• Reklamsız versiyon için ÜYE OL

Fahrettin Korkmaz - Nietzsche Ve Batının Ölen Tanrısı Üzerine

ebkem

Baş Yücelik
İhvan Üyesi
Katılım
4 Ara 2011
Mesajlar
3,123
Beğeniler
305
Puanları
0
#1
Nietzsche Ve Batının Ölen Tanrısı Üzerine


Friedrich Nietzsche; bazılarına göre dahi bazılarına göre geleceği gören ve okuyan nadir insanlardan biri bazılarına göre din düşmanı bazılarına göre deli bazılarına göreyse şarlatanın teki... bir insan üzerine ancak bu kadar uç noktada yorum yapılabilirdi herhalde...

F.Nietzsche filoloji üzerine uzun süreli çalışmalar yapmasına rağmen sonradan felsefeyle ve edebiyatla- özellikle şiirle- ilgilenmiş; ancak felsefe alanındaki çalışmalarla tanınmış bir düşün adamıdır. Felsefe alanında existansiyalist akımın önde gelen filozoflarından biridir. Nietzsche’nin felsefe tarihi içerisindeki ilginç yanı kendi dönemi içerisinde pek dikkate alınmayan anlaşılmayan dışlanan ; ancak öldükten yaklaşık bir asır sonra tüm dikkatleri üzerine çeken ve 20.yy. düşün dünyasını derinden etkilemesidir.

Bu çalışmada Nietzsche’nin kendi zamanına şiddetle karşı çıkılan ve zamanın dini otoriteleri yanında bir çok kesim tarafından yerden yere vurulan bir görüşü üzerinde durulacaktır.“Ve Tanrı öldü.” sözünün arka planında yatan gelişmeler incelenmeye çalışılacaktır.İlk duyulduğunda özellikle inanan kişiler üzerinde ciddi anlamda gerginlik yaratan ve hemen tepkiye açık olan birçoklarına göre saçma sapan bazılarına göreyse doğru ve yerinde söylenmiş bir söz olarak batılı insanın tanrısının ölümü tartışılacak...Bu makalede ağırlıklı olarak bu sözün batı düşün tarihinin gidişatı da göz önünde bulundurarak cevap aranmaya çalışılacaktır.

Nietzsche’nın bu sözü söylediği dönem 19.y.y’dır.Bu dönemde en temel felsefi problem insan problemidir. Tüm teknolojik gelişmelere ve refah seviyesinde maddi anlamda ciddi gelişmelere rağmen devamlı mutsuzluğu artan değerler sisteminin yerle bir olduğu hayata sürekli paradoksal pencereden bakan ve yaşadığı hayattan zevk alamayan batılı insan... Doğanın şifrelerini çözen bilimsel ve sosyal alanda çok iyi bir bilgi birikimine sahip olan; ancak kendine faydası olmayan insan...Her şeyin karar mekanizması olarak aklını gören ancak aklın da sınırlılığını bir türlü kabul etmeyen ve bunu gördüğünde aslında pek fazla inanmadığı ; başka kurtuluş yolu olmadığı için yöneldiği dinin tarihsel dönüşümü bu makalede batının temel düşünce yapısı içerisinde sorgulanacaktır.

Batı düşüncesinin temel karakteristik özellikleri içinde dualistikhumaniter ve seküler yapısı sayılabilir. Bu yapının arkasında hemen her alanda bir ayrışım ve çatışmanın söz konusu olduğunu görüyoruz. Batılı insan gelişimin ancak bir çatışma ortamında gerçekleşeceğine sonsuz bir inanç vardır. Bu çatışmayı insan-tanrı insan-doğa burjuvazi-proletarya biz-öteki v.b gibi birçok alanlarda görmekteyiz; ancak bu makalede özellikle dini alandaki savaşım ya da insan-tanrı çatışması irdelenecektir.

Greko-romen kültüre baktığımızda Tanrılar arasında bitmek tükenmek bilmeyen bir üstünlük savaşı hemen göze çarpar. Daha sonra bu savaş Promete’nin insanın mutluluğu için tanrının yanından ateşi çalmasıyla birlikte; insan-tanrı savaşına dönüşmüştür. Özellikle ortaçağda bu çatışma Tanrı lehine ezici bir şekilde sonuçlanmış gibi görünse de hiç bir şekilde tamamen ortadan kalkmamış; özellikle Galileo’nun ortaya attığı dünya görüşüyle yeniden alevlenmiş ve bu görüş temel dini kaynakla çeliştiği için-yani tanrının inciline karşı alternatif bir okuma getirdiği için-şiddetle bastırılmıştır. Martin Luther’in ve Kalvin katolik yoruma alternatif olarak öze dönüş parolasıyla yola çıkmışlardır.Protestanlık olarak bilinen bu akımiyi niyetle başlamış; ancak sonradan amacını açmış bir geleneği temsil eder.Ortaçağda dinin baskısı altında tamamen ezilen insanincile farklı bir formatta yorum getirerek ;sanki ortaçağda tanrı karşısındaki bu ezikliğini telafi etmek ve öç alma kaygısıyla kinle incile yönelmiştir.Bu yöneliş bir anlamda İncil okumalarını tanrı bakış açısından çıkartıp; insanı merkeze alan bir değerlendirme içerisine sokmuştur.Bundan dolayı da İnsan-tanrı savaşımında ibre tekrar insan tarafına dönmüştür.

Çatışmacı gelenek içerisinde özelde dinin geneldeyse Tanrı’nın yavaş yavaş çeşitli alanlardan-bilimden sosyal yaşamdan dinden dünyayı algılayış ve ontolojik hiyerarşi içerisindeki yerlerin değişimi –koparıldığına ve dışsallaştırıldığına şahit oluyoruz. Bilimsel olarak R.Bacon’la başlayan bilimsel kriterlerin oluşmasında değerli olanın incelenmesi gerekenin niceliksel ve matematiksel olarak ifade edilmesine yapmış olduğu vurgu bir şekilde dini bilimden ayırmış ve onu ikinci bir konuma yitmiştir. Her ne kadar bu söylem kendi döneminde bu şekilde algılanmamış olsa da ardından gelen gelişmeler bunun yukarıda belirtildiği şekilde anlaşıldığını açıkça ortaya koymuştur. Rene Descartes Spinoza ve Leibniz’in savunuculuğunu yaptığı rasyonalizmin dini spekülatif bir bilgi olarak görmesi; özellikle Descartes’in temel paradigmasına ulaşmak için içine düştüğü solipsizmden kurtulmak ve Tanrıyı atlama taşı olarak kullanması insan-tanrı çatışmasında insan tarafının iyiden iyiye güçlenmesini sağlamıştır. Rasyonalizmle birlikte insanın ontolojik hiyerarşi içerisinde yeri de değişmiştir. Aklın bu kadar öne çıkarılması artık dünyayı anlamlandırırken yorumlarken temel referans kaynağının Tanrıdan insana kaydığının en belirgin göstergesidir.

Bu yaşama en uygun olarakyaşanılan dönemin düşünce yapısına uyan Tanrı anlayışı olarak da deist anlayış benimsenmiştir. Bu anlayış insanla Tanrının hâkimiyet alanlarını da belirleyen; ancak tanrının hâkimiyet alanlarının insanın insafına bırakıldığı bir anlayıştır. Bu seküler anlayışta Tanrı dünyayla ilgili olarak yapacaklarını yapmış; doğaya ve yaşama insanın aklıyla bulabileceği belli kanunlar ve şifreler koymuştur. İnsana düşen görev sadece bu şifreleri aklını kullanarak çözmektir. Tüm diğer alanlarda olduğu gibi dine yönelik okumalar da insan aklı merkeze alınarak yapılmalıdır. Dinin bu şekilde değerlendirilmesi 2 yönelime kapı açmaktadır: Ya Tanrı insan aklına uygun hale getirilecek yani insanileştirilecek ya da tamamen akıl dışı olarak nitelendirilip bu dünyanın dışına itilecektir. Bu anlatımlar farklı anlamlar ifada ediyormuş gibi görünse de aynı anlam içeriğine sahip bir önermenin iki farklı yüzünü oluşturur.

Özellikle 18.y.y’a damgasını vuran ampirizm ile birlikte Tanrı’nın ontolojik hiyerarşideki yerini bir yana bırakın; varlığı ve yokluğu ile ilgili ciddi tartışmalar- özellikle bilim ve felsefe çevresinde-başlamıştır. Özellikle D. Hume’un kötülük problemi ile ilgili görüşleri kendi çağında büyük yankı oluşturmuş ve önceleri entelektüel ortamlarda oluşan tanrının varlığına ilişkin şüpheler artık batılı normal halk içerisinde de ses bulmaya başladı. Aklın önderliğinde yapılan birçok buluş ve keşifler bir an da insanın kendine olan güvenini arttırmıştır; ancak bu güven evrenin merkezinde kendine görecek kadar pervazsızca olmuştur.

18.y.y’ ın en büyük fikir hareketi hiç şüphesiz aydınlanmadır. Bu akımın özelde akla geneldeyse insana yaptığı aşırı güven artık Tanrıdan boşalan ve ontolojik hiyerarşide en üstte konumlanacak varlığın da kim olacağına cevap oluşturmuştur: insan. Ortaçağdaki Tanrının konumu neyse özellikle aydınlanma sonrası insanın konumlandırılışı da o şekilde anlaşılmıştır. Varolan ne varsa-din bilim hayat tanrı sanat ahlak v.s v.s- değerini ancak aklın ortaya koyduğu kriterlerdeki uygunluğuna bakılarak karar verilecektir. Bu insanın insani özellikleri aşarak tanrının özelliklerini de sahiplenmesi demektir ki asıl insan ile ilgili sorun da buradan kaynaklanmaktadır.

Batılı insana ontolojik sıralamadaki en üst noktadaki yük çok ağır gelmiş ve bir dizi sorunlar sonucunda hemen bu yüzyılın sonunda 19.yy. en temel sorun bunalımlar içinde kıvranan ve büyük bir kaos yaşayan insanın kendisi olmuştur. Entelektüel kesimde bulunan ve topluma yol gösteren düşün adamları insanın içinde bulunduğu bu duruma çözüm arayışı içine girmişlerdir. Özellikle Schleilmacher’in dinin son noktada bireysel yaşaması gerekliliğine ortaya koyduğu görüşü dinin kapsamını ancak bireysel alanda geçerliliği olan bir alanmış gibi okunmasına yol açmış ve insan yaşamı dinsel alan-din dışı alan olarak kesin çizgilerle ayrılmasına vesile olmuştur.

Tanrının tarih içerisindeki batılı dünyadaki seyri genel olarak bu şekilde özetlenebilir. Ortaçağda zirveye ulaşan Modern dönemdeyse elleri kolları bağlanmış insanileştirilmişsekülerleştirilmiştamamen geçerliliğini yitirmişhayatla ilgili söyleyecek sözü kalmamış ve hatta varlığına dair derin şüpheler duyulan bir batılı tanrı anlayışıyla karşı karşıya kalınılmıştır.Modern dönemin insana ait problemleri aşmak için bulunduğu konumu terk ederek tekrar dine yönelmesinin büyük bir tutarsızlık ve çelişki olduğunu iddia eden Nietzsche gerçekten de bu anlamda haklı görünmektedir.Yaklaşık olarak 500 yıl boyunca devamlı tanrının özerklik alanını sınırlayan ve bu alanlarda söz söyleyen insan şimdi çıkmaza düştüğü anda tekrar Tanrıya dönüşü ve oradan bir çıkış yolu aramasını Nietzsche ikiyüzlü bir durum olarak değerlendirmektedir. İnsanın bu alandaki en büyük problemiyse Tanrıdan boşalan bu alanın genişliğine karşı içine düştüğü çaresizlik durumudur.Tanrı’yı eğer bu dünyadan dışsallaştırmışsak o zaman onun yerine geçen varlık -ki bu insandır-hayatı yeniden yeni kavramlarla ve görüş açılarıyla inşaa etmek zorundadır.Tanrıyı hayatın her alanından koparmış olan batı insanı onun yerine doyurucu bir anlayış getirememiş ve varlığıyla ilgili şüphelere düştüğü Tanrıya tekrar yönelişine Nietzsche şiddetle karşı çıkmıştır.Hayatın her alanında geçerliliğini yitirmiş olan düşüncede hiç bir yönü kriter olarak alınmayan bir varlığın ölümünden bahsetmek herhalde pek de saçma olarak algılanmamalıdır.Bu konuda asıl sorun Tanrıya olan inançtan ziyade tamamen dejenere olmuş değerler sistemine yeniden bir anlam kazandırma mücadelesi olarak algılanmalıdır.

Batılı insan tam da bu noktada Nietzsche’ye tepkisini ortaya koymuşlardır. Nietzsche topluma bu gerçeği acı da olsa tüm çıplaklığıyla ilk kez ifade etmesi bakımından ve batılı insanın çelişkisini açıkça ortaya koymasından dolayı şiddetli eleştirilere maruz kalmıştır. .Nietzsche’nin bu duruma getirdiği çözüm önerisi: Tüm yönleriyle hayattan kopardıkları tanrının artık bir tarafa bırakılıp değerlerinerdemlerinahlakın yeniden inşası için insanın kendini bu büyük sorumluluğun öznesi olarak görmesi gerekliliğini belirtmiştir.Nietzsche yaptığı bu teklifin ağır bir teklif olduğunun farkında; ancak bundan başka bir çıkış yolunun olmadığını düşünmektedir.Bu çok ağır bir sorumluluk ve insanın nihilizme kayması gerçekten de an meselesidir.Ancak Nietzsche buradaki nihilizmi devamlı kalınan bir durum olarak değil de sık sık içine girilen ve sıçrama olanağı veren bir alan olarak görür.19.y.y’dan bu yana insan problemine çeşitli yorumlar getirilmeye çalışılmış ve bu sorunun atlatılması için değişik çevrelerden birçok çözüm önerileri getirilmiş olmasına rağmen; ancak devamlı temel sorunun etrafında dolaşılmış kimse Nietzsche kadar sorunu açık ve net olarak ortaya koyamamıştır.

Sonuç olarak Nietzsche’nin dediği gibi batının Tanrısı hayatın her alanından dışsallaştırarak işlevsizleştirilerek bir anlamda öl(dürül)müştür; ve batılı insan oradan kaynaklanan boşluğu bir türlü dolduramamıştır. Soru açık ve netken cevabı maalesef o kadar kolay değildir.Yaklaşık bir asırlık sürede en azından doyurucu bir çözüm bulunamamıştır. Çözüm önerisi iddiasında olan herkesinde bir şekilde Nietzsche’nin ortaya koyduğu bu çözüm önerileriyle hesaplaşması gerekmektedir. Çünkü batının tarihsel gelişimi içinde tam bu noktada karar vermeye mecburdur.Yoksa yarı seküler mantıkla yaşam ;yarı dinsel yaşam varolan kaosu daha da derinleştireceğini düşünüyorum.

Fahrettin KORKMAZ
 

Büşra

'ana hura!!
Yönetici
Süper Moderatör
Katılım
18 Ağu 2007
Mesajlar
21,788
Beğeniler
2,733
Puanları
113
#2
Başlık bana da tuhaf gelmişti ilk başta
Paylaşım için teşekkür ederiz.
 

veri

Yasaklı
İhvan Üyesi
Katılım
8 Kas 2010
Mesajlar
0
Beğeniler
661
Puanları
0
#3
bence başlık değişmeli...
asıl başlık üstte görünüyor ve daha sağlıklı her iki dünyamız için
 

ebkem

Baş Yücelik
İhvan Üyesi
Katılım
4 Ara 2011
Mesajlar
3,123
Beğeniler
305
Puanları
0
#5
Arkadaşlar endişe etmeyin, onların tanrısını da bizim Allahımız yarattı :) Stefan Hawking böyle diyor. Zira iki dünya da selamette, Tanrı öldü demeklen fasık olunmaz :)

Ama neyse ona da müdahele edin bari, hayatımı alt üst ettiniz yaw :)
 

lafzen

Asistan
İhvan Üyesi
Katılım
22 Tem 2011
Mesajlar
219
Beğeniler
31
Puanları
0
#6
Ah bu yayın evleri ve tercümeler.. niçe diyor ki: "Tanrıya isyan bir zamanlar en büyük günahtı; fakat "insan" öldü ve onunla birlikte bu günahlarda öldü."
Doğruluk payı hiç mi yoktu bu böyle mi tercüme edilirdi bilinmesede günah düşünen ve akleden bir yaratık için yani insan için söz konusudur.Bu kadar uzun bir yazı daha sonra biri tarafından şöyle özetlenecekti "ve insan öldü."
sonuç ne derseniz bu adamın ahiret inancı olduğunu bile ispatlarım derim ancak demiyorum diyemem :)
 

ebkem

Baş Yücelik
İhvan Üyesi
Katılım
4 Ara 2011
Mesajlar
3,123
Beğeniler
305
Puanları
0
#7
Ah bu yayın evleri ve tercümeler.. niçe diyor ki: "Tanrıya isyan bir zamanlar en büyük günahtı; fakat "insan" öldü ve onunla birlikte bu günahlarda öldü."
Doğruluk payı hiç mi yoktu bu böyle mi tercüme edilirdi bilinmesede günah düşünen ve akleden bir yaratık için yani insan için söz konusudur.Bu kadar uzun bir yazı daha sonra biri tarafından şöyle özetlenecekti "ve insan öldü."
sonuç ne derseniz bu adamın ahiret inancı olduğunu bile ispatlarım derim ancak demiyorum diyemem :)
Çok tuhaf paradoks, insan öldü öyleyse günahlar da öldü. Tabi ki burada mantık algılamada sorun yaşıyor. Zira dediğiniz gibi akleden,düşünen ve nefsi olan insan için günah her zaman ve her mekanda var ve diri. Hem olmaması anormal.Zira Allah diyor günahsız bir toplum olsa helak eder,günah işleyen ve ardından tövbe eden bir halk yaratırım. Sanırım püf noktası bu, tevbe etme. Kulluk o zaman zirveye tırmanıyor.

Tamlama belki de şöyle olmalı insandan ziyade "insanlık öldü"..Bu şahsın ahiret inancı olduğunu ispatlarım deseydiniz de biz de bunu talep etseydik, tetkiklerinizi merak ettim doğrusu.

İmanı var mı yok mu bilemem, ama saman dolu bir kafasının olmadığı ve düşündüğü aşikar. Batı'nın nadir insanlarındandır Niçe..
 

Sepia

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
25 Ağu 2007
Mesajlar
2,801
Beğeniler
215
Puanları
63
#8
Bu kitabı iki hafta önce aldım, sırada ilk okuyacagım kitaplardan biri
Yorumları okudukdan sonra iyice meraklandım
Paylaşımınız için teşekkürler
 

lafzen

Asistan
İhvan Üyesi
Katılım
22 Tem 2011
Mesajlar
219
Beğeniler
31
Puanları
0
#9
Çok tuhaf paradoks, insan öldü öyleyse günahlar da öldü. Tabi ki burada mantık algılamada sorun yaşıyor. Zira dediğiniz gibi akleden,düşünen ve nefsi olan insan için günah her zaman ve her mekanda var ve diri. Hem olmaması anormal.Zira Allah diyor günahsız bir toplum olsa helak eder,günah işleyen ve ardından tövbe eden bir halk yaratırım. Sanırım püf noktası bu, tevbe etme. Kulluk o zaman zirveye tırmanıyor.

Tamlama belki de şöyle olmalı insandan ziyade "insanlık öldü"..Bu şahsın ahiret inancı olduğunu ispatlarım deseydiniz de biz de bunu talep etseydik, tetkiklerinizi merak ettim doğrusu.

Evet bu hadisi hatırlıyorum Hanzala münafık olduğunu söyleyip üzülüyordu.Ve peygamberimiz ona yukarıdaki sözleri söylemişti.Hanzala'nın münafık olabilmesi yahut günah işleyebilmesi için akledebilmesi ve nefsi olması yetmezdi birde iman etmesi gerekti...Evet kastedilen bu olsa gerek "insanlık öldü" insan öldü derken bir kişiden bahsetmek gerek ki bahsedilmediği aşikar yani ölen bir insanlık kastediliyor.Bu şahsın ahiret inancı olduğunu ispat ederim demek evet kabul beylik bir laf fakat yazdıklarını okuduğumda insanüstülüğü ve sorumluluktan bahsettiğinde ahiret hayatının başka bir tarifini niçe'sini okuyor gibi hissettim.Kesinlikle onun hakkında çok konuşabilecek biri değilim.Fakat Allah nasip ederse gelecekte konuşacağım :)
Birde aklıma neden bilmem kölelik geliyor.Kölelerin belli sorumlulukları yoktur onlarda akledebilir iman edebilir nefsi vardır fakat iradeleri ellerindemidir.Aklıma nedese bu geliyor çokta düşünmüyorum sadece bu geldi...Kölelik kalkmışmıdır boyut mu değiştirmiş algımızla mı oynanmıştır bilmiyorum.Okadar çok şey bilmiyorum ki...Bunu biliyorum sadece nedendir bilinmez yazıyorum yazıyorum yazıyorum.olur yazmasamda olur...
 

ebkem

Baş Yücelik
İhvan Üyesi
Katılım
4 Ara 2011
Mesajlar
3,123
Beğeniler
305
Puanları
0
#10
@lafzen

Öncelikle hatamı düzelttiğiniz için müteşekkirim benim aklımda kudsi hadis olarak kalmış Efendimize ait bir kavldir evet şimdi anımsadım.Çok sağ olun.

Bir de günah işlemek için,nefs, akıl edebilmek ve bir de iman etmek gerekti derken, baktığımızda sadece iman etmiş kimseler günah işlemiyor ki. Ehli küfürün yaptıkları neye racidir o zaman? Neticede iman etmemişler.
Köle bahsine gelince, itiraf etmeliyim ki,net anlayamadım. Kölelerin belli sorumlulukları yoktur derken sahiplerine karşı mı yaratıcılarına karşı mı? Kimse mesuliyetten, kulluktan hali değildir. Nefs, idrak, akıl, iman her neye sahipse aklı baliğ ise iradesi elbet elinde. Birileri tarafından günaha sürüklenme gibi bir bahaneyi kimler uydurabilir. Köleliğin kılıf değiştirdiği falan yok kardeşim, o hep vardı. Cahiliyye devrinde efendilerine muti idiler, 21. asrın köleleri de nefse,fuhuşa,paraya kölelik. Ha haddini aşarşa buralar;net ortamı da sömürü alanıdır :)
 

DostunDostu

Süper Moderatör
Yönetici
Süper Moderatör
Katılım
30 Eyl 2013
Mesajlar
5,885
Beğeniler
251
Puanları
83
#11
Tipik bir Türk akademisyen ayamzlığı! Yazıyı okuyamadım, başım ağrıdı.

Geçenlerde merak ettim araştırdım, Nietzsche'nin bu sözü kullandığı yazısı daha Türkçe'ye tercüme edilmemiş. Ne kadar acı ki bu iş bir can sıkıntısı anında bana nasip oldu iyi mi!

O kadar laf ebeliği yapacaklarına orjinal metni çevirsinler, okuyanlar karar versin Nietzsche'nin ne demek istediğine.

Buyrun inşallah:
....................
Harika İnsan
O harika insandan haberiniz yok mu, kuşluk vaktinin aydınlığında tutuşturduğu el feneriyle meydana gidip durmadan haykıran: “Ben Tanrıyı arıyorum! Ben Tanrıyı arıyorum!” -Tanrıya inanmayanların çok olduğu anda bunu yaparak milleti kahkahalara boğmuştu. Yoksa kayıp mı oldu, dedi biri. Çocuk gibi yolunu mu şaşırdı, dedi öbürü. Yoksa saklanıyor mu? Bizden korkuyor mu? Denize mi çıktı? Göç mü etti?- Bu şekilde bağırıp gülüşüyorlardı. Harika İnsan birden ortalarına atılıp keskin bakışlarıyla tek tek oradakileri susturdu. Tanrı nerde, diye haykırdı; bunun cevabını ben size vereyim! Onu biz öldürdük, -sizler ve ben! Hepimiz onun katiliyiz! Ama bunu ne şekilde yaptık? Koca bir deryayı içe içe tüketmeyi nasıl başardık? Bütün ufukları silecek süngeri elimize kim tutuşturdu? Yer küreyi güneşinden kopartmakla ne yaptık? Şimdi nereye gidiyor? Biz nereye gidiyoruz? Tüm güneşlerden uzağa? Düşmüyor muyuz mütemadiyen? Arkaya, yana, ileriye, bütün yönlere? Yukarı ve aşağı diye bir şey kaldı mı ki? Sonsuz bir yokluğun içinde yolunu şaşırmış gibi değil miyiz? Boşluk nefesini üflemiyor mu bize? Daha da soğuk olmadı mı? Akşama, daha karanlık olan geceye ilerlemiyor muyuz? Kuşluk vaktinde el fenerlerini tutuşturmak gerekmez mi? Tanrıyı gömmekte olan mezarcıların gürültüsünü henüz duymuyor muyuz? İlahi çürümenin kokusunu almıyor muyuz? -Tanrılar da çürür! Tanrı öldü! Tanrı ölü kalacak! Ve onu biz öldürdük! Neyle teselli ediyoruz kendimizi, tüm katillerin en katili olmakla mı? Dünyanın şimdiye kadar sahip olduğu en kutsal ve en kudretli olanın kanı bizim bıçaklarımızın altında aktı, -üstümüzdeki bu kanı kim yıkayacak? Hangi suyla kendimizi arındırabileceğiz? Kefaret diye hangi kutlamaları, hangi kutsal oyunları icad etmek zorunda kalacağız? Bu eylemin küstahlığı bizim boyumuzu aşmaz mı? Bu eyleme layık olmak için kendimiz tanrı olmak zorunda değil miyiz? Daha önce hiç bu kadar büyük bir eylem olmamıştı - ve bizden sonra doğacak olanlar, bu eylemin uğruna, şimdiye kadar gelen tarihin hiç olmadığı kadar yükseğine ait olmak durumunda!” -Bu noktada Harika İnsan sustu ve tekrar dinleyicilere baktı: onlar da sessizdi ve garip bir şekilde ona bakıyorlardı. Sonunda, el fenerini parçalanıp sönsün diye yere attı. "Ben erken gelmişim, dedi ve; daha henüz vaktim gelmemiş. O dehşet eylemin yankıları henüz yolda, ve geziyor - Daha henüz insanların kulaklarına ulaşıp nüfuz etmedi. Şimşek ve gök gürültüsünün zamana ihtiyacı var, yıldızların ışığının zamana iytiyacı var, eylemlerin zamana ihtiyacı var; hatta işlendikten sonra bile, görülmesi ve işitilmesi için. Bu eylem onlara uzaktaki yıldızlardan daha uzakta - ona rağmen aynısını yaptılar! "- Harika İnsanın aynı gün farklı kiliselere girerek cenaze merasimi yaptığı anlatılır. Merasim konuşmasında sıkca tekrarladığı cümle: “Bu kiliseler daha nedir, Tanrının mezarı ve mezar odası değillerse?”

Friedrich Nietzsche | Die fröhliche Wissenschaft, Aph. 125- Der tolle Mensch (Şen Bilim, 125. Aforisma - Harika İnsan)
................................
 
Son düzenleme:

Büşra

'ana hura!!
Yönetici
Süper Moderatör
Katılım
18 Ağu 2007
Mesajlar
21,788
Beğeniler
2,733
Puanları
113
#12
Tipik bir Türk akademisyen ayamzlığı! Yazıyı okuyamadım, başım ağrıdı.

Geçenlerde merak ettim araştırdım, Nietzsche'nin bu sözü kullandığı yazısı daha Türkçe'ye tercüme edilmemiş. Ne kadar acı ki bu iş bir can sıkıntısı anında bana nasip oldu iyi mi!

O kadar laf ebeliği yapacaklarına orjinal metni çevirsinler, okuyanlar karar versin Nietzsche'nin ne demek istediğine.

Buyrun inşallah:
....................
Harika İnsan
O harika insandan haberiniz yok mu, kuşluk vaktinin aydınlığında tutuşturduğu el feneriyle meydana gidip durmadan haykıran: “Ben Tanrıyı arıyorum! Ben Tanrıyı arıyorum!” -Tanrıya inanmayanların çok olduğu anda bunu yaparak milleti kahkahalara boğmuştu. Yoksa kayıp mı oldu, dedi biri. Çocuk gibi yolunu mu şaşırdı, dedi öbürü. Yoksa saklanıyor mu? Bizden korkuyor mu? Denize mi çıktı? Göç mü etti?- Bu şekilde bağırıp gülüşüyorlardı. Harika İnsan birden ortalarına atılıp keskin bakışlarıyla tek tek oradakileri susturdu. Tanrı nerde, diye haykırdı; bunun cevabını ben size vereyim! Onu biz öldürdük, -sizler ve ben! Hepimiz onun katiliyiz! Ama bunu ne şekilde yaptık? Koca bir deryayı içe içe tüketmeyi nasıl başardık? Bütün ufukları silecek süngeri elimize kim tutuşturdu? Yer küreyi güneşinden kopartmakla ne yaptık? Şimdi nereye gidiyor? Biz nereye gidiyoruz? Tüm güneşlerden uzağa? Düşmüyor muyuz mütemadiyen? Arkaya, yana, ileriye, bütün yönlere? Yukarı ve aşağı diye bir şey kaldı mı ki? Sonsuz bir yokluğun içinde yolunu şaşırmış gibi değil miyiz? Boşluk nefesini üflemiyor mu bize? Daha da soğuk olmadı mı? Akşama, daha karanlık olan geceye ilerlemiyor muyuz? Kuşluk vaktinde el fenerlerini tutuşturmak gerekmez mi? Tanrıyı gömmekte olan mezarcıların gürültüsünü henüz duymuyor muyuz? İlahi çürümenin kokusunu almıyor muyuz? -Tanrılar da çürür! Tanrı öldü! Tanrı ölü kalacak! Ve onu biz öldürdük! Neyle teselli ediyoruz kendimizi, tüm katillerin en katili olmakla mı? Dünyanın şimdiye kadar sahip olduğu en kutsal ve en kudretli olanın kanı bizim bıçaklarımızın altında aktı, -üstümüzdeki bu kanı kim yıkayacak? Hangi suyla kendimizi arındırabileceğiz? Kefaret diye hangi kutlamaları, hangi kutsal oyunları icad etmek zorunda kalacağız? Bu eylemin küstahlığı bizim boyumuzu aşmaz mı? Bu eyleme layık olmak için kendimiz tanrı olmak zorunda değil miyiz? Daha önce hiç bu kadar büyük bir eylem olmamıştı - ve bizden sonra doğacak olanlar, bu eylemin uğruna, şimdiye kadar gelen tarihin hiç olmadığı kadar yükseğine ait olmak durumunda!” -Bu noktada Harika İnsan sustu ve tekrar dinleyicilere baktı: onlar da sessizdi ve garip bir şekilde ona bakıyorlardı. Sonunda, el fenerini parçalanıp sönsün diye yere attı. "Ben erken gelmişim, dedi ve; daha henüz vaktim gelmemiş. O dehşet eylemin yankıları henüz yolda, ve geziyor - Daha henüz insanların kulaklarına ulaşıp nüfuz etmedi. Şimşek ve gök gürültüsünün zamana ihtiyacı var, yıldızların ışığının zamana iytiyacı var, eylemlerin zamana ihtiyacı var; hatta işlendikten sonra bile, görülmesi ve işitilmesi için. Bu eylem onlara uzaktaki yıldızlardan daha uzakta - ona rağmen aynısını yaptılar! "- Harika İnsanın aynı gün farklı kiliselere girerek cenaze merasimi yaptığı anlatılır. Merasim konuşmasında sıkca tekrarladığı cümle: “Bu kiliseler daha nedir, Tanrının mezarı ve mezar odası değillerse?”

Friedrich Nietzsche | Die fröhliche Wissenschaft, Aph. 125- Der tolle Mensch (Şen Bilim, 125. Aforisma - Harika İnsan)
................................
Bizler için Tanrının öldüğü zaman
Şeytanın kölesi olduğumuz zamandır
 

DostunDostu

Süper Moderatör
Yönetici
Süper Moderatör
Katılım
30 Eyl 2013
Mesajlar
5,885
Beğeniler
251
Puanları
83
#13
Bizler için Tanrının öldüğü zaman
Şeytanın kölesi olduğumuz zamandır
Tanrının öldüğü noktada maddeye tapınma başlar. Yani maddeye tapınmak genel paradigma olur, temel dayanak olur. İşte o zaman insanlığın sonunu getirecek bir sürece girilmiş olunur. Bugün yaşanan şey budur.

Süreç şöyle gelişir: Maddecilik beraberinde yok olma korkusunu getirir. Yok olma korkusu beraberinde her şeyi kontrol etme manyaklığına dönüşür. Bu çerçevede insanlar örgütlenmeye başlarlar. Maddeyi bütün insanları kontrol etmek ve yönetmek için kullanırlar. Yarışırlar! Kim önce herkesi kontrol edecek diye kıyasıya yarışırlar. Amaç herkesi kontrol etmek olduğu için bu süreç maddenin hakimiyetine dönüşür. Kendi kendine öğrenen, kararlar alan yazılımlar falan... Çünkü yarış bunu gerektiriyor. Ve artık kendi kararlarını alan makineler insanı yutmaya başlar. Onlar da kendi tanrılarını öldürmeye başlarlar. Böylece biyolojinin çağı kapanır, makinanın çağı başlar. Buna transhümanizm; yani insan sonrası deniyor...

Nietzsche bu süreçleri ta o zamanlar görmüş. Bu bir felsefe. Bu felsefenin ilk filmi Charlie Cahplin'in ''Modern Times'' adlı sessiz filmiyle perdeye yansıdı. Sonradan Terminatör, Frankenstein, Westworld gibi roman ve filmlerle bu felsefenin sanatsal yorumları yapılmıştır..

Görüyorsunuz değil mi, batı işi nasıl ele alıyor! Eğer Nietzsche bir Türk olsaydı biz onun hayatını, sevdiği kadınları, çocuklarıyla olan husumetleri, çektiği çileleri falan filme çekerdik. Mevlana'ya, Yunus'a yaptığımız ihaneti yapardık yani.. Oradan anlayın ki biz kendimizi bilmiyoruz. Bilmediğimizi bile bilmiyoruz. Ne kadar acı.

Sanat yönlendirmemeli, reklam yapmamalı. Sanat bir dildir. Harfsiz bir dil. Hatta hal dili gibi bir şey. Eleştirir. Sana seni gösterir. Ne olduğundan ziyade ne olmadığını gösterir, böylece ne olman gerektiğine sen karar verirsin.. Sanat acaip bir şey.. Bu iletişim tarîki işletilmeli diyorum. Hakkını veremiyoruz, ucubeye dönüştürüyoruz malesef.
 
Son düzenleme:
Üst