fakiri ile Röportaj

Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...

fakiri

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
14 Ocak 2007
Mesajlar
15,969
Puanları
0
fakiri çok defa konuya giriş çıkış yaptım da tam senlik sorular aklıma gelmiyor.
torunlar var değil mi?
torunun elini tutup camiye, okula, kursa gidip gelmişliğin oluyor mu?
oluyorsa ne kadar sık ara ile?
Kardeş mahabad,
2 si kız, 2 si oğlan 4 torun var... Fakat, yakınımda değiller ve erkekler henüz küçükler.
 

Verda

Gales
İhvan Üyesi
Katılım
9 Nis 2010
Mesajlar
10,917
Puanları
113
Dede aşırı hadisçiler ve hadisleri inkar edenler hakkında ne düşünüyorsunuz ? =)
 

Fethul-Bâri

Kısıtlı Erişim
İhvan Üyesi
Katılım
19 Ağu 2013
Mesajlar
770
Puanları
0
Dede aşırı hadisçiler ve hadisleri inkar edenler hakkında ne düşünüyorsunuz ? =)

Verda Naz güldürdün beni ya.O kadar tabir duydum.Aşırı hadisçiler diye bir tabiri ilk defa senden duyuyorum.:D

Efendimiz(sav)'in sözlerini korumak aşırılık olmuş.Ne dünyadayız ya :D
 

ibrahimi

Has Uşak
İhvan Üyesi
Katılım
19 Haz 2006
Mesajlar
23,463
Puanları
0
Yaş
33
fakiri dede şeyhin söylediği şeyleri olduğu gibi kabul eder misin? yoksa sorgular mısın?

gittiğin yolun hiç yanlış yol olabileceğini düşündün mü?

çocuklarını nasıl eğittin? torunlarının eğitimine karışmayı düşünüyor musun?

genel olarak sevdirmek veya korkutmak felsefesinin hangisini benimsersin?
 

Verda

Gales
İhvan Üyesi
Katılım
9 Nis 2010
Mesajlar
10,917
Puanları
113
Herkes birbirinden bir şeyler öğrenebilir tabi söz dedede =)
 

fakiri

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
14 Ocak 2007
Mesajlar
15,969
Puanları
0
Dede aşırı hadisçiler ve hadisleri inkar edenler hakkında ne düşünüyorsunuz ? =)
Ortada hadis ya da sünnet dediğimiz bir hakikat var... Yani, Kuran'dan sonra başvurulan ikinci delil... Şimdi, bir müslüman bunu kabul etmeyecek mi? Sünneti-hadisi yok mu sayacak ? Böyle bir şey olabilir mi ? Hadisi ve sünneti yok sayarsan ve bunlara şaşı bakıp, uydurmacı mızıkacılarının çaldığı "tam-tam"lara uyarsan, peygambere nasıl ittiba ve itaat edeceksin ? Hadisler ve Hadisi inkâr edenler hakkında onlarca yazım olmuştur. Lütfen açtığım konulara ve hadisin inkarcılarına verdiğim cevaplara bakınız. Gayrı bu konuları izah ede-ede bize gına geldi. Sünnetin (hadisin) teşri değeri diye googlede araştırma dahi yapsanız karşınıza bir çok akademik yazı çıkar. Lütfen biraz olsun okuyalım-okuyalım.


QUOTE=Erdem;1312254]fakiri dede şeyhin söylediği şeyleri olduğu gibi kabul eder misin? yoksa sorgular mısın
gittiğin yolun hiç yanlış yol olabileceğini düşündün mü?
çocuklarını nasıl eğittin? torunlarının eğitimine karışmayı düşünüyor musun?
genel olarak sevdirmek veya korkutmak felsefesinin hangisini benimsersin?[/QUOTE]

Erdem Admin...Şüphesiz ki, sizin bize sorduğunuz ve bazen de kaçamak yaptığınız hususları sizin içinde bulunduğunuz gençliğinizin atmosferine bağlıyorum. Bir defa, -şahsım adına konuşuyorum- aklımıza gelen biz her şeyi şeyhimize soran biri hiç olmadım. Yani, örneğin şeyhe gidip te bir ev yapacağım hangi şirketle ve yapı müteaahidi ile çalışayım diye soru sorulmaz ! Daha kestirmeden şöyle söyliyeyim, şeyhe dünyevi işlerle ilgili sorular sorulmaz diye düşnüyorum. Şeyhe, eğer gerçek bir şeyh ise, manevi yönden nasıl terakki edilir, nefs ve şeytan nasıl alt edilebilir, ibadetlerimizi nasıl yaparsak daha faydalıolur. bunlara mümasil sorular sorulması gerektiğini herkes çok ama çok iyi bilmelidir. Böyle lunca da onların söylediklerini sorgulamak değil, yapmak lazım diye düşünüyorum. Esasen, insan kendi şeyhinin yanlış şeyler söyleyebileceğine ve gittiği yolun yanlış olabileceğine dair tereddüt ve endişe içinde ise o kişi şeyhe intisab etmiş değildir. O şeyhi kontrol eden veya sınayan birisidir. Ha, bir insana % 100 güvenilebilir mi diye sorsanız, biz o zaman; "Yüzde 100 ancak Peygamberlere güvenilir. İnsanlar çiğ süt emmişlerdir."deriz. Ama, biz kendi şeyhimizden bizi endişeye veya teredddüt sevkecek bugüne kadar bir şey de işitmiş değiliz. ("Ömer Öngütün Görüşleri" adlı yazı dizisi forumda asılı duruyor. Kafanıza takılan ve endişe ile karşıladığınız bir görüş varsa veya bulursanız buyrun paylaşın ve tartışalım.)
Çocuklarımı -en küçükleri hariç, çünkü o zaman İmam-Hatipler kapalıydı- İmam-Hatib Okullarına vererek okuttumve her şeyin güzel olabileceğini düşündü. Çok yanıldım. Ve bugün ne kadar büyük bir yanlışlık yaptığıma yanıyorum. Yani İmam-Hatibe vermekle herşey bitmiyormuş, daha çok daha başka şekilde onlalla ilgilenmek lazım geliyormuş... Bu yüzden torunlarımın eğitimine eğer bize birşey danışılmazsa hiç karışmak istemiyorum. Bahsettiğiniz sevdirmek ve korkutmak felsefelerindenher ikisininde gerekli olduğu yerleri olduğunu düşünüyorum. Yerine göre her ikisini tatbik etmenin lüzumuna inanıyorum.
 

ibrahimi

Has Uşak
İhvan Üyesi
Katılım
19 Haz 2006
Mesajlar
23,463
Puanları
0
Yaş
33
Hangi konularda kaçamak yapıyorum @fakiri Öyle birşey yok. Soruyu hemen yanlış anlayıp karadenizliler gibi zıplayıp durma :D Ben seni sağa veya sola yatırmak için birşey sormadım psikolojini merak ettim sadece. Bir şeyh bir sohbet yapıyor, o sohbette söylediği her söz sizce doğru mudur? Sorguluyor musunuz? Bunu sordum. Diğer cevapların için teşekkürler.
 

fakiri

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
14 Ocak 2007
Mesajlar
15,969
Puanları
0
Hangi konularda kaçamak yapıyorum @fakiri Öyle birşey yok. Soruyu hemen yanlış anlayıp karadenizliler gibi zıplayıp durma :D Ben seni sağa veya sola yatırmak için birşey sormadım psikolojini merak ettim sadece. Bir şeyh bir sohbet yapıyor, o sohbette söylediği her söz sizce doğru mudur? Sorguluyor musunuz? Bunu sordum. Diğer cevapların için teşekkürler.

Demek öyle bir şey yok...Şu halde demek ki, biz öyle algılamışız. Sorduğun sruyu analiz edelim. Herhangi bir şeyhe bağlı iseniz veya böyle bir karar verdikten sonra onun huzurunda iseniz sorgulama diye bir olayla artık işiniz yok demektir. Ama, bağlanmadan böyle bir şeyhin sohbetinde bulunursanız, o zaman onun sözlerini içinizden veya kendisine sorarak sorgulayabilir, "biz şöyle-şöyle biliyorduk, bu konu hakkında böyle diyenler de var." diye görüşler ileri sürebilirsiniz. Yani, sorgulamak tamamen kişinin şeyhe karşı bağlılığı ile ters orantılı bir durum diye düşünüyorum..
 

Verda

Gales
İhvan Üyesi
Katılım
9 Nis 2010
Mesajlar
10,917
Puanları
113
Ortada hadis ya da sünnet dediğimiz bir hakikat var... Yani, Kuran'dan sonra başvurulan ikinci delil... Şimdi, bir müslüman bunu kabul etmeyecek mi? Sünneti-hadisi yok mu sayacak ? Böyle bir şey olabilir mi ? Hadisi ve sünneti yok sayarsan ve bunlara şaşı bakıp, uydurmacı mızıkacılarının çaldığı "tam-tam"lara uyarsan, peygambere nasıl ittiba ve itaat edeceksin ? Hadisler ve Hadisi inkâr edenler hakkında onlarca yazım olmuştur. Lütfen açtığım konulara ve hadisin inkarcılarına verdiğim cevaplara bakınız. Gayrı bu konuları izah ede-ede bize gına geldi. Sünnetin (hadisin) teşri değeri diye googlede araştırma dahi yapsanız karşınıza bir çok akademik yazı çıkar. Lütfen biraz olsun okuyalım-okuyalım.
Dede burda inkar edenlere bir şey söylemişsiniz sadece fanatik hadisçilere bi şey demiyecek misiniz =)
 

fakiri

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
14 Ocak 2007
Mesajlar
15,969
Puanları
0
Dede burda inkar edenlere bir şey söylemişsiniz sadece fanatik hadisçilere bi şey demiyecek misiniz =)
E müsade edin de onlara bir şey söylemeyeyim.:)))

Hani bizde bu konuda oldukça fanatiğiz bacım.
Neden fanatiğiz? Çünkü, karşımızda her sözüne ve kavline "Anam, babam san feda olsun Yâ Rasulallah ! " diye karşılık verilen bir peygamberin sözleri söz konusu...
Sanırım artık başka söze hacet yoktur.
 

Verda

Gales
İhvan Üyesi
Katılım
9 Nis 2010
Mesajlar
10,917
Puanları
113
Dede ikisi arasında fark olduğunu düşünüyorum ki dengede olmayan bir şeyin aslından uzaklaştığı bir vakıadır..
 

fakiri

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
14 Ocak 2007
Mesajlar
15,969
Puanları
0
Dede ikisi arasında fark olduğunu düşünüyorum ki dengede olmayan bir şeyin aslından uzaklaştığı bir vakıadır..
Her şeyde ve konuda denge veya itidal aranamaz bacım... Örneğin, Peygamber ve Allah sevgisi bunlardan ikisidir. Hiç kimseye Allahı veya peygamberi neden bu kadar çok seviyorsun diyemeyiz... Çünkü, bu sevgilerin fazlalığı veya aşırılığı insanı sapkınlığa veya azgınlığa değil, hayra sevkeder. Keza yine "gayyur olma=hanımını kıskanma, başkalarından sakınma" hususunda aşırılık Rabbimiz tarafından çok sevilen bir ameliyedir. Denge dünyevi konularda aranır ve esasen bu dünyaya dair olan konualrda itidal İslâm Dinin bizatihi emridir.
 

fakiri

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
14 Ocak 2007
Mesajlar
15,969
Puanları
0
örnek peygamberin sidiğini içiren kanını içiren sapıklara demiyecenmi
yoksa sende mi o teldensin

ömerkusta denilen madrabaz şaşkına !... Senin konuyu bu noktaya getirmen normaldir çünkü, için-dışın sidik dolu , dışarıya asla başka bir şey sızdıramıyorsun ! Şöyle ki, bendeniz Rasulullah (s.a.v.) Efendimizi ve O'nun sünnet ve hadislerini çok sevmeye çalışan biri olarak bugüne kadar deve sidiği ne içtim ve ne de böyle bir ihtiyaç hasıl oldu ! Yani siz, Rasulullah s.a.v. Efendimizin bütün sünnetlerini işlediniz de yapılmadık sünnet olarak bir tek deve sidiğini içmek mi kaldı? Bırakın o da kalsın! Kimsenin kimseyi zorladığı yok...Bizim çok daha büyük ve kuvvetli sünnetleri işleyemememiz göz önünde dururken, bu konuya hiç ama hiç sıra bile gelmez diye düşünüyorum. Kaldı ki, böyle bir ameliyeyi de o kadar fazla gülmemek lazım gelir ki, Rabbimizin insanın başına nasıl bir dert vereceğini hiç kimse bilemez. Şu çarpıcı fıkra veya darb-ı mesel bu hususta na ne kadar da güzel bir örnektir.

Allah'ın işine karışılmaz...

Adamın biri bir gün bahçesinde otururken hayvan dışkısından top yapan bir bokböceğini görmüş. Böcek pisliği ayakları ile yuvarlayarak giderken içinden şöyle geçirmiş:
"Ey Allahım! her şeyi çok güzel çok hoş yaratmışsın da, şu böceği sırf pislikle uğraşsın diye mi yarattın?"

Aradan bir kaç ay geçmiş adam umarsız bir hastalığa yakalanmış. Derdine kimseler çare bulamamış. En sonunda bilge bir doktor
"Bak demiş bazen bahçelerde gezen bir böcek olur ayakları ile pislik yuvarlar işte o yuvarladığı pisliklerden 40 gün boyunca aralıksız yiyeceksin" demiş.

Adam durumu anlamış ve 40 gün boyunca o pislikleri yemiş. Sonunda da iyileşmiş.

Aradan yıllar geçmiş aynı adam gemiye binmiş ve denizin ortasında çok büyük fırtınaya yakalanmışlar. Herkes bağırıp, çağırıp, ağlaşırken bu adam bacak bacak üstüne atıp sakince çayını yudumluyomuş. En sonunda birisi dayanamamış sormuş.
"Biz yana yakıla dua edip bağırıp çağırıyoruz sendeki bu ne rahatlık ne be adam!."

Adam şöyle cevap vermiş
"Kurban olduğumun bir kere işine karıştım bana kırk gün bok yedirdi. İster yüzdürür, ister batırır ben karışmam kardeşim."


Şimdi bu nokta-ı nazardan hareketle Rabbimiz dilerse insana öyle bir hastalık, maraz veya dert verir ki, değil devenin sidiğini mesane torbasıyla beraber bütün kazuratını depolayan kalın barsağını bile insana yedirir. Bunu hiçbir zaman unutmayınız !


 

ömerusta

Kıdemli Üye
İhvan Üyesi
Katılım
16 Ocak 2012
Mesajlar
6,890
Puanları
63

ömerkusta denilen madrabaz şaşkına !... Senin konuyu bu noktaya getirmen normaldir çünkü, için-dışın sidik dolu , dışarıya asla başka bir şey sızdıramıyorsun ! Şöyle ki, bendeniz Rasulullah (s.a.v.) Efendimizi ve O'nun sünnet ve hadislerini çok sevmeye çalışan biri olarak bugüne kadar deve sidiği ne içtim ve ne de böyle bir ihtiyaç hasıl oldu ! Yani siz, Rasulullah s.a.v. Efendimizin bütün sünnetlerini işlediniz de yapılmadık sünnet olarak bir tek deve sidiğini içmek mi kaldı? Bırakın o da kalsın! Kimsenin kimseyi zorladığı yok...Bizim çok daha büyük ve kuvvetli sünnetleri işleyemememiz göz önünde dururken, bu konuya hiç ama hiç sıra bile gelmez diye düşünüyorum. Kaldı ki, böyle bir ameliyeyi de o kadar fazla gülmemek lazım gelir ki, Rabbimizin insanın başına nasıl bir dert vereceğini hiç kimse bilemez. Şu çarpıcı fıkra veya darb-ı mesel bu hususta na ne kadar da güzel bir örnektir.

Allah'ın işine karışılmaz...

Adamın biri bir gün bahçesinde otururken hayvan dışkısından top yapan bir bokböceğini görmüş. Böcek pisliği ayakları ile yuvarlayarak giderken içinden şöyle geçirmiş:
"Ey Allahım! her şeyi çok güzel çok hoş yaratmışsın da, şu böceği sırf pislikle uğraşsın diye mi yarattın?"

Aradan bir kaç ay geçmiş adam umarsız bir hastalığa yakalanmış. Derdine kimseler çare bulamamış. En sonunda bilge bir doktor
"Bak demiş bazen bahçelerde gezen bir böcek olur ayakları ile pislik yuvarlar işte o yuvarladığı pisliklerden 40 gün boyunca aralıksız yiyeceksin" demiş.

Adam durumu anlamış ve 40 gün boyunca o pislikleri yemiş. Sonunda da iyileşmiş.

Aradan yıllar geçmiş aynı adam gemiye binmiş ve denizin ortasında çok büyük fırtınaya yakalanmışlar. Herkes bağırıp, çağırıp, ağlaşırken bu adam bacak bacak üstüne atıp sakince çayını yudumluyomuş. En sonunda birisi dayanamamış sormuş.
"Biz yana yakıla dua edip bağırıp çağırıyoruz sendeki bu ne rahatlık ne be adam!."

Adam şöyle cevap vermiş
"Kurban olduğumun bir kere işine karıştım bana kırk gün bok yedirdi. İster yüzdürür, ister batırır ben karışmam kardeşim."


Şimdi bu nokta-ı nazardan hareketle Rabbimiz dilerse insana öyle bir hastalık, maraz veya dert verir ki, değil devenin sidiğini mesane torbasıyla beraber bütün kazuratını depolayan kalın barsağını bile insana yedirir. Bunu hiçbir zaman unutmayınız !


ya mubarek insan hikayen güzeldi fakat sen mevzu benden gelince kafana taş düşmüş gibi oluyon ömer usta yazmıyonda kusta yazıyon eh lazımsa kusarızda
biz devenin sidiğinden bahzetmiyoruz peygamber e3fendimizin sidiğini kanını içerek cenet kazanan sünnet budalalarından bahzediyoruz
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Üst