• Reklamsız versiyon için ÜYE OL

Fethullah Gülen'e Neden Saldırıyorlar?

TakVa

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
13 Nis 2007
Mesajlar
2,873
Beğeniler
79
Puanları
0
#1
Rüyalarında bile göremeyeceği ufukları görünür yaptı.
Türkçe'yi bir dünya ve kardeşlik dili haline getiren,eğitimde dünya çapında rüştünü ispat eden ve bu iklimde terennüm edilen türküleri adını bile duymadığınız rüzgârların çocuklarına söyleten adama neden saldırılır?

Asgari bir öğretmen maaşıyla ana baba ocağını geride bırakıp hiç ismini duymadığı ve bir daha döneceğini bilemediği diyarlara kaç öğretmen gider? İstiklal Marşı'nın 10 kıtasını şarkın ve garbın çocuklarına öğreten bir dünya hareketine neden tahammül edilemez?

Bu hadsizlik ve utanmazlık nedendir?

Gördükleri her entrikanın,kaldırdıkları her taşın altında Gülen hareketini arıyorlar.

Âlemşümul bir hareketle aynı irtifada seyretme imkânı bulamayan ufuk fakirleri,kendi çukurlarından çamur atıyorlar semalara. Belki uçan bir gönül fedaisine isabet eder diye.

Kendi ülkelerini ihtiras ve çekişmelerle yıllardır ıstıraba sevk edenler,cihanşümul hamleleri görebilme ve takdir edebilme istidadı taşımazlar. Entrikaların ağında boy atanlar,kendi desiselerini Gülen hareketine izafe ediyorlar.

Amaca ulaşmak için binbir şeametin neferi olanlar,şimdilerde melek edasıyla sorumluluk dağıtıyorlar.

Gülen'e saldırmak,şifa bulmaz kronik bir paranoyaya döndü.

Menfaatleri haleldar olanlar,parti içi insicamı sağlayamayanlar,millet tarafından teveccüh görmeyenler,türlü herzeleri yiyip kamuoyunda deşifre olanlar,darbe alçaklığı ve kaos şövalyeliği yapıp da ilk kez yargı önünde hesap verenler...

Hepsi kendi zilletlerinden utanmadan intikam oklarını Gülen hareketine yöneltiyor.

Gülen hareketini hâlâ kendileri gibi netameli hesapların suflörleri zannediyorlar.

Peki,her nefeste Gülen'i hedefe koymak neden?

Gülen hareketine saldıran talihsizler,kendi ülkelerinde irfan ve umran birliğini sağlayamamışken,bu serdengeçtiler onların adını bile duymadığı dünyanın dört bucağında kültür ve irfanımızın mümessilliğini yapıyorlar.

Gülen hareketi,yıllardır ezilen Anadolu insanının dünyada yankılanan muzaffer sedalarıdır.

Kusura bakmayın ama Gülen hareketine karşı çıkmak,insanlığa karşı çıkmak demek.

Onların gönül dansının nağmeleri,bugün dünyanın en muamma köşelerinden bile yükselmiyor mu?

Dünyanın ender gördüğü bu asrın sivil toplum hareketi,taşıdığı ihtişam gereği pek çok kişi ve grubun gözlerini kamaştırıyor. Kimi hayranlıkla seyrediyor bu cihangir gönülleri gözlerini kısarak. Kimi de ihtişam pırıltılarını kesen gözlükler takıp,bu muzaffer hareketin kuyusunu kazmaya çalışıyor.

Vesayetin ve jakobenliğin alçak mümessillerine en çok lanet ve beddua okuma hakkı onundu.

Ama Gülen,tüm şeytanca saldırılara rağmen bidayetten bugüne hâlâ "dövene elsiz,sövene dilsiz" diyen bir yaralı gönül.

CHP ekseninin yıllardır tahayyül bile edemediği,MHP çizgisinin asırlar sonra tasavvur edebileceği bir yüce ülküyü kanatlandıran bahtiyar vicdan.

Liberal demokrat bir arkadaşım Gülen hareketine yönelik saldırılar bahis konusu olunca demişti ki:"Fethullah Gülen sivil bir dünya hareketinin lideri. Hareket Türkiye sınırlarını aşalı yıllar olmuş. Genelkurmay şöyle demiş,ulusalcılar falan MHP'liler filan demiş. Umurunda bile olmayabilir. Siz kimsiniz kardeşim,bu bir dünya hareketi,sizin gibi Türkiye'ye sıkışıp kalmış bir hareket değil deyip omuz silkebilir. Ama o hâlâ Türkiye'de yanlış anlaşılmamak için var gücüyle nezaket gösteriyor."

Haklı değil mi?

Devlet-i Aliyye'nin gaye edindiği ama başaramadığı,Türkiye Cumhuriyeti'nin hayal dahi edemediği bir mefkûreyi gerçekleştiren Gülen'in tevazuun da doruğunda olduğu görülüyor.

Türkçe'yi ve Türk kültürünü Sibirya soğuklarından tropikal iklimlere kadar kim götürebildi?

Zerrece utanma duygusu olan herkes başını önüne eğmeli.

Alkış sesleri dünyanın dört bir yanından duyuluyor,sağır mısınız?

Gültekin Avcı
 

türkü

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
18 Tem 2007
Mesajlar
4,916
Beğeniler
948
Puanları
0
#2
işin aslı iktidar olmak degil hatalarını, tüm pürüzleri bile sildi attı üzerlerinden. minnet, şükran duyuyoruz artık. abdullah yıldız'ın şu fil terbiyesi hikayesi ne de güzel ve anlamlı geliyor şimdi..bilmiyorum belki de başka yolu yoktur. dünyayı isteyen dünya sahnesine çıkar ve geregini yapar demişti birisi..belki de böyledir bu işler..
 

bakış

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
22 Kas 2009
Mesajlar
4,718
Beğeniler
250
Puanları
83
#3
Gülen hareketi kendini güncelleyemiyor.üstad saidi nursi o zamanki komizm tehlikesine karşı İMAN İÇİN çalışmalar yapmıştır,belkide gerekliydi.Ama şuanda vahşi kapitalizm var ve İMAN+CİHAT yapmak zorunluluğumuz vardır.

Gülen hareketi İMANDA takılı kalmıştır.Hoş onuda ellerine yüzlerine bulaştırmışlardır.artık soğuk savaş bitti,bombalar yağıyor heryere.Gülen hareketinin en büyük yanlışlarından biridde müslümanları gerçek gündeminden saptırmalarıdır.
ümmetin başına bombalar yağdığı bir zamanda onlar olimpiyatlarla uğraşıyorlar.Zaten kafirler ümmeti oyalamak için onca olimpiyatlar,turnuvalar düzenliyorlar,bu fethullah gülene ne oluyorda oda olimpiyat düzenliyor.
 

agbi

Yasaklı
İhvan Üyesi
Katılım
2 Kas 2006
Mesajlar
26
Beğeniler
382
Puanları
0
#4
Gülen hareketi kendini güncelleyemiyor.üstad saidi nursi o zamanki komizm tehlikesine karşı İMAN İÇİN çalışmalar yapmıştır,belkide gerekliydi.Ama şuanda vahşi kapitalizm var ve İMAN+CİHAT yapmak zorunluluğumuz vardır.

Gülen hareketi İMANDA takılı kalmıştır.Hoş onuda ellerine yüzlerine bulaştırmışlardır.artık soğuk savaş bitti,bombalar yağıyor heryere.Gülen hareketinin en büyük yanlışlarından biridde müslümanları gerçek gündeminden saptırmalarıdır.
ümmetin başına bombalar yağdığı bir zamanda onlar olimpiyatlarla uğraşıyorlar.Zaten kafirler ümmeti oyalamak için onca olimpiyatlar,turnuvalar düzenliyorlar,bu fethullah gülene ne oluyorda oda olimpiyat düzenliyor.
Bakış sizin gibi MİLLİ GÖRÜŞ ü olmaktan ALLAH a sığınırım.

artık soğuk savaş bitti Diye Fikir öne süren bir kişinin DÜŞÜNCELERİNDEN dolayı GAFLET te olduğunu vede İSLAM a asla bu düşünce ile Hizmet edemeyeceğini Vatana da hizmet edemeyeceğini BEYAN ederim.
 

bakış

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
22 Kas 2009
Mesajlar
4,718
Beğeniler
250
Puanları
83
#5
Ağbi senden BİLGİ yollu açıklamalr bekliyorum.Birşeyler yaz.
yazıyı ben yazdım diye,"kesin yanlıştır!"düşüncesini bir kenara bırak.
 

veri

Yasaklı
İhvan Üyesi
Katılım
8 Kas 2010
Mesajlar
0
Beğeniler
661
Puanları
0
#6
kambersiz düğün olur mu bende çizeyim karizmanı:)
sana ne.
diyeyim.
herkes sizin gibi düşünmek hayal kurmak zorun da mı
siz gidin önce erbakan için bi üniversite filan kurun.

gülen i eleştiren mesajını okuyun ve erbakancılar ne yapıyor onu açıklayın
size ne başkasından sen çalış başar
başkaları seni kıskansın
 

agbi

Yasaklı
İhvan Üyesi
Katılım
2 Kas 2006
Mesajlar
26
Beğeniler
382
Puanları
0
#7
Ağbi senden BİLGİ yollu açıklamalr bekliyorum.Birşeyler yaz.
yazıyı ben yazdım diye,"kesin yanlıştır!"düşüncesini bir kenara bırak.
BAKIŞ konular açtım

Soğuk savaşın Pisikolojik ve ekonomi cepheleri diye

Hani bana da hak ver tekrar tekrar yazmak bıkkınlık getiriyor.

Ayrıca SİYONİZM konularındada değindim KOMİNİZM Siyonizmin diğer GELİR koludur diye kuran KARL MARX siyonisttir diye.

Ayrıca

Bir konum daha vardı YÖNETMEK İSTEYENLERİN EN BÜYÜK silahı KORKU vermek HEM KOMİNİZM den HEM de KAPİYTALİZM den kazandı diye Siyonistler.
 

TakVa

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
13 Nis 2007
Mesajlar
2,873
Beğeniler
79
Puanları
0
#8
Gülen okullarından şikayeti olan YURT DIŞINDA İSLAMI YAYAN OKULLAR AÇSIN. başarılarını görüp tebrik edelim bizde.
 

Yeni-OSMANLI

Yasaklı
İhvan Üyesi
Katılım
19 Eki 2010
Mesajlar
0
Beğeniler
195
Puanları
0
#9
Gülen hareketi kendini güncelleyemiyor.üstad saidi nursi o zamanki komizm tehlikesine karşı İMAN İÇİN çalışmalar yapmıştır,belkide gerekliydi.Ama şuanda vahşi kapitalizm var ve İMAN+CİHAT yapmak zorunluluğumuz vardır.

Gülen hareketi İMANDA takılı kalmıştır.Hoş onuda ellerine yüzlerine bulaştırmışlardır.artık soğuk savaş bitti,bombalar yağıyor heryere.Gülen hareketinin en büyük yanlışlarından biridde müslümanları gerçek gündeminden saptırmalarıdır.
ümmetin başına bombalar yağdığı bir zamanda onlar olimpiyatlarla uğraşıyorlar.Zaten kafirler ümmeti oyalamak için onca olimpiyatlar,turnuvalar düzenliyorlar,bu fethullah gülene ne oluyorda oda olimpiyat düzenliyor.
cihad nedir?
Siyaset cihadsa siyasetin önündeki engelleri kaldirmak daha büyük cihaddir.
Gülen cemaati bunu yapiyor...
Ayrica cihad zaten iman icin yapilmakta.Iman icin calismak cihadin en büyügüdür...
Cihaddan önce farz olani cihadin sartlarini ögrenin kendi kafanioza göre fetva vermeden önce.
 

ORHANCAN

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
15 Ara 2006
Mesajlar
2,536
Beğeniler
80
Puanları
0
#11
Gülen hareketi kendini güncelleyemiyor.üstad saidi nursi o zamanki komizm tehlikesine karşı İMAN İÇİN çalışmalar yapmıştır,belkide gerekliydi.Ama şuanda vahşi kapitalizm var ve İMAN+CİHAT yapmak zorunluluğumuz vardır.

Gülen hareketi İMANDA takılı kalmıştır.Hoş onuda ellerine yüzlerine bulaştırmışlardır.artık soğuk savaş bitti,bombalar yağıyor heryere.Gülen hareketinin en büyük yanlışlarından biridde müslümanları gerçek gündeminden saptırmalarıdır.
ümmetin başına bombalar yağdığı bir zamanda onlar olimpiyatlarla uğraşıyorlar.Zaten kafirler ümmeti oyalamak için onca olimpiyatlar,turnuvalar düzenliyorlar,bu fethullah gülene ne oluyorda oda olimpiyat düzenliyor.

es-selamu aelyküm ve rahmetullahi berakatuhu..ebeden ve daimen..

muhterem bakış kardeşim..

günümüzde belki kendisini yenileyen camiaların içinde gülen camiası gelir..

hem güncel meselelerde ve hem de gelişen dünya düzeni içinde yaklaşımlarıyla farklıdır..

Üstad (RA) Hz. lerinin zamanı ile şimdiki maddi ortam ve yaşam şekli de farklıdır.. kıyaslamada hata yapmayalım lütfen..

Üstad hz.lerinin hiç bir talebesi Hocaefendinin hizmetinin bir şeklini bile eleştirmez ve devamlı dasteklerlerken.. r.nur camiasının dışardan takip edenlerin bilmeden ve görmeden eleştirmesi bir şey ifade etmez..

Daha geçen senelerde türkçe olimpiyatlarını görerek fecr-i sadık artık doğmuştur diyen Hekimoğlu İsmail .. daha sonraki yazılarında Hocaefendinin kendisini talebe olarak kabul etmesinden memnun olacağını beyan etmiştir..


Üstadın dini ve fen ilimlerinin bir arada okutulup öğretildiği medresetüz zehra projesinin bir nev'i devamı olan ve beş bine yakın müeeseseleriyle dünya çapında ilgi gören bu kolej ve üniversite ve dil okullarına kör olan bu kadar ilgisiz olur...

Burada yetişen gençlik -ki 20 seneye geçti- gelecekte ülkelerinde görev aldıkca dünyanın cehresinde gülen bir yüz olacak.. ve cennet sa bir bahar günlerini yaşayacağız inşaallah..
 

ORHANCAN

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
15 Ara 2006
Mesajlar
2,536
Beğeniler
80
Puanları
0
#12
Gülen okullarından şikayeti olan YURT DIŞINDA İSLAMI YAYAN OKULLAR AÇSIN. başarılarını görüp tebrik edelim bizde.


bazı kardeşlerimizin okulları vardır ve başarılı olmaları için de dualarımızı göndeririz..

ancak hayırda yarışmak ve birbirimizi destek olmak varken..

çekememek ve açık aramak müslümanca bir davranış olmasa gerek..

inşaallah birlik ve dirliğimizi devam eder ve tek yumruk gibi küfrün karşısında dik dururuz...
 

ORHANCAN

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
15 Ara 2006
Mesajlar
2,536
Beğeniler
80
Puanları
0
#13

rahmetli Cem KARACA'nın Fethullah GÜLEN hakkındaki düşüncelerini bir dinleyiniz kardeşlerim..

[video]http://www.islamailesi.com/865-rahmetli-muhsin-yazicioglu-fethullah-gulen-hakkinda-ne-dedi.html[/video]

 

fakiri

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
14 Ocak 2007
Mesajlar
15,971
Beğeniler
353
Puanları
0
#14
Bir de Profesör (!) Ahmet Taşgetiren'e soralım ! :)
 

ORHANCAN

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
15 Ara 2006
Mesajlar
2,536
Beğeniler
80
Puanları
0
#15
Bir de Profesör (!) Ahmet Taşgetiren'e soralım ! :)
sizler de bir türlü adam beğendiremedik be gardaş..

F.Gülene ve camiasına düşmansınız..Merhum Erbakan Hocamıza da öyle..

şimdi de tasavvuf ehli ve akademisyen A. Taşgetirene demediğiniz kalmadı ve onlarcasına..

ne kadar da adam beğenmez bir tavrınız var..

marjinal hareketlerinizle kendinizden ve cemaatınızdan nefret ettirir hale geldiniz gardaş..

ne diyelim....insan aslına ve nesline çekermiş..
 

bi husben

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
7 Mar 2007
Mesajlar
5,050
Beğeniler
126
Puanları
63
#16
Rüyalarında bile göremeyeceği ufukları görünür yaptı.
Türkçe'yi bir dünya ve kardeşlik dili haline getiren,eğitimde dünya çapında rüştünü ispat eden ve bu iklimde terennüm edilen türküleri adını bile duymadığınız rüzgârların çocuklarına söyleten adama neden saldırılır?

Asgari bir öğretmen maaşıyla ana baba ocağını geride bırakıp hiç ismini duymadığı ve bir daha döneceğini bilemediği diyarlara kaç öğretmen gider? İstiklal Marşı'nın 10 kıtasını şarkın ve garbın çocuklarına öğreten bir dünya hareketine neden tahammül edilemez?

Bu hadsizlik ve utanmazlık nedendir?

Gördükleri her entrikanın,kaldırdıkları her taşın altında Gülen hareketini arıyorlar.

Âlemşümul bir hareketle aynı irtifada seyretme imkânı bulamayan ufuk fakirleri,kendi çukurlarından çamur atıyorlar semalara. Belki uçan bir gönül fedaisine isabet eder diye.

Kendi ülkelerini ihtiras ve çekişmelerle yıllardır ıstıraba sevk edenler,cihanşümul hamleleri görebilme ve takdir edebilme istidadı taşımazlar. Entrikaların ağında boy atanlar,kendi desiselerini Gülen hareketine izafe ediyorlar.

Amaca ulaşmak için binbir şeametin neferi olanlar,şimdilerde melek edasıyla sorumluluk dağıtıyorlar.

Gülen'e saldırmak,şifa bulmaz kronik bir paranoyaya döndü.

Menfaatleri haleldar olanlar,parti içi insicamı sağlayamayanlar,millet tarafından teveccüh görmeyenler,türlü herzeleri yiyip kamuoyunda deşifre olanlar,darbe alçaklığı ve kaos şövalyeliği yapıp da ilk kez yargı önünde hesap verenler...

Hepsi kendi zilletlerinden utanmadan intikam oklarını Gülen hareketine yöneltiyor.

Gülen hareketini hâlâ kendileri gibi netameli hesapların suflörleri zannediyorlar.

Peki,her nefeste Gülen'i hedefe koymak neden?

Gülen hareketine saldıran talihsizler,kendi ülkelerinde irfan ve umran birliğini sağlayamamışken,bu serdengeçtiler onların adını bile duymadığı dünyanın dört bucağında kültür ve irfanımızın mümessilliğini yapıyorlar.

Gülen hareketi,yıllardır ezilen Anadolu insanının dünyada yankılanan muzaffer sedalarıdır.

Kusura bakmayın ama Gülen hareketine karşı çıkmak,insanlığa karşı çıkmak demek.

Onların gönül dansının nağmeleri,bugün dünyanın en muamma köşelerinden bile yükselmiyor mu?

Dünyanın ender gördüğü bu asrın sivil toplum hareketi,taşıdığı ihtişam gereği pek çok kişi ve grubun gözlerini kamaştırıyor. Kimi hayranlıkla seyrediyor bu cihangir gönülleri gözlerini kısarak. Kimi de ihtişam pırıltılarını kesen gözlükler takıp,bu muzaffer hareketin kuyusunu kazmaya çalışıyor.

Vesayetin ve jakobenliğin alçak mümessillerine en çok lanet ve beddua okuma hakkı onundu.

Ama Gülen,tüm şeytanca saldırılara rağmen bidayetten bugüne hâlâ "dövene elsiz,sövene dilsiz" diyen bir yaralı gönül.

CHP ekseninin yıllardır tahayyül bile edemediği,MHP çizgisinin asırlar sonra tasavvur edebileceği bir yüce ülküyü kanatlandıran bahtiyar vicdan.

Liberal demokrat bir arkadaşım Gülen hareketine yönelik saldırılar bahis konusu olunca demişti ki:"Fethullah Gülen sivil bir dünya hareketinin lideri. Hareket Türkiye sınırlarını aşalı yıllar olmuş. Genelkurmay şöyle demiş,ulusalcılar falan MHP'liler filan demiş. Umurunda bile olmayabilir. Siz kimsiniz kardeşim,bu bir dünya hareketi,sizin gibi Türkiye'ye sıkışıp kalmış bir hareket değil deyip omuz silkebilir. Ama o hâlâ Türkiye'de yanlış anlaşılmamak için var gücüyle nezaket gösteriyor."

Haklı değil mi?

Devlet-i Aliyye'nin gaye edindiği ama başaramadığı,Türkiye Cumhuriyeti'nin hayal dahi edemediği bir mefkûreyi gerçekleştiren Gülen'in tevazuun da doruğunda olduğu görülüyor.

Türkçe'yi ve Türk kültürünü Sibirya soğuklarından tropikal iklimlere kadar kim götürebildi?

Zerrece utanma duygusu olan herkes başını önüne eğmeli.

Alkış sesleri dünyanın dört bir yanından duyuluyor,sağır mısınız?

Gültekin Avcı
iki kelıme turkce öğretip şarkı söyletip göbek attırarak islama hizmet mi etmiş oluyor

gülen ve hareketine karşı çıkmak kuran ve sünnete teslım olmuş her muslümanın görevidir

gülen ve hareketi kuran ve sünnete dayanmıyor.kuranın MUHKEM ayetlerını eleştirebilecek kadar yoldan cıkmış bir akımın lidridir

asıl utanması gereken birirleri varsa bu rezıl yazınn evvele muellefi sonra sonra bu yolun yolcularıdır

biz islamdan taviz vermeyiz varsın batı razı olduğu islam bozguncularını alkışlasın onlardan razı olsun.rabbın rızası muslumana yeterledir
 

ORHANCAN

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
15 Ara 2006
Mesajlar
2,536
Beğeniler
80
Puanları
0
#17
iki kelıme turkce öğretip şarkı söyletip göbek attırarak islama hizmet mi etmiş oluyor

gülen ve hareketine karşı çıkmak kuran ve sünnete teslım olmuş her muslümanın görevidir

gülen ve hareketi kuran ve sünnete dayanmıyor.kuranın MUHKEM ayetlerını eleştirebilecek kadar yoldan cıkmış bir akımın lidridir

asıl utanması gereken birirleri varsa bu rezıl yazınn evvele muellefi sonra sonra bu yolun yolcularıdır

biz islamdan taviz vermeyiz varsın batı razı olduğu islam bozguncularını alkışlasın onlardan razı olsun.rabbın rızası muslumana yeterledir


iki kelime türkçe öğrenmeleri yanında onlarca satır naatı ezberden.. ismi azam olan tesbihatı her ağızdan söylediler muhterem..

Bu kadar görmemek için kendinizi zorlamayın lütfen...

şahsi düşünceleriniz size kalsın.. ümmet adına siz söz hakkı mı düştü de hüküm veriyorsunuz.. kendi nefsi ve evladını çeki düzen veremeyenlerden ancak bu şekilde bir yorum beklenir... çevresine hizmet edemeyenlerin tüm dünyaya sulh adacıkları haline getirmek amacıyla yola çıkanlara anlamaması normaldir...
 

fakiri

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
14 Ocak 2007
Mesajlar
15,971
Beğeniler
353
Puanları
0
#18

iki kelime türkçe öğrenmeleri yanında onlarca satır naatı ezberden.. ismi azam olan tesbihatı her ağızdan söylediler muhterem..
Bu kadar görmemek için kendinizi zorlamayın lütfen...
şahsi düşünceleriniz size kalsın.. ümmet adına siz söz hakkı mı düştü de hüküm veriyorsunuz.. kendi nefsi ve evladını çeki düzen veremeyenlerden ancak bu şekilde bir yorum beklenir... çevresine hizmet edemeyenlerin tüm dünyaya sulh adacıkları haline getirmek amacıyla yola çıkanlara anlamaması normaldir...
Mehmet Şevket Eygi'nin bir yazısının başlığı ve ilk paragrafı şöyle başlamaktadır :

Bediüzzamanın Diyalog ve Hoşgörü ile Alakası Olamaz

Birtakım zındıklar Bediüzzaman hazretlerini dinlerarası diyalog ve hoşgörü taraftarı gibi gösteriyor. Yakın tarihimizde iman, İslâm, Kur’ân, ahkâm-ı şer’iye, ahlâk-ı İslâmiyye uğrunda canla başla çalışmış olan bu mübarek ve muhterem zat Ehl-i Sünnet ve Cemaat yolundan ve çizgisinden bir milimetre bile inhiraf etmemiştir (ayrılmamıştır). Diyalogcular ona iftira etmektedir, onu alet etmektedir, onu kullanmak istemektedir, kötü faaliyet ve propagandalarını onun isminin gölgesinden yürütmeye çalışmaktadır.
 

ORHANCAN

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
15 Ara 2006
Mesajlar
2,536
Beğeniler
80
Puanları
0
#19
Mehmet Şevket Eygi'nin bir yazısının başlığı ve ilk paragrafı şöyle başlamaktadır :

Bediüzzamanın Diyalog ve Hoşgörü ile Alakası Olamaz

Birtakım zındıklar Bediüzzaman hazretlerini dinlerarası diyalog ve hoşgörü taraftarı gibi gösteriyor. Yakın tarihimizde iman, İslâm, Kur’ân, ahkâm-ı şer’iye, ahlâk-ı İslâmiyye uğrunda canla başla çalışmış olan bu mübarek ve muhterem zat Ehl-i Sünnet ve Cemaat yolundan ve çizgisinden bir milimetre bile inhiraf etmemiştir (ayrılmamıştır). Diyalogcular ona iftira etmektedir, onu alet etmektedir, onu kullanmak istemektedir, kötü faaliyet ve propagandalarını onun isminin gölgesinden yürütmeye çalışmaktadır.
M.Şevki EYGİye bir zamanlar reddiye yazmıştım satır satır...

Bediüzzaman hz. lerine en iyi yanında hizmetleri için bulunan talebeleri anlar ve bilir..

Eygi hoca iyidir hoştur ama bazen saplantıları vardır bunun gibi.. herşeyi ben bilirim havaları gibi..

Hocaefendinin hiçbir hizmeti ve hareketi Üstad hz. lerinin yaşayan talebeleri tarafından eleştirilmemiş bile.. hep destek görmüştür... alıntı yapsam sayfalar alır..

ama böyle bir boş keseden sallayıp ahkam kesen.. ve o ayazılanları buraya aktarark saldırıya geçen.. içindeki kin ve adavet ve öfkeyi gösterenler inşaallah Rabbim cc layıkını verir...

EĞER bilerek ve art niyetle sözler ve çarpıtmalar yapılıyorsa Allaha (CC) havale ederiz.. çünkü O'ndan kaçış yoktur ve eninde sonunda hesabını alır.. ve çünkü imhal edilir ama asla ihmal edilmez...

Dinler Arası Farklılıkların Buluşmasında Bediüzzaman Said Nursi’nin Rolü

Risale-i Nur Enstitüsü tarafından yazıldı.
Son bir asırda, dünyanın her bölgesinde çeşitli nedenlerle savaşlar, çatışmalar, terör olayları eksik olmamaktadır. Değişik din ve inanç sistemlerine sahip bazı insanlarda çatışma eğilimleri görülebilmektedir. Bu eğilimlerden kaynaklanan çatışmalar İslam toplumlarında da yaşanabilmekte, bütün din mensupları, hatta hiçbir dine sahip olmayan sayısız insan değişik şekillerde zarara uğramakta ve buhran geçirmektedir.

Yaşanmakta olan bu korkunç buhrana dünyanın çeşitli fikir adamları değişik çözüm yolları üretme çabası içindedir. Bediüzzaman Said Nursi de yaşadığı asrı çok iyi okuyan bir mütefekkir olarak, çağın bu sorununa İslam'ın temel kaynaklarını referans göstererek orijinal çözümler önermektedir.

Said Nursi, eserlerinin birçok yerinde çağımızın en büyük hastalıklarının "inkâr-ı uluhiyet"/inançsızlık, dinsizlik, iman zafiyeti, anarşi ve terör olduğunu vurgulamaktadır. Sanayi toplumundan
teknoloji ve bilgi toplumuna geçmeye çalışan ülkelerde ekonomik özgürlüklerin ve bilimin pozitif yorumunun etkisiyle tek Allah inancı temelinden uzak, maddeyi ön plana çıkaran bir dünya görüşüne sahip, bencil, inanç ve evrensel değerlere önem vermeyen toplumlar oluşturulmuştur. Yani Allah ile insan arasındaki bağ koparılmıştır. Bu koparılma sonucunda toplumu ayakta tutan sevgi, barış, hoşgörü, inanç ve bunlara bağlı ahlaki değerler ortadan kaybolmuştur. Bazı felsefecilerin yeni bir din oluşturma çabası da boşa gitmiştir. Buradan anlıyoruz ki, insanlık asırlardır kaybettiği hayatın anlamını tekrar aramaya başlamıştır. Hayatın anlamı insanın bu dünyaya kim tarafından ve ne için gönderildiği sorularına verilecek cevaplarla ilgilidir. İnsanın bu dünyaya gönderilme gayesi, bütün kutsal dinlerin üzerinde birleştiği şekliyle kâinatı ve insanı yoktan yaratan bir Allah'a inanmak, O'nu tanımak O'nu sevmek ve O'na kulluk etmektir. Bunların temelinde de sağlam inanç yatmaktadır.

Said Nursi, dini referanslarımızda "ahirzaman" diye nitelendirilen bu asrı çok iyi okuyan, zamanımızın hastalıklarını mükemmel bir şekilde teşhis eden bir düşünür olarak bunların tedavi yollarına da değinmektedir.

Bediüzzaman, zamanımızın en büyük hastalığı olan inkâr-ı uluhiyet fikrine karşı sadece İslam dinine mensup müminlerle değil, ehli kitap çerçevesine giren bütün din mensuplarıyla ittifak edilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.

Bu konuda özellikle de "Hıristiyanların dindar ruhanileri"yle işbirliği yapmak gerektiğini dile getirmektedir. Onun bu diyalog çağrısı, ehl-i kitap kavramının kapsamına giren bütün din mensuplarını muhatap almaktadır. Zaten Yahudi kaynakları da putperest olmayan inanç sahipleriyle genelde diyaloga açık olduklarını göstermektedir. Ona göre artık dinler arasındaki ihtilaflı konuları bir kenara bırakmalı ve ortak düşmana karşı en
güzel şekilde mücadele edilmelidir. Burada vurgulanması gereken husus, diyalogun belli kişi ve gruplara karşı değil, inkâr-ı uluhiyet fikrine karşı olduğudur. Yoksa saldırgan olmayan inkâr-ı uluhiyet fikrine sahip insanlarla her zaman ilişkilerimizin barış içerisinde olması gerekmektedir. Bediüzzaman, İslami referanslara dayanarak bu konuya açıklık getirmektedir.

Said Nursi bu konuyu şu veciz ifadeleriyle açıklamaktadır: "Şimdi ehl-i iman, değil Müslüman kardeşleriyle, belki Hıristiyanların dindar ruhanileriyle ittifak etmek ve medar-ı ihtilaf meseleleri nazara almamak, niza etmemek gerektir. Çünkü küfr-ü mutlak hücum ediyor." (Emirdağ Lahikası, s. 179)

Bediüzzaman, savaşlardan sonra ortaya çıkan, temelinde inançsızlık olan çatışma, zulüm, terör ve ahlaksızlığın ancak bu işbirliği sayesinde "semavi bir yardımla" ortadan kaldırılacağına dikkat çekmektedir.

Bediüzzaman Said Nursi, dinler arası diyalogu istemeyenlerin bu işbirliğini bozmak için çeşitli faaliyetlerde bulunacaklarını ifade etmektedir.

Ehl-i kitapla birlikte hareket edilmesi gereken ikinci husus ise, çağımızın en korkunç hastalıklarından olan anarşi ve terör karşısında ortak tavır alınmasıdır. O, anarşi kavramıyla hem ahlakî çöküntüyü, hem de toplumsal kargaşayı ifade etmektedir ve anarşi karşısında insanları sürtüşmeyi bırakıp işbirliği yapmaya davet etmektedir.

Bediüzzaman, terörün inançsızlıktan kaynaklanan kısmı ile kutsal metinleri kendi amaçları doğrultusunda yorumlamaktan kaynaklanan kısmı arasında da bir ayrım yapmamaktadır. O, bir Müslüman'ın, hangi dine mensup olursa olsun bir kimseyi veya bir grubu saldırgan olmadıkları halde öldürmesinin adalete uymadığını ve terör olduğunu vurgulamaktadır.

Savaşlarda veya terör dolayısıyla öldürülen kimselerin -Müslüman olmasalar dahi- çocuklarının şehit hükmünde olduğunu bildirmektedir. İnancı ne olursa olsun zalim olmayan, zulme yardımcı olmayan, insan hak ve hürriyetleri için çalışan, insanların yararına faaliyette bulunan kişilerin bile
mükâfatsız kalmayacağını beyan etmektedir. Bediüzzaman bu konuyu açıklarken "fetret" kavramına da yeni bir açılım kazandırmaktadır. Onun bu konudaki değerlendirmeleri; psikolojik ve sosyolojik engeller yüzünden insanların İslam'ı tanıma fırsatı bulamamaları nedeniyle mazur görülebileceklerini ortaya koymaktadır.

Ayrıca Bediüzzaman, eserlerinde hep müspet hareket üzerinde durmuştur. Dahilde dinin olumsuz şekilde kullanılmayacağını söylemesi, bize saldırmayan bütün insanlara karşı da olumlu yaklaşılmasına engel değildir. Bediüzzaman'a göre din herkesin mukaddes malıdır, inhisar altına alınıp suiistimal edilmesi kabul edilemez. Sonuçta kime karşı olursa olsun yapılan zulüm, zulümdür; başka insanların hayatlarına yapılmış en büyük haksızlıktır.

Said Nursi'nin ehl-i kitap ile diyalog çağrısı, Kur'an-ı Kerim'in temel mesajlarıyla birlikte, Hz. Muhammed'in (s.a.v) tatbikatlarıyla da örtüşmektedir. Hz. Muhammed (s.a.v) hayatı boyunca saldırgan olmayan ehl-i kitap ile insani ve barışçıl ilişkiler içinde olmuştur.

Sonuç olarak insanlığın bir asırdır geçirmekte olduğu, temelinde inkâr-ı uluhiyet olan buhranlardan kurtulabilmek için müminlerin kendi aralarındaki farklılıkları bir kenara bıraktığı gibi, ehl-i kitapla da aralarındaki ihtilaflı konuları bir kenara bırakarak ortak hareket etmeleri zaruridir. Bu hareket, ortak amaçlar doğrultusunda işbirliği ve yardımlaşmayı içermelidir.

Bediüzzaman, zulme, haksızlığa, teröre, inançsızlığa ve sefahate karşı adalet, doğruluk, yardımlaşma, sevgi, dayanışma ve işbirliği için evrensel bir barış tavsiye etmektedir.



http://www.sorularlasaidnursi.com/diyalog/dinlerarasi-diyalog/135-dinler-arasi-farkliliklarin-bulusmasinda-bediuzzamanin-rolu.html

 

ORHANCAN

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
15 Ara 2006
Mesajlar
2,536
Beğeniler
80
Puanları
0
#20
Dinler Arası Diyalog ve Bediüzzaman Said Nursî’ye göre İslâm-Hıristiyan Diyaloğu hakkında bilgi verir misiniz?

http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&aid=9846

Kâinatın mayası muhabbettir. Sertlik ve hırçınlıkla bir yere varılamayacağı ve varılmadığı ortadadır. Sevgi, saygı ve muhabbetle herhangi bir kimsenin kapısı çalındığında, diyalog yollarının açıldığı ve kişinin temsil ettiği değerleri karşısındakilere anlatma imkânının doğduğu açık olarak görülmektedir.
Mevlâna’ya atfedilen bir söz vardır: “Bir ayağım merkezde dinî esaslarla bağlı, diğer ayağım da yetmiş küsur milletle beraber.”(1) Bu düşünce, esasen bir Müslüman’ın durumunu özetlemektedir. Temel prensip olarak herkesle iyi geçinme, herkesle diyalog içinde olma ve herkesle şartların elverdiği ölçüde münasebet ve bağlantı kurma.

Elbette herkesle diyalog içinde olmanın bir ölçüsü olacaktır. İnsan, İslâmî prensiplere bağlılık içindeyse, yani insanın bir ayağı, Mevlâna’nın ifadesiyle, hep dinî-İslâmî zemine sağlam basıyorsa, bu diyaloglar faydalıdır. Aksine insanın hayatı Sünnet yörüngeli değilse, bu takdirde kaymalar olabilir.
Biz Müslümanlar esasen Peygamberi vefatının hemen öncesinde, “Size Kitap Ehli’ni, yani Hıristiyanları ve Yahudileri emanet ediyorum” vasiyetinde bulunan ve Halifesi de, bağrından yediği hançerle ölüm yatağında dahi, “Size içimizdeki azınlıkları emanet ediyorum; onlar hakkında Allah’tan korkun ve kendilerine adaletle davranın” ikazında bulunan; Başkumandanı ve hükümdarı, Malazgirt’te göğüs göğüse savaştığı rakip devletin hükümdarı olan düşman komutanını mağlûp ettikten sonra çadırında ağırlayan ve yanına insanlar katıp güvenle Constantinopolis’e, yani devletinin başşehrine ulaştıran yine başkumandanı ve hükümdarı, birçok Müslüman’ı öldüre öldüre geldiği Kudüs önlerinde savaşa tutuştuğu Haçlı orduları komutanı Richard’ı gece çadırına kadar giderek tedavi eden bir kültürün çocuklarıyız. Yani yeryüzünün en engin, en kapsamlı ve en evrensel hoşgörü kültürünün mirasçılarıyız. Bu anlayış, bu telâkki, bugün de âdeta denizlerin dalgaları gibi yayılmakta ve dünyanın dört bir yanına ulaşmaktadır. Öyle inanıyoruz ki, önümüzdeki yıllar hoşgörü ve sevgi yılları olacak, bu çerçevede dünyaya hem çok kazandıracağız. Bırakın kendi içimizdeki insanlarla, başka kültürlerin, başka medeniyetlerin, başka dünyaların insanlarıyla da kavga etmeye, münakaşa ve zıtlaşmaya yol açan meseleler bile bütün bütün kapanacak ve sevginin gücünü bir kere daha anlayarak herkese sevgiyle, şefkatle bağrımızı açacak, herkesi kucaklayacak ve bugün dünyanın en çok muhtaç olduğu diyalog ve hoşgörü gibi en önemli bir hususu Allah’ın (c.c.) yardımıyla gerçekleştireceğiz.

Diyalog ve hoşgörü adına içte olduğu gibi, dış dünyaya açılmada da rahat olunmalıdır. Dünyanın küreselleşmesi, Gümrük Birliği veya Avrupa Topluluğu’na girme gibi gelişmeler bize din, diyanet, millet ve kültür adına herhangi bir şey kaybettirmez. Çünkü bizim, bizi ayakta tutan dinamiklerimizin güç ve kuvvetine inancımız tamdır. Bizim, Kur’ân’ın vahy-i semavîye dayandığından ve beşerin her türlü problemlerini çözeceğinden şüphemiz yoktur. Bu sebeple, korkacak birileri varsa, o da Kur’ân’ın diriltici ikliminden uzak yaşamakta direnenler olmalıdır. Böyleleri, ellerindeki sistemin ihtiyaca cevap vermemasinedeni ile alternatif düşünceler araştırmakta ve “Bu arayışlar, insanlığı Müslümanlığa götürürse halimiz nice olur!” diyerek, kendi insanlarından korkup, endişe duymaktadırlar. Bugünkü hırçınlıklarının arkasında da bu düşüncenin olduğunu söyleyebiliriz.

Evet, insan hak ve özgürlüklerine saygılı olunması, toplumda bir kesimin diğer kesimle veya bir dinin diğer bir dinle çatıştırılmayıp barış içinde yaşaması, hoşgörü ve diyalog çalışmalarının hızlandırılması ve demokratik olan bütün gelişmelerin desteklenmesi hususu çok önemlidir.

Müslümanlar açısından hoşgörünün, diyaloğun ve bir arada yaşamanın dinî ve entelektüel temelleri mevcuttur. Müslümanlar, bu temelleri işletmek ve dünyamızın ortak yaşamı içerisinde etkin bir rol almak istiyorlarsa, tarihte pek çok güzel örneklerini gördüğümüz bu anlayışı yeniden gündeme getirmek, yeniden değerlendirmek ve düşünmek zorundadırlar.

Bilim ve teknolojinin bize sağladığı imkânlarla küçülerek büyük bir köy haline gelen dünyamızda; kişiler, toplumlar, uygarlıklar arası diyalog kaçınılmaz bir zorunluluk olmuştur. Medeniyetlerin çatışması üzerine kurulan tezlerin ve geliştirilen teorilerin, iki binli yıllarda itibar görmemesi için, dinler arası diyaloğa önem vermemiz gerekir.

Tarihteki ve günümüzdeki din istismarından kaynaklanan savaşlar, insanlığın kalplerini sızlatan görüntülerdir. İnsanlar yalnız Yaratıcıya karşı sorumlu olmaları gerekirken, bazı insanların veya grupların kendi doğrularını başkalarına Allah adına zorla kabul ettirmeğe çalışmaları, küçülen dünyamızda büyük huzursuzluklara yol açmaktadır. Sosyal ilişkilerin sıklaştığı günümüzde, insanlık dışı acıların tekrar tekrar yaşanmaması ve dünya barışının sağlanması için, dini liderlerin aralarındaki dinî farklılıkları ve sorunları gündeme getirmeden ve kavga konusu yapmadan, karşılıklı görüşme ve anlayışlarla çalışmaları tabiî bir davranıştır. Günümüzde dinler arası farklılıkları kavga konusu yapmadan karşılıklı hoşgörü ve anlayışı geliştirme çalışmaları "Din Mensupları Arası Diyalog veya Dinlerarası Diyalog” ismi altında sürdürülmektedir.

Diyalog, iki veya daha fazla kişinin karşılıklı konuşması, değişik ırk ve kültürlerden, farklı inanç ve kanaatlerden, farklı siyasi anlayıştan insanların bir araya gelerek, medenî ölçüler içerisinde birbirleriyle iletişim kurması yoludur. Dinî alanda diyalog ise; hem bir dine mensup farklı grupların, hem de farklı dinlere mensup insanların, inanç ve düşüncelerini birbirlerine fiziki ya da manevi zor kullanarak kabul ettirme girişimlerinde bulunmaksızın, ortak meseleler etrafında hoşgörü ortamı içinde konuşabilmesi, tartışabilmesi ve işbirliği yapabilmesi demektir.

Binlerce yıl süren tarih tablosuna baktığımızda, dinler ve inançlar arası sıcak ve soğuk kavgaların insanlığa felaketler ve acılar, nefret ve kin dışında bir şey getirmediği şuuru her geçen gün biraz daha kuvvetlenmektedir. Küçülen dünyamızda insanların dostça ve barış içinde yaşayabilme yollarının başında birbirlerini yeterince tanımaları, diyalog halinde olmaları ihtiyacı kendini göstermektedir. Aynı odada yaşasalar dahi, birbirleriyle konuşmayan iki kişinin birbirlerini tanımaları, dost olmaları beklenemez. İnsanlar karşılıklı konuşmalarla birbirlerinin duygu ve düşüncelerini anladıkları derecede, aralarında gönül köprüleri kurulur. Ortak sorunlarını birlikte çözme eğilimleri belirir. Evet, inanç ve vicdana bağlı ahlakî değerleri, yıkıcı akımlara karşı daha güçlü koruyabilmek ve yeni nesillerin daha iyi yetişmesine katkıda bulunabilmek için, inanan insanların el birliği yapmasına ihtiyaç vardır. Eğer dinler iyiliği, güzel ahlakı, huzuru, adaleti tavsiye ediyorlarsa, aynı gayede bir araya gelip güç birliği yapmalarından, sorunlarına birlikte çözüm yolları aramalarından daha tabiî ne olabilir?

Bediüzzaman Said Nursî’ye Göre İslâm-Hıristiyan Diyaloğu

Hıristiyan-İslâm diyaloğunun hedeflerinden birisi de, her iki dinin bütün dünyada Ateizme, Materyalizme ve Komünizme karşı ortak hareket etmeleridir.
Bediüzzaman Said Nursî Hıristiyan-İslâm diyaloğu ile ilgili olarak, “Hatta hadis-i sahihle, âhir zamanda İsevilerin hakiki dindarları ehl-i Kur’ân’la ittifak edip müşterek düşmanları olan zındıkaya karşı dayanacakları gibi, şu zamanda dahi ehl-i diyanet ve ehl-i hakikat, değil yalnız dindaşı, meslektaşı, kardeşi olanlarla samimi ittifak etmek, belki Hıristiyanların hakiki dindar ruhanileri medar-ı ihtilaf noktaları muvakkaten medar-ı münakaşa ve niza etmeyerek müşterek düşmanları olan mütecaviz dinsizlere karşı ittifaka muhtaçtırlar” (2) demektedir.

Bugün dünyada 1 milyarın üzerinde Müslüman, bir o kadar da Hıristiyan vardır. Her iki din mensupları olarak eğer biz dikkatlerimizi ortak vazifeye teksif edersek; yani dünyada adaletin yanında, haksızlığın karşısında yer alırsak, dünyada iyiliğin hâkim olması için çok şeyler yapabiliriz.

Bizler tarihteki düşmanlıkları eski bir deri gibi üzerimizden atmalıyız. Geçmişin hata ve yanlışlıklarını maziye gömüp gözlerimizi geleceğe çevirmeliyiz. Çünkü dünyanın problemleri gittikçe büyümekte ve girift bir hal almaktadır. Bu problemleri ancak beraberce çözebiliriz.

Bunun yanında bizi birbirimize yaklaştıran pek çok ortak değerimiz vardır: Dindarlık, doğruluk, komşu hakları, karşılıklı dayanışma, muhtaçlara yardım, fakir ve hastaları görüp gözetme, aile fertlerinin birbirine sevgisi, saygısı ve bağlılıkları, misafirperverlik v.s.

Evet, dünyada nerede savaş ve açlık varsa, bunlara çare bulmak için insanların dinine ve rengine bakmadan çalışmaya mecburuz.

a. Bediüzzaman’ın Hıristiyanlığa bakışı

Bediüzzaman Said Nursî’nin diğer din mensuplarıyla ilgili detaylı görüşlerini, bilhassa Hıristiyanlarla olan kısmını üç ana noktada özetleyebiliriz:

Birinci nokta:

Bediüzzaman’a göre insanlığın büyük kısmının İslâm’ı kabul edeceği görüşü hâkimdir. Meşhur “Ehl-i Kitaba davetiye”sinde ve Risale-i Nurun çeşitli yerlerinde bu meseleyi işlemektedir.

“Kur’ân-ı Kerim ehl-i kitabı imana teşvik etmekle, onlara bir ünsiyet, bir suhulet gösteriyor. Şöyle ki:

“Ey Ehl-i Kitab! İslâmiyet’i kabul etmekte size bir meşakkat yoktur. Size ağır gelmesin! Zira size bütün bütün dininizi terk etmenizi emretmiyor. Ancak itikadınızı ikmal ve yanınızda bulunan esasat-ı diniye üzerine bina ediniz diye teklifte bulunuyor. Zira Kur’ân, bütün kütüb-ü sâlifenin güzelliklerini ve eski şeriatların kavaid-i esasiyelerini cem etmiş olduğundan, usulde muaddil ve mükemmildir. Yani tadil ve tekmil edicidir. Yalnız, zaman ve mekânın tegayyür etmesi tesiriyle tahavvül ve tebeddüle maruz olan füruat kısmında müessistir... Bu sırdandır ki Kur’ân fer’î hükümlerden bir kısmını neshetmiştir. Yani vakitleri bitti, nöbet başka hükümlere geldi diye hükmetmiştir.” (3)

İkinci nokta:

Said Nursî’ye göre; gayrimüslimler, İslâm ülkelerinde Müslümanlarla aynı haklara sahip olmalı ve onlar gibi muamele görmeliler. Tâ ki, Müslümanlara da gayrimüslim devletlerde aynı şekilde davransınlar.

Bu meseleyi Safa Mürsel, Bediüzzaman Said Nursî ve Devlet Felsefesi isimli eserinde, Münazarat’ı kaynak vererek enteresan bir şekilde tespit etmektedir. Bediüzzaman’ın da, 1911 yılında Rum ve Ermenilere Meşrutiyette aynı hürriyetleri vermeyi “İslâm’a uygun olarak” kabul ettiğini görüyoruz:
“Onların hürriyeti, onlara zulmetmemek ve rahat bırakmaktır. Bu ise şer’îdir…”(4)

Bu husus Hıristiyanlar için de geçerlidir. Eğer Müslümanlar bulundukları yabancı ülkenin Anayasasına uyar, Hıristiyan dinine ve kültürüne zarar vermezse -İslâm Devleti’de Müslümanların Hıristiyanlara verdiği hakların aynısına- sahip olurlar.

Yine Bediüzzaman Said Nursî Münazarat isimli eserinde, Müslüman kalarak, Yahudi ve Hıristiyanlarla dost olunabileceğini ifade etmektedir. Dini farklılıklara zarar vermeden politik, sosyal ve ekonomik sahalarda dostluklar kurulabileceğini belirtmektedir. Hıristiyanlar ve Müslümanlar bu şekilde karşılıklı olarak devletler hukuku üzerinde anlaşabilirler. Birlikte yaşayışa zarar vermeyecek bir ölçüde dinî farklılıklar kabul edilebilir.

Bu görüş iyi bir İslâmî geleneği ifade etmektedir ve tarihte de değişik defalar uygulama sahası bulmuştur. Bediüzzaman bu görüşü, zamanımız için gerçek bir beraber yaşamanın gerçekleşmesinde çok önemli bir prensip olarak tespit etmiştir. Bu görüş, toleranslı bir beraberliğin ötesine geçmemektedir.

Üçüncü nokta:

Hıristiyanlık-İslâmiyet diyaloğuna Risale-i Nur noktasından baktığımızda, her şeyden önce her iki dinin ortak noktaları ortaya çıkar. İşte bu ortak noktalar, İslâm’ın ve Hıristiyanlığın bütün dünyada ateizme, materyalizme, komünizme v.s. karşı ortak hareket etmeleri imkânını vermektedir. Bediüzzaman Said Nursî bu dâvaya delil olarak Mâide sûresinin ikinci âyetini göstermektedir. Semavi dinlerin hayırlı işlerde yarışması, bilhassa dinsizliğe karşı ortak mücadele etmesi önemlidir.

Dördüncü nokta:

Mektubat isimli eserinde Said Nursî, bazı Hıristiyanların Hz. İsa’ya (a.s.) muhabbette ifrata düştüklerini, hatta meşrû sınırı aşarak onu (hâşâ) “Allah’ın oğlu” kabul ettiklerini söyler. Bunun ardından Yahudilerin, tefrîte düşerek Hz. İsa’ya (a.s.) düşmanlık beslediklerini, onun peygamberliğini ve yüksek derecesini inkâr ettiklerini ifade eder. (5)

Bediüzzaman Said Nursî, Hıristiyanlık hakkında şöyle der:

“Nasraniyet ya intifâ veya ıstıfâ edip İslâmiyet’e karşı terk-i silâh edecektir. Nasrâniyet birkaç defa yırtıldı, Protestanlığa geldi. Protestanlık da yırtıldı, tevhide yaklaştı. Tekrar yırtılmaya hazırlanıyor. Ya intifâ bulup sönecek veya hakikî Nasrâniyet’in esasını câmi olan hakâik-ı İslâmiyeyi karşısında görecek, teslim olacaktır.” (6)

Ona göre Hıristiyanlık ve İslâmiyet dinsizlik cereyanına karşı tek başlarına duramazlar. Dinsizlik cereyanının “pek kuvvetli göründüğü bir zamanda, Hz. İsa Aleyhisselâmın şahsiyet-i maneviyesinden ibaret olan hakikî İsevîlik dini zuhur edecek, yani rahmet-i İlâhiyenin semâsından nüzûl edecek, halihazır Hıristiyanlık dini o hakikate karşı tasaffî edecek, hurâfattan ve tahrifattan sıyrılacak, hakâik-ı İslâmiye ile birleşecek, mânen Hıristiyanlık bir nevi İslâmiyete inkılâp edecektir ve Kur'ân’a iktidâ ederek, o İsevîlik şahs-ı manevîsi tâbi ve İslâmiyet metbû makamında kalacak, din-i hak bu iltihak neticesinde azîm bir kuvvet bulacaktır.” (7)

Sonuç hakkında Bediüzzaman’ın tespiti şöyledir:

“Şahs-ı İsa Aleyhisselâmın kılıncıyla maktul olan şahs-ı Deccalın, teşkil ettiği dehşetli maddiyunluk ve dinsizliğin azametli heykeli ve şahs-ı manevîsini öldürecek ve inkâr-ı ulûhiyet olan fikr-i küfrîsini mahvedecek ancak İsevî ruhanîleridir ki, o ruhanîler din-i İsevînin hakikatini hakikat-i İslâmiye ile mezcederek o kuvvetle onu dağıtacak, manen öldürecek.” (8)

Avrupa’daki medeniyetin dinle bağlantısı ve İslâm âlemine etkileri konusuna Said Nursî eserlerinin birçok yerinde temas etmiştir. Ona göre Avrupa ikidir: Birincisi, “İsevîlik din-i hakîkîsinden aldığı feyizle hayat-ı içtimâiye-i beşerîyeye nâfi san’atları ve adalet ve hakkaniyete hizmet eden fünunları takip eden”, diğeri ise, “felsefe-i tabiiyyenin zulmetiyle, medeniyetin seyyiatını mehâsin zannederek beşeri sefahate ve dalâlete sevkeden” (9) Avrupa’dır.

Açıktır ki, Avrupa’daki din, birçok tahrifata uğrayarak gerçek Hıristiyanlıktan alabildiğine uzaklaştırılmış bir dindir. Hatta dinin ıslah edilmesi çerçevesindeki çalışmalar Protestanlık gibi bir mezhebin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Said Nursî bu gelişmeyi şimdiki Hıristiyanlığın İslâmiyet’e doğru bir adım atması şeklinde değerlendirmiştir. Bu gelişmeler karşısında Protestanlığın gördüğü şiddetli tepkileri şöyle değerlendirir:

“Çünkü âhirzamanda madem fetret derecesinde din ve din-i Muhammediye (s.a.s.) bir lâkaytlık perdesi gelmiş ve madem âhir zamanda Hz. İsa’nın (a.s.) din-i hakîkisi hükmedecek, İslâmiyet’le omuz omuza gelecek. Elbette şimdi, fetret gibi karanlıkta kalan ve Hz. İsa’ya (a.s.) mensup Hıristiyanların mazlumları, çektikleri felâketler onlar hakkında bir nevi şahadet denilebilir.”

Bediüzzaman Said Nursî şöyle devam eder:

“Elbette o musibet onlar hakkında medeniyetin sefahatinden ve küfranından ve felsefenin dalâletinden ve küfründen gelen günahlara keffâret olmakla beraber, yüz derece onlara kârdır diye hakîkatten haber aldım.” (10)

Said Nursî, Kastamonu Lahikası isimli eserinde, İkinci Dünya Savaşı esnasında çocuk ve kadınların düşman tarafından uğradıkları eza ve cefalara ve öldürülmelerine, fıtratındaki şefkat dolayısıyla fevkalâde acımıştır. Sonra mânevî gözüyle, öldürülen masum çocukların ve insanların Cenab-ı Hakkın rahmetiyle Cennete girdiklerini, hatta o masumlar kâfir de olsalar Cenab-ı Hakkın rahmetinin onları bile içine aldığını ifade etmekte ve devamla “Hatta o mazlumlar kâfir de olsa, âhirette kendilerine göre o dünyevî âfattan çektikleri belalara mukabil rahmet-i İlâhiyenin hazinesinden öyle mükâfatları var ki, eğer perde-i gayb açılsa o mazlumlar haklarında büyük bir tezahür-ü rahmet görünüp, ‘yâ Rab, şükür elhamdülillah’ diyeceklerini bildim” demektedir. (11)

b. Bediüzzaman’ın Düşüncesinde Müslüman-Hıristiyan Diyaloğu Ve İşbirliği

Bediüzzaman Said Nursî, Hıristiyanlarla uzlaşma ve dostluk inşası yönünde kendi kişisel gayretlerini ortaya koymuştur. 1950’de, Roma’ya, Papa XII. Pius’a, Risale-i Nur Külliyatını göndermiş ve cevaben, 22 Şubat 1951’de, şahsî bir teşekkür mektubu almıştır. Bir gözlemci, bunun, İkinci Vatikan Konsülünde Katolik Kilisesinin Müslümanlara duyduğu saygı ve hürmeti ilan ve de İslâm’ın gerçekten bir selamet ve necat yolu olduğunu beyan etmesinden yalnızca on yıl önce vuku bulduğunu belirtir. (12) Said Nursî, aynı şekilde, bundan birkaç yıl önce, 1953’te, Müslümanlar ve Hıristiyanlar arasında mütecaviz dinsizliğe karşı işbirliği temini için, İstanbul’da Patrik Athenagoras’ı ziyaret etmiştir. (13)

Said Nursî, Müslüman-Hıristiyan diyaloğu ve işbirliği üzerine orijinal ve insanı üzerinde düşünmeye sevk eden görüşler sunar. Onun merkezî tezi, Müslümanlar ile Hıristiyanların beraberce, Allah’ın planına göre, beşerî izzet, adalet ve dostluğun esas olacağı gerçek bir medeniyet inşa edebilecekleridir. Bunun için, Müslümanların ve Hıristiyanların birbirleriyle ilişkilerini sevgi üzerinde temellendirmeleri gerekir. Said Nursî, meşhur Hutbe-i Şâmiye’sinde, medeniyetin üzerinde inşa olunacağı dördüncü kelimenin muhabbet (sevgi) olduğunu söyler. “Muhabbete en lâyık şey muhabbettir ve husumete en lâyık sıfat husumettir. Yani hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeyi temin eden ve saadete sevk eden muhabbet ve sevmek sıfatı en ziyade sevilmeye ve muhabbete lâyıktır.” (14) O, “Husumet ve adavetin vakti bitti” hükmüne ulaşmıştır.

Bu sevgi çağrısı, kişinin kendi dinî cemaatinin sınırları etrafında bile, bugün hâlâ geçerli gibi gözüküyor. Nitekim, Said Nursî’nin Şam’da meşhur hutbesini verdiği 1911 yılından beri dünyamızda vukua gelen olaylar, bu mesajın önemini açıkça göstermiştir: İki Dünya Savaşı, Hindistan ve Pakistan arasındaki çatışmalar, Ruanda ve Burundi’deki katliamlar, Filistin halkının yerinden yurdundan edilmesi, önce Bosna’nın ve sonra da Kosova’nın mahvedilmesi, ve dünya çevresindeki böylesi başka birçok kanlı çatışma, bize, kardeşin kardeşi kırdığı bu tahribata karşı yegâne çözümün sevgi olduğunu hatırlatır. Dünya, Müslümanların ve diğer din mensuplarının Vedûd ve Rahîm bir Rabbe iman temeline dayanan müminler cemaati olarak, öfke ve savaşa karşı ilâhî alternatif olarak sevginin yolunu göstermesini hâlâ bekliyor.

c. “…Yahudi ve Hıristiyanları Dost Edinmeyin…” (Mâide, 51) Âyetiyle İlgili Bediüzzaman’ın Görüşü

Bediüzzaman Said Nursî’nin 1910-1911’de, Hıristiyanlarla dostluk ilişkileri inşa etme arzusundan dolayı kimilerince sorgulama konusu edildiği görülür. Kendisi, bazı Müslümanların “Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin” (Mâide, 51) âyetine vermiş oldukları kısıtlayıcı yorumla karşı karşıya gelir. Bu âyetin ışığında, onun Müslümanlar ile Hıristiyanların dost olması gerektiğini, nasıl ve ne diye söylediği sorulur.

Bediüzzaman, bu prensibi söz konusu âyetin yorumuna tatbik ederek, Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyle ilgili yasağın, ancak İslam’a rağmen onları Yahudilik veya Hıristiyanlıklarında örnek alıp taklit etme durumunda geçerli olduğu görüşünü öne sürer. O’na göre, bir Müslüman’ın her bir sıfatı Müslüman olmadığı gibi, bir Yahudi’nin veya Hıristiyan’ın bütün sıfatları da inançsızlığı yansıtmaz. Eğer Müslümanlar bir Yahudi veya Hıristiyan’da İslâmî öğretiye mutabık düşen nitelikler bulurlarsa, onların bu nitelikleri takdirle karşılamalıdır. Yahudi ve Hıristiyanlarla dostluğun temelini teşkil eden, bu iyi nitelikler olacaktır. Said Nursî, “Bir Müslüman bir Yahudi veya Hıristiyan’ı sevebilir mi?” sorusunu gündeme getirir ve cevaben, Müslüman bir erkeğin Kitap Ehli bir kadınla evlenebilmesi örneğini verir. “Ehl-i Kitaptan bir haremin olsa, elbette seveceksin.” (15) Onun Hıristiyanlarla dost olunabileceği tezi, şeriatın bir Müslüman erkeğe bir Yahudi veya Hıristiyan kadınla evlenmesine izin verdiği gerçeğine dayanmaktadır ki, insan eşini sever, sevmesi de gerekir.

Sonuç

Kur’ân-ı Kerim âyetlerinin emrettiği, Peygamber Efendimiz (s.a.s.) ve O’ndan sonraki Müslümanların hayatlarında tatbîk ettiği diğer din mensuplarıyla diyalog, bugünkü Müslümanların da yapması gereken önemli bir iştir. Diyaloğa girdiğimiz kimseler, bizim dinimize girmiyor diye diyalogdan uzak durulmaz. Çünkü, diyalog görüşmeleri neticesinde böyle bir şey olmasa bile, arada dostluğun oluşması da büyük bir kârdır.

Diyalog görüşmeleri uzun vadeli projelerdir. Aceleci davranıp, ciddi bir şey elde edilmiyor, bir faydası yok diye hemen vazgeçilmemeli ve sabırla devam edilmelidir. Zira din mensuplarının ve hiçbir dine mensup olmayanların güçlerini, kavga ve düşmanlıkta harcayacaklarına, böyle müspet şeylerde harcamaları elbette ki daha faydalıdır.

Dinler arası diyalog görüşmeleri neticesinde, bize saygı gösteren diğer din mensuplarına karşı, bize saygı gösterdikleri sebebiyle biz de onlara saygı gösterelim demek doğru değildir. Çünkü biz Müslümanlar, dinimizin emri olarak herkese karşı saygılı oluruz. Eğer biz, bugün, yarın herkese dinimizin gereği saygılı davranırsak, yarın veya daha sonrasında diğer din mensupları da bize karşı saygılı davranmaya başlayacaktır. Böylece din mensupları arasında ve bütün dünyada barış meydana gelecektir. Bundan da elbette ki, sadece dindarlar değil, bütün dünya insanları istifade edeceklerdir.

Dinler arası diyalog görüşmelerini “yıllarca İslam’a, Kur’ân’a, başkaldırmış, düşmanlık etmiş insanlarla dostluk kurma” diye tenkit edenler olabilir. Hâlbuki bu, İslâmî bir düşünce ve bu düşüncenin hayata yansımasından ibarettir. Allah Resûlü (s.a.s.), yıllarca kendisine her türlü işkence yapan Ebu Cehil’i ve onun gibi nicelerini defalarca karşısına alıp muhatap olarak kabul etmiştir. O halde bugün dinler arası diyalog vesilesiyle görüşülüp, konuşulan bu insanlar yüzünden, böyle İslâmî nasslarla te’lif edilemeyecek tenkitler yapmanın manası nedir? Kaldı ki bu insanlar içerisinde çokları Allah’a olan inançlarını izhar etmektedirler. Bu, aslında İslam’ı tam anlamıyla özümseyememenin bir ifadesidir. Hatta diyalog görüşmelerinde bulunan bir kimse, “Bu tavır, bu tarz, bu üslûp benim kendi tavrımdır.” dese ukalâlık etmiş, İslam’ın getirdiği evrensel kaideleri kendisine mal etmiş olur. Onun için bir Müslüman, bugün bir ateistle de karşılaşsa, aynı şekilde davranmalıdır. Bu katiyen takiyye ya da iki yüzlülük değildir. Aksine İslâmî tavır ve düşüncenin ortaya konuşudur.

Bu cümleden olarak, ilâhî ve evrensel dinin tebliğ ve temsil erleri, muhatabı olan Hıristiyan, Yahudi ve diğer din mensuplarıyla, hatta ateistlerle bile diyaloğa girmeli ve onlara karşı mülayim davranmalıdırlar. Mesela şimdilerde, değişik din mensupları, Müslümanlarla böyle bir temasa geçme çabası içindedir. Böyle bir çabada onların gerçek niyetleri ne olursa olsun, zâhirî durumdan hareketle dünya barışı adına bu fırsat mutlaka değerlendirilmelidir. Tarihî hadiseleri, tarihsellik çukuru içine gömerek, hiç mevzubahis etmeden, onları kendilerini tarif ettiği konumları içinde kabullenmek suretiyle, belki de tarih boyunca gerçekleşmeyen ortak değerler etrafında bir birleşme gerçekleşebilir. Yeter ki biz, bize düşeni, belli yol ve yöntem içinde yapabilelim.

Günümüzde uzaklar daha da yakın olmakta ve dünya küreselleşerek, bir köy haline gelmektedir. Dolayısıyla Hıristiyan, Yahudi, Budist ve ateist demeden her kesimden insanla münasebet kurmak ve onlarla bir diyalog ve anlaşma zemini aramak şimdiden kaçınılmaz görünmektedir. Dinler arası diyalogdan kaçınmak, dindarlara büyük bir vebal yükler. Siyasilerin, insanlığın geleceğini kana ve savaşa boğmak maksadıyla, diyaloğa değil savaşa ve çatışmaya yönelik, medeniyetler çatışması gibi teoriler ürettiği bir ortamda, dindarlar, bugün çok zayıf bir ışık da olsa, fakat gelecekte aydınlığın ve barışın hakim olmasına yönelik bu tür çalışmalara destek vermelidirler. Eğer diyaloğun alt yapısını hazırlamaz ve gereken önlemi almazlarsa, o zaman Hungtington’un insanlığın geleceği adına ürkütücü teorisi, meşruluk kazanmış olur.

Diyalog, Müslümanlar için kaçırılmaması gereken bir fırsattır. Diğer din mensuplarını diyaloğa iten sebepler, ister bazılarının söylediği gibi siyasi, isterse bazılarının artık açık bir şekilde ifade ettikleri gibi misyon faaliyetinin bir parçası gereği olsun, Müslümanlar açısından bunun çok fazla bir önemi yoktur. Çünkü Batı, tarihin hiçbir döneminde (Müslümanlarla birlikte yaşamak zorunda kaldığı Endülüs de dâhil), İslam’ı ve Müslümanları ön yargısız bir şekilde anlamaya çalışacağı bir ortama sahip olamamıştır. Öyleyse bu müspet havanın çok iyi değerlendirilmesi gerekmektedir. Bazı olumlu müşahhas neticelerini gördüğümüz dinler arası diyaloğa, daha fazla vakit ayırıp, dünya barışını bir an önce gerçekleştirmek için çalışmalıyız.

Kaynaklar:
1. Bediüzzaman Firuzanfer, Mevlana Celaleddin, MEB Yayınları, 1985, Çev. Feridun Nafiz Uzluk. Önsöz, s.IV. Metnin aslı: Hemçü pergarim der-pa der-şeriat üstüvar/Pay-i diğer seyr-i heftad ü dü-millet miküned.
2. Bediüzzaman Said Nursî, Kaynaklı, İndeksli, Lügatli Risale-i Nur Külliyatı, Nesil Basım Yayın, İstanbul 1996, I,663, hâşiye.
3. Bediüzzaman Said Nursî. a.g.e., II,1175.
4. Bediüzzaman Said Nursî, a.g.e., II,1942.
5. Said Nursî, Kaynaklı, İndeksli, Lügatli Risale-i Nur Külliyatı, l,557.
6. Said Nursî, a.g.e., I,571.
7. Said Nursî, a.g.e., I,372.
8. Said Nursî, a.g.e., I,887.
9. Said Nursî, a.g.e., I,642.
10. Said Nursî, a.g.e., II,1615.
11. Bediüzzaman Said Nursî. a.g.e., II,1599.
12. Şükran Vahide, Bediuzzaman Said Nursi, İstanbul, 1992, s. 344.
13. Necmettin Şahiner, Son Şahitler, IV, 307, 344; Bediüzzaman Said Nursi, Mufassal Tarihçe-i Hayat, Abdülkadir Badıllı.
14. Bediüzzaman Said Nursî. a.g.e., II,1968.
15. Bediüzzaman Said Nursî, a.g.e., II,1944.


Okunma Sayısı : 247
Davut Aydüz (Prof. Dr.)

http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&aid=9846
 
Üst