Farklılaşan ifadeler

Mugalata

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
10 Mar 2014
Mesajlar
4,252
Puanları
63
sünnet kelimesi, arapça "dişledi, bıçak biledi", "yasa ve kural koydu" anlamlarındaki sanna fiilinden geliyormuş. kök ise sin. diş ve yaş (ömür süresi) anlamına geliyor. o devirde kişilerin dişlerine bakarak yaşlarını tahmin etme, belirleme alışkanlığından sin kelimesinin önce diş anlamındayken, sonra da anlam genişlemesiyle yaş anlamı da kazandığı tahmin edilebilir.

eski bir arap aşireti, belli bir yaşa gelen erkek çocuklarının dişini yontarak keskinleştirmek gibi tuhaf bir töreye sahipmiş. buradan geliyormuş.

dişi keskinleştirmek için yontup bileme eyleminin (sanna) isim hâli (sunnet) zamanla ve anlam genişlemesiyle, genel olarak tüm adet ve gelenekler anlamına kavuşmuş.

anlam değişimi dinî uygulamaların ağırlık kazanmasıyla devam ediyor ve adet, gelenek anlamından daha öte bir anlam kazanmaya başlıyor. ama bu sefer bir anlam daralmasına uğramış oluyor. artık sünnet denince sadece hz. muhammed'in uygulamaları, icraatı, davranışları, özel hayatındaki seçimleri, alışkanlıkları vb anlaşılıyor.

eskiden sadece tek bir arap aşiretinin tuhaf ve belki de kendileri için gerekli gördükleri bir uygulamanın adıymış. sonra genelleşmiş ve bütün gelenek ve adetleri kapsamış. islamiyetten sonra ise daralmış ve özelleşmiş.

ve giderek sünnet kelimesi gündelik sokak dilinde daha da daralmış ve sadece erkek çocuklarının sünnet edilmesi olarak kullanılır olmuş.

sünnet, uyulması farz olmayan, ama uyulsa iyi olan davranışlar olarak tanımlanır. ama tuhaf biçimde, bâzı sünnetler farz gibi kabul edilip kesinlikle uyulması, devam ettirilmesi şart olarak anlaşılmış. mesela erkek çocuklarının cinsel organındaki deriyi kestirmek. bâzı kabilelerde kız çocuklarının cinsel organını kesme adeti bile var ve hâlâ devam ediyor. kız çocuklarına yapılan bu işlem ise bütün bir hayatı olumsuz yönde etkileyen büyük bir acı ve eziyet olarak yaşanıyor.

farz olmadığına göre neden erkek çocuklarının sünnet edilmesi islamiyet açısından şart gibi algılanıyor ve mesela islamiyete geçen yabancı erkekler ilk iş olarak sünnete gönderiliyor? bu da herhalde halkın yerel kültürüyle ilgili olmalı. başkasının özel hayatına burnunu sokma, hem de en hassas yerine kadar sokma kültürünün dinselleşmiş ve otoriteleşmiş biçimi olabilir diye şimdi aklıma geldi. başka sebepleri de olabilir. bilemiyorum...
 

Mugalata

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
10 Mar 2014
Mesajlar
4,252
Puanları
63
sünnet bu kadar farklılaşma yaşamış. ama farz pek de önemli bir değişim geçirmemiş.

arapça "çentik", "işaret" anlamında. "çentti, belirledi", "kural koydu", "zorunlu kıldı" anlamlarına gelen farada fiili var.

taş, kaya, tahta vb sert cisimler üzerine çentik atılarak kuralların sabitlenmesi ve herkese duyurulması eyleminden hareketle bu kelime anlam genişlemesiyle farklılaşmış.
 

Mugalata

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
10 Mar 2014
Mesajlar
4,252
Puanları
63
ne kadar ilginç!.. "yaratmak" ve "halk etmek"den söz ediyorum.

yaratmak türkçe, halk etmek arapça. "halk"ın kökü "xâlak" ta aramiceye gidiyor ve bölük, pay, bölme, pay etme anlamı taşıyor.

yaratmak ise eski türkçeden gelen bir kelme ve yar, yara, yarat ortak kökten geliyor. yarmak, bölmek ayırmak anlamı açık.

eski metinlerdeki yaratmak kelimesinin ilk anlamı yoktan var etmek değil, var olanı ayırmakmış.

ilginç olan, bunun aramicede ve türkçede aynı olması.
 

adams77

Kanalizasyoncu
İhvan Üyesi
Katılım
14 Haz 2013
Mesajlar
23,901
Puanları
113
ne kadar ilginç!.. "yaratmak" ve "halk etmek"den söz ediyorum.

yaratmak türkçe, halk etmek arapça. "halk"ın kökü "xâlak" ta aramiceye gidiyor ve bölük, pay, bölme, pay etme anlamı taşıyor.

yaratmak ise eski türkçeden gelen bir kelme ve yar, yara, yarat ortak kökten geliyor. yarmak, bölmek ayırmak anlamı açık.

eski metinlerdeki yaratmak kelimesinin ilk anlamı yoktan var etmek değil, var olanı ayırmakmış.

ilginç olan, bunun aramicede ve türkçede aynı olması.
var olanı kim ayırır ?
 

adams77

Kanalizasyoncu
İhvan Üyesi
Katılım
14 Haz 2013
Mesajlar
23,901
Puanları
113
Selam

Mugalatanın dediğini anlarsan! ''Şeyhi Ekber'' bölümündeki sorduğum(ilk)sorunun cevabını bulmada adım atmış olursun...Ama tamamı değil...

Selametle...
kalın kafam bu aralar birşey almıyor? dediğini anlayamadım neden anlayamadım acep
 

adams77

Kanalizasyoncu
İhvan Üyesi
Katılım
14 Haz 2013
Mesajlar
23,901
Puanları
113
Selam

Sen anlamışsındır da kim anlamadı bilmem/kastın kime bilemem...

Yalnız senin için bir adım ilerisi ''Vücud'' haberin olsun!...

Selametle...
benim anladığım çok farklı

en'am - 1 bakabilirsin

enbiya - 30 çok farklı bir şey anlatmıyor mu?
 

Verda

Gales
İhvan Üyesi
Katılım
9 Nis 2010
Mesajlar
10,916
Puanları
113
Adams ve Fakr tanışmanıza sevindim :O
 

adams77

Kanalizasyoncu
İhvan Üyesi
Katılım
14 Haz 2013
Mesajlar
23,901
Puanları
113
Selam

Diyorum ya adım adım...

Aslında biliyorsun ama ''farkındalık'' kalmış.En azından yazım şeklinden çıkardığım o.Belki ''farkındasındırda ''bizimle paylaşmıyorsun...

Selametle
Sizi yanlış anlamadıysam sizin gibi değil farkındalığım

paylaşmıyorsuna gelince değiştirecek olan ben olmadığım için yazmanın bir manası yok gibi

Haşr - 24
 

adams77

Kanalizasyoncu
İhvan Üyesi
Katılım
14 Haz 2013
Mesajlar
23,901
Puanları
113
Selam

Bir daha yineliyorum ki bu bir adım,sonrası ''Vücud''...

Ama biraz daha zaman...

Selametle...
Önce insan vücudunu oluşturmalı elçiler ne içindir. İçten dışa doğru bağlantıların sağlam olması için insanın vücudu çok önemli insan kendi vücuduna bakarak çok şeyi öğrenecek böylece kabuğunu kırıp dışarıyı görecek bu sürekli devam edecek
 

Mugalata

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
10 Mar 2014
Mesajlar
4,252
Puanları
63
var olanı kim ayırır ?
asıl soru, "eskiden insanlar tanrıda yoktan var etmek yeteneğini, kudretini görece kadar onu yüceltmemişler miydi?" olmalı bence.

zeus en büyük antik yunan tanrısı. güçleri çok daha sınırlı. başka tanrılar ve onların görev alanları var. poseidon, mars gibi. zeus karısı hera'ya bile zaman zaman söz geçiremiyor. çapkınlık maceralarını öğrenen hera karşısında kaçıp gizleniyor veya yalan söylüyor vb.

eski dinsel metinlerde bu nedenle yaratmak denince her şeyi yoktan var etmek anlaşılmıyor. böyle bir tasavvur o zamanki insan aklının alabileceği şey değil.

antik yunan ve antik pek çok uygarlığın düşüncesinde en başta kaos vardı.

yerle gök, ışık, karanlık, tüm maddeler, nesneler, her şey karmakarışıktı. sonra kaos düzene erdi.

işte yaratmak denince o kaosu bitirip yerle göğü, ışıkla karanlığı ve tüm nesneleri yerli yerine ayırmak anlaşıldı.

tek bir kelimeyle, "ol" deyince her şeyi olduran bir tanrısal kudret insan algısının dışındaydı.

kuran'daki "yerle göğü ayırmak" ifadesi de o zamanlara gönderme veya o zamanlardan kalma algının ifadeye yansıması olmalı.

insanlar, şu şu olaylar olduğunda nasıl bir fikrî temele sahiptiler, dünyayı, evreni, hayatı nasıl algılıyorlardı şeklinde düşünmek gerekir.

mesela 1969'da ay'a ilk astronotlar indiğinde türkiye'de de olay olmuştu bu. ben o sırada küçük bir çocuktum ve küçük bir kasabada yaşıyorduk.

kasabamızın sıradan insanlarının o gece ay'a baktıklarını ve ay'daki gölgeleri astronotların ayak izleri gibi algılayıp konuştuklarını bugün bile gülümseyerek hatırlıyorum. :)

tam iyi bir örnek değil bu, biliyorum. aklıma geldi de.
 

adams77

Kanalizasyoncu
İhvan Üyesi
Katılım
14 Haz 2013
Mesajlar
23,901
Puanları
113
asıl soru, "eskiden insanlar tanrıda yoktan var etmek yeteneğini, kudretini görece kadar onu yüceltmemişler miydi?" olmalı bence.

zeus en büyük antik yunan tanrısı. güçleri çok daha sınırlı. başka tanrılar ve onların görev alanları var. poseidon, mars gibi. zeus karısı hera'ya bile zaman zaman söz geçiremiyor. çapkınlık maceralarını öğrenen hera karşısında kaçıp gizleniyor veya yalan söylüyor vb.

eski dinsel metinlerde bu nedenle yaratmak denince her şeyi yoktan var etmek anlaşılmıyor. böyle bir tasavvur o zamanki insan aklının alabileceği şey değil.

antik yunan ve antik pek çok uygarlığın düşüncesinde en başta kaos vardı.

yerle gök, ışık, karanlık, tüm maddeler, nesneler, her şey karmakarışıktı. sonra kaos düzene erdi.

işte yaratmak denince o kaosu bitirip yerle göğü, ışıkla karanlığı ve tüm nesneleri yerli yerine ayırmak anlaşıldı.

tek bir kelimeyle, "ol" deyince her şeyi olduran bir tanrısal kudret insan algısının dışındaydı.

kuran'daki "yerle göğü ayırmak" ifadesi de o zamanlara gönderme veya o zamanlardan kalma algının ifadeye yansıması olmalı.

insanlar, şu şu olaylar olduğunda nasıl bir fikrî temele sahiptiler, dünyayı, evreni, hayatı nasıl algılıyorlardı şeklinde düşünmek gerekir.

mesela 1969'da ay'a ilk astronotlar indiğinde türkiye'de de olay olmuştu bu. ben o sırada küçük bir çocuktum ve küçük bir kasabada yaşıyorduk.

kasabamızın sıradan insanlarının o gece ay'a baktıklarını ve ay'daki gölgeleri astronotların ayak izleri gibi algılayıp konuştuklarını bugün bile gülümseyerek hatırlıyorum. :)

tam iyi bir örnek değil bu, biliyorum. aklıma geldi de.
Güzel abi kendin söylüyorsun eskiden insanlar şöyle insanlar böyle yıkılmış kırıntıların arasında parçaları birleştirmek istiyorsun ama dikkat etmiyorsun. Müşrikliği bir anlayabilsen çok şeyin varkına varabilirsin. Anahtar kelime bizler varlığı konuşuyoruz yani var olanı bizim varımız O 'nun gibi değil zaten ulaşamayacağımız bir durum bu yüzden bizim görevimiz vücudumuzun tanımak ve bu evrende kendimize bir yer bulmaktır. Antik yunandan yada mısırdan vereceğin örnekler hep yıkılmış örnekler olduğu için kıyas yaparken dikkatli olmakta fayda var
 

Mugalata

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
10 Mar 2014
Mesajlar
4,252
Puanları
63
Güzel abi kendin söylüyorsun eskiden insanlar şöyle insanlar böyle yıkılmış kırıntıların arasında parçaları birleştirmek istiyorsun ama dikkat etmiyorsun. Müşrikliği bir anlayabilsen çok şeyin varkına varabilirsin. Anahtar kelime bizler varlığı konuşuyoruz yani var olanı bizim varımız O 'nun gibi değil zaten ulaşamayacağımız bir durum bu yüzden bizim görevimiz vücudumuzun tanımak ve bu evrende kendimize bir yer bulmaktır. Antik yunandan yada mısırdan vereceğin örnekler hep yıkılmış örnekler olduğu için kıyas yaparken dikkatli olmakta fayda var
bu tarzın hatalı adams. yine marslı damarın tuttu. :)

farklılaşan ifadeler başlığı altına yazıyoruz. ifadelerin, kelimelerin, kavramların nasıl zaman içinde farklılaştığını ele alıyoruz.
 

adams77

Kanalizasyoncu
İhvan Üyesi
Katılım
14 Haz 2013
Mesajlar
23,901
Puanları
113
bu tarzın hatalı adams. yine marslı damarın tuttu. :)

farklılaşan ifadeler başlığı altına yazıyoruz. ifadelerin, kelimelerin, kavramların nasıl zaman içinde farklılaştığını ele alıyoruz.
Abi sen verdiğin örneğe bak birde ne demek istiyorsun tam net yaz anlayalım o zaman :)
 

adams77

Kanalizasyoncu
İhvan Üyesi
Katılım
14 Haz 2013
Mesajlar
23,901
Puanları
113
Müşrikliğin bu denli ilerlemesi ve yaygınlaşması mitoloji değil insanların okuması ile alakalıdır.
 
Üst