Fethullah Gülen'e kimler şantaj yaptı? | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Fethullah Gülen'e kimler şantaj yaptı?

korakademik

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
17 Ağu 2009
Mesajlar
2,236
Puanları
0
Fethullah Gülen'e kimler şantaj yaptı?
Uzun bir yazi ama.. Okumaya deger...



Nuriye Akman'ın Zaman'da yayımlanan Fethullah Gülen röportajında ilk defa kendisine yapılan siyasi şantajları gündeme getiren Gülen, bunları ölümüne kadar açıklamak istemiyor. ' Telefon edip, şunları desteklemezseniz hazırladığımız komploda sizi linç yaparız' diyenler hangi siyasiler ve odaklar acaba? İnanın sabaha kadar gözüme uyku girmedi.

Fethullah Gülen, mürşidi Said Nursi gibi, ' siyasetden şeytandan kaçar gibi kaçan' ve takipçilerini kesinlikle siyasete sokmayan tek sivil ve dini toplum örgütü lideri Türkiye'de. Her seçim diöneminde bazı isimler gündeme yalan yanlış getirilir. Gülen, hiç bir zaman 'şuna oy verin' diye yönlendirme yapmayacak kadar demokratik, nezaket sahibi biri. Tüm siyasi parti liderleri kendisiyle bu beklenti ile görüştü, iskeleye yanaştı; ama sonuç alamadı. O, tüm halkımızı kucaklamak, siyasi tefrika yoluyla bölmek istemiyordu. Siyasilerle irtibatını sağlayan çok zengin ve yetkin bir iş adamı, Aralık 1995 seçiminde Gülen'in haberi olmadan DYP Lideri Tansu Çiller'e gidip 'beni İstanbul'dan birinci sıradan birinci aday yapacaksınız' diye girişimde bulunduğunda Çiller bile buna inanmamıştı. Çiller'in sordurmasıyla bunu öğrenen Gülen'in sinirlenerek bayıldığını ve 'bu zatla ilgimiz yoktur' diye Zaman gazetesine ilan verdiğini hatırlıyorum. Bu zat hatasını anlamış, iki gözü iki çeşme ağlıyordu. Bir ay huzuruna onu kabul etmedi Gülen. Bir hafta onun dergahında ağladı. Yüzüne dahi bakmadı. Affetme ufku geniş Gülen, nihayet onu bir daha Türkiye'ye dönmemek ve tüm servetini bu hizmetlerde sarfetmek kaydıyla Afrika'da hizmete göndermekle affetti. İşte Gülen budur.

Kim bu şantajcılar? Tek tek inceleyelim. Necmeddin Erbkanla ilk yüzyüze buluşmam 1989 belediye başkanlığı seçimleri öncesine rastlar. 20 yaşında Alanya'da genç bir esnaftım; gazeteci değildim. 30 yıldır Erbakan'den medet uman, emekli asker olan babamı Erbakan Alanya belediye başkanlığı adaylığı için düşünüyordu. Dar daireli bir ev toplantısında Erbakan, ' Özal ve Fethullah Gülen, CIA'nın ajanlarıdır. Bir numaralı düşmanımız Zaman gazetesi ve Gülen Grubudur' dediğini bu kulaklarımla duymasam inanmazdım. Erbakan'a göre kendi partisine oy verenler müslümandı; vermeyenler' patates din'indendi. Bu olayı birkaç yıl sonra Gülen'e bir talabesi vasıtasıyla ulaştırdığımda Gülen'in ' Susma, yorum yapmama hakkımı kullanıyorum' dediğini ibretle öğrendim.


1994 belediye başkanlığı seçimlerinde RP'nin başarısını tüm hezeyanlarına rağmen sevinmiştim. Aralık 1995 seçimlerinde Gülen'in ne düşündüğünü öğrenmek için sohbetine girmek istemiştim. Yurt dışında olduğum için o zamana kadar hiç oy kullanmamıştım, ilk defa yurtdışına giderken hava alanında oy kullanacaktım. Gülen, yanlış anlaşılır düşüncesiyle kimseyle görüşmüyordu. Küçük bir imasınını bile yanlış yorumlayanlar oluyordu. Sürekli onla görüşenler bile yanına giremiyordu. Bu kafa karışıklığıyla hayatmının en büyük hatasını yaptım ve RP'ne oy attım. Bu dönemde Gülen Grubu'na ciddi baskı sözkonusu olmadığı için şantajın bu dönemde gerçekleştiğini sanmıyorum.


1996'da REFAHYOL hükümetinin başbakanı Erbakan çok şımarmıştı. Gülen'i siyasi rakip olarak görüyordu. Bazı odaklar, bu sıralarda Gülen ile Erbakan'ı karşı karşıya getirmek için ince oyunlar oynadılar. Gülen'i onaylar gibi gözüktüler. Gülen, bu devreyi lehine iyi kullanarak hoşgörü ve diyalog girişimleri başlattı, medyanın her çeşitinde boy göstererek derdini çok iyi anlattı, zenginler kulubü patronları ile iftarlarda buluştu. Cumhurbaşkanı Demirel, onun elinden hoşgörü ödülü aldı, sanat dünyası ve entellektüel kesim onu keşfetti, açtırdığı okulları gezdi. Daha sonra Hava Kuvvetleri Komutanı olan MGK Genel Sekreteri Orgenaral İrfan Kılıç, Selanik'te Atatürk'in adına bir okul açtırması konusunda Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkanı Harun Tokak vasıtasıyla Gülen'e mesaj gönderdi. MİT, Afganistan ve Kuzey Irak'taki Türk okullarının açılımında arada referans olarak meşhur statükocu İhsan Doğramacı'nın olması nedeniyle destek verdi. Bazıları semerlerini yediler; Gülen'i avlamak isterken avlanmışlardı.


Bunun üzerine Erbakan'a akılalmaz bir iş yaptırdılar veya kendisi bunu seve seve yaptı. Başbakanlık Müfettişi Kutlu Savaş'ın hazırladığı Susurluk raporunda 58 isim üzerinde duruluyordu. Erbakan, başbakanlığa gelen rapora 59. isim olarak hiç ilgisi olmadığı halde Fethullah Gülen'in ismini ekletti. Bununla kalmadı. İstihbarat örgütlerimizin hızlı ' 007 James Bond'u kod adı ' Yeşil' olan Mahmut Yıldırımla ilgisi olduğu ortaya atıldı. Zaman gazetesi, Yeşil'in cep telefonuyla kimlerle görüştiğine ilişkin bir listeyi sekiz sütuna manşet verdi. Sesleri kısıldı. Yeşil, MİT'den JİTEM'e kadar tüm istihbarat örgütlerimize çalışan başbakandan bakanlara, üst düzey askerlerimize kadar herkesle pervasızca telefonla görüşen derin bir adamdı. İlgisi olamayacağı Gülen'le irtibatlandırma, kamuoyundaki olumlu imajını yıkmaya yönelikti. Erbakan'ın toplumu geren kunuşmalarını Gülen ustaca yatıştırdı.


28 Şubat sürecine gelinmesi, başörtüsü krizi Erbakan'in belkide bilinçli ahmak politikalarının sonucudur. Bu dönemde Allah'a, peygambere küfredecek kadar din düşmanı olan bir azınlık gemiyi azıya aldı. Eski Cumhurbaşkanı Demirel'in hükümeti kurma görevini, ekibini tasfiye ettiği için kızgın olduğu Çiller'e değilde azılı rakip partisi ANAP'in başındaki Mesut Yılmaz'a vermesi düşündürücüdür. Bu talep askerlerden gelmişti. 6 defa gidip 7 defa gelen Demirel koltuğa sıkı sıkı yapışmıştı, artık gitmek istemiyordu. Çiller'in yakıştırmasıyla ' 28 Şubat'ın Onbaşısı' olmayı içine sindiren Mesut Yılmaz, siyasi kariyerini bitiren biçimde 'post modern darbecilerle-kolkola' görüntüsüni çekinmeden verdi. 1998 Eylül'ünde Zaman gazetesinde köşe yazmaya başlayan sürgün yazar Mehmet Barlas, henüz 22. yazısını yazmıştı ki, birden ayrılmak zorunda kaldı. Demirel ve Yılmaz'ın azılı düşmanı Barlas'a Zaman'ın kapı açması üzerine Mesut Yılmaz, Zaman gazetesini Barlas'ın ifadesiyle tehdit etti ve şantaj yaptı. Bugün başka bir partide faaliyet gösteren genel başkan yardımcısı telefonla arayarak' Barlas'a yazdırmaya devam ederseniz. Okullarınızı kapatırız.' şeklinde bir şantaj savurdu. Ben buraya kadarını biliyorum. Anlaşılan şantajın boyutu daha büyüktü. DGM savcısının hazırladığı komplo iddianameye destek verilmeside sözkonusuydu.


1998 Mart MGK'sında Fethullah Gülen dosyası masaya yatırılmıştı. Dışişleri ve İçişleri'nden gelen olumlu raporların karşısına MİT masaya, eski Ankara Emniyet İstihbarat Bölümü'nden telekulak skandalı nedeniyle tasfiye edilen Osman Ak ekibinin raporunu koydu. Başbakan Ecevit'in Gülen'i savunan açıklaması oy avcılığı için değildi. Ecevit, 1992'de Gülenle iki defa görüşmüş onun samimiyetine inanmıştı. Gülen taraftarlarının DSP'ye oy verdiğini sanmıyorum. Gülen'i bitirmek için çalışan ekip pes etmemişti. Geçen sene öldürülen Necip Hablemitoğlu ve ekibine, Gülen'le ilgili yalanda olsa raporlar hazırlamasını, Orta Asya ve Azerbaycan'da imajının sarsılması için destek verdiler. Hablemitoğlu başarılı olamadı. Ekibin genel koordinatörü Başbakanlık başdanışmanı ünvanını taşıyan eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya idi. Erkaya, Rus Liderlerle görüşüp, 'Gülen'in okullarını kapatırsanız sizden silah alırız, helikopter ihalesini size veririz' diyecek kadar şantajı ve yemlemeyi bilen biriydi. O sırada Allah, Üzeyir Garih'i Gülen'in yardımına gönderdi ve Rus liderleri ikna eden Garih, Erkaya'nın akılalmaz oyununu bozdu. Erkaya eceliyle öldü, ancak Garih'i kimin öldürttüğünü arayanların daha derin araştırma yapmasını tavsiye ederim.


Karanlık odaklar Gülen'in idam fermanını 1999 başında imzaladı. Suikastla öldürülmesi, İBDA-C adlı sözde ' İslami terör örgütü'ne ihale edildi. Gülen'in derhal ülkeyi terketmesi, aksi halde öldürüleceğini haber veren isim Ecevit'in o dönemdeki ' kara kutusu' yardımcısı Hüsameddin Özkandı. Gülen 22 Mart 1999'da ülkeyi terketmeseydi öldürülecekti. 1999 genel seçimi öncesi tablo böyleydi. Gülen takipçilerinin bu karanlık tabloda kime oy verdiğini bilemiyorum. Ancak büyük oranda MHP'ye kaydığı söylenebilir. Oysa MHP, bu partiden ayrılarak BBP'ni kuran Muhsin Yazıcıoğlu'nun aklını Gülen'i çeldiğini düşünerek ona kin biliyordu. Halbuki böyle bir durum sözkonusu değildi. Yazıcıoğlu'nun Gülen'e olan sevgisi bu iddialara neden olmuştu. Azerbaycan ve Orta Asya'da Gülen Grubu'nun önünü kesmek için rahmetli başbuğ Alparslan Türkeş talimatlar vermiş ve Azeri lider Elçibey'in aklı 1992-1993 periyodunda çelinmişti. Kullandıkları iftirayı hep gizledim. ' Bunlar kene gibidir, kanınız emerler' demişlerdi saf Elçibey'e.( Kendi ağzından duydum) 1995'de günah çıkartan Türkeş, Gülenden özür dilemiş ve onun hizmetlerini takdir etmişti. Bu açılımdan sonra MHP'nin 28 Şubat süreci sırasında Gülen'e şantaj yapacağını sanmıyorum. MHP'de böyle '********' bir siyasetçi göremiyorum.


1999 seçiminde hüsrana uğrayan ANAP ve DYP, Gülen Grubu'undan oy alamadığı için kızgındı. Gülen'e herzaman kibar davranmış, aslında hırçın biri olmayan CHP Lideri Deniz Baykal, zaten oy beklemediği için Gülen'e şantaj yapan parti ve lideri olamaz. Tansu Çiller, Asya Finans'ın açılış törenine katılmış ve Gülenle aynı ortamı paylaşarak hizmetlerinden dolayı teşekkür etmişti. Bu dönem Gülen'i herkesin alkışladığı bir dönemdi. Asıl yiğitlik onun hakkında asılsız iddialar, iftiralar atıldığı 1999 Haziran fırtınasında onu savunabilmekti. Çiller bu cesareti gösteremedi. Ne Yılmaz, ne Çiller, ne Bahçeli, ne Demieral iki çify olumlu laf etti. Sadece Muhsin Yazıcıoğlu, Hasan Celal Güzel ve Ecevit. Daha önce Gülen Grubu'nun önünü Azerbaycan ve Orta Asya'da açmak için defalarca referans mektupları yazan, elinden ödül alan Demirel'de inanılmaz bir ikiyüzlük gösterdi. TRT'de kartlaşmış bir dinazorun karşısına geçip, ' Madem Gülen devleti ele geçirecek, parti kursun' diyecek kadar saçmaladı. Demirel, cumhurbaşkanlığının sonuna kadar darbecilerin sözlerini dinleyen, bunca yıldır kendisini desteklemiş seçmenini aldatan bir profil çizdi.


Çevik Bir ve ekibi, 28 Şubat sürecinde inanılmaz şantaj, tehdit üsullerine başvurdular. 1998 Mart MGKsında Gülen'in ipinin çekilememesinin başsebebi Dışişleri Raportörü Bakanlık Müsteşar Yardımcısı, bugün Washington büyükelçimiz olan Faruk Loğoğlu idi. Bir ve ekibi Loğoğlu'nun evine giderek olumlu raporunu değiştirmesi için şantaj yaptı ve cesur yürek Loğoğlu'ndan ' yanlış biliyorsunuz' nasihatı dinledi. Bir ekibinin Nisan 1999 MGK'sına sunduğu ve kısmen kabul ettirdiği 8 sayfalık iriticaya karşı yaptırımlar konulu politika önerileri elimde. 28 Şubat kararlarından daha dehşetlisi olan bu rapora göre, Gülen'in okullarına el koyup, başlarına Milli Eğitim'den müdürler tayin edilmesi, yurtlarının tasfiyesini ögörmüştü. Ecevit'in ' iç savaş çıkar' diye itiraz etmesine kızan Bir, bunun üzerine Gülen'le ilgili DGM sürecinin başlatılması ve grubunun tahakküm altına alınması için senaryolar üretti, medyayı top gibi kullandı. Ancak emekli edildikten sonra medya sözünü dinlememeye başladı. Hele cumhurbaşkanı adaylığı fiyaskosu ile iyice gözden düştü. 2000 yazında medyada yeniden fırtına kopartılmak istensede ilk fırtınadaki ' Düğmeci Ali Paşa' evinin asasöründe 24 saat ' düğmeye basmayın' diye bağırdığı için sesi kısılmıştı; tekrar düğmeye basan bulunamadı. Cumhuriyet gazetesinin nefesi yetmedi. Tek yol kalmıştı. Asker nefesi. Devrin Genelkurmay Başkanı Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun ' Gülen devletin altını oyuyor' işaretini alan DGM savcısının ertesi gün 2000 Eylül'ünde açtığı davanın beraatle sonuçlanacağı 80 sayfalık iddianamedeki saçmalıklardan belliydi. Dava, Gülen'in deyimiyle' Ne cennet, ne cehennem' şeklinde zımmi beraat ile sonuçlandı.


Bütün bunları bugüne nasıl gelindiği bilinsin diye yazıyorum. Seçmen, zaten kime oy vereceğini iyi biliyor. Gülen'e kimin şantaj yapmış olabileceğini umarım anlatabildim. Yazdıklarımın belgeleriyle ispatını Gülen başka bahara ertelemiş; kusura bakmayın dostlar, ben yazmazsam uyuyamıyorum.
 
Üst