gelişme dergilerinde de yine 1971-72-73 yıllarında yine 'Erkan Güçlü'ydüm. Turgut Uyar'ın Divan'ından esinlendiğim ilk şiirim 'Fahrünnisa Gazeli' yine Deneme'de, 'Umur Erkan' adıyla yayımlandı 1973'te. İlk yazım 1971'de ortaokula giderken, radikal sol gazete Yeni Ortam'da 'Mehmet Can' adıyla çıktı. Turan Oflazoğlu'nun Sokrates Savunuyor diye bir oyunu var meşhur, onun üzerine ama o yazıdan giderek aydınların, öğrencilerin, devrimcilerin hapse atılmalarına vurgu yapan bir yazıydı. Kendi adımla ilk şiirlerim Felsefe Dergisi ve Somut'ta çıktı. Afşar Timuçin ve Eray Canberk 1979'de Felsefe Dergisi'nde ilk şiirlerimi yayımladı. Ardından Yusufçuk, Türk Dili ve Varlık geldi. Gösteri'nin 1981'de düzenlediği yarışmada Murathan Mungan'dan sonra 'Unutulmuş Bir Yaz İçin' şiiriyle Eren Ali adıyla ikinci olmuştum.

- Lina Salamandre ve Hafız da oldunuz'

- Evet o, başka bir şairin yerine yazma konusu' Hafız'ı Kıbrıs'ta askerken yazdım. Orada askerler birbirlerine 'hafız' diye sesleniyordu, işte 'tertip', 'toprak' demek gibi. Ben de alışmıştım buna, hatta o zaman Vural Bahadır Bayrıl, Seyhan Erözçelik, Ali Günvar, Osman Hakan A. ile Şiir Atı dergisini çıkarıyorduk, döndüğümde onlara 'hafız' demeye başlamışım. Hâlâ da birbirimize 'hafız' deriz. Hafız tabii Doğulu bir kimlik, büyük Hafız'ın isminden esinlendim aslında. Lina da Batılı bir kimlik. Tam da benim olduğum gibi bir tarafı Doğulu bir tarafı Batılı kimlik, bir de üstüne ben Eskişehirliyim (gülerek). Ama şiir anlamında giderek kendimi daha çok Doğuya ait hissediyorum. Lina'ya da Hafız'a da kardeşlerim diye bakıyorum.

- Başka kimlikte yazmak derken siz kendinizi şair olarak nitelemiyorsunuz bir de.

Şairliğe inanmam çünkü bana göre sayılı şair var dünyada, işte Mevlana'dır, Yunus Emre'dir, Pir Sultan'dır, Homeros'tur, Shakespeare'dir, Dağlarca'dır. Veli diyorum onlara. Onların dışında herkes şiir yazıyor diye düşünüyorum. İsteyen kendisine şair diyebilir ben demem, çünkü onca büyük varken insanın kendisine şair demesi bana fazla geliyor. Bir de Aleviliğin böyle bir felsefesi var, yani kendini önemsememek. İnsanın kendisini anlaması, bilmesi, sezmesi anlamında bir Alevi tasavvufu vardır. Onun da etkisi var. O yüzden mesela bir şiir kusurlu da olabilir, öyle isterim zaten, hayat gibi olsun. Biraz kusurlu kalsın da isterim şiir. Aksasın, bir yerde sarkmış olsun. Hepimiz kusurluyuz, hayat kusurlu çünkü. Zaten Turgut Uyar da 'efendimiz acemilik' der.


'YAZMASAM ÇILDIRMAZDIM!'


- Yazmış bulundum demeniz de bundan mıdır?

- Bundan. Hayatta en çok sevdiğim şiir Edip Cansever'in 'Gelmiş Bulundum'u. Bana çok uyan bir şiir. Ondan alıntıyla yazmış bulundum diyorum. Bir de bir gün şöyle düşündüm, içimde şiir yazan biri var, o ben değilim' Belki benim içimde benim yerime yazan birisi var. O zaman işte Lina oldum, Hafız oldum. İktidar biliyorsunuz şiirde de var ne yazık ki. Ben diyorum ki insan adından vazgeçebilir de. Şiirde bu iktidarları kırmak, iç iktidarımı kırmak için için de farklı kimliklerle yazdım.

- Bu nedenle 'yazmasanız çıldırmazdınız' yani'

- Çıldırmazdım, delirmezdim. Bu büyük şairlere ve yazarlara özgü bir söylemdir, Sait Faik söylemiştir. Şimdi onun söylediği bir şeyi tekrar etmek, üstüne alınmak bile ayıptır diye düşünürüm. Yazmasam, daha çok okurdum. Çünkü şiir okumayı, şiir yazmak kadar çok seviyorum, hatta daha çok. Şair olmaya değil, şiire ihtiyacım var, çoğunlukla okumaya, ara sıra da yazmaya. Şiire ihtiyaç duyduğum için yazıyorum. Şiir, zor zamanların üstesinden gelmek için değil, zorluklara direnmek için yazdığım bir şeydi.

- Bir yerde demişsiniz ki 'İhtiyaç halinde camı kırınız' uyarı yazısı vardır ya, şiir biraz da o uyarıya benziyor; 'İhtiyaç halinde şiir yazınız!''

- Evet, önce kendi ihtiyacımı karşıladım, bu bencillik değil ama. Kendim için yazıyorum demek, senin için yazıyorum demektir. Herkes için yazıyorum aslında, özü bu. Şiir sadece şiir olarak yazılmayan ve kendi dışında da pek çok şeyde mevcut olan bir şey. Çünkü şiirin iyi tarafı bu hatta şiirin yazılmasından çok başka şeylerde mevcut olması daha iyi. Hani iyi bir şeyi, güzel bir şeyi tarif ederken 'şiir gibi' diyoruz ya işte ben ona şiirin iyiliği diyorum. Şiir zaten benim için bir edebiyat türü değildir. Şiir insan gibi bir şeydir, kardeşi, arkadaşı, çocukluğu, yoldaşı gibi bir şeydir. Şiir de bir yoldaşlık biçimidir. Şiir her insanın içindedir, her insanın ihtiyacıdır, insanla beraber doğar, şiir yazanlar onu dışarı çıkaranlardır. Ece Ayhan'ın dediği gibi 'şiir şiirde kalmaz efendiler!'

- 'Ben' demeyen bir şairsiniz.

- Evet bu; 'ben' dememek için şiir yazıyorum. 'Ben'den kurtulmak için şiir yazıyorum. Alevi felsefesi biraz da bu işte. Kurallarına uyan ve elimden geldiğince uygulamaya çalışan koyu bir Aleviyim ve orada insanın yetinme duygusunu, yokluk duygusunu, hiç olma duygusunu yani kendisini herkesten daha altta, aşağıda görme duygusunu duyumsuyorum. Öyle yazıyorum, öyle benimsiyorum.

- Poetikanızı iki şiirinizden örnekle özetliyorsunuz Sıddık Akbayır'a, burada da yineleyelim...

- Tabii, ilki 'Sis' şiirimin son dizesi: 'Kimsenin kimseye gözü değmiyorsa şiir niye?' Diğeri de 'Dünyanın Diline Düşme Yoksulsan' şiirimdeki şu dizeler: 'Şiirin nedenleriyle hevesin nedenleri aynıdır/ hevesin nedenleriyle kalbin nedenleri aynıdır/ şiir neye yarar bir kelime olsun/ sökemiyorsa dünyanın dilinden/ aşk kalbi yerinden edemiyorsa/ ve hevestir... geçiyorsa!/ Bak kumrular demiyle susuyor yoksullar diliyle/ mırıldanacak bir şeyin yoksa, sakın şiir yazma.'


'GÖZALTINDA İNTİHARI DÜŞÜNDÜM'


- Haylaz öğrenci Haydar'ı sorayım şimdi, daktilonuzda yazdığınız bildirileri dağıtıyorsunuz Deniz Gezmiş ve yoldaşlarına destek için Eskişehir Atatürk Lisesinde öğrenciyken ve ortalık karışıyor'

- Ülkücü faşistlerin ihbarı üzerine gözaltına alındım. Babamın kaportacı dükkânında işleri bozulmuş, o nedenle Almanya'ya gitmişti. Çocukluğumdan beri okumayı yazmayı çok sevdiğim için küçük, beyaz bir daktilo yollamıştı babam. Onunla küçük hikâyeler, şiirler yazıyordum.

Ben ortaokuldayken babam Türkiye İşçi Partisi'nin Eskişehir'de üyesiydi. Babam ve dayım dolayısıyla özellikle 68 olaylarından haberim vardı ve o yaşımda da solla ilgiliydim. Hatta duvar gazetesi çıkarıyorduk okulda, canım arkadaşım, kayıp kardeşim Şahin'le birlikte Ekin diye. O zaman Fakir Baykurt'un başkanı olduğu Türkiye Öğretmenler Sendikası TÖS vardı. Orta ikiye giderken TÖS bir boykot yapmıştı, gittim onları destekleyen bir konuşma yaptım hatta.

Atatürk Lisesi'nin birinci sınıfındayken de Deniz Gezmiş ve yoldaşlarını desteklemek için; 'Deniz'ler halk çocuğudur, suçlu değil tam tersine üçü de birer kahramandır ve bu yüzden idam ne kelime, derhal serbest bırakılmaları gerekir' şeklindeki o bildirileri hazırladım. Çok naif şeylerdi, biraz da edebi şeylerdi, hepsi yarımşar sayfalık, birbirinden bağımsız metinlerdi ama içeriği ortaktı.

Sınıfta arkadaşlarıma dağıtıyordum. Sıra arkadaşımın abisi Eskişehir Ülkü Ocakları Başkanıymış. Bir gün okul çıkışında 35-40 kişilik ülkücü grubu beni aldılar, parka çekip sıkı bir dayak attılar.

Yine de metinlerimi dağıtmaya devam edince bir-iki gün sonra müdürün odasına çağrıldım. Orada iki siyah pardesülü adam, sivil polislermiş, beni alıp siyasi şubeye götürdü. Yakalandığımda çantamdan Attila İlhan'ın Duvar adlı şiir kitabı çıktı bir de. Bir hafta gözaltına alındım. Akşamları eve gidebiliyordum ama ailene haber verme diyerek uyarıyorlardı. 14.5 yaşındaydım, korkudan söyleyemedim aileme. Porsuk Nehri'ne gidip intihar etmeyi bile düşündüm. Bütün gün sorguluyorlar ya da gezdirip şunu tanıyor musun, bunu tanıyor musun diye sorular soruyorlardı. Kendim yazdım, kimseyle ilgim yok diyorum ama inanan kim? Daha sonra ise iş büyüdü, evimiz basıldı, 90-100 kadar kitabıma el konuldu. Babaannem sırtında taşıdığı kimi kitapları bahçeye gömmeye çalışmış, beni almasınlar diye kendini asker arabalarının önüne atmıştı. Bir ay askeri cezaevinde hapis yattım, okuldan iki arkadaşımı da getirdiler yanıma ve bize örgüt kurdurdular. İrfan Özaydın o zaman Sıkıyönetim Komutanıydı, 'Vatana millete yararlı olun, protestonuzu yasal yollardan yapın' dedi. Ben en küçükleri olduğum için sanırım daha cesur konuşabiliyordum. 'Anayasaya göre bizi en fazla 48 saat gözaltında tutmalıydınız, anayasayı çiğnediniz, suç işlediniz' dedim. Gülüp geçtiler. Sonra kitaplarımı geri verdiler. Kitaplarım işte Fakir Baykurt, Kemal Tahir, Atttila İlhan, Che Guevera'nın Savaş Anıları' Okuldan atıldım ve dayımın çabaları sonucu liseyi 'siyasi sürgün' olarak gönderildiğim Ankara'da Aydınlıkevler Lisesi'nde bitirdim yoksa eğitim hayatım bitecekti.

- Sonraki süreçte de hep zor zamanlarda yazdınız. Onu anlatır mısınız?

- 1980 öncesi ODTÜ'de öğrenciydim, faşist saldırılara karşı halkın çocuklarının kendilerini savunduğu yıllardı. Eşitlikçi bir dünyayı, özgürlüğü, yepyeni bir coşkuyu, devrim diye büyülü bir tasavvuru savunduğumuz yıllardı. Bizimki de de bir bakıma bu olmayan devrime, ütopyaya katkı sayılır. Şimdi sosyalist kalmak bile bence devrimci bir eylem sayılır, şiir yazmak da buna dahildir.

Şiir yazmayı sürdürdüm. Arada başka arkadaşlar da öldürüldü, üstelik beşer, onar. Sonra Sivas'ta, Çorum'da, Maraş'ta yüzlerce insanın canına kıyıldı, oteller yakıldı, ormanlar kavruldu, köyler boşaltıldı, insanlar zorunlu göçe tabi tutuldu, yargısız infazlar, faili belli meçhuller aldı yürüdü. Şiire o nedenle hep gidenlerin, ölenlerin, yananların, yakılanların ardından yazılmak kaldı.

Şiirin bir derde karşılık gelmesini istiyorum. İnsanın derdi, memleketin derdi, dünyanın derdi şairin de, şiirin de derdidir ve yazdığım şiirlerin politik olduğunu düşünüyorum. Şiirlerimdeki melankoli de bu anlamda olsa olsa devrimci bir melankolidir.

- 80 şiirini tam bir şiire dönüş hareketi olarak tam da bu duygularla nitelediniz.

- Tam da bu duygularla evet yani kim ne derse desin. 1983 şiirin, dergilerin çok yükseldiği bir yıldı. 1980 darbesi hayata doğrudan bir müdahale olduğu için, şiir bir ifade yolu olarak daha fazla sayıda insanca benimsendi, darbenin yıkımıyla insanlar şiire ihtiyaç duymaya başladı, hiç olmazsa şiirde bir teselli buldu. Şiir hayat kurtarmaz, bir yarayı iyileştirmez ama teselli edebilir en azından. O yüzden hapishanelerden, 1983'te çıkardığımız Üç Çiçek dergisine yüzlerce şiir geliyordu. Onun için 80'deki büyük yenilgiden bizim payımıza böyle bir şiir düştü; yenilginin şiiri düştü. Yenildik ve evimize döndük yani şiire. Onun için şiir eve dönmektir benim için.


'ŞİİR BİR KARDEŞLİK BAHÇESİDİR'


- Şiirin sizin için bir kardeşlik bahçesi olduğunu biliyorum. Bunu anlatır mısınız?

-Şiir başka bir cumhuriyet, başka bir toprak çünkü. Divan şiirinden, halk şiirine tekke ve tasavvuf şiirine, oradan günümüzün şiirine, elbette İkinci Yeni şiirine en yakın hissederim kendimi, hepsini gelenek olarak kabul ediyorum. Solcularla birlikte şimdi İslamcı diye anılan arkadaşlıklarla da büyüdüm, edebiyattan felsefeye, sinemadan şiire, Eskişehir'de, Ankara'da, İstanbul'da pek çok yakın şair arkadaşım vardır İslami kesimden. Çoğu bana 'Dede' der, Alevi Dede Ocağı'na mensup olduğum için. Birbirimizi biliriz, öyle kabul ederiz, hâlâ da öyle. Demem o ki, bana göre Ece Ayhan ne kadar büyük bir şairse, Sezai Karakoç da o kadar büyük bir şairdir. Metin Altıok'u ne kadar seversem Cahit Zarifoğlu'nu da o kadar çok severim. Onlar bu toprağın, bu dilin şairleri. Onun için biri sosyalist olmuş, biri Müslüman olmuş fark etmez. Öyle bakmıyorum ben. Onun için şairlerin başka bir cumhuriyet, başka bir avlu, başka bir bahçe, başka bir kardeşlik ağacı olduğuna inanıyorum.

- 1981'de Yaşar Miraç'ın yönettiği Yeni Türkü Yayınları'ndan çıkan ilk şiir kitabınız Karşılığını Bulamamış Sorular dışındaki tüm kitaplarınızı reklamcılık sektöründe çalıştığınız yirmi üç yıl boyunca yazdınız. Yoğun bir reklam kariyeri ama engel olamamış üretiminize'

- Ama çok zorladı, sekte vurdu. 1983'te metin yazarı olarak çalışmak üzere geldim İstanbul'a. Ajans Ada'da başladım. Bu arada Sırat Şiirleri'ni 1990'da yayımladıysam da onu da reklamcılıktan önce yazmıştım. 1991'de Sokak Prensesi, 1996'da Eskiden Terzi, 1997'de 40 Şiir ve Bir... yayımlandı. Yani o yirmi üç yıla dokuz şiir (seçkiler dahil on beş kitap), üç düzyazı kitabı (Eski Yazı ile dört) ve kitap olmasını bekleyen beş-altı şiir ve düzyazı dosyası sığdı. Henüz yayımlamadıklarımla beraber on yedi-on sekiz kitap diyebilirim, neredeyse yılda iki kitap.

- Yeni kitabınız Zarf geliştirilmiş baskısıyla yayımlandı...

- Zarf'ı aslında Hilmi Hoca'ya (Yavuz) ithaf etmem gerekirdi, unuttum (gülerek). Radikal'de on sene 'Açık Mektup' adlı haftalık yazılar yazdım. Sağolsunlar beni dört yıl önce attılar Radikal'den! Kültür sanat editörü ve Radikal'in kitap ekini de yöneten arkadaşa, çünkü Radikal Kitap'ta da yazıyordum, 'Kitap ekinde yazmaya devam edeyim' dedim, 'Valla bilmem ki ne derler?' dedi, bir daha da arayıp bir şey demedi. Gazeteden de kitap ekinden de telif alıyordum ve kızım Nar birkaç ay sonra doğacaktı, paraya ihtiyacım vardı. Hayat! Açık Mektuplar'ı yazmaya 1998'de başlamıştım, ilk yıl mektupların altında 'zarf' diye bir bölüm vardı. Her hafta o konuyla ilgili küçük bir şiir yazıyordum, şiirimsiler... Bir gün kitap fuarında Hilmi Yavuz'u gördüm, 'Haydar evladım' dedi. 'Buyur hocam' dedim. 'Yetmiyor mu bu kadar şiir yazdığın, kaç tane kitabın var. Kendi isminle yazıyorsun, Lina diye yazıyorsun, Hafız diye yazıyorsun. Bir de bu ne ya? Yazma evladım' dedi. Ben büyük sözü dinlerim. Gittim öbür hafta 'Zarfa veda' diye bir açık mektup yazdım ve bitirdim 'zarf' şiirleri yazmayı. Yani Hilmi Yavuz'un sayesinde oldu bu kitap. Bu kitap ilk kez Posta Kutusu dergisinin Kış 2004 eki olarak yayımlandı. Bu yeni ve genişletilmiş baskısına on yeni şiir ekledim. Askerlik arkadaşım Vehbi'den, şehir-şiir arkadaşım Alihan'a, eşim İdil'den, Oksijen Reklam Ajansı'ndan Şule'ye; Engin Turgut'tan Turgut-Tomris Uyar'a; babam Kel Hasan Usta'dan Gül Anne'me; 17 Ağustos'ta yitirdiklerimizden 35 Sivas Şehidi'ne, Füsun Akatlı'dan Mehmet H. Doğan'a dek birçok adrese uğruyor mektuplar.

- Mektup ile şiir çok güzel buluşuyor, hani uyuyor birbirine... Hele hasreti imlerken, tren sesi, dumanı gibi metaforik sarsıntılar yaratıyor...

- 'Bende bir mektubunuz eskiyor, büyüsün gönderirim' diyordu Lina sevgilisine yazdığı mektupta. 'İki mektup yaz/ birini sev/ birini at' derken mektubun yerini bildiriyordu Hafız. Yazdığım her metne mektup gözüyle baktığım doğrudur. Bana göre her şiir ve yazı mektup. Roman olmuş, öykü olmuş, deneme olmuş önemi yok. O mektup bazılarının adresine gider, bazıları yanlış adres diye geri döner, bazıları bir zaman sonra adresini bulur. gamzeakdemircumhuriyet.com.tr


(Cumhuriyet Kitap)
 

cicek demeti

Sükut
İhvan Üyesi
Katılım
7 Ocak 2011
Mesajlar
11,683
Puanları
0
siirler zaten nasil dizelere dokuluyorsa insanin ic halinden gelen duygulardir...kimi insan yazarak hikaye yada siir olarak icindeki sevinci huznu sayfalara naksederler...bilirizki yazilanlar yuregin ya sevinc cigligi yada aci cigligidir....tesekkurler..
 
Üst