Ferman Karaçam şiirleri

yenibeyin

Asistan
İhvan Üyesi
Katılım
7 Eki 2006
Mesajlar
712
Puanları
0
Web sitesi
www.yenibeyin.com
EY ACI (şiir)

ACI


Senide vururlar bir gün, ey acı!
Uçuşup durduğun kanatlarından.
Sazın, sözün, türkülerin tükenir,
Ellerin koynunda kalakalırsın.

Şakaklarına kar yağıyor bilesin, ey acı!
Gül açan yüzlerimizde,
Göveriyor rengin seninde.
Biz seni tâ eskilerden tanırız.

Hani göğüslerimize taş olur inerdin. Avuçlarımızda hira dağıydın.
Al atların tan yerine ayarlanmış yelelerinde,
Akdeniz rüzgarlarına karışan sendin.

Biliyorum, hiçbir tarih yazmayacak
Ve bir sır gibi kalacak yakılan kitaplarda.
Göbek bağı anasından henüz çözülmemiş bebelerimize,
Mitralyözlerin Washington’dan ayarlandığını.
*** *** ***
Senide yakarlar bir gün, ey acı!
Bir tabtuk kul gözlerinden vurursa,
Parmakların eğri, ağaç tutamaz,
Çığlıkların çağlar aşar, duymazsın.

Ve ben biliyorum;
Örümceği, mağarayı, güvercini, asayı,
Ve İbrahim’in baltasını ben biliyorum.

Nereden başladı bu kesik dans?
Ve bu dansa karşı afyonlanmış
Hecin yüzlü insanlar
kim?
Kim kimin yanında,
kim kimin karşısında?
Meclis kürsüsünden konuşan bu adam,
kim?

Üsküdar kız lisesinde okuyan genç kız!
Çantasında kimin fotoğrafını taşıyor?
Kadıköy vapurunda sigara tüttüren delikanlılar!
Neden gülüyorlar ki?
*** *** ***
Senide vururlar bir gün, ey acı!
Filistin de sapan taşlı çocuklar.
Dalın, kolun, fidelerin budanır,
Kuru bir kütükle kalakalırsın.





Öyle bakmayın balkonlarınızdan!
Fırat nehri ayrılık çıbanına tutuldu,
Damarlarımızı yırtıyor.
Tuna nehri, onulmaz Boşnak sızıları,
Pompalıyor yüreğime.

Plevne türküleri ağıtlara dönüşürken,
Çeçenya da yiğitler,
inancın,emeğin ve aşkın,
Kılcal damarlarına bulanıp sustular.

Ve ne Bağdat’tan, ne Şam’dan, ne
Mekke’den,
Ne Diyar-ı Bekir’den, ne İstanbul’dan,
ne Buhara’dan,
Bunca telefon direğine rağmen,
Kimse kimseyi duymuyor.
*** *** ***
Senide vururlar bir gün, ey acı!
Halepçe’de soldurulmuş gül gibi.
Bu sevdaya düşsen sende yanarsın.
Suskun, sıcak, uzun yaz geceleri.

Ve siz, ey analar!
Siz gecelerinizi böler,
Çocuklarınıza ninniler söylerdiniz.
Hani siz fatihler doğururdunuz!

Gelin kızların giysileri kirletildi.
Çocuklar hep yetim kalıyor.
Elem yecidke yetîmen fe êvê.

Ve ben biliyorum!
Ben biliyorum, İstanbul’un, Bağdat’ın,
Diyar-ı Bekir’in, Mekke’nin
Birbirine nasıl bağlandığını, nasıl çözüldüğünü.
*** *** ***
Sonra ey insan, ey insanlık!
Ayağa kalk!

Kolları ve bacakları budanmış delikanlıları,
Boyunları gövdesinden ayrılmış insanları,
Gözleri uyur gibi kapanmış,
Kan pıhtıları içindeki bu insanları,
Gelişmiş laboratuarlarınızda dikkatle inceleyin!

Bu dünya gül bahçesine dönecek!
Bunu böylece bilin ve unutmayın!
*** *** ***
 

ismail

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
3 Mar 2007
Mesajlar
20,475
Puanları
0
Yaş
40
Ferman Karaçam

1955 yılında Ardahanda doğdu. İlk ve ortaokulu Ardahanda, liseyi Erzincanda bitirdi.
1982 yılında Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun oldu.
Çok sayıda dergi ve gazetede şiir ve yazıları yayımlandı.
1985 -1987 yıllarında İlim ve Sanat Dergisi’nin yayın müdürlüğünü yaptı.
1987’de Gülçocuk Dergisi’ni çıkardı ve yazıişleri müdürlüğünü yaptı.
1989’da İslam Dergisi’nin genel yayın yönetmeni oldu.
1990-1997 yılları arasında TDV İslam Ansiklopedisi’nde yöneticilik yaptı. Ansiklopediye bazı te’lif maddeler yazdı.
Ayrıntı dergisini çıkardı ve yönetti.
Daha sonra bir yıl süreyle bir radyoda genel müdürlük yapan Karaçam halen Radyo 7’nin genel yayın müdürlüğünü yürütmektedir.
Karaçam 1981 yılında evlendi ve üç erkek çocuğu vardır.
Karaçam’ın Yetim Çağrışımlar (şiir / deneme), Karanfil (şiir), Aşk Buzlu Bir Yanardağ (şiir) adlarında üç kitabı vardır




 

ismail

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
3 Mar 2007
Mesajlar
20,475
Puanları
0
Yaş
40
Acı

seni de vururlar bir gün ey acı
uçuşup durduğun kanatlarından
sazın sözün türkülerin tükenir
ellerin koynunda kalakalırsın

şakaklarına kar yağıyor bilesin ey acı
gül açan yüzlerimizde
göğeriyor rengin senin de

biz seni
tâ eskiden tanırız hani
göğüslerimize taş olur inerden
avuçlarımızda hira dağıydın

al atların tan yerine ayarlanmış yelelerinde
akdeniz rüzgarlarına karışan sendin

biliyorum
hiçbir tarıh yazmayacak ve bir
sır gibi kalacak yakılan kitaplarda
göbek bağı anasından henüz çözülmemiş
bebelerimize mitralyözlerin okyanus ötesinden
ayarlandığını

seni de yakarlar bir gün ey acı
bir taptuk kul gözlerinden vurursa
parmakların eğri ağaç tutmaz
çığlıkların çağlar aşar duymazsın

ve ben biliyorum
örümceği, mağarayı, güvercini, asâyı

ve ibrahim'in baltasını
biliyorum

nereden başladı bu kesik dans
ve bu dansa karşı afyonlanmış hecin yüzlü
insanlar kim?

kim kimin yanında
kim kimin karşısında

meclis kürsüsünden konuşan bu adam kim

üsküdür kız lisesinde okuyan genç kız
çantasında kimin fotoğrafını taşıyor

kadıköy vapurunda sigara tüttüren delikanlılar
neden gülüyorlar ki

seni de vururlar bir gün ey acı
filistin'de sapan taşlı çocuklar
dalın, kolun, fidelerin, budanır
kuru bir kütükle kalakalırsın

öyle bakmayın balkonlarınızdan
fırat nehri ayrılık çıbanına tutuldu,
damarlarımızı yırtıyor
tuna nehri, onulmaz boşnak sızıları
pompalıyor yüreğimize

pilevne türküleri ağıtlara dönüşürken,
çeçenya'da yiğitler
inancın emeğin/ve aşk'ın
kılcal damarlarına ulanıp sustular...
ve ne bağdat'tan
ne şam'dan
ne mekke'den
ne diyarıbekir'den
ne istanbul'dan
ne buhara'dan
bunca telefon direğine rağmen kimse kimseyi
duymuyor

seni de vururlar bir gün ey acı
halepçe'de soldurulmuş gül gibi
bu sevdaya düşsen, sen de yanarsın
suskun, sıcak, uzun yaz geceleri

ve siz
ey analar,
hani siz, gecelerinizi böler, çocuklarınıza ninniler
söylerdiniz

hani siz, fatihler doğururdunuz...

gelin-kızların giysileri kirletildi
çocuklar hep yetim kaldı

'elem yecidke yetimen feava'

ve ben biliyorum
ben biliyorum
istanbul'un
bağdat'ın
diyarıbekir'in
mekke'nin
buhara'nın
birbirine nasıl bağlandığını, nasıl çözüldüğünü/sonra
ey insan
ey insanlık
ayağa kalk

kolları ve bacakları budanmış delikanlıları
boyunları gövdelerinden ayrılmış insanları
gözleri uyur gibi kapanmış, kan pıhtıları içindeki bu
çocukları

gelişmiş laboratuarlarınızda dikkatle inceleyin
ve bir gün
bu dünya
gül bahçesine dönecek
bunu böyle bilin/ ve
unutmayın


Ferman Karaçam
.
 

ismail

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
3 Mar 2007
Mesajlar
20,475
Puanları
0
Yaş
40
Gidersen

Gidersen
Bir şeyler kırılır bir yerlerde

Kuşların kanadı kopar
Gökyüzünde

Dilim parçalanır ağzımda

Sesim kısılır
Yüreğimde fırtınalar kopar
Alıştı bu şehir sesine, gidersen
Yıkılır


Gidersen acıların üşütür beni

Dilim kapı tokmağına yapışır ve öylece kalır
Ki parmaklarının izi duruyor orada
Gidersen
Kokunu süzerim türkülerden

Gidersen
Rengine boyanırım
Karanfillerin
Bu kenti beste yaparım
Üretirim kanımdaki ateşinde seni
Gidersen
Bırakmam, küçücük ellerini



 

ismail

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
3 Mar 2007
Mesajlar
20,475
Puanları
0
Yaş
40
[FONT=&quot]Aşk Bu

Aşk bu
yağmur dayanmaz bu bahara

Bulutlar ince ve narindir
ve bulutlar tanır sevgiliyi
döker mercan kuşlarını
avuçlarımıza

Kuşlar üşümez saçlarının yangınından

Aşk bu
yağmur dayanmaz bu bahara
parmaklarından sebiller akar
cilveli rüzgarlar
göz göz dilinir mağarada,yılan zehrini geçirir
ayaklarından
gül yaprağı okşanır gibi

Aşk bu
yağmur dayanmaz bu bahara
ateş tanır sevgiliyi ve gülleşir
hasret çekilir kehribar merdivenlerin
platin düşlerine

Aşk bu
su yarılır ortasından
ay gibi


Ferman Karaçam
[/FONT]
 

ismail

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
3 Mar 2007
Mesajlar
20,475
Puanları
0
Yaş
40
Usul Usul

Tazele baharını
Yağmur yağsın başaklara
Bir ırgat yürüsün
Toprak kokan zifiri gecelerde

Tazele baharını
Alnında bir damlacık ter düşsün
Mor çiçeğin üstüne

Usul usul kat bakışlarının ateşini
Kanıma
Usul usul yüreğimi kolla

Bir ırgat mızrabı
Dokunsun yarama
-ki yaramı çocuklar kalbinde saklar

tazele baharını gönül evimde
tazele baharını yar - ki
dolanıp gelsin üstüme
dost dediğin zamanlar

Ferman Karaçam
 

ismail

Yeni
İhvan Üyesi
Katılım
3 Mar 2007
Mesajlar
20,475
Puanları
0
Yaş
40
Aşk Buzlu Bir Yanardağ

Üşümek üşümek bir tanem
Çocuksu gözlerinin alevinde
Titreyip üşümek
Ve kaçıp gitmek buralardan
Buralar bana dar geliyor
Sevdiğim

Yüreğim sığmıyor göklerin altına
Vurup gidiyorum
Rüzgarın kanatlarında
Belkısların diyarından ta kehkeşanlara
Dolaşıyorum yeryüzünü
Gökyüzü,melekleri,
Yıldızları
Ayda duruyor hala canlı ve dipdiri
Aşkımızın izleri
Buralar bana dar geliyor
Birtanem
Tutunamıyorum bu zalim dağlara,
Ovalara, vadilere
Taşıp gidiyorum okyanuslardan
Üşüyorum
Üşüyorum
Alev alev kar tipilerinde üşüyorum

Dönüp bakıyorum yollara
Virane evlerin silueti düşmüş
Hatıralara
Dönüp bakıyorum dumanı
Göklere biriken yakılmış zamanlara

Sen daha çocuksun bilmiyorsun
Aşkın buzlu bir yanardağ olduğunu
Kaldırımların sensizliği nasıl
Haykırdığını yüzüme
Denizin korkunç dalgalarını
Ve kıyıdaki insafsız
Çarpıntılarını
Ve durup durup çılgınca
Yokluğuna nasıl ağladığını
İstanbul'un
Sen bilemiyorsun

Üşümek üşümek bir tanem
Çocuksu gözlerinin alevinde
Titreyip üşümek

Ve kaçıp gitmek buralardan
Buralar bana dar geliyor
Sevdiğim
Yüreğim sığmıyor
Çırpınıp duruyor deryaların
Uçsuz bucaksız ufuklarında

Üşüyorum
Zümrüt gözlerinin alev alev
Yangınında
Üşüyorum bir tanem
Üşüyorum


Ferman Karaçam
 
Üst