• Reklamsız versiyon için ÜYE OL

Geçmişten Günümüze 5 Farklı Mumyalama Çeşidi.

Ebu Computer

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
11 Haz 2013
Mesajlar
22,143
Beğeniler
416
Puanları
83
#1
Günümüzde mumyalar Antik Mısır ile özdeşleşmiş olsa da, aslında tüm dünyada farklı kültürler cesetlerin bozulmaması için birçok farklı yöntemler kullanıldı.

İşte daha önce duymamış olabileceğiniz örnekler de dahil dünyadaki mumyalardan birkaçı.

1-Bataklık Mumyaları


Tollund Adamı olarak bilinen bu ölü Danimarka’da bir bataklıkta bulundu.

Binlerce yıl önce İrlanda ve Avrupa’nın çeşitli bölgelerindeki bataklıklara atılan ölüler, bu bataklıklarda son derece iyi şekilde korunarak günümüze kadar geldi. Bataklıklarda çok az oksijen olması, cesetleri çürüten bakterilerin gelmesini engelliyor ve cesetlerin çok uzun süre boyunca sağlam kalmalarına yol açıyor.

En son İrlanda bataklık mumyası 2011 yılında keşfedildi. En eski bataklık mumyası ise 4 bin yaşında, yani Mısır kralı Tutankamon’dan 500 yıl daha yaşlı.

2-Mısır Mumyaları


Fotoğraf: Kennth Garrett, National Geographic Creative

Mısırlılar genelde 70 gün süren bir süreçle mumyalanıyorlardı. Rahipler cesedin beynini sıvılaştırıyor ve burundan akıtıyordu. Tüm iç organlar çıkarılıyor ve kalp dışında hepsi ayrı şişelere konuluyordu. Kalp yerinde bırakılıyordu çünkü Mısırlılar kalbin insanın var oluşu ve aklı için esas olduğuna inanıyorlardı.

Ardından beden natron (doğal sodyum karbonat) denilen bir tür tuzla kurutuluyor ve yüzlerce metre beze sarılıyordu. Artık tamamen mumyalanan beden, kişinin öteki dünyada ihtiyacı olabilecek yiyecek ve tılsımların resimleri veya modelleriyle birlikte mezara gömülüyordu.

Mısırlılar mumyalanmış bedenin ruhun evi olduğuna inanıyorlardı. İnanışa göre beden yok olursa ruh yolunu şaşırırdı.

3-Kendi Kendini Mumyalama



Bazıları ise cenazecilere güvenmeyip kendi kendini mumyalamayı seçiyordu.

Bu ölümcül ve korkunç uygulama Japonya, Çin ve Hindistan’daki Budist rahipler tarafından yapılıyordu. Bazıları sonucun kendilerine özel güçler vereceğine inanıyordu, bazıları da bir gün gelip uykudan uyanır gibi uyanacaklarını düşünüyordu. Kendi kendine mumyalamayı seçen rahipler üç yıl boyunca sadece yemiş ve tohumdan oluşan bir beslenme uyguluyor, ondan sonraki üç yıl boyunca da sadece ağaç kabuğu ve kök yiyorlardı. Amaç bedenlerindeki yağın tamamını yok etmekti, böylece ölümden sonra bakterilere daha az yiyecek şey kalacaktı.

Bu beslenme biçimi Büyük Usta Budist Kûkai tarafından geliştirilmişti. 1962 yılındaHistory of Religions dergisinde yayımlanan bir yazıya göre, tüm tahılları reddettiğine ve kendisini taş bir mağarada mumyaladığına inanılıyordu.

Rahipler daha sonra, sürekli kusmaya yol açarak bedende kalan sıvının tamamen tükenmesini sağlayan zehirli bir çay içiyorlardı. Bedenlerinde su olmaması ve damarlarında dolaşan zehir de yine bakterinin ölümden sonra bedeni çürütmesini zorlaştıracaktı.

Son yaklaştığında, yanlarında sadece bir hava borusu ve çıngırakla mezara giriyorlardı. Meditasyon yapıyor, her gün çıngırağı sallayarak dışarıdakilere hâlâ yaşadıklarını haber veriyorlardı. Çıngırağın sustuğu noktada hava borusu çıkarılıyor ve mezar kapatılıyordu.

Günümüzde, kendi kendini mumyalama Budist dini liderlerince onaylanmıyor. Ancak uygulama 12. yüzyılda başlamış olduğu için bilim insanları hâlâ bu mumyalardan bulmaya devam ediyor, en az 24 tanesi ortaya çıkarılmış durumda. 2015 yılında, kendi kendini mumyalamış bir Budist rahibin ölüsü Çin’deki bir Buda heykelinin içinde bulundu.

4-Dünyanın En Eski Mumyaları



Şili’deki Chinchorro mumyaları dünyanın bilinçli yapılmış en eski mumyaları. Chinchorrolar, şimdiki güney Peru ve kuzey Şili sahillerinde 9.000 yıl önce yaşamış olan balıkçı bir halktı.

En ünlü Chinchorro mezarlığı Şili’de bulunuyor. Arica ve Cobija kentleri arasındaki bu mezarlıkta “Siyah Mumyalar” olarak bilinen insan cesetleri binlerce yıl boyunca saklı kalmış. Siyah Mumyalar’a isimleri, bedenlerini kaplayan demir benzeri siyah manganez metali nedeniyle verilmiş.

Chinchorro cenazeciler, Siyah Mumya yapmak için ölünün kafa, kol ve bacaklarını kesip organlarını ve etini çıkarıyor, kafatasında bir delik açarak beyni boşaltıyorlardı. Latin American Antiquity adlı dergide 1995 yılında yayımlanan bir araştırmaya göre, ölünün derisi tıpkı bir çorabı çıkarıp giyermiş gibi sıyrılıp sonra bedene yeniden geçiriliyordu. İşlem, kadavranın kuruması için göğüs boşluğuna sıcak kömür doldurularak bitiriliyordu.

Ardından bedeni çubuklar ve hayvan kılıyla yeniden inşa ediyor ve beyaz kül kaplıyorlardı. En son bir dokunuş olarak kafatasına kısa siyah bir tutam saç ekliyor ve bedeni manganez ile siyaha boyuyorlardı.

5-Günümüz Mumyaları

Atalarını köylerinin üst kesimlerindeki mağarasına geri taşıyan bir aile. Papua Yeni Gine’de mumyalanmış aile üyeleri sıklıkla toplum içinde yer alıyor ve köydeki kutlamalara dahil ediliyor. [Fotoğraf: Ulla Lohmann, National Geographic Creative]

Yeni Gine’deki bazı köylüler günümüzde hala atalarını mumyalıyor.Ölüler bir kulübeye konularak iç organlar kuruyana kadar tütsüleniyor. Ardından, yapısal bütünlüğün korunması için kırmızı kille kaplanıp ormanda bir tapınağa götürülüyor. Cesetler kutlamalar sırasında tapınaktan getiriliyor ve yakınları atalarına danışmak için mumyaları ziyaret ediyor.

Papua Yeni Gine mumyaları, ilk kez İngiliz kaşif Charles Higgins tarafından 1907 yılında belgelenmişti. 1950’lerde gezgin misyonerler bu uygulamayı engellemeye çalışmışlardı ama ölen saygın ataların tütsülendiği köyler hâlâ var.

nationalgeographic
 
Üst