Erdoganin arkasinda duramayanlara .....

Kaptan

Mecra Yazarı
İhvan Üyesi
Katılım
9 Ocak 2012
Mesajlar
14,830
Puanları
113
Erdoganin arkasinda duramayanlara .....

YSK KARARI, CHP SEÇMENİ VE EMPATİ…

Ekrem İmamoğlu’na oy veren CHP seçmeninin duygularını anlıyorum. Hatta iddia edebilirim ki, onları benden daha iyi anlayan biri olamaz. Çünkü onların ilk kez yaşadığı bu duyguyu ben defalarca yaşadım. Oy verdiğim/seçtiğim adayın mazbatasının/seçilme hakkının geri alınmasının ne demek olduğunu, bunun insanı nasıl çaresiz bir hale sürüklediğini benden daha iyi kimse bilemez. Çünkü ben bu duyguyu defalarca yaşadım. İşte bazı örnekler;
.
Yıl 1991, genel seçim var. O zaman seçmen kaydım İstanbul 2. bölgede ve ben oyumu Refah Partisi(RP) listesindeki ilk adaya yani Tayyip Erdoğan’a veriyorum. Ve RP o bölgeden 1 milletvekili çıkarıyor. Yani Erdoğan milletvekili seçiliyor. Mazbatasını alarak Ankara’ya gidiyor. Ama YSK 11 gün sonra mazbatayı Erdoğan'dan alarak –tercih oyları gerekçesi ile- 2. Sıradaki başka bir adaya veriyor. Buruk bir hal…

Yıl 1994, yerel seçimler var. Oyumu hem ilçemde hem büyükşehirde RP’li adaylara veriyorum. Tayyip Erdoğan İBB başkanı seçiliyor. Büyük bir coşku yaşıyoruz. Ama YSK, RP’li adayların kazandığı Fatih, Beykoz ve Yalova seçimlerini iptal ediyor. Coşkumuz kursağımızda kalıyor…

Ama esas darbe daha sonra geliyor. Benim seçtiğim belediye başkanı olan Tayyip Erdoğan, sırf bir şiir okudu diye koltuğundan alınarak hapse atılıyor. Evet, evet, sırf Arif Nihat Asya’nın MEB kitaplarında yer alan bir şirini okudu diye Erdoğan’ı koltuğundan ettiler ve hapse attılar. Görev süresini tamamlayamadığı gibi seçilmesi garanti olan bir seçime giremedi bile. Yetmedi, ‘’senin siyasi hayatın bitti, artık muhtar bile olamazsın’’ dediler. Seçtiğim başkanı alaşağı ettiler, yasakladılar, mahpusa gönderdiler…
 

Kaptan

Mecra Yazarı
İhvan Üyesi
Katılım
9 Ocak 2012
Mesajlar
14,830
Puanları
113
Yıl 1995, genel seçimler. Oyumu RP’ye veriyorum. Ve RP 1. Parti oluyor. Tek başına olmasa bile hükümeti Erbakan hoca kuracak. Yani Erbakan hoca başbakan olacak! Bu, 1970’li yıllardan beri Milli Görüş çizgisinde olan insanların yıllarca beklediği bir andı. Ve o an gelmişti. Sevinç gözyaşları içindeyiz… Ama o da ne? Müesses nizam (temsilcisi Demirel) hükümeti kurma görevini Erbakan’a vermiyor. Bütün kural ve teamülleri yıkarak, hükümet kurma görevini 1. Partinin genel başkanına değil de 2. Partinin başkanına veriyor. Benim seçtiğim başbakan, başbakan olamıyor. Hüsran içindeyiz…

Mesut Yılmaz başbakanlığında ANAYOL hükümeti kuruluyor. Yaklaşık 1 yıl sonra Çiller ile kendi aralarında kavga ettikleri için hükümet yıkılıyor. Bu sefer mecburen görev Erbakan’a veriliyor. Ve nihayet Erbakanın başbakanlığında bir hükümet kuruluyor. Yani Erbakan resmen başbakan… mutluyuz...

Ama o da ne? Erbakan’a (ve dolayısıyla bize) hayatı dar ediyorlar. Asker bir yandan, medya bir yandan, üniversiteler bir yandan üstümüze üstümüze geliyorlar. Erbakan ve onun destekçilerine askeriyede, üniversitelerde, kamu kurumlarında kan kusturuluyor. 28 Şubat darbesi yapılıyor. Seçilmiş başbakan Erbakan’ı alaşağı ediyorlar. Refah Partisini kapatıyorlar. Meclisteki vekillerinin milletvekilliklerini düşürüyor ve çoğunu yasaklı hale getiriyorlar. Yani verdiğimiz oyların hepsi tek kalemde yok sayılıyor… Aylarca, yıllarca midemize kramplar giriyor. Hafakanlar basıyor... Kabüslar görüyoruz...Tam bir çaresizlik hali…
 

Kaptan

Mecra Yazarı
İhvan Üyesi
Katılım
9 Ocak 2012
Mesajlar
14,830
Puanları
113
Yıl 1999, genel seçimler. Oyumu RP’den sonra kurulan Fazilet Partisine veriyorum. Ama yine aynı şeyler oluyor. Seçerek meclise gönderdiğim milletvekilini ‘’dışarı, dışarı’’ naraları ile meclisten dışarı atıyorlar. Hakaretin ardı arkası yok. Üstelik partiyi de kapatıyorlar. Yine seçtiğim milletvekilleri için siyasi yasaklar koyuyorlar. Yani verdiğim oyları yine yok sayıyor, hepsini çöpe atıyor ve üstelik de bize hakaret ediyorlar. Her defasında… Çaresizlik içindeyiz...

Ve yıl 2002, genel seçimler. Bu sefer İstanbul 1. Bölge seçmeniyim. Ve tevafuka bak ki, oy vereceğim partinin liste başı yine Tayyip Erdoğan. Oyumu yine ona vermeye hazırlanıyorum. Bu sefer kesin seçeceğim. Zira partisi zaten favori ve seçilememe şansı yok. Ama seçemiyorum. Hatta oyumu ona veremiyorum bile. Çünkü seçime birkaç hafta kala YSK Erdoğan’ın ismini çiziyor. Yani Erdoğan seçime giremiyor. Partisi %34 ile tek başına iktidar oluyor ama genel başkanı olarak kendisi seçime giremiyor bile… YSK, Türkiye genelinde 1. Olan ve benim de oy vermeye hazırlandığım bir partinin genel başkanını seçime sokmuyor. Yani başbakan olması gereken Erdoğan, milletvekili bile olamıyor…

Ancak aylar sonra -ara seçimle- milletvekili olabiliyor. Onu da milletvekili/başbakan olsun da ekonomik koşullar nedeni ile 1-2 yıl içinde silinsin gitsin, Erdoğan karizması bitsin diye mecburen yapıyorlar (bunu Baykal bizzat itiraf ediyor).
 

Kaptan

Mecra Yazarı
İhvan Üyesi
Katılım
9 Ocak 2012
Mesajlar
14,830
Puanları
113
Ve yıl 2007. Cumhurbaşkanı seçimi var. Meclisteki çoğunluğu nedeniyle doğal olarak Ak Partiden bir isim CB seçilecek. Bu, anasının ak sütü gibi onun hakkı... Ama seçtirmiyorlar. Daha önce Özal 263 vekil oyu, Demirel 244 vekil oyu, Sezer 330 vekil oyu ile Cumhurbaşkanı seçilirken, Ak Parti adayı Gül, aldığı 352 vekil oyuna rağmen CB seçilemiyor. Niye? Çünkü CHP 367 garabeti diye bir şey çıkarıyor ve Anayasa Mahkemesine gidiyor. Anayasa Mahkemesi de ‘’evet, 367 gerekli’’ diyor. Benim seçtiğim milletvekillerinin oylarını yok sayıyor ve Ak Partiye (dolayısıyla bize) Cumhurbaşkanı seçemezsin diyorlar. Yetmiyor, ordu hükümete e-muhtıra veriyor, CB seçmeye teşebbüs etti diye tehdit ediliyor. CHP de bu tehditlerini Cumhuriyet mitingleri ile sokaklara taşıyor. Velhasıl oylarımı(zı) yine gasp ediyorlar.

Bunun üzerine Ak Parti erken seçime gidiyor. Ve %47 ile tekrar iktidar oluyor. Ama o da ne? 14 Mart 2008’de (ki o gün Tıp bayramı idi) kapatma davası açılıyor. Gerekçe ne? Başörtüsünün üniversitelerde serbest olmasını sağlayacak bir kanun çıkarmak! Büyük suç!!!

Ve yıl 2009. 2008’de açılan kapatma davası karara bağlanıyor. Anayasa Mahkemesi, tek başına iktidar olan bir parti için, halkın %47 oyunu alan bir parti için kapatma kararı veriyor. Evet, evet, Anayasa Mahkemesi, bundan 50 yıl önce değil, yalnızca 10 yıl önce, benim de içinde bulunduğum milyonlarca oyu bulunan bir parti için (üstelik de iktidarda iken) kapatılsın diyor. Ama karar 6/5 ile alındığı için (7/4 olmadığı için) Ak Parti –şartlı serbest bırakılan hükümlüler gibi- yakın takibe alınıyor ve yeni bir suç! İşlemediği takdirde kapatma kararı hazine yardımı kesilerek para cezasına çevriliyor. Yani bir bakıma Ak Partinin eli kolu bağlanıyor. Demokrasi adına seçmen için bundan daha büyük bir aşağılama olabilir mi?

İşte böyle…
 

Kaptan

Mecra Yazarı
İhvan Üyesi
Katılım
9 Ocak 2012
Mesajlar
14,830
Puanları
113
Bir seçmen olarak beni aşağılayan (hor gören, yok sayan) daha nice hadiseler hatırlıyorum…

Ama bunlar yeterli olmalı…

Hiçbir seçmenin böyle bir psikolojiye sürüklenmesini istemem. Çünkü insan çok çaresiz hissediyor kendisini. Fakat söylemek istediğim başka bir şey daha var;

1)Geçmişte bize bu hadiseleri yaşatanlar veya bu zulümlere alkış tutanlar veya en azından suskun/dilsiz kalanlar, bakıyorum da bugün demokrasi havarisi kesilmiş durumdalar. Tam bir demokrasi fedaisi gibi ‘’haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır’’ nutukları atıyorlar.

Oysa arşivler ortada, geçmişte kim ne demiş, nasıl davranmış hepsini biliyoruz…

Ve sağlam bir tevbe-i nasuh ihtiyacı içinde olanların sayısının hiç de az olmadığını görüyoruz.
 

Kaptan

Mecra Yazarı
İhvan Üyesi
Katılım
9 Ocak 2012
Mesajlar
14,830
Puanları
113
2)Ayrıca, RP, FP mensupları partileri kapatılıp siyasi olarak yasaklandıkları zaman, usüle uygun bir eleştiri yaptıklarında bile, ‘’hukuka karşı gelmek, TC devletinin kanunlarını tanımamak, anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs etmek vb’’ suçlarla itham edilir ve soluğu DGM’de alırlardı. Uğradıkları hakaret ve medya linçleri de cabası… Bugün ise, bu kararı alan yargıçlar, CHP temsilcileri tarafından resmen ve alenen tehdit ediliyor, ‘’şöyle şöyle bir karar alırsanız Kızılay’da sokağa çıkamazsınız’’ denerek yargıya baskı yapılıyor, İBB adayı ‘’YSK’yı kınıyorum’’ diyor, genel başkanı grup toplantısında bu yargıçların isimlerini ve resimlerini tek tek göstererek ‘’bunlar yargı içindeki çeteler vs’’ diyor… Yani diyorlar da diyorlar...

Ama buna rağmen hiç kimse onlara gıkını bile çıkaramıyor, neden? Bizim bilemediğimiz bir koruma kalkanları mı var? Var galiba...

Merak ediyorum da, çok çok fazlası ile (hem de kesinlikle hukuki dayanaktan yoksun) benzeri kararlara maruz kalan RP-FP temsilcileri böyle sözler söylemiş olsalardı, başlarına neler gelirdi acaba?

3)Ben şahsen oyunu Binali Yıldırım’a veren bir seçmen olarak YSK’nın bu iptal kararından memnun olmadım. Ama hukuki olarak değil, siyasi olarak. Zira ben bu kararın hukuki dayanaktan yoksun olduğunu düşünmüyorum. Hukuki dayanağı var, hem de oldukça sağlam bir hukuki dayanağı var. Ama maalesef algılar gerçeklerin önüne geçmiş durumda. Ve Ak parti bu süreci yönetmekte zorlanacak gibi...

Ama öyle ya da böyle, yeni bir sürece girdik. Bu nedenle oyunu Ekrem İmamoğlu’na veren seçmen kardeşlerime de bir çağrım var;
 

Kaptan

Mecra Yazarı
İhvan Üyesi
Katılım
9 Ocak 2012
Mesajlar
14,830
Puanları
113
Değerli kardeşim;

Ye'se düşmene gerek yok, zira İmamoğlu yasaklı hale gelmiş değil…

Seçime girmesi engellenmiş değil…

Hapse atılmış değil…

Telafisi mümkün olmayan bir sürece sokulmuş değil…

Birkaç hafta sonra tekrar seçime girecek ve oyunu dilersen yine ona vereceksin...

Ama keşke YSK bu seçim sürecini daha iyi yönetse idi de, böyle bir sonucu yaşamasa idiniz, yaşamasaydık. Ama yaşadık.

Umarım, bu vesile ile siz de bizim geçmişte neler yaşadıklarımızı (üstelik de çoğunlukla partinizin bize haksız bir şekilde neler yaşattığını) bir nebze de olsa anlamış ve hissetmiş olursunuz ki, artık bir daha böyle bir süreç yaşamayalım diye hep birlikte çaba sarf edelim ...

Eğer bu böyle olursa, kesinlikle hepimiz için, ülkemiz için çok önemli bir kazanım olur…

Hayırlısı olsun inşallah

NOT: Görebildiğim kadarıyla bazı arkadaşlar yazımı tam okumadan eleştiri yapmışlar. Mealen diyorlar ki, ‘’yani geçmişte onlar adaletsizlik yaptılar, şimdi de biz yapıyoruz, diyorsunuz, öyle mi? Hani kinle değil adaletle muamele edecektik? Nerede kaldı o ilkeler vs’’ Bunlar çok haksızca yapılmış yorumlar;

1)Ben YSK’nın İstanbul kararını tartışılabilir bulmakla birlikte adaletsiz (hukukî dayanaktan yoksun) bulmuyorum, ama listelediğim geçmişteki kararların çoğu adaletsizdi. Bunu bu kararlara imza atanlar bile itiraf ediyorlar. Yani YSK’nın son kararı ile geçmiştekiler asla aynı kefeye konulamaz, en azından benim için bu böyle, bu bir…

2)Ama asıl önemlisi şu; geçmişteki kararların ortaya çıkardığı mağduriyetler telafi edilemeyecek türdendi, hem ilgililer hem bu ülke için, çok büyük zararlar verdi. Son YSK kararı ile ortaya çıkan sonuçta ise telafi edilemeyecek bir durum yok. En azından ilgili aday için. Dolayısıyla bu hadiseler bu açıdan da kıyaslanamaz. Bu iki…

Diyelim ki YSK’nın İstanbul kararı hukuksuzdu, peki burada telafisi mümkün olmayan bir olay mı var? Hayır. Yani İmamoğlu’nun –Erdoğan gibi- seçime girmesi mi engellendi Hayır. Erdoğan gibi siyasi yasaklı mı oldu? Hayır. Erdoğan/Erbakan gibi partisi mi kapatıldı? Hayır. Birkaç hafta sonra yenilecek olan seçime girmesi mi engellendi? Hayır (Ama Erdoğan girememişti) İmamoğlu, Sonuçlar iddia edildiği gibi ise tekrar seçilecek mi? Evet…

Peki, o halde nasıl olur da bunu, Erdoğan ve Erbakan’a yaşatılan mağduriyetlerle aynı kefeye koyarsınız? Böyle bir yaklaşım mı mizana/adalete uygun?

Erdoğan, İBB başkanı iken koltuktan alındı ve hapse atıldı, Sebep? Şiir okudu diye. Peki bugün bu karar için hukuki idi diyebilen tek bir Allah’ın kulu var mı? Yok. Ama sonuç ne oldu? Erdoğan’ın başkanlığı tekrar verilmemek üzere elinden alındı. 1999’da da garanti kazanacağı halde seçime giremedi, yani 2. dönem belediye başkanlığı da elinden alındı, 2002’de ise başbakan olması gerekirken seçime sokulmadı. Tüm bunlar geçici mağduriyetler mi idi yoksa telafisi mümkün olmayan siyasi hadiseler mi?

Yani hem bu kararlar yüzde yüz hukuksuzdu, haksızdı, adaletsizdi, hem de asla telafisi mümkün olmayan mağduriyetler üretmişti. Hem Erdoğan’a hem de ülkeye, hepimize…

Keza Erbakan’a, Refah ve Fazilet Partisine, milletvekillerine ve seçmenlerine yaşatılan mağduriyetler de öyle idi…

O halde YSK’nın son kararını hukuksuz bulsak bile (ki tartışılabilir) bu kararın ortaya çıkardığı sonuç ile nasıl olur da telafisi mümkün olmayan geçmişteki mağduriyetleri aynı kefeye koyabiliriz?

Belediye başkanlığı koltuğunu geri dönüşümsüz olarak almak, siyasi yasaklı hale getirmek, seçime girmesini engellemek, başbakanlığı elinden almak, darbe yapmak, defalarca parti kapatmak ile… %0,16 gibi mini bir oy farkı ve usulsüz işlemler nedeniyle şaibeli hale gelen bir seçimi tekrar ettirerek, –eğer iddia edildiği gibi bir seçmen desteği varsa- belediye başkanlığına 2 ay gecikmeli oturmak, nasıl olur da aynı kefeye konulabilir? El insaf…
Zeki Bayraktar
 
Üst