Ey Rûz–i Ezel'deki İşrağım ... | ihvan forum – Özgür Düşünce ve Paylaşım Platformu!

Ey Rûz–i Ezel'deki İşrağım ...

mü'HÜR

Ordinaryus
İhvan Üyesi
Katılım
19 Eki 2010
Mesajlar
2,563
Puanları
83
Yaş
35

Ey bende ki sen cânım…

Ey sende ki ben cânım…

Neden utandınız ki ? Neden “min ğayri haddin” deyipte beni buralarda yalancı durumuna düşürdünüz ki ? Şânınıza yaklaşmak isteyen sözlerimi güpe gündüz sarf etmek âdetim değildi. Kalemi iknâ edebilmem hayli zaman aldı. Bir kaç kelâm etmek isterim….

Ey Rûz-i Ezelde ki tanış memleketim…

Bidâyetinde özür dileyerek nihâyet maksadımı size beyân etmek isterim. Velûd ve Vedûd kâleminizin mürekkebine bende katılmak isterim. Zira söyleyeceklerim var… Sözlerim yer yer memleketinizi atom yaşamış vîraneye dörderdiyse Rabbimden Aff dilenirim. Sizden de özür dilerim. Ancak yer-gök şahidim ki maksadım benden çok uzaktı. Maksadıma bakmadım bile. Ben Maksûdumu hayal ettim. Yıllar oldu…
O yol güzergâhında kâh sağda kâh solda ateş yaktıysam biliniz ki gece karanlığını yaşıyordum. Eğer o zamanlarda sizin memleketinizi alev alev yaktıysam biliniz ki mağaramda çığlık atıyordum. O hengâmede sizin cân diyârınızda hâlet-i hâzıra gelmiş depremleri, sarsıntıları ve hem dahi sevinçleri hissedemez oluyordum. Sadece yazıyordum. Ne berzâh ortasından nede kitap arasından! Ben kendimden çok yalın yerlerde yazıyordum! “Yeter! Yeter Allah’ım” diye diye isyâna zâr atıyordum!

Ancak… Bildim ki, ezel diyârında tanımış oldugum o Hubistânı ve sahiplerini bana tanıtan sadece Allah’tır! “İftekarnâ!” dedimde yaktım ağıtlarımı. Eğer o gönüller arasındaki memleketinizi tanımasaydım n’olurdu halim? Virânemde cehennem azâbı tadarken sizin o Hub memleketiniz tüllenirdi âti salıncağımda! Dalar giderdim hayallerin akitleşmiş hakikatlerine! Açılırdı perde! Gözükürdü hece! Öyle anlar oldu ki kiyâmet bilmece! O anlarda dökülürdüm yollara…

Ben Rabbimin (c.c) huzurunda yanıp yakılmadan önce bir başkasının kapısında yağdım. Bilerek yağdım ve yağıyorum. Gönüllerimizin fâni olduğuna ezel diyârında îmân ettim. Ancak Hakikat olan Allah’ın (c.c) huzuruna çıkmadan dersimi iyi çalışmak istedim. Yer oldu yakından geldim. Yer oldu uzaktan geçtim. Yer oldu gecemde kayboldum. Kah oldu hicrânımla coştum… O arada bir şeyler oldu… Anlatamam…

Sitem ettim yer yer. Ancak bildim ki vaktiniz pek yoktu. Olması zaten küfre alâmet olurdu! Bildim ki siz Haksınız! Bildim ki gönlümün dahhâkısınız. Ârifim ki bu yolda benim Burakımsınız. Ârifim ki benim Sidre Mîracımsınız…

Kimbilir belki de ben sizin îlâcınızdım. Kimbilir ben sizin gönüldâşınızdım. Kimbilir ben sizin sırdaşınızdım. Kimbilir ben sizin Hudâdaşınızdım… Kimbilir? Kimse bilemez ki? Ben çok öğrendim bu acılı yolda… Ancak sizde çok gördünüz… Sizde çektiniz acı dağıtan yollarda…

Dost yalanmış! “İhvâninâ!” gecelerinde semah çekenler meğer hastalanmış. Biri sağa kaçmış! Diğeri sola uzanmış! Allah (c.c) için seven ve sevilenler kervânı meğer ki çoktan sırat köprüsünü aşmış. Geride benim gibi kalanlar ise dünyanın ağır câzibelerine aldanmış! Meğer “miş” olan benmişim! Meğer toprağa bir gün kavuşmuş olan nefsimmiş! Meğer Zamansız ve Mekansız olan Hudam (c.c) “miş” ini bana bırakmış....

Dost bî vefâ! Kardeş bîhûn! Gönül hepsinde zebûn, dağılıp gittik yollara. Ne “salatelleyl” gecelerinde Sucûtlaşabildik. Nede “mîrâ-cun-nur” hecelerinde Hublaşabildik. Uzun zaman oldu. Dostların, yâranların hâllerine ayrılık neşteri vuruldu. Devletler, milletler, zilletler, illetler gören dostlar ve gösteren dostlar ! Ezel kâlemim acılar, kederler, zehirler bırakarak kişnemekte!

Herşeye rağmen… Her derde rağmen yazdıysam bunda İlâhi bir hikmetin olmasını intizâr ettim… ediyorum… Adem olmuşluğumun çapında perdenin bir berisinden sizinle dersimi iyi çalışmaya gayret göstermişsem yarın mahşer izdihâmında Rabbimin (c.c) huzurunda en son akçemi size vermek isteyeceğim… Burasından daha ötede konuşmaya şimdilik “ene-l- Hak” çalarım cevap vermiyor! Sanki “dur!” deniyor!

Ey Hûb-i cân âfitâb!

Ey âşıkların hitâbâtı… Hadi çık ortaya. Öğle saati güneşi batar gibi oluyor… Güneş batmadan
ay perdesini sıyırmadan! Türk Hubbu yormadan çık ortaya … Gece kandillerini söndürmeden çık ortaya… Yollar baskına uğramadan… Nasıl çıkarsan çık! Ama çık!

Sıyır o perdeyi ! Devletinde söyleyeceklerim var! Ey vefâ! Anlatacaklarım var! Dert çıldırır! Ezel bildirir! Ebet dirilir! Bu sevdâ Aşkı hissetmişse göklere yükselir! Kim ne der? Bir bilen mi sezilir?!

Hâşâ ve kellâ !

Ey Cân Allah’ım ! Ey Cânımın Cânı ! Ey Kânımın Ekber Ânı ! Ey Zamanımın Ekrem Şâhı ! Sana geldim… Seni isterim…


……………….

……………….


Ey yolcu….

Bana vaktin olmazsa olmasın. Gam yemem! Ancak sana olan şimdiki naktim çok olsun ki öbür âlemde seni borçlarından âzâde etme lutfuna ereyim. Ne dersin? Fâni bir yaratığa vakit sarfetmen seni tahtından eder. Aman tahtına-cânına birşey olmasın. Devletine-şânına hainler sokulmasın. Lâf alıp verenler güpe gündüz iftirâyâ “âmin” demesinler! Yer sarsılır! Gök yarılır!

Lakin … Yer yer iki satırcıkta olsa yaz ki bende burada hitâma ereyim. Hitâba geleyim. kitâbâ heceleyeyim! Bir sen oku bir ben dinleyeyim. Bir sen dinle bir ben okuyayım. Bir sen söyle bir ben özleyeyim. Bir sen özle bir ben gözleyeyim. Sonra hayal edelim. Semânın perdesini sıyırıyormuş gibi yapalım. Bir sen orada görünüyormuş gibi yap… Bir ben oradaymışım gibi olayım… İnan … Haz alacağız… Ancak görünmelerimiz, övünmelerimiz, göğünmelerimiz sadece Rabbimizin (c.c) huzurunda olsun… İşte orada ki yalancı haz bile insanın şahdamarını “Ya Allah! Ya Allah” diye inzilâle getiriyor! Sanki gürlüyor! Sanki görünüyor!

Allah’ı (c.c) duymak isteyen her gönül Allah’ın (c.c) huzurundayken, perdesiz gelmek ister… Eğer hatalarım, günahlarım ve isyanlarım bu kadar olmasaydı Allah’ın (c.c) bu kadar sevilmesi gerektiğini (İnşallah öyle olsun) nereden bilebilecektim ki? Hissedebilecektim ki?

“Gönüller arasında gezinen yolcuların yapmacıklarından olmayayım” dedim. “Samimiyetime, sadakatime, vefâma zarar vermeyeyim” dedim. Ben “Ezel sözüme sadık kalayım”
dedim…

Çırpınmalar bundan mı ola?

Bırak gerisini!

Hudâ bize de Hub ola!

Afyoni
 
Üst