Göz var gözün içinde , o da kalbin içinde ! | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Göz var gözün içinde , o da kalbin içinde !

abdullah birisi

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
12 Mar 2013
Mesajlar
10,282
Puanları
83
Bismillahirrahmanirrahim

Göz var gözün içinde , o da kalbin içinde !

Biz insanlar içinde bulunduğumuz gafletten kendimizi kurtarabilir isek, bu sözün manasını ancak anlayabiliriz.

Gafletten uyanmak ancak , bakan gözlerin sahibini bilmek, O’ na sığınmak, O’ nun emirlerine uymak, yasaklarından kaçmak,

O’nu kalp ile tasdik, dil ile ikrar edip, meleklerine, kitaplarına, Rasüllerine, kadere, hayır ve şer ondan geldiğine, ahret gününe, öldükten sonra dirilmeye ve hesap gününe inanıp Eşhedu en la ilahe illallah ve Eşhedu enne Muhammeden Abduhu ve Resuluhu Kelime-i şehadetini kalp ile tasdik, dil ile tekrarlamak ile olur.

Bugünün insanı, Allah’ın son peygamberi, habibi ve Resulü Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) efendimize ve Ona indirilen Kur’an-ı Kerim’e uymak mecburiyetindedirler.

Bütün insan ve tayfa-i cin için kayıtsız şartsız bu böyledir.

Allah’ın indinde tek din İslam dinidir.

Bütün Peygamberler İslam dini üzerine gelmişlerdir. Şeriatleri ayrı gibi gözükse de gaye bakımından aynıdır.

Rabbimizin Muradı böyledir.

Adem (a.s.)’den Peygamberimize kadar gelmiş bütün Peygamberleri ve kitaplarını, günümüzün bütün insan ve cinleri kıyamete kadar gelecekler de dahil olmak üzere tasdik, kabul ve uymak mecburiyetindedirler.

Sebebi mucibesi şudur ki, madem ki Allah katında tek din İslam’dır, din nasihat olduğuna göre, manada (batında) İslam, temizlik demektir, kanun budur.

Temiz al, temiz muhafaza et, temiz teslim et.

Çünkü Cenab-ı Allah kainatta, sakil temiz olmayan (haşa haşa) hiçbir şey yaratmamıştır.

Nefis taşıyan her mahluk bu temizliği bozar,nefsin fıtratı gereği bu böyledir.

Ruh ve nefis taşıyanlar ile Ruh ve akıl taşıyanlar yaptıklarından sorumsuzdur.

Ruh, akıl ve nefis taşıyanlar ise her yapmış olduklarından sorumludur. Velev ki her yaptığı iş hayır dahi olsa.

Allah’ın bizlere bahşetmiş olduğu çocuklarımız da dünyaya gelişlerinde bedenlerine ait madde yapıları
İslam fıtratı üzerindedir, tertemizdir.

Bütün kirletilme faturaları akıl baliğ olana kadar onu yetiştirenlere kesilir.

Ruh, akıl ve nefis taşıyanlar, kainat onlar için yaratılmış olduğundan;içindekileri, kendileri de dahil olmak üzere hiçbir bilgiye sahip olmadıkları,yanlış işler yapacakları Yüce Yaratan tarafından bilindiğinden, zaman zaman kendinin seçtiği ve yetiştirdiği kullarını gönderip,bu üç cevheri taşıyan şekilleri itibarı ile de insan ve cin olarak isimlendirdiği kullarını da bütün kainatın içinde hareket eden mahlukatının ruh, akıl ve nefis ile ilgili kanunlarının ilmini yani şeriatını yüz suhuf, dört büyük kitap ile bildirmiştir.

Mesele bu kadar açık ve basit iken biz insanların korktuğu şeye bakın.

Allah’ın şeriatı korkulmak şöyle dursun biz kullarının kurtuluşuna, rahat yaşamasına vesile olacak en büyük nimettir.

Yüce Rabbimiz biz kullarına “dininizi evvelde muradım olan gizliliğimi temizliğime, güzel ahlakıma, sıfat ve fiillerime, yaratıcılık dışında bütün sırlarıma ayna yaptığım, Mahmud makamı ile şereflendirerek Ahmed adı ile isimlendirdiğim aynadaki muradımı öyle sevdim ki, O’nu Habib isminin sırına vakıf kıldım.
Muhabbetimi sıfatlarımın nuru ile Alemlere rahmet olarak cem edip ilk beşer Adem’in alnında yer yüzüne indirdim.

Kainat o nur ile karanlıktan aydınlığa çıktı.

Sevdiğim bütün sıfatlarımın nurlarını zatımda ana ana meth ede ede cem ettiğim nurumu Muhammed adı ile isimlendirdim.

Ve “ O’na indirdiğim mucizem Kur’an-ı Kerim ile O’nu Rehberiniz olarak (nasihatlarım ile) Mustafa adı ile aranıza göndererek tamamladım” müjdesini verdi.

Bunu bu şekilde bilen ve iman eden bir kişi bundan böyle şu geçici alemdeki imtihan dönemini tamamlamak üzere çok çalışması ve bu imtihanda başarıya ulaşması için Rabbine yalvarması lazımdır.

Bu dönem o kadar kısadır ki, kişinin bir ekmek veya bir şişe su almak için bakkala çıkmasına benzer.

Fakat ne var ki, yolunu üzerinde vitrinler, insanı çekecek türlü lezzetler vardır.

Çünkü nefis bir dilencidir, ne versen “daha da” der, bazen alsa da sevinir, seyretse de.

Kişi de bunun emrine girmiş ise beş dakikalık bakkala gidip gelmek, bir gün veya daha fazla, hatta bakkala ne için gidildiği de unutulup hiçbir şey alınmadan eli boş olarak da dönülebilir.

İşte bu hadise gibidir ki, insanın dünya hayatında da gördüğü süsler, sahte güzellikler insanın bu imtihan için geldiğini unutturur, çok uzun bir müddet kaldığını, kalacağını ve hatta hiç bitmeyeceğini sanır.

Böyle bir kişi zarardadır. Gözleri kördür hiçbir şey görmez.

Onun için etraf kararmış, karanlıklarda ışıklar asılmış hiçbir yere bağlı değil, etraf aydınlanmış, yeşili, kırmızısı, sarısı ayrı ayrı renklerle etraf donanmış fark etmez, o hep karanlıktadır.

Karanlık basar perdeleri çeker, daha da karanlığa gömülür.

Önüne türlü renkleri koyar, yer bitirir, yine karanlığa döner, dönüştürür.

O gider arkasından günler katlanır. Dönüp baksa da göremez.

O da dünkü günün karanlığına gömülmüştür.

İşi Rabbine bağlayan kişinin iki gözü de açıktır.

O bunların hepsini Rabbinin birer imtihan sorusu olduğunu bilir.

Karanlık bastığı zaman iki gözünü açan, karanlık içinde asılı duran lambaları görür, çalışkan talebe daima sorar ve öğrenmek ister, der ki; “Ya Rabbi bunlar da muhakkak bir sorudur, ama gözlerimle onları tetkik edemiyorum ve anlayamıyorum.

Bana himmetini esirgeme, bu sorduklarının, birer hikmet olan sorularının yanına kadar gideyim” der.

İşte o zamana kadar bilmediği bir yardımcıyı Rabbinin lütfü, keremi ile yanında ve hizmetinde bulur.

O buna hep kalp diye bakmış, böyle bir vazifeyi yapabileceğini aklına dahi getirmemiştir.

İşte o zaman aklının daha bilmediği bir çok şeyler olduğunu anlar ve kumandayı kalbe bırakır. Allah (c.c) der ki; “Ey kulum! beni arayan bulur. Çünkü ben sana şah damarından da yakınım.”

Yine der ki; “Ben yere-göğe sığmadım, mü’min kulumun kalbine sığdım”

Bu kişi ki, karanlıkta bu himmet ile bu sırlara vakıf olmuş, artık karanlıklar kalkmış aydınlık olmuştur.

Gecenin bitmesini istemez.

Sırdır karanlıkların nurlu sabahı onun için, gün doğar bir başka aleme, bir başka sırra açılır gözleri.

Yeşiller, sarılar, kırmızılar.

“Peki” der, “bunlar gece o karanlıkta nerede idi. Yok mu olmuşlardı. Madem böyle güzel renkleri vardı da neden simsiyah olmuş, yok olmuşçasına saklanmışlardı”.

Kalbi imdadına yetişir. “bunlar da imtihan sorularına dahil” der.

O zaman gece-gündüz silinmiş, gecesi-gündüzü sahte olan bir alemde kendi de yoktur artık.

Der ki; “Ya Rabbi! Bana hakiki varlığımı ve her şeyin hakikatini göster ki, ben daha çalışkan bir talebe olayım”.

İsteyen kulunun dileğini geri çevirmeyen Yüce Rabbimiz, bu kişinin o arzusunu da yerine getirir. Artık o kul bir talebe olmuştur ki, kitap açmasa da, ders çalışmasa da ona ders veren, ona ders çalıştıran birçok sırlar vardır.

Allah resulü (s.a.v.) efendimizin Veda Hutbesinde biz ümmetine “Benim artık aranızdan ayrılmam mukadderdir. Sizden biriniz her ne hususta sıkışıp çaresiz kalırsanız; size öyle bir kurtarıcı bırakıyorum ki, ona başvurun o sizi kurtarır. O da iki gözümün nuru Kuran’dır” buyurmuştur.

O bu hale gelmiş bir kişi için ne güzel bir rehberdir. Ona dalar, onunla seyreder, bakar ki kendi gözleri işe yaramadı, kalbi ondan daha iyi görüyor, bir an gelir kalbi ile gördükleri de bir gölgedir. Onlar da bir bir karanlıklara gömülüyor.

Gün doğunca asılı duran ışıl ışıl yanan lambaları arar, işte aydınlıkta onlar da karanlığa bürünmüştür.

O zaman hakiki varlığı işe el atar. Der ki; “Ben senin aslınım. Sen de sahtesin. Beni ancak seninle imtihan ediyorlar, benim başarı kazanmam seninle kaim. Madem ki beni aradın, buldun bundan sonra ben artık seni gezdiririm. Sen bana bu imtihanı kazandırdın.

Gel şimdi sana işin hakikatini bildireyim ki, dünyanın bu yalancı süslerine kıymet verme. Onlar seni aldatmasın, son ana kadar da gafil olma” der.

İşte o kul görür ki, bütün hakikatler Arş’ın üstünde Allah (c.c.) katında bu alem bir göz, onu oradan kendinin seyrettiği gibi seyrettiriliyor, yediği gibi yediriliyor, içtiği gibi içtiriliyor. Hiçbir şey yok ki, onun yaptığının aynı olmasın.

O zaman biliyor ki, gözü; o gözün içinde bir göz daha var ki zahiri görüyor.

O göz de kalbin içinde, bir göz ki batınını görüyor.

Allahım bu gözle görüp, bu göz ile ona vasıl olmayı ve Cemalini ebediyen tüm gözler ile görmeyi bütün Mü’min kullarına nasip etsin… Amin.
 

Verda

Gales
İhvan Üyesi
Katılım
9 Nis 2010
Mesajlar
10,917
Puanları
113
Bir ben vardir benden içeru..
 
Üst