Frantz Fanon / Yeryüzünün Lanetlileri | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Frantz Fanon / Yeryüzünün Lanetlileri

ismail

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
3 Mar 2007
Mesajlar
20,475
Puanları
0
Yaş
42


Frantz Fanon’un sömürgeciliğin sömürge halkları üzerindeki psikolojik sonuçlarını analiz etmeye çalıştığı en ünlü eseri olan Yeryüzünün Lanetlileri sömürgecilik-karşıtı mücadelenin ve Üçüncü Dünya’nın özgürlüğünün manifestosu olarak bilinmektedir.

Afrika’daki ulusal kurtuluş hareketlerinin ve Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Kara Panterler örgütünün esin kaynağı olmuştur. Avrupalılar, bu kitabı açın, içine bakın. Karanlıkta birkaç adım attıktan sonra bir ateş çevresinde toplanmış yabancıları göreceksiniz; yaklaşın ve onları dinleyin. Sizin acentelerinize ve buraları koruyan paralı askerlere layık gördükleri yazgıyı tartışıyorlar.

Belki sizi görecekler, ama seslerini bile alçaltmadan aralarında konuşmaya devam edecekler. Kayıtsızlıkları sizi can evinizden vurur: Onların babaları, gölgelerde yaşayan o yaratıklar, sizin yarattıklarınız, ölü canlardı; onlara ışık veren sizdiniz, onlar yalnızca size hitap ederlerdi ama siz bu zombilere cevap vermeye tenezzül etmezdiniz. Onların oğulları sizi görmezden geliyor. Onları ısıtan ve aydınlatan ateş size ait değil. Siz, saygılı bir mesafeyle duran siz, kendinizi kaçak, geceye özgü, işi bitmiş hissedeceksiniz. Şimdi sıra sizde. Bir başka şafağın doğacağı bu karanlıklarda artık zombi sizsiniz.
 

ismail

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
3 Mar 2007
Mesajlar
20,475
Puanları
0
Yaş
42
Bir yeryüzü lanetlisi - Frantz Fanon


Fanon, eğer Beyaz sömürgeci burjuva liderlerin yerine Avrupalılar tarafından eğitilmiş Siyah Afrikalı burjuvaları getirirlerse sömürgecilik sonrası Afrika uluslarının sonunun felaket olacağını düşünüyordu



Fransız psikiyatrist ve devrimci yazar Frantz Fanon'un eserleri 1960'lı yıllarda Birleşik Devletler'de ve Avrupa'da görülen radikal hareketleri derinden etkilemişti. Martinik'te doğan siyaset düşünürü Fanon'un görüşleri Aime Cesaire ile birlikte Karayip Adaları'nda kendisine çok taraftar toplamıştı. İlk kez Cesaire tarafından kullanılan Siyahilik kavramını reddetmiş ve bir insanın toplum içindeki yarinin ekonomik ve sosyal konumuna bağlı olduğunu öne sürmüştü. Fanon sömürgelere yapılan baskıya ve Üçüncü Dünya'nın yaşadığı kültürel travmaya ancak şiddet kullanılarak yapılacak bir devrimle son ,verilebileceğine inanıyordu.
"Şiddet," diyordu, "tedavi eder. Halkı aşağılık kompleksinden, umutsuzluktan ve eylemsizlikten kurtarır; onu korkusuz kılar ve özgüvenini tekrar kazanmasını sağlar."
1925'te doğan Frantz Fanon'un çocukluğu Martinik'te, şeker plantasyonlarında çalıştırılmak için Karayipler'e getirilmiş olan Afrikalı siyah esirler arasında geçti. Fanon'un babası gümrükte çalışıyordu ve 1947 yılında öldü. Fanon'un lisedeki öğretmenlerinden biri ünlü şair Aime Cesaire idi.


Sömürge karşıtı hareket
Gençlik yıllarında Fanon, siyasi bakımdan aktifti ve Nazi dönemi sonrası Vichy hükümetini destekleyenlere karşı yürütülen gerilla mücadelesine katıldı. Özgür Fransa güçlerine katılıp savaşmak için Avrupa'ya gönüllü olarak gitti. Savaştan sonra Paris ve Lyon'da tıp ve psikiyatri eğitimi aldı. Fanon'un arkadaşlarından biri, Sorbonne'da felsefe ve tarih okuyan genç yoldaşı Edouard Glissant idi. Glissant'a göre Fanon 'aşırı duyarlı' biriydi. Fanon'un ilk büyük eseri Kara Deri, Beyaz Maske 1952'de yayımlandı.
Kitap, sömürgeciliği ve yıkıcı etkilerini inceliyordu ve bütün dünyadaki insan hakları, sömürgecilik karşıtı hareketlerle Siyahların bilinçlenmesi üzerinde büyük bir etki yaptı. Fanon'a göre Beyazların sömürgeciliği Siyah kurbanlarına varoluşsal olarak hayali ve alçaltıcı bir varoluş empoze ederek, sanki onları yozlaşmış değerlerinden kurtararak daha iyi bir yaşam vaat ediyordu. Sömürülenler sömürenler tarafından insan olarak görülmüyorlardı; bu sömürülenlerin kabul etmeye zorlandıkları bir resimdi. Fanon bu kitapta ırk ve renk sorununun nasıl olup da bütün bir imgeler ve sözcükler dünyasıyla bağlantılı olduğunu gösteriyordu. "Fransızca'daki Adalet, Gerçek ve Erdenlik kavramlarında her zaman yüceltilen beyaz olmanın simgeleri değil midir?" Fanon, sosyal ve ekonomik gerçeklikleri de göz önünde bulundurarak ırksal önyargıları bir filozof ve bir psikiyatrist bakışıyla ele alır. Metnin tonu öfkeden serinkanlı analizlere varan farlılıklar içerir ve kitabın şiirsel dili de gücünü hâlâ korumaktadır.
Fanon 1952 yılında Cezayir'de bir psikiyatri kliniğinde çalışmaya başlar. 1953'te genç, beyaz bir Fransız kadınla evlenir. Fanon psikiyatri bölümünün yöneticisi olarak çalıştığı Blida-Joinville hastanesinde grup terapinin ilk uygulayıcılarından François Tosquelles'in görüşlerini uygular. 1954'te Ulusal Özgürlük Cephesi (FLN) Fransız yönetimine karşı açıkça savaş ilan eder. Üç yıl sonra Fanon hastanedeki işinden ayrılarak Fransız yönetiminden kurtulmak isteyen Cezayir direniş hareketine katılır. Fanon, Mali'den Sahra'ya kadar birçok gerilla kampına gider, direnişçileri evinde saklar, hemşirelere yaraları iyileştirmeyi öğretir. 1959'da Cezayir-Fas sınırında ağır yaralanır. Fanon o sırada geçici Cezayir hükümetinin Gana büyükelçiliğini ve Tunus dergisi Moudjahid'in editörlüğünü yapıyordu. Bu dönemde ayrıca Afrika'nın ilk psikiyatri kliniğini açtı. Bu dönemde yazılarının büyük bir kısmı Cezayir devrimine odaklanmıştı. Bu yazılarda Fransız emperyalizmine karşı silahlı mücadeleyi savunuyordu. Fanon Cezayir'in bağımsızlığını görecek kadar yaşayamadı.
Fanon, kendisine yönelik birçok suikast girişiminden kurtuldu. 1960 yılında Mali'den Cezayir'e kadar yaptığı 1200 millik yolculuk sırasında çok ağır hastalandı. 12 Kasım 1961'de Washington'da yakalandığı kan kanserinden kurtulamayarak öldü. Birçok tartışmadan sonra cenazesi gömülmek üzere Cezayir'e getirildi. Karısı da 1989 yılında Cezayir'de intihar etti.
Fanon'un son kitabı Yeryüzünün Lanetlileri (ki geçenlerde Versus Yayınları tarafından basıldı) yayıncısı tarafından "Siyah devrimin el kitabı" olarak nitelendi. Kitap bağımsızlık savaşı sırasında Fanon'un deneyimlerine dayanıyordu. Fanon, Marksist düşünce çerçevesini kullanarak, yeni bir ülkenin ulusal bilincinin yaratılması ve korunmasında etkili olan kültürel hegemonya sorununu ve sınıf çelişkisini inceliyordu.
Yeryüzünün Lanetliler, Siyah özgürlük hareketinin en önemli belgelerinden biri haline geldi. Fanon'un yazıları Kenyalı, Senegalli ve Zimbabveli özgürlük hareketlerini de derinden etkiledi. Mao ile ortodoks Leninizmin aksine Fanon Komünist partinin devrimde önderlik yaptığı görüşünü kabul etmiyor, ama devrimci partinin mücadeleden doğacağına inanıyordu. Bir Marxist olarak Fanon, eğer Beyaz sömürgeci burjuva liderlerin yerine Avrupalılar tarafından eğitilmiş Siyah Afrikalı burjuvaları getirirlerse sömürgecilik sonrası Afrika uluslarının sonunun felaket olacağını düşünüyordu. Çünkü bu durumda kapitalist sınıf yapısı altında baskı devam edecekti... Şimdi bakınca Fanon'un ne kadar da haklı olduğunu görebiliyoruz.
İnsan olmayı hem talep etmek hem de reddetmek patlayıcı bir çelişkidir. Patladığını siz de benim gibi biliyorsunuz. Ayrıca yangınlar çağında yaşıyoruz: Kıtlığın artması için doğum oranının yükselmesi yeter, yeni doğan ölmekten çok yaşamaktan korksun; şiddet seli tüm engelleri devirir. Cezayir ve Angola'da Avrupalılar görüldükleri yerde katlediliyor. Bu bir bumerang çağı, şiddetin üçüncü evresi: Üzerimize geri gelir, bize çarpar ve daha öncekiler gibi, bunun bizim bumerangımız olduğunu yine bilmeyiz. "Liberaller" aptala dönmüştür: Yerlilere karşı yeterince nazik olmadığımızı, onlara mümkün olduğunca bazı haklar vermenin akıllılık ve ihtiyatlılık olacağını kabul ederler; bu ayrıcalıklılar kulübüne, yani insan soyuna onları yığınlar halinde ve hamisiz kabul etmek onları pek mutlu edecektir: şimdiyse bu barbarca ve çılgınca zincirinden boşanma ne onları ne de zavallı sömürgeciyi esirgiyor. Metropol Solu rahatsız: Yerlilerin gerçek kaderinin, maruz kaldıkları acımasız baskının farkındadır, isyanlarını kınamaz, bunu kışkırtmak için elimizden geleni yaptığımızı bilir. Ama bu durumda bile sınırlar olduğunu düşünür: Bu gerillalar benimsenmek için şövalyece davranmalıdırlar; insan olduklarını kanıtlamanın en iyi yolu budur. Bazen sol onları ayıplar: "Fazla ileri gidiyorsunuz, sizi daha fazla destekleyemeyiz." Yerliler onların desteğine hiç mi hiç aldırmazlar; bu desteği alıp bir taraflarına sokabilirler, değeri bu kadardır. Savaş başlar başlamaz bu sert gerçeği gördüler: Biz de herkes gibiyiz, hepimiz onlardan yararlandık, bir şey kanıtlamaları gerekmez, kimseye ayrıcalıklı muamele etmeyecekler. Görev tek, amaç tek: her tür araçla sömürgeciliği sürüp atmak. En uyanıklarımız gerektiğinde bunu kabul etmeye hazırdırlar, ama bu güç denemesinde aşağı-insanların bir insanlık belgesi elde etmek için kullandıkları tamamen insanlıkdışı yöntemi görmeden gelemezler: Hemen verin şu belgeyi de barışçıl yollarla bunu hak etmeye çalışsınlar. Soylu ruhlarımız ırkçıdır.
Fanon'u okumaları iyi olur. Fanon, bu bastırılamaz şiddetin ne de bir bardak suda fırtına, ne barbar içgüdülerinin yeniden ortaya çıkışı ne de bir hınç olduğunu kusursuzca gösteriyor: kendine gelen insandır bu.
Jean-Paul Sartre (Yeryüzünün Lanetlileri, Önsöz'den)
 

ismail

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
3 Mar 2007
Mesajlar
20,475
Puanları
0
Yaş
42
LÜTFEN BİZİ SÖMÜRÜN!

Fanon ve kara talihimiz
Fanun’u okumak ve anlamak biraz da kara derili isyanı anlamaktır. Afrika’dan kopup gelerek Batı topraklarında var olan isyanı okumaktır.

Zencilere zaafım var
Bir insanın zencilere karşı zaafı olması mağdur olmakla hemencecik ilintilendirilmemeli. Zira zenciler her ne kadar tarihte mağdur hanesine en fazla adı yazılan renkte olsalar da güçlü, kuvvetli, dayanıklı insanlardır. Misal; Ali, Malik el-Şahbaz, Martin Luther King, Kobi Braynt, Şakir Oniyıl... (Son ikisinin orijinal yazılışı böyle olmasa da biz onları böyle seviyoruz.) Obama ya da Michael Jackson’u başka bir kategoride değerlendirmek lazım. Bilal-i Habeşî ise daha başka hüzünlerle yazılacak bir siyah elmas güzelliğidir…
Zaafım olan en ünlü zenci tartışmasız Fanon’dur. Zaafıma sebepler: Fanon’un otuz altı yaşında ölmesidir. Ölüm döşeğinde iki kitap çalışmasını tamamlamasıdır. Bir insan olarak zaafları olduğu için; beyaz adamı eleştirir ama beyaz kadına fena halde âşık olur. Afrika’nın Marks’ı olmasıdır. Aykırı ve tutarlı bir sese sahip olmasıdır. Che ve Bin Bella ile arkadaş olmasıdır. Psikolojinin en ağır dalında psikopatoloji alanında çalışmasıdır. Ali Şeriati, Sartre, Edward Said, Avram Noam Chomsky gibi aydınları etkilemiş, fikirlerinin oluşmasına katkıda bulunmuş olduğu için zaafıma karşılık bulmaktadır.
“Sömürgecinin sömürgeleştirdiği insanı anlatmak için kullandığı dil zoolojik bir dildir” dediği için Fanon’a zaafım var. Tespitleri kanatıcı ama doğru olduğu için zaaf duyuyorum. Daha onlu yaşlarına doğru Antillerdeyken Fransız askerlerinin yaptığı zumla (öldürme, yakma, tecavüz) şahit olduğu halde varıp 2. Dünya savaşı sırasında Fransızlar safında, ilerleyen zamanlarda da Fransız maaşıyla çalıştığı için zaafım var. Evet, sakat bir cümle kurdum! Sömürene boyun eğen akıllı bir adamı övdüm. Ama şurası var ki o savaşan, daha sonra da doktorları olup maaş alan adam gidip en travmalı hastaları seçti. Aşırı şiddet görmüş, işkenceye uğramış, tecavüz mağduru insanları iyileştirmeye çalıştı. Bu haliyle yetinmeyip, sömürülenin kolay kolay yapamayacağını yaptı ve mağdur edilenden yana geçti. Cezayir Kurtuluş Örgütünden yana oyunu kullandı ve görevinden ayrıldı. Siyah derisini gördü; beyaz maskesini attı. Dünyanın lanetlisi olmaktan vazgeçti. Laneti, sömürgecinin yüzüne çarptı. İnsan hayatının dümdüz bir çizgi gibi ilerlemediğini gösterdi.



“Yok olup giden maddi ve ahlaki yapı” içerisinde kendini yeniden inşa ederken “sömürülen” insanlar için de yeni inşa süreçleri olabileceğini gösterdi; hem hayatı hem de eserleriyle.
Frantz Fanon mu, Fransız Fanon mu?
“Toplumsal dalgalanmalar içerisinde sömürgeleştirilen ülkenin aydınının saplantısı garip bir ayrıntı merakıyla değişirken” Fanon, minik ayrıntılarla değil de kökten değişimlerle amaca ulaşılacağını hatırlattı. Öyle ki makineyi vereni makinesiyle ezmedikçe, toprak, sahibinin yani yerlilerin olamayacaktı. İşte tam burada, Fransız Fanon olmak ne demek daha iyi anlaşılıyor. Fanon, beyaz maske ile dolaştı sömürenlerin içinde. Onların dilini, kültürünü, saldırı biçimini daha iyi öğrendi. Bu önceden tasarlanmış bir şey değildi belki. Zamanla, adım adım gerçekleştirilen bir özgürlük savaşımıydı. “Toprak ve ekmek” her insan için önemli olduğu gibi Fanon için de önemlidir. Zira hayatı ideme ettirmek için ayağını bastığın bir toprak ve boğazından geçecek lokma olmalıdır. Toprağını elinden alan, lokmalarını da rahatlıkla sayabilecektir. Bu sebepten toprak vurgusu Fanon’un dilinde daha oturaklı, daha bereketli durur.



Hak verilmez; alınır!

Afrika ülkelerinde bir dönem yaygın olan “fetih yapan general heykelleri ki kamçısı ile yaralar açan, makineleriyle taşları paramparça eden bir dünya” çıkmıştır Fanon’un ve Fanon gibi kara derililerin karşısına. Bu heykeller var oldukça o kırbaç sızısı devam edecektir. Bunu gören Fanon: “Şiddet güçleri ve kapitalizmin suç ortaklığına” karşı “Şiddet, teneffüs edilen hava gibidir” der. Evet, şiddet teneffüs edilen hava kadar normal ise; o havayı yine başka bir şiddetli havayla dağıtabilirsiniz. Heykelleri, şirketleri, filmleriyle insanları ürperten bir sömürge imparatorluğu ancak şiddetle durdurulabilir. Burada Gandi’den ayrılır Fanon. Her ikisi de yerlilik, toprak, ekmek vurgusu yapar. Lakin birinde şiddetsiz devrim, diğerinde ise şiddetle devrime yöneliş vardır. Bu, Afrika ile Hint yarımadası farkıdır. Afrikalı insan çok fazla dövülmüştür. Ayrıca paye de almamışlardır. Afrika’ya İtalyan, Fransız, İngiliz, Hollandalı sömürgeciler dört koldan yürürken; Hindistan’a yalnızca İngilizler dayanmışlar ve işbirlikçilerle işlerini kolaylamışlardır. Afrika’nın hiç olmazsa şeref golü atmaya hakkı vardır. Bu yüzden Fanon’da şiddet elzem hale gelir. “Askerler, zaferden kalma oyuncaklarıyla oynayadursunlar, finans çevreleri onları hemencecik gerçeğe yöneltir.” Bu yüzden Afrika’nın kara talihi bir kez olsun yüzlerine gülmez. Güya, “reel-politik” zamanlar başlamıştır; askerler, kırbaçlı generaller çekilmiş ve finans merkezleri gerçeği sömürülenlerin yüzüne vurmuşlardır: “Sizin ne toprağınız, ne paranız ne de emeğiniz var! Siz, bizim ürettiğimiz makinenin dişlilerisiniz!” Bu durumda zaten kaybedecek bir şeyi kalmaz insanların. (Afrika’nın Marks’ı da doğal olarak sorar: Kaybedecek neyin var?!) Tıpkı insan avcılarının Afrika’nın köylerine dalıp tuttukları insanları “vahşi hayvanlar gibi” kafeslere koyarak satmak için gemilerle Avrupa ve Amerika’ya götürürlerken o insanların da “aileler” kurduklarını hesaba katmamaları gibi. Onlar sadece birer nesnedirler. Acı çekmezler. Hakları yoktur. Mahkemeye çıkıp dava açamazlar. Özgürlüklerinin bedelini ödeseler bile “kara” oldukları için “normal insanlar” gibi yaşayamazlar. Efendim tam da burada Türkçe bir slogan devreye giriyor; Fanon şunu demek istedi: Hak verilmez, alınır!
Alışkanlıklar insanın kaderi olur; sömürülmek gibi.
Evet, otuz sekiz yaşında ölen Fanon bu cümlenin altını iyi çizdi. Sadece Afrika insanı için değil; yaşam, inanç, beslenme, barınma hakkı gasp edilen tüm insanlar için sıkı bir manifesto yazdı. Düşmanın dilini iyi bilen, eğitimli, kavgacı lakin hastalığın pençesinde kısa bir ömür dayanmış bir adamın diliyle dünyanın lanetlisi ya da kendimizin lanetlisi olmamak için “her türlü sömürücüye” karşı maskeleri çıkarıp direnmektir elzem olan. Yoksa “kendi hikâyeleriyle bilincimizi dumura uğratan insanlar” karşısında şansımız yok, Kemal Sayar’ın tabiriyle.
Bağımlılık bir gün vazgeçilmez hal alabilir. Bunu Fanon çok iyi görmüştü. Yaklaşık yüz seksen yıllık Batılılaşma serüveninde bu “bağımlılık illeti bizleri “başkalarının hikâyelerini” ezberleyen insanlara dönüştürdü. Fanon yaşasa ve Victoria Gölü’nün balıklarını Avrupalıların yediğini, Türklerin Batı formunda filmler çektiğini ve “Araplara örnek demokrasisi”nin olduğunu, BM delegasyonundaki zenci kadınların ne kadar “öteki” olduğunu görseydi; ‘ölümüne şiddet çözer bu işi!’ derdi, herhalde.
Alışkanlıklarınız kaderiniz olur, yollu yüce bir söz vardır. Sömürgeleştirilen insan, sömürülmediğinde rahatsız olmaya başlamışsa eğer, Fanon’un dediği noktaya, bıçağın kemiğe dayandığı noktaya gelmişizdir. Modern ulus devletlerde baş gösteren “sömürgeci ırkçılık” (Fanon’un hocası Mannoni’ye ait bir terim) hiçbir ırkçılığa benzemez. Zira ileri sömürge döneminde, ileri karakol olarak vazife yapan bu sistem günümüz modern devletlerinin, bilhassa gelişmekte olan ülkelerin belasıdır.
Seçilmişler diktatoryasına hoş geldiniz!


Zeki Bulduk, alışkanlıklarımızın gölgesine kara yüzlü bir adamı okumaya çalıştı
 
Üst